“Bacaklarımın Arasında Olanlara Hazır Değilsin!” — Apaçi Kadının Kovboya Meydan Okuyan Sözü
1. Bölüm: Dağların Sessizliğinde Karşılaşma
Arizona çölünün kayalık zirvelerinde güneş henüz doğuyordu. Dağların arasından ince bir ışık süzülürken Jacob, metalik bir klik sesiyle uyandı.
Gözlerini açtığında, karşısında bir kadın duruyordu. Rüzgar, onun gece kadar siyah saçlarını savuruyordu. Elinde bir Winchester tüfeği vardı; namlusu Jacob’ın göğsüne doğrultulmuştu.
Kadının gözleri, acı ve öfke dolu bir parıltıyla Jacob’a bakıyordu.
Sol omzunda derin bir yara, kanla sızıyordu. Ama duruşu, savaşmaya hazır bir savaşçı gibiydi.
.
.
.

Jacob, Avrupa’daki savaşlardan kaçıp Arizona’nın unutulmuş vadilerine sığınmış, uzun boylu ve sert bakışlı bir adamdı.
Almanya’da evini, karısını ve huzurunu kaybetmiş; çamur ve kan dolu siperlerin anılarından kaçmak için, eski Apaçi topraklarında derme çatma bir kulübe inşa etmişti.
“Ben düşmanın değilim,” dedi Jacob, kırık ama yumuşak bir İngilizceyle.
Kadın—Nalna—silahı indirmedi.
Bu topraklarda her beyaz adam şüpheliydi.
Burası, Chirikahua Apaçilerinin vatanıydı. Kolonistler ve askerler, ateş ve yalanlarla bu vadiyi onlardan almıştı.
Nalna’nın gözleri Jacob’ı tartıyordu.
Yarasının acısı onu sallandırıyordu; Jacob bunu fark etti.
“Kanıyorsun,” dedi Jacob, ellerini dikkatlice aşağı indirerek.
“Yardım etmeme izin ver,” diye ısrar etti.
Nalna bir an duraksadı. Gözlerinde, geçmişin korkunç anıları canlanıyordu:
Küçük kız kardeşi, bir beyaz çiftçi tarafından vahşice öldürülmüş, saçları trofe olarak koparılmıştı.
Nalna, bu adamı kendi evinde kalbine bıçak saplayarak intikamını almıştı.
Şimdi ise, başına 500 dolarlık ödül konmuş, ödül avcıları peşindeydi.
Bir inleme ile tüfeğin namlusunu indirdi ama silahı bırakmadı.
Jacob, vahşi bir hayvana yaklaşır gibi yavaşça ona yaklaştı.
Kadının yürüyebilmesi için destek oldu, onu kendi kulübesine götürdü.
İçeride, Nalna’yı eski bir sandalyeye oturttu.
Jacob, cephelerdeki hemşire teyzelerinden kalan ilkyardım çantasını çıkardı.
Yarayı alkolle temizledi; Nalna acıdan tısladı. Sonra, iplik ve iğneyle, savaşta edindiği maharetle dikti.
“Savaşta daha kötüsünü gördüm,” dedi Jacob, onu yatıştırmaya çalışarak.
2. Bölüm: İntikam ve Güven
Jacob yarayı diktiği sırada, Nalna ilk kez konuştu.
Sesi kısık, Apaçi aksanıyla doluydu ama İngilizcesi akıcıydı; misyonerlerden ve tüccarlardan öğrenmişti.
“İntikam için geldim,” dedi. “Ailemi mahveden beyaz adamı öldürdüm. Şimdi köpek gibi avlanıyorum.”
Jacob sessizce dinledi; Nalna’nın sözlerinde kendi şeytanlarını buldu.
O da Berlin’deki bir bombardımanda karısını kaybetmiş, onu kurtaramamanın suçluluğuyla okyanusu aşmıştı.
“Her beyaz canavar değil,” dedi Jacob. “Bazıları sadece unutmak istiyor.”
O gece, Nalna kulübede yorgunluktan uyuyakaldı.
Jacob ise dışarıda, belinde Colt tabancasıyla nöbet tuttu.
Ertesi sabah, Nalna daha güçlü ama hâlâ temkinli uyandı.
Gitmek istedi, ama Jacob onu durdurdu:
“Şimdi gidersen seni yakalarlar. İyileşene kadar kal.”
Nalna şüpheyle baktı ama kabul etti.
Günler, gergin bir beraberlikle geçti.
Jacob ona tepelerde tavşan avlamayı gösterdi, Nalna ise çölde iz sürmeyi öğretti.
