“SADECE BAKMAK İSTİYORDUM, EFENDİM!” — MİLYONER BAĞIRDI… VE TÜM MAĞAZA SESİZ KALDI

Zamanın Çocuğu
1. Sadece Bakıyordum, Efendim
Lüks bir saat ve mücevher mağazasında, milyonlarca liranın parıldadığı bir sabah… Mağazanın sahibi, kibirli ve sert karakterli milyoner Héctor Montalbán, her zamanki gibi emirler yağdırırken aniden bir sesle irkildi:
“Sadece bakıyordum, efendim.”
Héctor hızla döndü, altın zinciri sallandı. “Ne dedin?” diye bağırdı. Mağazada bir anda sessizlik oldu.
Karşısında, eski ayakkabılar giymiş, zayıf, sade giyimli bir çocuk duruyordu. Adı Álvaro idi, yaklaşık 12 yaşındaydı. Vitrinin önünde, dokunamayacağı ama hayranlıkla baktığı saatleri izliyordu.
“Ben… sadece bakıyordum,” diye tekrarladı Álvaro, nefesi kesik kesikti.
Héctor alaycı bir sesle, “Bakmak mı? Bu dükkândan bir vida alabileceğini mi sanıyorsun?” dedi.
İki kadın arkaya çekildi, bir güvenlik görevlisi öne çıktı. Álvaro kıpırdamadı. En yaşlı çalışan, Doña Rocío, araya girmeye çalıştı:
“Belki çocuk sadece…”
“Yeter!” diye kestirip attı Héctor. “Burası fakirlerin müze gezisi yapacağı bir yer değil.”
Álvaro başını eğdi, “Özür dilerim, hiçbir şeye dokunmadım.”
Bu söz bazılarını etkiledi, ama Héctor’un gururunu daha da kabarttı.
“Evladım, bunun fiyatını biliyor musun?” diyerek vitrindeki pahalı bir saati gösterdi. “Senin ve aileni bir araya getirseniz bile bu kadar para etmezsiniz.”
Álvaro gözlerini kaldırdı, sessiz bir cesaretle:
“Biliyorum, efendim. Ama hırsızlık yapmıyordum. Sadece parlayan şeyleri izlemeyi seviyorum.”
Mağazadakiler fısıldaştı, “Yazık, hiç bir şey yapmıyor.”
Héctor ise daha da sinirlendi, “Güvenlik! Atın bunu dışarı!”
Álvaro geri çekildi, “Lütfen, bir şey yapmadım.”
O anda cebinden bir kağıt düştü. Hemen aldı, sanki bir hazineyi koruyormuş gibi.
Héctor, “Bu ne? Çalacaklar listen mi?”
Álvaro kağıdı göğsüne bastı, “Dersim efendim, bir çizim.”
Héctor, “Göster!” diye emir verdi.
Álvaro tereddütle kağıdı açtı. Bir okul kalemiyle yapılmış, mağazanın detaylı bir çizimi. Vitrindeki ışıklar, parıltılar… Ama gerçek mağazadan daha güzeldi, sanki çocuk başka bir dünyayı görüyordu.
Bir müşteri, “Çocuk iyi çiziyor,” dedi. Bir diğeri, “Bu hırsızın değil, hayal kuranın çizimi,” dedi.
Héctor, “Bunun ne faydası var? Bir çizim seni bir yere götürmez!”
Álvaro derin bir nefes aldı, “Gördüğüm güzel şeyleri hatırlamama yardım ediyor, yanımda hiçbir şey götüremesem bile.”
Héctor bir an göğsünde bir sıkışma hissetti ama hemen savuşturdu.
“Gerçek dünya fakirin hayallerini umursamaz,” dedi.
Álvaro gözyaşlarını tutmak için yere bakıyordu. Rocío tekrar araya girmek istedi, ama o anda Álvaro tekrar çizimine baktı ve vitrindeki pahalı saate dönüp içtenlikle konuştu:
“Sadece böyle bir şeyi yakından görmenin nasıl bir his olduğunu merak ediyordum. Babam bir gün en güzel saati yapacağımı söylerdi. Hastalandı, ona hiçbir şey gösteremedim.”
Mağazada nefesler tutuldu. Héctor soğuk bir yanıt vermek üzereydi ki, vitrindeki saat bir anda parladı.
Rocío, “Bu daha önce hiç olmadı,” dedi.
Héctor, “Bozuk olmalı, aydınlatma sistemine servet harcadım,” diye homurdandı.
Álvaro, “Bu bir bozukluk değil. Işık doğru noktaya geldiğinde bu model böyle olur,” diye fısıldadı.
Héctor şaşkınlıkla, “Bunu nereden biliyorsun?”
