CIA Türkiye’de Sızma Ağı Kurdu — MİT Üç Günlük Operasyonla Hepsini Çökertti

CIA Türkiye’de Sızma Ağı Kurdu — MİT Üç Günlük Operasyonla Hepsini Çökertti

Pençe Kartalı Operasyonu

Gece yarısı Ankara’da, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) sinyal istihbaratı merkezinde üç ekran aynı anda alarm verdi. 36 saat boyunca izlenen şifreli iletişim trafiği nihayet çözülmüştü. Altı farklı şehirden gelen altı veri akışı, hepsi farklı kişilerden, ama tek bir noktada birleşiyordu: Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia eyaletindeki bir merkez. Bu, Türkiye içinde normal hayatlar süren bazı kişilerin uzun süredir dış bağlantılı bir yapıya düzenli olarak bilgi gönderdiğini gösteriyordu.

Bu kişilerin rolleri ve sosyal çevreleri farklıydı. Kimi profesör, kimi iş insanı, kimi gazeteci, kimi tercüman, kimi pilot… Hepsinin ortak noktası ise aynı merkeze hizmet etmeleri, yani bir gölge şebekenin parçası olmalarıydı. MİT’in karşı istihbarat birimi aylarca bu hareketliliği izledi, tüm iletişim kayıtlarını ayrıştırdı ve tek bir dosyada topladı. O gece dosya tamamlanmıştı. Artık kim oldukları, nerede bulundukları ve ne zaman harekete geçtikleri netleşmişti.

Üç gün sürecek büyük bir operasyon için düğmeye basıldı. Kod adı Pençe Kartalı olan Plan Altı Hedefi, altı şehirde eş zamanlı yakalamayı amaçlıyordu. Hiçbiri diğerinin izlendiğini bilmiyordu, hiçbir iletişim hattı birbirine ulaşmıyordu. Ve içlerinden biri, tüm yapının kilit taşıydı. Hangisi olduğu ise sadece tek birimde biliniyordu.

Her şey 23 ay önce MİT’in sinyal istihbaratı biriminde yapılan rutin bir trafik incelemesiyle başlamıştı. Ankara’daki gizli tesiste kıdemli analist Yüzbaşı Kerem Yıldırım gece vardiyasındaydı. Ekranlarda telefon metaverileri, internet trafiği ve uydu iletişim kayıtları sıradan görünüyordu. Ancak Kerem, yılların deneyimiyle uyumsuzlukları ayırt etmeyi öğrenmişti. O gece Amerikan Büyükelçiliği’nden çıkan bir veri işareti olağan dışı bir rota izliyordu: Almanya’dan İsrail’e, oradan Türkiye’ye ve son olarak Konya’ya.

Diplomatik iletişimde bu kadar karmaşık bir yönlendirme tercih edilmezdi; bu, istihbarat protokollerinde kaynak koruma amacıyla kullanılan bir yöntemdi. Kerem, bulguyu üstlerine iletti. İlk değerlendirme temkinliydi; teknik bir sınama veya sistemsel bir arıza olabilirdi. Ancak Kerem, işaretin belirli bir düzenle tekrarlandığını fark etti. Her salı 21:30 ile 22:00 arasında aynı yapı ortaya çıkıyordu. Bu rastlantı değil, planlamaydı.

Konya’da sinyali alan kişi izlemeye alındı. Mobil konum belirleme sistemleri devreye sokuldu. Hedefin kullandığı telefon tespit edildi ve tüm iletişim akışı kayıt altına alındı. İnceleme ilerledikçe alıcının kimliği ortaya çıktı: 37 yaşındaki havacılık ve uzay uzmanı Profesör Cengiz Arıkan. Yurt dışında eğitim görmüş, önemli savunma projelerine danışmanlık yapmıştı. Mali hareketleri incelendiğinde her ay düzenli olarak yurt dışından yüklü miktarda para aldığı anlaşıldı. Gönderen ise İsviçre merkezli bir vakıftı; vakfın sahiplik yapısı ise karmaşık bir şirket zincirine ulaşıyordu. Zincirin sonunda Amerika istihbaratının sivil yapılanmalarda kullandığı bilinen bir paravan kuruluş vardı.

Takip genişletildi. Yaklaşık altı ay boyunca fiziksel ve dijital takip uygulandı. Arıkan’ın rutin yaşamı olağandı, ancak ayda bir kez Ankara’ya gidiyor ve her seferinde aynı otelde kalıyordu. Aynı restoranda yemek yiyor, orada bir yabancıyla buluşuyordu. Buluştuğu kişi Amerikan Büyükelçiliği’nde kültürel ilişkiler görevlisi olarak görünüyordu: Robert Jennings. Fakat MİT arşivlerinde onun Irak, Afganistan ve Pakistan’da görev yaptığı, bu dönemlerde Amerika istihbaratının bölgedeki faaliyetlerinin arttığı görülüyordu. Jennings, diplomatik bir çalışan değil, operasyon görevlisiydi.

