MİLYONER, OĞLUNDAN 5 ZENGİN KADIN ARASINDAN YENİ BİR ANNE SEÇMESİNİ İSTEDİ… AMA O, TEMİZLİKÇİYİ SEÇT

Kalbin Seçimi: Bir Çocuğun Gördüğü
1. Bölüm: Bahçedeki Hayalet
Yılmaz Karadağ, malikanenin devasa bahçesinde bir aşağı bir yukarı yürürken sabrının son kırıntılarını tüketiyordu. İki yıl önce eşi Meryem’i kaybettikten sonra bu ev, sessizliğin ve yasın hüküm sürdüğü bir kaleye dönüşmüştü. Dokuz yaşındaki oğlu Emre ise, annesinin gidişiyle birlikte ruhunu da beraberinde götürmüş gibiydi.
“Emre! Hemen buraya gel!”
Emre, havuzun kenarında, kimseyle konuşmadan taşları üst üste yığıyordu. Bu onun kaçış yöntemiydi; dünyayı sessize almak ve taşların dengesinde kendi huzurunu aramak. Babasının gür sesi bahçeyi yardığında, çocuk sadece omuzlarını dikleştirdi ama yerinden kımıldamadı.
Yılmaz, oğlunun yanına gidip diz çöktü. Sesi bu kez daha yumuşaktı ama içinde bir emir gizliydi. “Oğlum, hayat devam ediyor. Senin bir anneye ihtiyacın var, bu evin de bir kadına. Bugün senin için beş harika hanımefendi gelecek. Onları tanıyacaksın ve hangisinin yeni annen olmasını istediğini bana söyleyeceksin.”
Emre, elindeki taşı yere düşürdü. Gözlerindeki yeşil hüzün, babasının kalbine bir bıçak gibi saplandı. “Benim zaten bir annem vardı baba. O öldü. Hatırlıyor musun? Yoksa onu şimdiden unuttun mu?”
Bu soru, Yılmaz’ı dondurdu. Ancak otoritesinden ödün vermedi. “Hayat devam ediyor Emre. Ve bugün seçimini yapacaksın.”
2. Bölüm: Camların Arkasındaki Gözlemci
Elif Santos, malikanenin salon camlarını silerken dışarıdaki lüks araba geçidini izliyordu. Siyah BMW’ler, gümüş rengi Audi’ler… Arabalardan inen kadınlar, bir dergi kapağından fırlamış gibi kusursuzdu. Ancak Elif’in tek düşündüğü, bahçenin arka tarafına kaçan Emre’ydi.
Baş hizmetli Ayşe Hanım yanına geldi. “Elif, bugün mutfaktan çıkma. Beyefendi misafirleriyle yalnız kalmak istiyor. Emre’ye anne seçecekler.”
Elif’in kalbi sıkıştı. Altı aydır bu evde çalışıyordu ve Emre ile kurduğu bağ, profesyonel bir sınırın çok ötesindeydi. Emre sadece Elif’in yanında gülümsüyor, sadece ona uydurduğu hayal dünyasını anlatıyordu.
Dayanamadı. Arka kapıdan süzülüp bahçenin en ücra köşesine, Emre’nin saklandığı dere kenarına gitti. Çocuğu orada, dizlerini karnına çekmiş ağlarken buldu.
“Emre’m… İyi misin canım?”
Çocuk, Elif’i görünce hıçkırıklarla onun üniformasına sarıldı. “Elif teyze, babam beni bir eşya gibi birini seçmeye zorluyor. Ama onlar beni sevmiyor ki, onlar babamın parasını seviyor. Gerçek anne sen doğmadan önce bile seni sever, değil mi?”
Elif’in gözleri doldu. Bir çocuğun saflığı, yetişkinlerin aylarca çözemediği denklemi saniyeler içinde çözmüştü.
3. Bölüm: Cesur Bir Başkaldırı
Yılmaz, bahçede beş aday kadınla birlikte otururken Emre’nin hala ortada olmaması onu deliye döndürüyordu. Tam o sırada Elif ve Emre, el ele tutuşmuş bir şekilde bahçeye girdiler. Kadınlar küçümseyen bakışlarla bu “basit temizlikçiyi” süzdüler.
“Elif! Sen ne cüretle buradasın? Kovuldun!” diye bağırdı Yılmaz.
“Hayır!” diye haykırdı Emre. Sesi bahçede yankılandı. Çocuk, beş lüks kadının önüne geçti ve babasına dönerek parmağıyla Elif’i işaret etti. “Eğer bir seçim yapmamı istiyorsan işte yapıyorum: Ben yeni annem olarak Elif teyzeyi seçiyorum!”
Bahçeye bir ölüm sessizliği çöktü. Aday kadınlardan Hande, sinir bozucu bir kahkaha attı. “Yılmaz, bu çocuk şımarıklıktan ne dediğini bilmiyor. Bir temizlikçi ile bizi bir mi tutuyor?”
Emre durmadı. “Siz benim adımı bile bilmiyorsunuz!” dedi kadınlara dönerek. “Kabus gördüğümde yanımda kim vardı biliyor musunuz? Elif teyze vardı. Annemi özlediğimde beni kim dinledi? O dinledi. Siz sadece babamın ne kadar zengin olduğunu biliyorsunuz.”
