TÜM İZİNLER İPTAL! HERKES HASTANEYE! İnanılmaz Hikaye!
.
.
Sessiz Kahramanlar: Ameliyathanedeki Mücadele
2023 yılının Eylül ayı, Ankara’nın kalabalık bir pazar sabahı. Güneş parlıyor, insanlar alışveriş yapıyor, çocuklar parkta oynuyordu. Ancak bu huzurlu atmosfer, birkaç dakika içinde yerini korkunç bir kaosa bırakacaktı. Bir minibüs, kalabalık bir durağın önünde durdu. İçindeki terörist düğmeye basınca, dev bir patlama meydana geldi. Cam kırıkları her yere saçıldı, binalar sarsıldı, insanlar yere yığıldı. Çığlıklar ve panik, tüm şehri sardı.
Patlamanın ardından, hastaneler yaralılarla dolmaya başladı. Ambulanslar peş peşe hastaneye ulaşırken, acil servis anında kabusa dönüştü. Sediyeler doldu, koridorlar kan izleriyle kaplandı. Hemşireler koşuyor, doktorlar bağırıyordu. Herkesin gözünde korku vardı. Acil servis başhekimi, tüm cerrahlara acil çağrı yaptı. Tüm izinler iptal edildi; herkes hastaneye gelmeliydi.
O sabah, Doktor Ayşe evindeydi. 40 yaşında, 15 yıllık tecrübeli bir genel cerrah olan Ayşe, kahvaltısını yapıyordu. Telefonu çaldığında fincanı elinden düşürdü. Mesajı okudu: “Terör saldırısı acil. Tüm cerrahlar hastaneye.” İçinde bir şey burkuldu. Yine mi? Ne zaman bitecekti bu terör? Ama sorular için zaman yoktu. Ceketini kaptı ve kapıdan fırladı. Arabaya binerken, “Bugün kaç can kurtarabileceğim?” diye düşündü.
20 dakika sonra hastaneye vardığında, gördüğü manzara onu şok etti. Her yer yaralıydı. Bazıları ayaktaydı ama kan kaybediyordu, bazıları sedyede hareketsiz yatıyordu. Bir anne, kucağında yaralı çocuğuyla bağırıyordu: “Doktor, lütfen oğlumu kurtarın.” Ayşe’nin gözleri doldu ama ağlamaya vakti yoktu. Hemen beyaz önlüğünü giydi ve acil servise koştu.

Başhekim, “Ayşe, ameliyathane 3’e git. Ağır vakalar geliyor,” dedi. Ayşe, ameliyathaneye koşarken, başka bir doktorla çarpıştı. Doktor Zeynep, 37 yaşında, 12 yıllık ortopedi uzmanıydı. İkisi de birbirini tanıyordu. Yıllardır aynı hastanede çalışıyorlardı. Zeynep’in gözlerinde aynı kararlılığı gördü Ayşe. İki kadın, hiç konuşmadan birbirlerini anladılar. Bugün ölüme karşı savaşacaklardı.
“Sen de mi 3 numaraya gidiyorsun?” diye sordu Zeynep. “Evet, sen de,” dedi Ayşe. “Hadi koşalım.” İki doktor, ameliyathaneye vardıklarında hemşireler hazırlık yapıyordu. Başhemşire Filiz, 48 yaşında, 25 yıllık tecrübeli bir hemşireydi. Yüzlerce ameliyat görmüştü ama gözlerindeki endişeyi Ayşe fark etti. “Ne kadar yaralı var?” diye sordu Ayşe. “150’yi geçti ve hepsi ağır,” dedi Filiz. Ayşe’nin kalbi sıkıştı. Kaç tanesi kurtarılabilirdi? Kaç tanesi kaybedilecekti?
“Elimizden geleni yapacağız,” dedi Ayşe. Filiz başını salladı. “Hazır olun. İlk hasta geliyor.” Ayşe ve Zeynep sterilizasyon odasına koştular. Ellerini yıkarken Ayşe aynada kendi yüzüne baktı. Yorgun gözler ama kararlı bir ifade. “Bugün kimseyi kaybetmeyeceğim,” diye içinden geçirdi. Mavi bonelerini, maskelerini taktılar. Mavi önlüklerini giydiler. Ameliyathaneye girdiklerinde ilk hasta sedyede bekliyordu. 25 yaşında bir genç, göğsünde şarapnel parçaları, akciğeri delinmişti. Kan kaybı çok fazlaydı, nabzı zayıflıyordu. Monitördeki kalp atış sesi düzensizdi.