Bu noktada tablo netleşmeye başlamıştı. Arıkan bilgi sağlayan bir kaynak, Jennings ise bu kaynakla teması yöneten operatördü. Ancak Amerika istihbaratı hiçbir ülkede tek kaynakla çalışmazdı. Standart doktrin, bir yapının en az üç ayrı kanaldan beslenmesini gerektirirdi. Takip genişletildi, Jennings’in tüm hareketleri, finansal kayıtları, seyahat bilgileri ve cihaz trafiği izlenmeye alındı. Farklı şehirlerde temas kurduğu kişiler tespit edildi. Sekiz ay süren bu çalışmalar sonunda dört yeni isim ortaya çıktı:

İstanbul’da teknoloji alanında faaliyet gösteren iş insanı Murat Çelik.
İzmir’de uluslararası bir ajansa bağlı gazeteci Elif Yılmaz.
Ankara’da yüksek düzey toplantılara katılan tercüman Ahmet Demir.
Adana’da özel bir havacılık şirketinde görev yapan kaptan pilot Serkan Aydın.

Altı kişi, altı farklı görünüm ve tek bir amaç. MİT bu yapıyı “gölge şebeke” olarak kodladı. Karşı İstihbarat Dairesi Başkanı Tuğgeneral Selim Korkmaz tarafından hazırlanan nihai rapor MİT müsteşarlığına sunuldu, oradan Cumhurbaşkanlığı’na iletildi. Değerlendirme kısa sürdü. Jennings’in vize süresi bitmek üzereydi ve yenileme başvurusu yapmamıştı. Bu, operasyonun son aşamasına geçileceğinin işaretiydi. MİT iki seçenekle karşı karşıyaydı: Ya hemen harekete geçecek ya da 23 ay boyunca toplanan bilgiler riske girecekti.

Acil toplantıda tek bir soru soruldu: Ne zaman? Cevap açıktı: Şimdi.

Ankara’daki özel operasyonlar merkezinde yeraltı katındaki bilgilendirme odası tamamen doluydu. Devasa ekranda Türkiye haritası, üzerinde altı kırmızı işaret: İstanbul, Ankara, İzmir, Konya, Adana ve Amerikan Büyükelçiliği. Her işaret bir hedefi ve o hedefe atanmış bir timi gösteriyordu. Toplantıya Tuğgeneral Selim Korkmaz başkanlık ediyordu. O akşam masanın başında dikkatle ekrana bakarak operasyon planını aktardı:

“Önümüzde 72 saatlik bir süreç var. 6 hedef, 6 şehir ve tek bir zaman penceresi. Her biri birbirinden bağımsız şekilde alınacak. Hiçbiri yakalandığında ağı uyaramayacak. Hiçbiri kaçış fırsatı bulamayacak.”

Planın üç ana aşaması vardı:

    Tüm iletişim kanallarının kesintisiz izlenmesi ve şüpheli sinyalin anında raporlanması.
    Hedeflerin bulundukları alanların tamamen kontrol altına alınması.
    Tam eş zamanlı baskınlar.

Her şehir için ayrı bir tim, ayrı bir operasyon metodu hazırlandı. İstanbul’da Murat Çelik bir kafede, sivil operatörler tarafından sağlık müdahalesi bahanesiyle sessizce alınacaktı. İzmir’de gazeteci Elif Yılmaz’ın Alsancak’taki dairesine gece baskını yapılacaktı. Konya’da Profesör Cengiz Arıkan annesinin evinde sabah baskınıyla alınacaktı. Ankara’da tercüman Ahmet Demir kantinde, kalabalığın sağladığı perdeyle gözaltına alınacaktı. Pilot Serkan Aydın ise Adana’da lüks bir villa davetiyle tuzağa çekilecekti. Jennings ise diplomatik statüsü nedeniyle fiziksel olarak alınamayacak, havalimanında teknik bir aksaklıkla izole edilecek ve sorgulanacaktı.

Operasyonun ilk günü saat 23:55’te İstanbul Kadıköy’de küçük bir kafenin çevresinde dört kişilik MİT ekibi pozisyon aldı. İçeride iki operatör müşteri gibi oturuyor, dışarıda biri sigara içiyor gibi bekliyor, diğeri park halindeki bir araçta hazır bekliyordu. Hedef Murat Çelik, her zamanki masasında oturuyordu. Önünde dizüstü bilgisayarı, yanında yarım kalmış kahvesi vardı. Ekranda finans tabloları açık gibi görünüyordu, ama aslında şifreli bir mesajlaşma yazılımı kullanıyordu.

Saat tam 24:00 olduğunda Ankara’daki operasyon merkezinde Tuğgeneral Selim Korkmaz tek kelime söyledi: “Başlayın.” Komut, şifreli telsiz hattı üzerinden altı ayrı tim komutanına aynı anda ulaştı. Kadıköy’de içeride oturan operatörlerden biri bir anda şiddetli bir öksürük krizine girmiş gibi davrandı, ortamda panik havası oluştu. Çelik’in masasına yaklaşan iki kişi, alçak sesle “Murat Çelik, bizimle gelmeniz gerekiyor.” dedi. Çelik tepki vermeye çalıştı, ama omzuna konan baskı ve bileğini kavrayan el onu hareketsiz bıraktı. Ağzına kısa sürede etki gösteren bir madde emdirilmiş bez tutuldu, bilinci bulanıklaştı. Dışarıda bekleyen araç onu güvenli noktaya götürdü.

