Sivil Kadın – Polis Tokatladı – Kimliğini Açıkladığında Karakol Buz Kesti
.
.
“Bir Tokatla Biten Sessizlik”
Başkomiser Aslı Yılmaz’ın Hikayesi
Tekirdağ sabahına ilerleyen bir İstanbul sabahında, yorgun ama heyecanlı bir kadın yolda ilerliyordu. Beyaz tişörtü ve sade bir kot pantolonu vardı üzerinde. Ne makam aracı ne de koruma… Aslı Yılmaz için o gün yalnızca bir görev yoktu. En yakın arkadaşının düğününe yetişecekti. Onca suç dosyası, gizli operasyon, gece nöbetinden sonra bu defa elinde çiçek değil ama gülümseme vardı.
Ama ne o, ne de yolda onunla selamlaşacak insanlar, birkaç saat içinde yaşanacak utanç verici olayların farkında değildi.
Silivri çıkışında yol kontrolü yapan polis ekiplerinin olduğu noktada Aslı frene bastı. Genç bir komiser yardımcısı – Kenan Sönmez – fenerle işaret ederek aracı kenara çekmesini istedi. Aslı sinyal verip yavaşça durdu. Ne olursa olsun kurallara saygılıydı. Yıllardır terör operasyonlarında bile kendini kaybetmemişti; bir yol kontrolünde mi sabırsızlanacaktı?

Kenan yaklaşırken gözleri Aslı’yı baştan aşağı süzüyor, alaycı bir ifadeyle konuşuyordu:
“Nereye hanımefendi? Ehliyetini bakkaldan mı aldın sen?”
Aslı, saygılı bir tonla cevapladı: “Biraz geç kaldım memur bey, arkadaşımın düğününe yetişmeye çalışıyorum.”
Ama Kenan durmadı.
“Emniyet kemerin nerede? Radara da girmişsin. Hazırla bakalım ehliyeti ruhsatı, bir de güzel bir ceza makbuzu çıkaralım sana!”
Kendi hazırladığı koçandan sahte bir makbuz çıkardı. Durum barizdi. Bu adamın niyeti sadece görevini yapmak değildi. Gücünü göstermek istiyordu. Karşısındaki kadının sessiz kalmasını, korkmasını bekliyordu.
Aslı itiraz etmeden konuştu:
“Memur bey, hız sınırını geçmedim. Kemerim de takılıydı.”
İşte o an…
Tokat.
Açık camdan uzanıp yüzüne okkalı bir tokat attı Kenan.
“Polise karşı mı geliyorsun sen?”
Aslı’nın başı yana düştü. Ama toparlanması saniyeler aldı. Gözlerinde artık korku değil, sükûnetle yoğrulmuş bir öfke vardı.
Ama kimse onun gerçek kimliğini henüz bilmiyordu.
“Alın bu kadını karakola,” dedi Kenan.
Aslı hiçbir şey demedi. Onu yakapaça karakol aracına bindirdiler. Orada da şiddet, aşağılama, hakaret devam etti. Genç bir polis copuyla aracının kaputuna vurdu.
Karakolda ise işler daha da karanlıktı. Kenan, yüksek sesle emirler veriyordu:
“Uydurun bir suç, yazın şantaj, mukavemet, ne varsa… Delil mi? Burada delil yaratılır.”
Aslı yine sustu. Ne direniyor ne de teslim oluyordu. Yalnızca gözlemliyordu. Her detay, her davranış… Bu sistemin ne kadar çürümüş olduğunu iliklerine kadar hissediyordu.
Kendisi bir başkomiserdi. Daire başkanlığında sayısız dosya çözmüş, mafya liderlerini çökertmişti. Ama burada, bir karakolun içinde tokatlanıyor, hakarete uğruyordu. Ve düşündü:
“Ben böyle muamele görüyorum, ya sıradan bir kadın, bir vatandaş ne yapar?”
Sonunda kimliğini açıklama vakti geldi.
Başkomiser Murat karakola geldiğinde, odadaki sessizliğin ortasında Aslı konuştu:
“Ben, Başkomiser Aslı Yılmaz. Emniyet Genel Müdürlüğü, Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı.”
Karakol buz kesti.
Kenan’ın suratı bembeyaz oldu. Diğer memurlar birbirlerine baktılar.
Ama Kenan hâlâ direniyordu. Alayla konuştu:
“Zekiymişsin, demek böyle yalan söylüyorsun…”
İl emniyet müdürü geldiğinde artık saklayacak bir şey kalmamıştı. Aslı’nın kimliği onaylandı. Hazırlanan sahte dosyalar ortaya çıkarıldı. Delil olmadığı, suçu uydurdukları ortadaydı.
Aslı o an yalnızca kendisi için değil, sistemde yıllardır ezilen herkes adına konuştu:
“Bu adam sadece beni değil, nice masumu böyle karalamış olabilir. Bu karakolun baştan sona temizlenmesi gerekiyor.”
Kenan son kozunu oynadı:
“Elimde tayin kağıdı var. Zaten üç gün önce tayinim çıktı.”
Başkomiser Murat gülümsedi:
“Ama zimmet devri yapılmamış. Hâlâ bu karakoldan sorumlusun. Tüm bu suçlar, senin görev süren içinde işlendi.”
Kenan sustu. Sessizlik her şeyi anlattı.
Ama bu hikâye sadece bir adamın düşüşü değildi.
Kenan son bir çırpınışla bağırdı:
“Ben tek değilim! Bu sistem çürük! Herkes biliyordu, herkes susuyordu!”
İşte o an yüzlerce kirli sayfa açıldı. Aslı ve Murat, il emniyet müdürüyle birlikte harekete geçti. İki gün içinde kırktan fazla memur görevden alındı, ondan fazla yönetici hakkında soruşturma başlatıldı.
Basın haberi duyduğunda manşet attı:
“Bir Kadın, Bir Tokat, Bir Devrim.”
Aslı için bu hikâye kişisel bir mesele değildi. Bu bir sınavdı. Sistemi düzeltmek isteyen herkesin geçmesi gereken bir sınav.
Adaleti sağlamak için bazen susmak, bazen gözlemlemek, ama en sonunda konuşmak gerekiyordu.
Ve o konuştu.
Adaleti sadece kağıt üzerinde değil, sokakta da savundu.
Bugün hâlâ onun adı, birçok karakolun duvarında fısıltıyla söylenir:
“Aslı Yılmaz geliyor…”
Ve o geldiğinde, kimse başını öne eğmemek için doğruyu yapmayı tercih eder.
SON