Ayşe genç adamın yüzüne baktı. Çok gençti, belki bir üniversite öğrencisi. Belki yeni mezun olmuştu. Belki sevgilisi vardı. Ailesinin tek oğluydu belki. “Seni kurtaracağım evlat,” diye içinden geçirdi. “Hemen başlayalım. Zamanımız yok,” dedi Ayşe. İlk ameliyat başladı. Ayşe’nin elleri cerrahi bıçağı tutarken hiç titremiyordu. 15 yıllık tecrübe parmaklarına sinmişti. Göğüs kafesini açtı. Akciğerdeki deliği gördü. Kan akciğeri dolduruyordu. “Aspiratör,” dedi. Filiz hemen uzattı. Kan temizlendi. Şarapnel parçası görüldü. “Forceps,” dedi Ayşe. Parça çıkarıldı. Şimdi sıra deliği kapatmaya gelmişti. Zeynep karşı taraftan yardım ediyordu. Nabız düşüyor dedi. Ayşe, “Biliyorum ama yapabiliriz,” dedi. Elleri hızlı hareket ediyordu. Dikiş 1, 2, 3, 4. Her dikiş bir umuttu. Her dikiş, hayata tutunan bir ip.
3 saat sonra genç adamın kalp atışları normale döndü. Akciğer onarılmıştı. Şarapnel parçaları çıkarılmıştı. Ayşe derin bir nefes aldı. “Kurtardık,” dedi. Filiz gülümsedi. “Tebrikler doktor.” Ama nefes almaya bile vakit yoktu. İkinci hasta geliyordu. Bu sefer 52 yaşında bir kadın. Başörtülü bir anne. Karın bölgesinde ağır yaralanma, iç kanama vardı. Karaciğer parçalanmıştı. Sedyeyi getiren görevli, “Acele edin doktorlar. Bu kadının kızı dışarıda bekliyor,” dedi. Ayşe’nin yüreği sıkıştı. Bir anne, bir kızın annesi. Kaybedilirse o kız öksüz kalacaktı. Hayır dedi Ayşe içinden. Bu anneyi kurtaracağım. İkinci ameliyat daha zor geçti. Karaciğer ciddi hasar görmüştü. Parçalanmış olan kısmı almak gerekiyordu. Ayşe, “Karaciğer rezeksiyonu yapacağız,” dedi. Zeynep, “Çok riskli,” dedi. Ayşe, “Ama yapmazsak kaybederiz,” dedi. 4 saat süren bir ameliyat, Ayşe’nin elleri yorulmaya başladı. Bilekleri ağrıyordu ama durmadı. Zeynep, “Ben devam edeyim,” dedi. Ayşe, “Hayır, ben bitireceğim,” dedi. Karaciğerin hasarlı kısmı alındı. İç kanama durduruldu. Kadın yoğun bakıma alındı. Ayşe ameliyat masasına yaslandı. İlk kez yorgunluk hissediyordu. “Filiz, doktor, biraz su için,” dedi. Ayşe bir yudum su içti ama oturmadı. Sonraki hasta var mı diye sordu. Filiz üzgün bir ifadeyle başını salladı. “Var. Çok var.” Ayşe Zeynep’e baktı. İkisi de yorgundu ama ikisi de biliyordu. Durmaları mümkün değildi. “O zaman devam,” dedi Ayşe.
-
hasta geldi. 16 yaşında bir lise öğrencisi. Kız bacağı kopma noktasındaydı. Kemikler paramparçaydı. Zeynep, “Ben alıyorum,” dedi. Ortopedi onun uzmanlık alanıydı. Ayşe, “Ben yardım ederim,” dedi. 5 saat süren en riskli ameliyat. Ayşe’nin tüm tıp bilgisini, tüm tecrübesini kullandı. Kafatası açıldı, kanama durduruldu. Çatlak tespit edildi, basınç azaltıldı. Adam hayatta kaldı. Ameliyat bittiğinde Zeynep’in gözleri doldu. “Bu kız tekrar yürüyebilecek,” dedi. Ayşe omzuna dokundu. “Çok iyi iş çıkardın.” Ama nefes almaya bile vakit yoktu. Dördüncü hasta 40 yaşında bir adam. İki çocuğu vardı. Karısı dışarıda ağlıyordu. “Eşim ölmesin doktor. Çocuklarımız babasız kalmasın,” diye yalvarıyordu. Ayşe o ananın sesini ameliyathane kapısından duydu ve içinde bir şey kırıldı. Ama ağlamadı. Sadece ameliyata odaklandı.
hasta 30 yaşında bir baba. 2 çocuğu vardı. Karısı dışarıda ağlıyordu. “Eşim ölmesin doktor. Çocuklarımız babasız kalmasın,” diye yalvarıyordu. Ayşe o ananın sesini ameliyathane kapısından duydu ve içinde bir şey kırıldı. Ama ağlamadı. Sadece ameliyata odaklandı. 6. ameliyat 22 yaşında bir üniversite öğrencisi kızdı. Kız karın bölgesinde ağır yaralanma. Böbrek hasar görmüştü. Kızın babası koridorda yerlere kapanmış ağlıyordu. “O benim biricik kızım, tek çocuğum. Onu kaybedersem ben de ölürüm,” diyordu. Ayşe o babanın sesini duydu ve içinde son bir güç buldu. “Bu kızı kurtaracağım,” dedi. Son ameliyat başladı. Ayşe’nin elleri titriyordu ama bıçağı bırakmıyordu. Gözleri kapanıyordu ama odaklanıyordu. “Zeynep, ben devam edeceğim,” dedi. Ama Ayşe, “Hayır, ben bitireceğim,” dedi.
