1979’da fırtınalı gecede SON GÖREVİNE çıktı – 44 yıl sonra dağda bulunan kask gerçeği açığa çıkardı.

1979’da fırtınalı gecede SON GÖREVİNE çıktı – 44 yıl sonra dağda bulunan kask gerçeği açığa çıkardı.

.
.

KARADENİZ’İN SIRRI: MAVİ IŞIĞIN GÖLGESİNDE BİR KAHRAMAN

Bölüm 1: Fırtınanın Doğuşu

1948 yılının serin bir bahar sabahında, Trabzon’un Maçka ilçesinde sisli dağların eteğinde bir bebek dünyaya gözlerini açtı. Hasan ve Emine çifti, üçüncü oğullarına “Kemal” adını verdiklerinde, onun adının bir gün Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında yankılanacağını, bir ulusun kalbinde hem bir sızı hem de bir onur nişanı olarak kalacağını bilemezlerdi.

Hasan Balıkçı, hayatını denize adamış bir adamdı. Elleri ağ çekmekten nasır tutmuş, yüzü tuzlu rüzgârla harmanlanmıştı. Küçük Kemal, babasının dizinin dibinde oturur, denizin sadece balık değil, aynı zamanda sırlar ve hikayeler barındırdığını dinleyerek büyürdü. Ancak Kemal’in gözü daha yükseklerdeydi. O, sadece denizde olmak değil, denizin üzerindeki sonsuz mavilikte süzülmek istiyordu. Arkadaşı Mehmet Yılmaz’ın yıllar sonra anlatacağı gibi: “Kemal, gökyüzüne bakarken sanki orada bir yerlerde bir görevi olduğunu biliyordu.”

Lise yıllarında fizik kitaplarını ve havacılık dergilerini adeta yutuyordu. Geceleri gaz lambasının titrek ışığında pilotların kahramanlık hikayelerini okurken, kendi kaderini de ilmik ilmik örüyordu. Onun için uçmak bir kaçış değil, bir kurtarış biçimiydi. “Baba,” derdi Hasan’a, “Ben denizde çaresiz kalanların kanadı olacağım.”

YouTube

Bölüm 2: Gökyüzüne Atılan İlk Adım

1970 yılında Deniz Harp Okulu’nun kapısından içeri girdiğinde, Kemal Arslan artık bir çocuk değil, idealleri olan bir subay adayıydı. Havacılık bölümündeki üstün başarısı, hocalarının gözünden kaçmamıştı. Özellikle helikopter pilotajı eğitimlerinde, simülatörlerin bile veremediği bir soğukkanlılığa sahipti. Eğitmen Binbaşı Recep Özkan, onun için “Doğuştan kurtarma pilotu” lakabını takmıştı. Kemal, en karmaşık arızalarda bile motorun sesini dinleyerek sorunu anlar, adeta makineyle bütünleşirdi.

1975 yılında mezuniyet kılıcını kuşandığında, omzundaki teğmen rütbesi kadar ağır bir sorumluluğu da yüklenmişti. Tayini Karadeniz’in kalbine, Sinop Sahil Güvenlik Komutanlığı’na çıktı. Sinop, denizciler için bir okul, pilotlar içinse bir sınavdı. Karadeniz burada en hırçın yüzünü gösterir, ani fırtınalarıyla dev gemileri birer oyuncak gibi sarsardı.

Kemal’in hayatındaki tek güzel şey sadece gökyüzü değildi. Samsun’da tanıştığı tıp fakültesi öğrencisi Ayşe, onun limanı olmuştu. Ayşe’nin şifacı elleriyle Kemal’in kurtarıcı kanatları, 1980 baharında birleşecekti. Ancak kaderin 1979 Kasım’ı için çok farklı planları vardı.

Bölüm 3: 15 Kasım 1979 – Son Görev

Kasım ayı Karadeniz’de her zaman sert geçerdi ancak 1979’un kışı bir başkaydı. Hava durumu tahminleri bile şaşkındı; sıcak hava dalgaları aniden yerini dondurucu poyrazlara bırakıyordu. 15 Kasım akşamı, Kemal ve ekibi rutin bir nöbet için hazır bekliyordu. Saat 22:30 sularında telsiz odasında yankılanan cızırtılı bir ses, tüm birliğin damarlarındaki kanı dondurdu.

“Mayday! Mayday! Bengazi Star… Sinop açıkları… Batıyoruz!”

Libya bayraklı bir kargo gemisi olan Bengazi Star, 50 mil açıkta dev dalgalarla boğuşuyordu. Rüzgar hızı saatte 80 kilometreyi aşmıştı. Üstelik gemi hızla sancağa yatıyordu. Kemal, SA320 Super Frelon helikopterinin kokpitine geçtiğinde yanında Astsubay Mehmet Kaya ve Hemşire Fatma Arslan vardı. Hiçbiri, o gece yaşayacaklarının fizik kurallarıyla açıklanamayacağını bilmiyordu.

