Türk İstihbaratı Mossad’ın İstanbul Şebekesini Sahte Emlakçı Operasyonuyla Nasıl Deşifre Etti

Türk İstihbaratı Mossad’ın İstanbul Şebekesini Sahte Emlakçı Operasyonuyla Nasıl Deşifre Etti

Gölge Fırtınası: Kadıköy İstasyonu ve Mossad Operasyonu

Giriş: Sıradanlığın Arkasındaki Karanlık

İstanbul, Kadıköy, Ağustos 2019. Nemli bir yaz sıcağı, semtin dar sokaklarında yürüyen insanların üzerine çökmüş durumdaydı. Bahariye Caddesi’nin kalabalığından biraz uzaklaşınca, Moda’ya giden ara sokaklardan birinde, üzerinde “Karadağ Emlak” yazan küçük, mütevazı bir ofis bulunuyordu. Vitrininde sararmış kağıtlara el yazısıyla yazılmış “Satılık Boğaz Manzaralı Daire” veya “Kiralık Eşyalı Stüdyo” ilanları asılıydı. Kapısı gıcırdayarak açılan, içeride ise tozlu dosyaların ve eski bir bilgisayarın bulunduğu bu mekan, dışarıdan bakıldığında Kadıköy’deki binlerce emlakçıdan farksızdı.

Ancak bu ofisin sahibi, emlak işiyle hayatı boyunca hiç ilgilenmemişti. Masasının başında oturan, elinde bir bardak sert kahveyle haritaları inceleyen orta yaşlı adamın adı kayıtlarda Mehmet Karadağ olarak geçse de, gerçek kimliği tamamen farklı bir coğrafyaya ve amaca hizmet ediyordu. Telefonda konuştuğu dil, kapı kapalıyken İbraniceydi ve masasındaki haritalar İstanbul’un sokaklarını değil, Ankara’nın en korunaklı devlet binalarının iç şemalarını gösteriyordu.

Milli İstihbarat Teşkilatı (Teşkilat), bu ofisi tam 14 aydır santim santim izliyordu. Ofisin tam karşısındaki binada, perde arkasına yerleştirilmiş yüksek çözünürlüklü kameralar ve lazer dinleme cihazları, bu “emlakçının” her nefes alışını kaydediyordu. O gece, 23 Ağustos’ta, beklenen emir nihayet Ankara’daki merkezden geldi. Kod adı: Gölge Fırtınası.

I. Bölüm: Sinyaller ve İlk Şüpheler

Operasyonun kökeni, aslında 2018 yılının dondurucu bir Ocak gecesine dayanıyordu. Ankara’daki Teşkilat kampüsünde, Sinyal İstihbaratı (SIGINT) birimi rutin taramalar sırasında olağan dışı bir iletişim trafiği tespit etti. İstanbul’un Kadıköy ilçesindeki bir noktadan kalkan şifreli mesajlar, doğrudan Tel Aviv’deki bir sunucuya gidiyordu. Bu mesajlar belirli bir frekansta, askeri düzeyde şifreleme algoritmaları kullanılarak ve her gün tam 03:00’te tekrarlanıyordu.

Birim Başkanı Albay Kenan Türker, 32 yıllık meslek hayatında bu tür düzenli iletişimlerin ne anlama geldiğini çok iyi bilirdi. Türker, Soğuk Savaş yıllarında Berlin’de, 90’lı yıllarda ise Güneydoğu ve Avrupa’da en zorlu operasyonları yönetmiş, emekliliğine günler kalmış ama keskinliğini hiç kaybetmemiş bir kurttu. Dosyayı önüne aldığında, “Bu amatör bir hücre değil,” dedi ekibine. “Profesyonel bir istasyon kurmuşlar. Ya bir güvenli ev ya da doğrudan bir operasyon merkezi.”

Yapılan teknik incelemeler, sinyalin kaynağını Kadıköy’deki o küçük binaya kadar daralttı. Teşkilat, fiziksel bir müdahaleden önce “arka plan araştırması” (Background Check) safhasına geçti. Ofisin sahibi Mehmet Karadağ üzerine yapılan araştırma, hikayenin ilk kırılma noktasını oluşturdu. Mehmet Karadağ isminde bir Türk vatandaşı gerçekten vardı; 1968 Trabzon doğumluydu. Ancak parmak izi kayıtları ve nüfus verileri bir çelişkiyi ortaya koydu: Gerçek Mehmet Karadağ, 1997 yılında Erzurum’da bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

İstihbarat dünyasının en eski ve en etkili tekniklerinden biri uygulanmıştı: “Ölü Bir Adamın Kimliğini Çalmak.” Bir Mossad operatörü, Türkiye’ye sızmış, yıllar önce ölmüş bir vatandaşın kimliğiyle kendine yepyeni bir “efsane” (legend) inşa etmişti.