Álvaro, “Satılan saatleri uzaktan inceliyorum. Videolar izliyorum. Parçalara bakıyorum, öğrenmeye çalışıyorum.”
Mağazada bir sessizlik oldu. Artık kimse Héctor’dan korkmuyordu, merak vardı.
2. Zamanın Sesi
Héctor alaycı bir şekilde, “Saatlerden anladığını mı sanıyorsun?” dedi.
Álvaro, “Babam derdi ki bir şeyi gerçekten seviyorsan, kimse inanmasa bile öğrenmelisin.”
Héctor, “Güvenlik, çıkarın şunu!” diye tekrar emir verdi, ama Rocío önüne geçti.
“Bir çocuk sadece bakıyor diye atmak mağazaya yakışmaz,” dedi.
Héctor, “Çekil Rocío, bana çalışıyorsun!”
“Onurla çalışıyorum, efendim. O farklı.”
Mağazadakiler mırıldandı. Héctor, “Gidebilir miyim efendim? Sorun çıkarmak istemiyorum,” dedi Álvaro.
Tam çıkacakken vitrindeki saat tekrar parladı, bu kez daha yoğun. Işığın yansıması çizimin üzerindeki mekanizmayı ortaya çıkardı.
Bir müşteri, “Bakın, çocuk iç mekanizmayı da çizmiş!” dedi.
Rocío, “Kim öğretti sana bunu?”
Álvaro, “Babam. O saatçiydi. Hastalandı, işini kaybetti, sonra öldü.”
Mağazada ağır bir sessizlik oldu. Héctor ne diyeceğini bilemedi.
“Sen de saatçi mi olmak istiyorsun?”
“İstiyorum efendim. Babamın hayalini tamamlamak istiyorum.”
Rocío gülümsedi, “İstek, ustayı harekete geçirir.”
Héctor, “Bu bir şeyi değiştirmez. Gitmesi gerek!” dedi.
Álvaro başını eğdi, tam kapıya yönelirken bir an durdu.
“Efendim, vitrindeki mavi saat bozuk,” dedi.
Héctor, “Bu model ithal, kusursuz.”
Álvaro, “Işık sadece balans ve kaçış çarkı hizalı değilken böyle yanar. Satarsanız şikayet gelir.”
Rocío şaşkın, “Bunu nereden biliyorsun?”
“Sesini duydum. Ritmi hızlı, bozuk.”
Bir yaşlı adam, Esteban, “Ben emekli saat ustasıyım, kontrol edeyim,” dedi. Dinledi, baktı, “Çocuk haklı. Mekanizma bozuk.”
Mağazada hayranlık ve şaşkınlık vardı. Héctor’un otoritesi yıkılıyordu.
3. Kırık Saatler, Kırık Kalpler
Héctor, “Bu bir şey kanıtlamaz!” dedi. Esteban, “Ses yalan söylemez. Bu çocuk sorunu saniyeler içinde buldu.”
Álvaro, “Babam derdi ki saat sadece makine değil, bir ritimdir. Kalp gibi. Yanlış atarsa, bir sorun vardır.”
Mağazada yeni bir sessizlik oldu. Héctor, “Bir tane daha bakmak ister misin?” dedi.
Álvaro, “Evet, efendim.”
Beş saat dizildi. Birinde dün fark edilen bir sorun vardı.
“Düzgün bulursan, burada kalabilirsin. Yanılırsan, bir daha gelme,” dedi Héctor.
Álvaro derin bir nefes aldı, gözlerini kapadı. Birinci saati dinledi, sorun yok. İkinciyi dinledi, sorun yok. Üçüncüye geçti, yine sorun yok. Dördüncüye geldiğinde yüzü değişti.
“Bu saat yavaşlayacak, dakikaları kaybedecek,” dedi. Esteban kontrol etti, yine haklıydı.
Mağazada alkış ve hayranlık vardı. Álvaro, “Artık gidebilir miyim, efendim?” dedi.
4. Zamanın Bağladığı Eller
O anda mağazanın en saygın müşterisi, sanat galerisi sahibi María Valdés öne çıktı.
“Çocuğun çizimini görebilir miyim?”
Álvaro verdi, María hayranlıkla baktı. “Bu bir mekanizma tasarımı. Bir çocuk için olağanüstü.”
Héctor, “Ne öneriyorsunuz, onu işe almak mı?”
María, “Gözünü aç, en büyük yetenek bazen terlik ve boş ceple gelir.”
Mağaza bambaşka bir yere dönüşmüştü. Herkes Álvaro’nun hikayesinin bir parçası olmuştu.
María, “Saatçilik okumayı düşündün mü?”
Álvaro, “Okula bile gidemiyorum ki…”
Héctor, “Yeter! Burası terapi odası değil.”
María, “Bazen hayat bize daha büyük bir şey gösterir, sadece kabul etmek gerekir.”