İki saat süren ameliyat, Ayşe’nin tüm bilgisini, tüm gücünü kullandı ve böbreği kurtardı. Kız yaşayacaktı. Ayşe son dikişi attı. “Tamam,” dedi ve o anda bacakları çözüldü. Dünya etrafında dönmeye başladı. Zeynep, “Ayşe, artık dur yeter,” dedi. Ayşe başını salladı. “Kaç tane daha var, Filiz?” “4.” “O zaman devam.” 34. saatte 11. ameliyat bitti. Ayşe ameliyat masasına yaslandı. Gözleri kapanıyordu. “Zeynep, iyi mi?” diye sordu. “İyi. Sadece dinleniyor.” İki saat sonra Ayşe uyandı. Gözlerini açtığında tavana baktı. “Neredeyim? Ameliyathane mi?” “Hayır. Dinlenme odasındaydın.” İlk sorusu şu oldu: “Hastalar nasıl?” Zeynep yanında oturuyordu. Gülümsedi. “Hepsi yaşıyor. 12 kişi. Hepsi yaşıyor.” Ayşe rahatladı. “İyi,” dedi ve tekrar uyudu.
Koridorda kurtarılan hastaların aileleri bekliyordu. Ayşe ve Zeynep’in kim olduğunu öğrendiklerinde doktorları görmek istediler. Bir anne ağlayarak Zeynep’in elini tuttu. “Siz benim oğlumu kurtardınız. 25 yaşında. Tek oğlum. Allah sizden razı olsun. Siz benim için canınızı ortaya koydunuz.” Bir baba dizlerinin üzerine çöktü. “Kızım, üniversite 1. sınıfta, hayatı önündeydi. Doktorlarım, siz onu bize geri verdiniz.” Zeynep, “Biz sadece görevimizi yaptık. Para istemiyoruz ama en büyük teşekkür onların iyileşmesi olacak. Sağlıklı yaşasınlar, hayallerini gerçekleştirsinler.” Ayşe, iyileştiğinde hastaneden çıkmadan önce tüm hastaları ziyaret etti. 12 hasta, 12 aile, 12 teşekkür.
20 yaşındaki üniversite öğrencisi kız, Ayşe’yi görünce ağlamaya başladı. “Siz benim hayatımı kurtardınız doktor. Babam bana anlattı. Siz 36 saat uyumadan benim için ameliyat yaptınız. Son ameliyatta bayıldınız. Eğer siz olmasaydınız, ben bugün kızımı kaybedecektim.” Ayşe elini tuttu, gözleri doldu. “Sen yaşamaya devam et kızım. Üniversiteni bitir. Hayallerini gerçekleştir. Evlen, çocukların olsun. Mutlu ol. En güzel teşekkürün bu olacak. Ben senin mutluluğunu görmek istiyorum.”
Bu hikaye sadece iki kadın doktorun hikayesi değildir. Bu, Türkiye’deki binlerce sağlık çalışanının hikayesidir. Terör saldırısı olduğunda, deprem olduğunda, salgın olduğunda onlar hep oradaydı. Beyaz önlükleriyle, fedakarlıklarıyla, insanlıklarıyla. Kimisi doktor, kimisi hemşire, kimisi sağlık görevlisi. Ama hepsi canlarını ortaya koyuyorlardı. Doktor Ayşe ve Doktor Zeynep o günden sonra hiç röportaj vermediler. Madalya istemediler. Sadece işlerine devam ettiler. Çünkü onlar için en büyük ödül, hastalarının iyileşmesiydi.
Başhemşire Filiz ve genç hemşire Seda, o gün yaşananları asla unutmadılar. İşte gerçek kahramanlar böyle olur, dediler. Sevgili izleyicilerimiz, bu tür fedakarlık hikayelerinin duyulması, sağlık çalışanlarımıza olan saygımızın artması için lütfen bu videoyu beğenin, paylaşın ve yorumlarınızla düşüncelerinizi bizimle paylaşın. Kanalımıza abone olarak bu tür hikayelerin duyulmasına destek olun. Bir sonraki videoda yeni bir kahramanlık hikayesi ile karşınızda olacağız. Sağlık çalışanlarımıza sonsuz saygılarımızla.