II. Bölüm: Gözetim ve Haritalama

Mart 2018’de Teşkilat, ofisin karşısındaki daireyi gizlice kiraladı. İçeriye yerleştirilen dört kişilik uzman ekip, 24 saat kesintisiz gözleme başladı. Ekibin başında genç ama yetenekli bir saha ajanı olan Murat vardı. Murat ve ekibi, Mehmet Karadağ kılığındaki operatörün günlük rutinini, sigara içme saatlerini, ofise gelen müşterileri ve özellikle de “müşteri olmayan” ziyaretçileri titizlikle not etti.

İlk iki ay can sıkıcı derecede normal geçti. Mehmet, her sabah 09:00’da ofisi açıyor, akşam 18:00’de kapatıyordu. Arada sırada gerçekten emlak sormaya gelen mahalle sakinleriyle çay içiyor, onlara mahalle kültürü üzerine hikayeler anlatıyordu. Mahalleli onu “kendi halinde, biraz içine kapanık ama nazik bir esnaf” olarak tanıyordu. Ancak Albay Kenan Türker’in tek bir kuralı vardı: “Sabır. Profesyoneller hata yapmak için beklerler, biz ise o hatayı yakalamak için.”

Beklenen hata veya gelişme Mayıs ayında yaşandı. Bir Perşembe akşamı, ofis kapandıktan iki saat sonra Mehmet ofise geri döndü. Yanında biri kadın, biri erkek iki yabancı vardı. Teşkilat’ın termal kameraları, içeride ışıkların hiç açılmadığını ama üç kişinin hararetli bir şekilde masanın başında toplandığını gösterdi. Toplantı tam üç saat sürdü. Çıkışta gözetim ekibi takibe başladı.

Kadın ziyaretçi Beyoğlu’nda lüks bir butik otele girdi; erkek ise doğrudan Atatürk Havalimanı’na yöneldi. Pasaport kontrolünde kullanılan Alman ve Avusturya pasaportlarının aslında “klonlanmış” olduğu, gerçek sahiplerinin o sırada Avrupa’dan hiç çıkmadığı anlaşıldı. Bu, Mossad’ın dünyaca ünlü Dubai operasyonunda kullandığı imza yöntemdi. Artık düşmanın kim olduğu kesinleşmişti.

III. Bölüm: Ağın Genişlemesi ve Yerli İşbirlikçiler

Mossad istasyonunu bulmak büyük bir başarıydı ama Albay Türker daha fazlasını istiyordu. “Bir kolu keserseniz vücut yaşamaya devam eder,” diyordu. “Biz bütün ağın haritasını çıkaracağız.” Gözetim derinleştikçe, ofis sahibi David Mizrahi (Mehmet Karadağ’ın gerçek adı) ile temas kuran yerli işbirlikçiler de deşifre olmaya başladı.

Bu isimlerden en kritik olanı, 38 yaşındaki tercüman Elif Yılmaz’dı. Elif, İbranice dahil altı dil biliyor ve serbest zamanlı olarak savunma sanayii odaklı şirketlere çeviri yapıyordu. Teşkilat, Elif’in hesaplarındaki ani ve açıklanamayan artışları tespit etti. Elif, farkında olmadan ya da bilinçli olarak stratejik bilgileri Mizrahi’ye aktarıyordu.

Diğer bir isim ise Pendik’te bir lojistik deposu olan Serkan Demirtaş’tı. Serkan’ın şirketi, İsrail ve Türkiye arasında kargo taşımacılığı yapıyordu. Ancak bazı sevkiyatların içeriği gümrük beyannameleriyle uyuşmuyordu. Teşkilat’ın siber birimi, Mizrahi’nin internet trafiğinde bir isim üzerine yoğunlaştığını fark etti: Kemal Bircan. Kemal Bircan, Savunma Sanayii Başkanlığı’nda yerli İHA (İnsansız Hava Aracı) projelerinde görev yapan üst düzey bir mühendisti. Mossad’ın asıl hedefi netleşmişti: Türk savunma sanayiinin kalbine sızmak, projeleri sabote etmek veya kritik mühendisleri devşirmek.

IV. Bölüm: Karşı Hamle ve Manipülasyon

Teşkilat, Mossad’ın hedefini anlayınca savunma yerine “aktif yanıltma” stratejisine geçti. Elif Yılmaz’ın çalıştığı bazı şirketlere, Teşkilat tarafından özenle hazırlanmış “sahte ama inandırıcı” belgeler sızdırıldı. Bu belgeler, İHA’ların menzil kapasiteleri ve elektronik harp savunmaları hakkında yanlış bilgiler içeriyordu. Elif bu belgeleri çevirip Mizrahi’ye teslim ettiğinde, Mossad’ın Tel Aviv’deki merkezi aslında Türk istihbaratının hazırladığı dezenformasyonu gerçek sanarak analiz etmeye başladı.