Yılmaz öfkeden kıpkırmızı olmuştu. “Elif, derhal eşyalarını topla ve bu evden git! Oğlumun kafasını zehirlemişsin!”
4. Bölüm: Karanlık Günler ve Maskelerin Düşüşü
Elif evden gönderildikten sonra Emre adeta hayata küstü. Üç gün boyunca odasından çıkmadı, tek lokma yemek yemedi. Yılmaz, bunun bir “çocukça inat” olduğunu düşünüyordu. Ancak dördüncü gün, Hande ve diğer adaylar tekrar geldiler.
“Zavallı Yılmaz, o kadın çocuğu manipüle etmiş,” diyordu Hande, ipek koltuğa yayılırken. “Emre’nin sıkı bir disipline ihtiyacı var. Onu bir yatılı okula göndermelisin, ancak o zaman kendine gelir.”
Yılmaz, Hande’nin bu sözlerindeki soğukluğu ilk kez fark ediyordu. O sırada yukarıdan gelen bir gürültüyle irkildiler. Ayşe Hanım merdivenlerden çığlık atarak indi. “Yılmaz Bey! Emre… Emre bayılmış! Nefes almıyor!”
Doktor geldiğinde teşhis ağırdı: Şiddetli depresyon ve yetersiz beslenme. Doktor Serdar, Yılmaz’ı kütüphaneye çekti. “Yılmaz, bu çocuk hüzünden ölüyor. Onu hayata bağlayan tek ipi koparmışsın. Kim o Elif denilen kadın? Ayşe bana her şeyi anlattı. O kadın bu çocuğun ruhuna dokunmuş. Ya onu geri getirirsin ya da oğlunu kaybedersin.”
5. Bölüm: Gururun Çöküşü
Yılmaz Karadağ, hayatında ilk kez ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Kütüphanede otururken masasının üzerindeki Meryem’in fotoğrafına baktı. Meryem olsaydı ne yapardı? Elbette sevginin olduğu yere giderdi.
Yılmaz, Elif’in kaldığı pansiyonun adresini buldu. Oraya vardığında, Elif’i küçük bir masada Emre için bir örgü örerken buldu. Elif, patronunu karşısında görünce ayağa fırladı.
“Beyefendi, ben bir şey yapmadım…”
“Biliyorum Elif,” dedi Yılmaz, sesi titreyerek. “Asıl ben hiçbir şey yapmadım. Oğlumun yanışını izledim ve hiçbir şey görmedim. Emre… Emre sana muhtaç. Lütfen geri gel. Maaşın için değil, bir çalışan olarak değil… Lütfen oğlumun yaşama sebebi olarak gel.”
Elif, tek bir saniye bile düşünmedi. Ceketini aldı ve Yılmaz ile birlikte arabaya bindi.
6. Bölüm: Yeniden Doğuş
Malikaneye vardıklarında Elif doğrudan Emre’nin odasına koştu. Çocuk, yatağında bembeyaz bir hayalet gibi yatıyordu. Elif yanına oturdu ve saçlarını okşadı. “Emre’m… Ben geldim canım. Buradayım.”
Emre gözlerini araladı. O ana kadar hiçbir doktorun, hiçbir ilacın yapamadığı şey oldu; çocuğun yüzüne bir can geldi. “Gitmedin mi?” diye fısıldadı.
“Hiç gitmeyeceğim,” dedi Elif.
Aşağıda ise Yılmaz, kendisini bekleyen Hande ve diğer kadınların yanına indi. Onlara kapıyı gösterdi. “Hepiniz gidebilirsiniz. Bu evin bir mücevhere ihtiyacı vardı ve oğlum o mücevheri tozların arasında buldu. Sizin sahte parıltınıza artık ihtiyacımız yok.”
Sonuç: Sevginin İnşa Ettiği Yuva
Aylar geçti. Malikanedeki o ağır yas havası dağılmış, yerini neşeli kahkahalara bırakmıştı. Elif artık temizlik yapmıyordu; o, bu evin kalbi olmuştu. Yılmaz, Elif’in sadece bir hizmetli olmadığını, onun asaletinin ruhundan geldiğini anlamıştı.
Bir akşam bahçede otururlarken, Emre babası ve Elif’in arasında, taşlarını üst üste yığıyordu. Ama bu sefer taşlar dengeliydi.
“Baba,” dedi Emre. “Hatırlıyor musun, hani demiştin ya ‘seçimini yap’ diye.”
Yılmaz, Elif’in elini tuttu. “Evet oğlum, hatırlıyorum.”
“Haklıymışsın,” dedi Emre, Elif’e sevgiyle bakarak. “Annem bana hep ‘Kalbinin gördüğünü gör’ derdi. Ben o gün sadece kalbimle baktım.”
Yılmaz, oğlunun ve hayatının kadınının gözlerindeki mutluluğa bakarken, gerçek zenginliğin banka hesaplarında değil, bir çocuğun kalbinin derinliklerinde gizli olduğunu artık çok iyi biliyordu. Kış bitmiş, Karadağ malikanesine sonsuz bir bahar gelmişti.