Yavaş yavaş, aralarındaki duvarlar eridi.
Bir akşam, Nalna Jacob’ın kolundaki yarayı tedavi ederken geçmişini anlattı:
“Kabilem savaşlarda katledildi. Jeronimo, benim uzak akrabamdı. Hayatta kaldım çünkü ava çıkmıştım. Kız kardeşim… şanslı değildi.”
Nalna’nın gözlerinden yaşlar süzüldü, ama hışımla sildi.
Jacob da hikayesini paylaştı:
“Büyük savaşta savaştım. Arkadaşlarım çamurda öldü. Karım, bir obüsle öldü. Buraya, her şeyden uzak, yeniden başlamak için geldim.”
O anda, Nalna Jacob’ta bir işgalci değil, kendi gibi yaralı bir ruh gördü.
Jacob, ona gerçekten yardım etmeye karar verdi.
3. Bölüm: Sadakat ve Savaş
Nalna’nın kaçarken kaybettiği savaş atı Takoda, vadinin yakınlarında özgürce otluyordu.
Jacob, kendi atına binip bütün gün Takoda’yı aradı.
Gün batımında, siyah-beyaz benekli, güçlü Mustang’i bulup geri getirdi.
Nalna, Takoda’yı kucakladı, gözlerinde minnet parladı.
“Bunu yapacak kadar aptalsın,” dedi ama gülümsemesi içtendi.
Barış uzun sürmedi.
Dört gün sonra, gece bastığında dört gölge kulübeye yaklaştı.
Ödül avcılarıydı; başlarında yüzü yaralı, eski bir konfederasyon askeri olan Zick Harland vardı.
Nalna’nın izini kasabadan sürmüşlerdi.
“Çık dışarı, Kızılderili! Kafanda 500 dolar var!” diye bağırdı Zick, havaya ateş ederek.
Jacob ve Nalna hazırlanmıştı.
Jacob tüfeğini, Nalna Winchester’ını doldurdu.
Saldırganlar kulübeyi sardı, pencerelerden ateş açtılar.
Bir kurşun Jacob’ın kolunu sıyırdı, ama o kapıdaki adamı vurdu.
Nalna, devrilmiş masanın arkasında saklanıp, pencereden girmeye çalışan birini öldürdü.
“Beni koru!” diye bağırdı Jacob’a.
Jacob, ateş ederek dikkat dağıttı; Nalna arka kapıdan çıkıp kalanları arkadan kuşattı.
Bir kargaşada Nalna bacağından vuruldu, ama karşısındakiyle yüzleşti.
“Kız kardeşim için!” diye fısıldadı ve göğsüne ateş etti.
Son ödül avcısı korkuyla kaçtı.
Kulübe duman ve kanla doluydu, ama hayatta kalmışlardı.
Jacob, Nalna’nın yeni yarasını sardı; ilk kez birbirlerine sarıldılar.
“Savaşçı gibi savaştın,” dedi Nalna, acı içinde gülerek.
“Sen de bir iblis gibi,” diye karşılık verdi Jacob.
4. Bölüm: Yeniden Doğuş
O savaştan sonra bağları güçlendi.
Kulübeyi temizlediler, ölüleri çöle gömdüler, çakalların işi bitirmesine izin verdiler.
Yaralı çatıyı Jacob tamir etti; Nalna, kabilesinden getirdiği mısır ve fasulye tohumlarıyla küçük bir bahçe kurdu.
Geceleri, ateş başında hikayeler paylaştılar.
Nalna, dağlardaki ruhlardan, ay ışığında danslardan bahsetti.
Jacob, Avrupa şehirlerinden, eski kalelerden ve salonlarda çalan müziklerden söz etti.
“Sen yalnız bir kurt gibisin,” dedi Nalna bir gece.
“Ya sen? Özgür bir kartal mı?” diye sordu Jacob.
Günler haftalara dönüştü.
Nalna, Jacob’a Takoda ile bir savaşçı gibi binmeyi öğretti.
Jacob ona harita okumayı ve teleskopla ufku gözetlemeyi gösterdi.
Aralarındaki çekim, bakışlarda, tesadüfi dokunuşlarda büyüdü.
Bir fırtına gecesi, gök gürültüsü top gibi patlarken ilk kez öpüştüler.
“Bunu hak ediyor muyum bilmiyorum,” diye mırıldandı Jacob.
“Kimse hak etmez, sadece sahip olur,” dedi Nalna.

Ama geçmiş onları rahat bırakmadı.
5. Bölüm: Özgürlüğün Fiyatı
Bir ay sonra, yalnız bir binici geldi.