Bu, bir nevi “bilgi zehirlenmesiydi.” Düşmanı yanlış bilgiyle besleyerek onları gereksiz ve yanlış operasyonel kararlar almaya zorlamak hedefleniyordu. Temmuz 2019’da Mizrahi’nin mesaj trafiğindeki panik ve yoğunluk artışı, planın işlediğini kanıtlıyordu. Mossad, ele geçirdiği bilgilerin “kritik” olduğunu düşünerek İstanbul’a daha üst düzey bir denetçi gönderme kararı aldı.

Ağustos ayının başında, Mossad’ın Avrupa Operasyonlar Şefi Yuav Gelleri, sahte bir kimlikle İstanbul’a geldi. Gelleri’nin gelişi, Teşkilat için operasyonu sonlandırma vaktinin geldiğinin işaretiydi. Artık “büyük balık” ağın içindeydi.

V. Bölüm: Gölge Fırtınası Operasyonu

23 Ağustos 2019 gecesi, saat tam 03:00. Kadıköy sokakları her zamankinden sessizdi. Teşkilat’ın operasyonel birimi (Özel Faaliyetler), altı farklı noktada aynı anda harekete geçti. Albay Kenan Türker, operasyon merkezinden telsizle komutu verdi: “Başla!”

Mizrahi’nin dairesinin kapısı, koçbaşı kullanılmadan, maymuncuk uzmanları tarafından saniyeler içinde açıldı. Mizrahi yatağında uykuluyken, ağzına dayanan susturuculu bir silah ve yüzüne tutulan fenerle uyandı. Hiçbir direniş gösteremedi. Odasında yapılan aramada, yatağın altına gizlenmiş bir bölmede üç farklı pasaport, 50 bin dolar nakit ve şifreli bir uydu telefonu bulundu.

Eş zamanlı olarak Elif Yılmaz evinde, Serkan Demirtaş ise Pendik’teki deposunda gözaltına alındı. Operasyon o kadar hızlı ve sessiz gerçekleşmişti ki, komşular bile sabah polisin olay yeri inceleme şeritlerini görene kadar bir şey fark etmediler.

VI. Bölüm: Sorgu ve İtiraflar

Gözaltına alınanlar, Teşkilat’ın İstanbul’daki gizli sorgu merkezine götürüldü. David Mizrahi, ilk 48 saat boyunca tam bir profesyonel gibi davrandı. Hiçbir soruya yanıt vermedi, sadece “avukatımı istiyorum” dedi. Ancak Albay Türker odaya girip masanın üzerine 14 aylık takip raporlarını, ses kayıtlarını ve Mizrahi’nin Tel Aviv’e gönderdiği şifreli mesajların çözülmüş hallerini koyunca, Mizrahi’nin yüzündeki o maske düştü.

Mizrahi, sınırlı bir işbirliği karşılığında bazı itiraflarda bulundu. Mossad’ın sadece bilgi toplamadığını, aynı zamanda kritik savunma projelerinde çalışan mühendislere yönelik “bal tuzağı” (honey trap) ve şantaj operasyonları planladığını anlattı. Kemal Bircan’ı hedef almalarının sebebi, mühendisin bir ailevi zayıf noktasını keşfetmiş olmalarıydı.

Tercüman Elif Yılmaz ise sorgusunda gözyaşlarına boğuldu. Başlangıçta gerçekten sadece çeviri yaptığını sandığını, ancak paranın miktarı arttıkça durumun garipliğini anladığını ama korktuğu için geri çekilemediğini iddia etti. Serkan Demirtaş ise Mizrahi’nin aksine, ideolojik bir motivasyonla çalıştığını, Türkiye’nin bölgesel politikasından rahatsız olduğu için bu yolu seçtiğini soğukkanlılıkla anlattı.

Sonuç: Bitmeyen Savaş

Operasyonun ardından, Türk-İsrail ilişkilerinde diplomatik kriz patlak verdi. Ancak bu kriz, halka yansıyan kısmından çok daha derin ve karanlıktı. İstihbarat dünyasında Mossad’ın bu kadar büyük bir istasyonunun çökertilmesi, Tel Aviv için ağır bir prestij kaybıydı.

Albay Kenan Türker, operasyondan altı ay sonra onuruyla emekli oldu. Vedasında genç ajanlara dönüp şöyle dedi: “Bu şehir, binlerce yıldır casusların oyun alanı. Biz bugün bir deliği kapattık ama yarın bir başkası açılacak. Sizin göreviniz her zaman uyanık kalmak.”

Bugün Kadıköy’deki o küçük dükkan hala orada duruyor. Artık adı Karadağ Emlak değil. Yeni bir sahibi var, vitrininde gerçekten satılık ev ilanları asılı. Sokaktan geçen binlerce insan, o dört duvar arasında Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren ne büyük bir savaşın verildiğini asla bilmeyecek. İstanbul, sırlarını saklamaya devam ediyor. Gölgelerdeki savaş ise asla bitmiyor; sadece isimler ve mekanlar değişiyor.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News