Aynı anda İzmir’de ikinci operasyon başladı. Gazeteci Elif Yılmaz evindeydi. Dört kişilik ekip sessizce daireye girdi, Yılmaz’ın ağzını kapattı, ellerini sabitledi ve gözlerini kapatan bir bant taktı. Apartmandan dikkat çekmeden çıkarıldı, sokakta bekleyen araç onu da güvenli noktaya taşıdı.

Konya’da sabah saatlerinde Profesör Cengiz Arıkan annesinin evinden alınırken, Ankara’da tercüman Ahmet Demir kantinde gözaltına alındı. Adana’da pilot Serkan Aydın ise lüks villa tuzağıyla sessizce etkisiz hale getirildi.

Geriye yalnızca bir isim kalmıştı: Robert Jennings.

Operasyonun üçüncü günüydü. Ankara’da Amerikan Büyükelçiliği önünde rutin bir sabah yaşanıyordu. Ancak birkaç blok ötede siyah camlı bir minibüsün içinde MİT’in özel takip ekibi hazır bekliyordu. Jennings’in telefonu üç gündür neredeyse tamamen sessizdi. Çünkü ağın tüm üyeleri izole edilmişti. Jennings sabah büyükelçiliğe giriş yaptı, odasında dosyaları silmeye başladı. Ama MİT aylar öncesinden tüm verileri toplamıştı.

Saat 11:00’de Jennings odasından çıktı, Washington’a döneceğini söyledi. Asansöre binerek zemin kata indi, otoparka yöneldi. Takip ekibi harekete geçti. Trafik ışıkları teknik bir müdahale ile kırmızıya sabitlendi, araçlar durdu. Jennings’in diplomatik plakalı aracı kutu formasyonu ile çevrelendi. Altı operatör aracına yöneldi. Jennings kapıları kilitledi, telefonuna uzandı ama hiçbir sinyal yoktu. Aracın yan camı kontrollü bir darbe ile kırıldı, kapı açıldı. “Bey Jennings, sizi havalimanına götüreceğiz. Pasaport kontrolünde bazı soruları yanıtlamanız gerekiyor.” Jennings minibüse alındı, havalimanına götürüldü, ayrı bir odada sorgulandı.

“Siz Türkiye’de kaç yıldır görev yapıyorsunuz? Konya’ya bir ziyaretiniz oldu mu? Cengiz Arıkan’ı tanıyor musunuz? Murat Çelik hakkında bilginiz var mı? Elif Yılmaz ile bir ilişkiniz oldu mu? Ahmet Demir ve Serkan Aydın’ı nereden tanıyorsunuz?”

Her soruda Jennings’in yüzü değişti. İsimlerin tamamının MİT tarafından bilindiğini anlamıştı. Ağ tamamen çökmüştü.

Jennings 6 saat boyunca bekletildi. Washington bilgilendirildi, Türk Dışişleri Amerikan Büyükelçiliği’ne resmi nota gönderdi: “Faaliyetleriniz tespit edilmiştir. Operasyonunuz sonlandırılmıştır. Jennings ülkenize iade edilecektir. Türkiye’ye tekrar giriş yapmayacaktır.” Jennings serbest bırakıldı, ilk uçakla Washington’a gönderildi. Böylece altıncı hedef de devre dışı bırakılmış oldu.

Sorgu süreci başladı. Beş Türk vatandaşı MİT’in karşı istihbarat merkezinde ayrı odalarda sorguya alındı. İlk çözülme Profesör Cengiz Arıkan’dan geldi. Yurt dışında doktora yaptığı dönemde aldığı tekliflerle başlayan sürecin nasıl kontrolden çıktığını anlattı. Başlangıçta akademik işbirliği gibi görünen süreç, giderek endüstriyel ve askeri bilgi talebine dönüşmüştü. Murat Çelik, bilgi akışını ticari faaliyet olarak nitelendirdi. Elif Yılmaz ideolojik gerekçeler öne sürdü, ancak banka hareketleri onun da maddi motivasyonla hareket ettiğini gösteriyordu. Ahmet Demir şantaj mağduru olduğunu söyledi, Serkan Aydın ise kumar borcu nedeniyle bu ilişkiye dahil olduğunu ve borçlarının Amerika istihbaratı tarafından ödendiğini kabul etti.

Beş isim de vatana ihanet suçlamasıyla yargıya sevk edildi. Cezalar ağırdı. Davaların hiçbiri kamuoyuna duyurulmadı, basına açıklama yapılmadı. Türkiye sessiz kaldı. Ancak mesaj gerekli yere ulaşmıştı. Washington artık şunu biliyordu: Türkiye kendi sahasında kendi kurallarını uygular ve bu kuralların dışına çıkan hiçbir yapıya tolerans göstermez.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News