Yakındaki kasabanın şerifi Tom Rally, göğsünde gümüş bir yıldızla kapıda belirdi.
Jacob tüfeğiyle karşıladı, ama şerif ellerini havaya kaldırdı.
“Barış için geldim. Kızılderili üzerindeki ödül kaldırıldı.”
Nalna’nın öldürdüğü adam, Teksas’ta aranan bir suçluydu; bir yargıç bunu onaylamıştı.
“Artık özgürsünüz.”
Nalna, kulübeden temkinle çıktı.
“Gerçek mi?” diye sordu.
Şerif başını salladı:
“Evet hanımefendi, huzur içinde yaşayabilirsiniz.”
Şerif ayrıldı; omuzlarından bir yük kalktı.
O gece, geyik güveci ve Jacob’ın sakladığı şarapla kutlama yaptılar.
“Artık özgürüz,” dedi Jacob, kadeh kaldırarak.
“Özgürce seçim yapıyoruz,” diye düzeltti Nalna.
6. Bölüm: Birlikte Hayata Tutunmak
Aylar, sakin bir nehir gibi aktı.
Yaz, sonbahara döndü; dağlardaki az sayıda ağaçtan altın yapraklar döküldü.
Nalna ve Jacob evlerini büyüttüler, Takoda için bir ahır yaptılar, daha derin bir kuyu kazdılar, yeni ekinler diktiler.
Nalna toprağa saygı ritüellerini öğretti; Jacob, elle öğütülmüş unla ekmek yapmayı gösterdi.
Aşkları sessizce, gündelik hareketlerde filizlendi.
Jacob onun ruhundaki yaraları iyileştiriyor, Nalna Jacob’ın acılarını dindiriyordu.
Takoda, ailenin bir parçası oldu.
Nalna, Takoda’yı özenle tımar ediyor, ona Apaçi dilinde fısıldıyordu.
Jacob, hayvanın ona geçmiş acısını anlar gibi cevap vermesini hayranlıkla izliyordu.
Birlikte vadileri keşfettiler, Nalna’nın atalarının hikayelerini anlattığı mağara resimlerini buldular.
“Bu toprak bizi birleştiriyor,” dedi Nalna.
“Ve iyileştiriyor,” diye ekledi Jacob.
Ama Batı’da hayat sadece huzur değildi.
Bazen haydutlar dolaşıyor, bazen kuraklık bahçeyi tehdit ediyordu.
Bir seferinde, bir kurt ahıra saldırdı; Nalna onu tek atışta vurdu.
Jacob, her gün onun gücüne ve direncine daha çok hayran oluyordu.
“Sen benim savaşçımsın,” dedi bir gece.
“Sen de benim sığınağımsın,” diye karşılık verdi Nalna.
7. Bölüm: Yeni Hayatın Doğuşu
Kış geldiğinde, soğuk rüzgarlar dağları sardı.
İlk kar, çölü beyaz bir örtüye dönüştürdü.
O sabah, Nalna heyecanla Jacob’ı uyandırdı.
“Gel, bak.”
Onu ahıra götürdü; Takoda, karlar üstünde yeni doğmuş bir tayın yanında yatıyordu.
Minik tay titreyerek ama canlıydı.
Nalna sevinç gözyaşları döktü:
“Bir işaret. Soğukta yeni bir hayat.”
Jacob diz çöküp tayın başını okşadı.
“Adı Umut olsun,” dedi.
Nalna başını salladı, Jacob’a sarıldı:
“Beni kurtardın, Jacob. Yalnızlıktan, intikamdan.”
Jacob onun gözlerine baktı:
“Sen de beni, Nalna. Hayaletlerimden, boşluğumdan.”
O saf karın üstünde, sonsuza dek bir yuva kurmaya söz verdiler.
Yakındaki kasabalarda, hikâyeleri efsaneye dönüştü: Apaçi kadın ve yabancı adam, intikamdan doğan bir aşkı buldu.
Yıllarca o kulübede yaşadılar, tayı büyüttüler, ailelerini iki kültürle genişlettiler.
Nalna çocuklarına Apaçi geleneklerini, Jacob Avrupa masallarını öğretti.
Fırtınalara ve kuraklıklara karşı birlikte direndiler, bağları hiç kopmadı.
Yaşlandıklarında, verandada gün batımını izlerken Nalna Jacob’ın elini tuttu:
“Bu acı toprakta yumuşaklığı bulduk.”
Jacob gülümsedi:
“Karanlıkta ışığı.”
Aşkları, kan ve karla yoğrulmuş, dağlar kadar kalıcı oldu.