Eski Asker – Kızı “Hurda” Diye Aşağıladı – Sonunda Diz Çöküp Yalvardı!

Eski Asker – Kızı “Hurda” Diye Aşağıladı – Sonunda Diz Çöküp Yalvardı!

.
.

Demir Baba ve Geceyi Delen Yolculuk

Soğuk bir rüzgarın, Kaçkar Dağları’nın zirvesindeki Kurt Boğazı geçidinde kayalıkları yalayarak çıkardığı ses, sanki dağların hırlayan bir kurdun iniltisine benziyordu. Gece derinleştikçe, karanlık daha da yoğunlaşıyor, her şey zifiri bir boşluğa dönüşüyordu. Yağmurun sesi, bir anda fırtınaya dönüştü, teneke çatılara tıklayan damlalar bir anda şiddetini artırdı ve Karadeniz’in doğusundaki dağların öfkesi, bir sel gibi toprağa boşalmaya başladı.

Fırtınanın kalbinde, dağların karanlığında bir tamirci dükkanı vardı. Burada, Demir Baba, yaşlı ama bir o kadar da kararlı bir adam, tek başına gecenin sessizliğine karşı mücadele ediyordu. Yaşlandığını ve geçmişin yükünü taşıdığını biliyordu ama bu, onun ruhunu asla kırmamıştı. Çünkü Demir Baba, sadece bir tamirci değildi. O, bir askerdi; yıllarca bu topraklar için savaşmış, birçok canı kurtarmış, bir çok kez ölümle burun buruna gelmişti.

O gece, bir zamanlar saygı ve korku ile anılan, şimdiyse yaşlanmış ama hala dimdik duran Demir Baba, karşısına çıkan düşmanları alt etmek için sadece yılların tecrübesini ve sağlam karakterini kullanacaktı. Ama, bu gece, her şey farklı olacaktı. Gerçekten de, Demir Baba, son bir defa ruhunu ateşe atmaya karar vermişti.

Fırtınanın ortasında, kaçakçılık baronu olan Korsu, altındaki son model arabasıyla Demir Baba’nın tamirhanesine doğru geliyordu. Ne kadar cesur olursa olsun, o, paranın ve teknolojinin gücüne dayanan bir adamdı. Aracından inip Demir Baba’ya doğru ilerlerken, eski tamircinin yerinde bir güven buluyordu ama alaycı bir şekilde. “Sefil, yaşlı adam! Bu dağda ne işin var?” dedi gülerek. “Sana yardım edebilirim, ama önce biraz yerinden çekil.”

Demir Baba sessizdi. Sadece bir adım geri attı ve elindeki İngiliz anahtarını yere fırlattı. Gözleri keskin, bakışları ise ölüme meydan okuyan bir askerin duruşundaydı. Sadece birkaç saniye sonra, Korsu’nun küçümseyen tavırları yerini şaşkın bir korkuya bırakacaktı.

“Yol vermemi mi istiyorsun, ihtiyar?” diye bağırdı Korsu, ama Demir Baba, elini cebine atarak bir paket tütün çıkardı ve sakin bir şekilde sigarasını yaktı.

Yağmurun şiddetle yağıyor oluşu, gecenin kasveti ve zor şartlar arasında, Demir Baba’yı hiçbir şey korkutamazdı. O, geçmişte beş parmak dağlarında yaşadığı zorlukları hatırlayarak, ellerindeki kalın tütün paketini sigarasına doğru yerleştirdi. Sadece birkaç adım attı ve Land Rover’ın direksiyonuna geçip, sessizce beklemeye başladı.

Ancak, Korsu ve adamları bu geceyi unutamayacaklardı. Çünkü Demir Baba, yıllarca kayalıklara, siperlere, dağlara gizlenmiş bir askeri şofördü. Ve bu gece, her şeyin kontrolünü ele alacaktı.

Savaş alanı olan o dağ yolunda, ne kadar son model araçları olursa olsun, sadece Demir Baba’nın tecrübesi, akıl ve cesareti onları yenebilirdi. Araba, bir canavara dönüşerek hızla yola çıktı. Modern teknolojiler, kocaman farları ve turbo motorları demir ve çelikle kuşatılmış bu eski tamircinin yıkılmaz kararlılığına karşı hiçbir şeydi.

Yağmur, bir yandan hızla fırlayan Land Rover’ın üzerinde gürleyerek yağarken, peşinde üç tane güçlü pikap vardı. Bu araçlar, çelik tamponları ve üstün teknolojileriyle donanmışlardı ama Demir Baba’nın eski arabası, her virajda, her kayalı patikada bir ölüm tuzağına dönüşüyordu.

Demir Baba, direksiyona sıkıca tutunmuştu. Gözleri keskin bir şekilde yolun sonundaki patikayı işaret etti. Her an, her saniye, bir ölümle burun buruna geliyordu ama arkasındaki düşmanlar da farkına varıyordu: bu yolculukta, hayatta kalan sadece cesaret ve deneyimle elde edilen tecrübeyle belirlenebilirdi.

Korsu ve adamları son model araçlarında hızla yaklaşırken, Demir Baba o eski tüfeğini, bir zamanlar savaşa hazırlanan, hayatını bu topraklar için veren bir askerin güvenliğini taşıyan bir silah gibi aldı. Hedefi tam karşısındaki yamaçtı.

O an geldiğinde, Demir Baba’nın yıllarca edindiği hayatta kalma içgüdüsü ve askeri şoförlük becerileri devreye girdi. Araba, o en tecrübeli hareketle, devrilmeden, patikalarda zıp zıp sıçrayarak ilerliyordu. Ve sonunda, Korsu ve adamları, korku içinde peşlerinden çekişen alevli ışıkları bir kez daha kaybetmişti.

Fırtına dinmişti ve sessizlik bir an için hakimdi. Ama Demir Baba’nın gözlerinde o keskin parıltı hala vardı. Geceyi delip geçmiş, tekrar hayata tutunmuştu. Ve Elif, korkularından, endişelerinden sıyrılmış, yaşadığı bu büyük maceranın sonunda, bir hayat kurtulmuş, bir kahramanlık yaşanmıştı.

Demir Baba’nın Land Rover’ı, yavaşça gidecek yere park ettiğinde, Elif’in yüzü, ona minnetle bakıyordu. “Teşekkür ederim” dedi.

Demir Baba, gülerek başını salladı. “Unutma,” dedi. “Bir Türk askeri kimseyi terk etmez.”

Ve o gece, hayatlarının en zorlu yolculuğunun sonunda, herkes nehrin kenarında bir an için durup, nefes alabilirdi.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News