Bi̇r kadin, yaşli bi̇r adamin hesabini ödedi̇ ve i̇şi̇nden kovuldu. Ertesi̇ gün, bi̇ri̇ kapisini…
.
.
“Bir Kahramanlık Sessizce Başlar”
İstanbul’un yorgun sabahlarından biriydi. Elif Kaya, 23 yaşındaydı ve Zincirlikuyu’daki bir süpermarkette kasiyer olarak çalışıyordu. Günün ilk vardiyasındaydı. Ellerinde ince bir titreme vardı, göz altları morluktan gölgelenmişti ama yüzünde her zaman olduğu gibi o tanıdık gülümsemesi vardı.
Elif için bu iş, sadece para kazanma aracı değil, aynı zamanda hayatla mücadelesinin bir parçasıydı. Babası yıllar önce ortadan kaybolmuş, annesi Fatma ile birlikte hayat mücadelesi vermeye başlamışlardı. Genç yaşta sorumluluğun ne demek olduğunu öğrenmişti. Çalışkan, dürüst ve vicdanlı bir insandı.
O gün akşam saatleriydi, marketin müşteri yoğunluğu azalmıştı. Kapanışa dakikalar kala kapıdan içeri yaşlı bir adam girdi. Sol elinde baston, sağ elinde bir sepet. Sepette sadece bir ekmek, bir süt ve bir kalıp sabun vardı. Elif onu hemen fark etti. Adamın yorgun yürüyüşü, bastonun her tıkırtısında daha da belirginleşiyordu.

Sıra ona geldiğinde Elif nazikçe gülümsedi.
“İyi akşamlar beyefendi, yalnızca bunları mı alacaksınız?”
Adam, kısık sesle cevapladı: “Evet kızım…”
Ancak kasaya uzanırken elleri titredi. Ceketinin cebini, iç cebini karıştırdı. Yüzü önce endişeyle sonra utançla karardı.
“Cüzdanım… galiba… evde unuttum.”
Elif bir an duraksadı. Marketin kuralları gereği böyle bir durumda müşteriye yardımcı olamazdı. Ama bu farklıydı. Bu adamın yüzündeki utanç, bastonuna sıkı sıkıya tutunuşu… içini sızlattı. Annesini düşündü. Yalnız kalan, çaresiz bir anne.
Hiç düşünmeden kendi çantasına uzandı, cüzdanını çıkardı ve yaşlı adamın alışverişini ödedi. Adam şaşkındı.
“Yapmana gerek yoktu kızım. Yarın getiririm parasını…”
“Elbette gerek yoktu ama ben istedim, gönülden. Sadece rahatça evinize gidin.”
Adam gözleri dolu dolu teşekkür etti. İki adım attı, sonra dönüp yine teşekkür etti. Elif ise sadece gülümsedi.
Ancak bu küçük iyiliğin büyük bir bedeli olacağını bilmiyordu…
Ertesi gün anons geldi:
“Elif Kaya, ofise gelin.”
Elif’in kalbi sıkıştı. Sabah huzurlu başlamıştı ama şimdi içinde tuhaf bir sıkıntı vardı. Ofise girdiğinde market müdürü Kerem Sönmez onu bekliyordu. Masasının arkasında sert bakışlarıyla oturuyordu.
“Dün gece yaşanan bir olayla ilgili şikayet aldım,” dedi.
Elif şaşkındı.
“Şikayet mi?”
“Bir müşterinin alışverişini kendi cebinizden ödediğiniz doğru mu?”
Elif tereddüt etti, ama yalan söylemeyecekti.
“Evet… Yaşlı bir adamdı, cüzdanını kaybetmişti. Yalnızca yardım etmek istedim.”
Kerem’in yüzü donuktu.
“Kuralları biliyorsun. Bu şirket yardım kuruluşu değil. Herkes kendi işini yapacak. Bu davranış şirketin etik kurallarını ihlal ediyor. Sana bu yüzden işten çıkarıldığını bildirmek zorundayım.”
Elif’in gözleri doldu.
“Sadece yardım ettim. Bu bir suç değil…”
Ama Kerem konuşmayı çoktan kapatmıştı:
“Eşyalarını topla.”
Elif odadan çıkarken gözyaşlarını zor tuttu. Diğer çalışanlar bir an için ona baktı. Kimi üzgün, kimi umursamaz. Ama en çok dikkatini çeken Derya adlı çalışan oldu. Yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet vardı.
Elif sessizce soyunma odasına gitti, dolabını açtı ve eşyalarını topladı. İçinde bir öfke vardı. Sadece bir iyilik yapmıştı. Annesinin öğrettiği gibi doğru olanı yapmıştı. Ama o doğru, sistemi rahatsız etmişti.
Eve geldiğinde annesi Fatma endişeyle sordu:
“Ne oldu kızım?”
Elif’in boğazı düğümlendi. “İşten kovuldum…”
Fatma sessiz kaldı. Sonra kızının ellerini tuttu.
“Doğru olanı yaptın. Bazen iyilik bile cezalandırılır ama bu seni değiştirmesin.”
O gece çok az uyudular. Ertesi sabah, bir ses Elif’i yerinden zıplattı.
Kapı çaldı.
Fatma açtı. Kapıda takım elbiseli, yaşlı ama kararlı bakışlı bir adam vardı. Elif kapıya gelince tanıdı:
İbrahim Demir — yardım ettiği yaşlı adam.
Ama bu kez yanında şoförü vardı, arkasında siyah bir lüks araç.
“Elif kızım, yaptığın iyilik benim için unutulmaz. Sana teşekkür etmeye geldim ama yalnızca bu değil…”
İbrahim içeri girdi ve masaya bir belge koydu.
“Ben Zamanlar Süpermarket zincirinin sahibiyim. Dün gece bana yapılanları öğrendim. Seni işten atan müdürünü hemen görevden aldım.”
Elif’in dudakları aralandı ama kelimeler çıkamadı.
“Senin gibi vicdanlı bir insana bu muamele reva değil. Bu yüzden seni kasiyer olarak değil, süpervizör olarak işe alıyorum.”
Fatma gözyaşlarına boğulurken Elif’in içini önce bir tereddüt sonra umut kapladı.
“Hazır mıyım bilmiyorum…”
“Hazırsın. Vicdanın olduğu sürece her şeyin üstesinden gelirsin,” dedi İbrahim.
Ve gerçekten de öyle oldu.
Elif, süpervizör olarak başladığı yeni görevinde önce dikkatle izledi, sonra sessizce değişim getirdi. Derya gibi bazı çalışanlar kıskanıp ayağını kaydırmak istese de, Elif her şeye sabırla karşılık verdi.
Onun adil, çalışkan ve dürüst tavrı kısa sürede diğer personelin de güvenini kazandı. Müdürlerin bile danıştığı biri haline geldi. Artık yalnızca kasada çalışan biri değil, bir örnek, bir liderdi.
Bir gün İbrahim yanına gelip şöyle dedi:
“Biliyor musun Elif, en büyük devrimler sessiz bir iyilikle başlar. Tıpkı seninki gibi…”
Elif gökyüzüne baktı.
“Belki de bazen en büyük şey, kimsenin görmediği bir anda, sadece doğru olanı yapmak…”
SON