Álvaro’nun bileğinde eski bir bileklik vardı. Esteban, “O nedir?”
“Babamın saatiydi, hastalanınca kırıldı. Sadece bunu sakladım.”
Rocío, “Hiç tamir edemedin mi?”
“Bir parça eksikti, paramız yoktu.”
María bilekliği inceledi. Üzerinde eski bir “M” harfi vardı, Mateo Montalbán’ın imzası. Héctor’un babası.
Héctor şok oldu. “Babamın yaptığı bir model bu!”
Álvaro, “Babam eski bir pazardan bulmuştu. Ona özel olduğunu söylemişti.”
Héctor, “Babanın adı neydi?”
“Domingo Ribas.”
Héctor, “Babamın çırağıydı. Bir gün aralarında bir tartışma oldu, Domingo bir daha dönmedi.”
Álvaro, “Babam hiç anlatmadı.”
Esteban, “Hayat bazen yarım kalan şeyleri geri getirir.”
Álvaro cebinden bir parça çıkardı, babasının son çalışması. Héctor hemen tanıdı; babasının yıllar önce tamamlayamadığı bir mekanizma.
5. Zamanı Tamamlamak
Héctor, “Babam bu projeyi tamamlayamadı. Sadece gerçek bir saatçi bitirebilir,” dedi.
Álvaro, “Babamın hayalini tamamlamak istiyorum. Ama bir parça eksik.”
Mağazada herkes sessizce izledi. Héctor, “Neden bu hayale tutunuyorsun?”
“Çünkü babamın son isteğiydi. Zaman kimse için durmaz, ama kalan saatlerle ilgilenebiliriz,” dedi Álvaro.
Héctor’un gözleri doldu. Babasının sözlerini hatırladı.
“Devam etmek ister misin?”
“Evet, efendim. Çok isterim.”
“Başarabileceğine inanıyor musun?”
“Bilmiyorum ama deneyeceğim. Hızlı öğrenirim.”
María, “Hayat bazen ikinci fırsatı verir.”
Héctor, “Babam başka çırak almadı. Ama senin kulağın özel.”
Álvaro, “Sadece pratik, efendim.”
Héctor, “Hayır, bu yetenek.”
Héctor, “Korkuyorum, belki mahvederim.”
Álvaro, “Babam derdi ki, korkuyorsan, iş önemlidir.”
6. Zamanın Buluşması
O anda kapıdan yaşlı bir adam girdi; Ramiro, Álvaro’nun üvey babası.
“Álvaro burada mı?”
“Baba!”
Sarılıp ağladılar. Ramiro, “Oğlum parlak şeyleri hep izlerdi. Sadece bakmakla yetinir. Ama bu bir yetenekmiş.”
María, “Oğlunuzda olağanüstü bir yetenek var.”
Héctor, “Oğlunuz hataları buldu, hem de benim göremediklerimi.”
Ramiro, “Ona sadece sevgimi verebildim.”
Héctor, Álvaro’ya yaklaştı. “Seninle çalışmak istiyorum. Çırak olmanı istiyorum. Babalarımızın projesini tamamlayalım.”
Mağazada alkışlar yükseldi. Álvaro gözleri yaşlı, gülümseyerek, “Gerçekten yapabilir miyim?”
“Yapmalısın. Çünkü bunu sen başarabilirsin.”
7. Zamanın Kalbi
Rocío, “Burada sana bir köşe hazırlayacağım. Defter, kalem, sütlü kahve…”
Esteban, “Eski tekniklerimi öğretmek isterim.”
María, “Malzemelerini ben alacağım. İlk saatin galerimde sergilenecek.”
Ramiro, “Bunu ödeyemem…”
“Gerek yok, oğlunuzun hediyesi her şeyin karşılığı.”
Héctor, “Bugün erken kapatıyoruz. Bir şey söylemek istiyorum. Sert davrandım, seni yargıladım. Yeteneğini neredeyse kaçırıyordum. Bu hayatımın en büyük hatası olurdu.”
Álvaro, “Sadece bakıyordum, efendim.”
“İyi ki bakıyordun.”
8. Zamanın Yeniden Doğuşu
Ramiro, “Eve gidelim oğlum, yarın başlıyorsun.”
Héctor elini uzattı. Álvaro, yaşadığı her şeyi hatırlayarak, elini sımsıkı sıktı.
Mağazada herkes, yıllardır yanlış zamanı gösteren saatlerin sonunda doğruya döndüğünü hissetti. İki farklı dünyanın dişlileri nihayet buluşmuştu.
Bazen hayat, bize yolda unuttuğumuz cesareti, alçakgönüllülüğü ve gizli yetenekleri hatırlatan insanları getirir. Geçmişle gelecek buluştuğunda, zamanın kalbi yeniden atar.
SON