Sakat asker yemekhanede hemşirenin yanına oturdu… Herkes güldü ama o kim olduğunu biliyordu.

Sakat asker yemekhanede hemşirenin yanına oturdu… Herkes güldü ama o kim olduğunu biliyordu.

.

Gölge ve Yüzleşme: Hakkari’de Saklı Sırlar

Yağmur durmuyordu. Üç gündür, aralıksız, gökyüzü karanlık ve griydi. Hava, sanki tüm dünyanın acısını taşıyan bir yorgunlukla yüklüydü. Şehirler, köyler, dağlar, hepsi aynı buruklukta, aynı sessizlikte, aynı hüzünde. Hakkari’nin yüksek tepeleri, karanlık ve soğuk gökyüzüne bakıyordu; sanki dünya, bu sonsuz yağmurun altında, kendini yeniden doğurmaya çalışıyordu.

Yüksekçe bir dağın yamacında, eski ve yıkık bir karargahın kalıntıları vardı. Bu, yıllar önce, savaşın en yoğun olduğu zamanlarda, karanlık güçlerin saklandığı gizli bir noktaydı. Artık kullanılmıyordu, ama o eski taşlar ve duvarlar, hâlâ gizli sırlar barındırıyordu.

İşte, o gece, bu eski karargahın gölgesinde, bir adam duruyordu. Yüzü, gölgelerle kaplıydı. Yorgun ve sertti. Yüzünde, yılların izleri, acı ve kederin derin izleri vardı. Gözleri, uzaklara dalmıştı. Bu adam, yıllardır savaşın içinde olan, ama bir türlü kaybetmek bilmeyen, bir hayalet gibi gezinen biriydi. Adı, Yusuf’tu.

Yusuf, yüksek dağların arasında, sessizce duruyordu. Etrafında, sadece rüzgarın ve yağmurun sesi vardı. O, bir zamanlar, bu bölgenin en korkulan ve en saygı duyulan komutanlarından biriydi. Ama şimdi, sadece bir hayalet, bir gölgeydi. Yüzü, savaşın ve acının izleriyle doluydu. Ölüme alışmıştı, ama içindeki korku ve pişmanlık, onu sürekli sarmıştı.

Yusuf’un aklında, yüzlerce anı vardı. En çok da, o geceyi hatırlıyordu. O gece, onun hayatını değiştiren ve onu bu hale getiren gece… Bir gece, karanlıkta, bir çatışma sırasında, bacağı kopmuştu. O gece, onun sakat kalan bacağı, artık onun kim olduğunu anlatıyordu. Ama ruhu, hâlâ ayaktaydı. Yüzü, hâlâ savaşmıştı.

Sakat asker yemekhanede hemşirenin yanına oturdu... Herkes güldü ama o kim  olduğunu biliyordu. - YouTube

Yüksek tepenin zirvesinde, eski bir askeri üs vardı. Oradan, onun geçmişiyle ilgili tüm sırlar, gizli belgeler ve hatıralar çıkıyordu. Bu gece, Yusuf, o eski üsse girecek, saklı kalmış gerçekleri ortaya çıkaracaktı. Çünkü, artık, geriye hiçbir şey kalmamıştı. Sadece, yüzleşmek ve affetmek vardı.

Yusuf, yavaşça, eski taşların arasından ilerledi. Ayakları, toprak ve taşlar üzerinde sessizce kayıyordu. Gözleri, karanlıkta parlayan küçük bir ışık gibi, her adımını dikkatle atıyordu. Bu, onun son savaşıydı; belki de, kendisiyle yaptığı en büyük savaş.

Bir süre sonra, eski karargahın içine girdi. Kapılar, paslanmış ve kırılmıştı. İçeriye adım attığında, eski ve tozlu hava yüzüne çarptı. Her yerde, savaşın ve ölümün izleri vardı. Duvarlarda, çatlaklar ve izler, yılların yorgunluğunu anlatıyordu. Burada, saklı kalmış, kimsenin bilmediği sırlar saklıydı.

Yusuf, eski bir masanın yanına oturdu. Ellerini yüzüne götürdü. Derin bir nefes aldı. Artık, geriye sadece hatıralar ve pişmanlıklar kalmıştı. O geceyi, o acı günü hatırlıyordu. Bacağı kopmuştu, ama ruhu hâlâ savaşmaya devam ediyordu. Bu gece, onun son duruşuydu.

İşte, o gece, Yusuf, içindeki karanlıkla yüzleşti. Yıllardır sakladığı, unuttuğu ve reddettiği gerçeklerle karşılaştı. Bu, onun kendisiyle yaptığı en büyük hesaplaşmaydı. Ve sonunda, anladı ki, savaş sadece bedenle değil, ruhla da yapılırmış. O, artık, kendisiyle barışmaya karar verdi.

Yavaşça ayağa kalktı. Gözleri, uzaklara, gökyüzüne baktı. Yağmur, onun yüzüne vuruyordu. Ama o, artık korkmuyordu. Çünkü, bu gece, kendisiyle yüzleşmiş, geçmişin yüklerini bırakmıştı. Artık, yeni bir başlangıç yapmaya hazırdı.

Ve, o gece, yüksek dağların tepesinde, karanlık ve sessizlik içinde, Yusuf’un hikayesi sona erdi. Ama yeni bir sayfa açılmıştı. Bu, onun yeniden doğuşuydu.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News