Bölüm 4: Mavi Işığın Gizemi

Helikopter karanlık gökyüzünde bir ateşböceği gibi ilerlerken, deniz aşağıda devasa bir canavar gibi ağzını açmış bekliyordu. Kemal, usta manevralarla geminin üzerine ulaştığında manzara korkunçtu. Gemi mürettebatı panik içinde güverteye fırlamıştı.

Kurtarma operasyonu başladı. Birer birer insanlar helikoptere çekiliyordu. Ancak dördüncü kişi helikoptere alındığında, Kemal’in gözleri geminin ambarına takıldı. Normalde karanlık olması gereken o boşluktan, daha önce hiç görmediği kadar parlak, elektrik mavisi bir ışık sızıyordu. Bu ışık, helikopterin kokpitindeki göstergelerin titremesine neden oluyordu.

“Sinop Merkez, burada garip bir şey var,” dedi Kemal telsize. Sesi her zamanki soğukkanlılığını kaybetmişti. “Gemiden mavi bir ışık yayılıyor. Elektronik sistemlerim etkileniyor. Radar ekranı karınca duasına döndü.”

Merkezden gelen cevap katıydı: “Kurtarma bir, göreve odaklan. Işıklar kargo aydınlatması olabilir. Mürettebatı al ve dön!”

Fakat durum göründüğü gibi değildi. Son olarak helikoptere alınan gemi kaptanı, Kemal’in kulağına eğilerek o tarihi gerçeği haykırdı: “Radyoaktif! Libya hükümeti bize yalan söyledi! Aşağıda cehennem var, uzaklaşın buradan!”

Bölüm 5: Patlama ve Radyo Sessizliği

Kaptanın sözleri bitmeden, denizin derinliklerinden gelen bir gök gürültüsü tüm bölgeyi sarstı. Bengazi Star’ın ambarında devasa bir patlama meydana geldi. Ancak bu normal bir patlama değildi; ateş ve duman yerine, gökyüzünü yırtan bir mavi plazma dalgası yükseldi. Gece bir anlığına öğle sıcağı kadar aydınlık oldu.

Kemal’in son telsiz mesajı tarihe bir not olarak düştü: “Libya gemisinde radyoaktif maddeler var! Çok tehlikeli! Helikopter kontrolünü kaybediyorum… Allah’ım, yardım et!”

Ve sonra… Sessizlik.

Ertesi gün yapılan aramalarda ne gemi, ne mürettebat ne de Kemal’den bir iz bulunabildi. Sadece su üzerinde yüzen birkaç helikopter parçası… Resmi kayıtlar “Kötü hava şartları nedeniyle şehit” dedi ve dosya 44 yıl boyunca devletin en gizli arşivlerine kaldırıldı.

Bölüm 6: 44 Yıl Sonra Gelen Kanıt

Yıl 2024. Rize’nin Kaçkar Dağları’nda, zirve tırmanışı yapan bir dağcı grubu, 2800 metre yükseklikteki bir kaya kovuğunda parlayan metalik bir nesne fark etti. Bu, zamanın yıpratamadığı bir pilot kaskıydı. Kaskın içindeki su geçirmez poşete sarılmış el yazısı not, Türkiye’nin tarihini yeniden yazacak nitelikteydi.

“Eğer bunu okuyorsanız bilin ki Libya gemisi normal kargo gemisi değildi… Ben ve mürettebat helikopterle kaçtık ama kask burada kaldı. Kemal Arslan. 16 Kasım 1979.”

Not, Kemal’in o gece ölmediğini, radyoaktif bir felaketin ortasından sağ çıktığını ancak gördüğü sır o kadar büyüktü ki, hem kendini hem de sevdiklerini korumak için yıllarca bir gölge gibi yaşadığını kanıtlıyordu. DNA testleri kaskın ona ait olduğunu doğruladı. O gece Karadeniz’in dibine gömülen sadece bir gemi değil, küresel bir nükleer skandaldı.

Sonuç: Bir Kahramanın Sessiz Mirası

Üsteymen Kemal Arslan, sadece bir pilot değildi; o, imkansız bir gecede binlerce insanın hayatını tehdit edebilecek bir nükleer sızıntının gerçeğini sırtında taşıyan gizli bir kahramandı. Bugün Sinop ve Trabzon sahillerinde rüzgâr estiğinde, balıkçılar hala o mavi ışığı ve halkını korumak için kendi hayatından vazgeçen pilotu anlatırlar.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News