“Güzel kız kardeşi reddetti ve herkesin hor gördüğü kızı seçti – Vahşi Batı’dan Bir Hikaye.”

Dağların Seçimi: Görünmez Olanın Kalbi
Giriş: Beklenmedik Bakış
1857 baharında, Wyoming toprakları hala kışın soğuk nefesini üzerinden atamamıştı. Karlar erirken nehirler buz gibi sularla taşıyor, hayatın sertliği her köşede kendini hissettiriyordu. Harwell ticaret karakolu, eski ihtişamından uzak, çökmeye yüz tutmuş bir halde ayakta durmaya çalışıyordu. Dul Margaret Harwell, üç kış önce kocasını kaybettikten sonra iki kızıyla birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyordu.
Kasabada bir dedikodu rüzgarı esiyordu: Dağ adamı Jacob Thornton kendine bir eş seçmeye gelecekti. Herkes, Jacob’ın ailenin güzeli, altın saçlı ve mavi gözlü Lily’yi seçeceğinden emindi. Lily, bu sert coğrafyada bir salon çiçeği gibi açmış, güzelliğini hayatta kalmak için bir kalkan olarak kullanmayı öğrenmişti.
Ancak Jacob Thornton, atını Harwelllerin avlusuna sürdüğünde dünya durdu. Jacob’ın keskin gözleri Lily’nin üzerinde durmadı. Onun yerine, avlunun köşesinde odun kıran, yüzünde bir doğum lekesi olan ve bacağındaki aksaklıkla kimsenin dönüp bakmadığı büyük kardeş Sarah’ya takıldı. O an, Harwell ailesinin kaderi sonsuza dek değişti.
1. Bölüm: Gölgede Kalan Bir Hayat
Sarah Harwell, 26 yaşındaydı ve hayatını kız kardeşinin parıltılı gölgesinde geçirmişti. Çocukken bir çıngıraklı yılan tarafından ısırılması, sağ bacağında kalıcı bir aksaklık bırakmıştı. Yüzündeki koyu renkli leke ise insanların bakışlarını kaçırmasına neden oluyordu. Lily hayranlık uyandırırken, Sarah’ya sadece ihtiyaç duyulurdu.
Sarah; hesap kitap işlerini tutan, etleri tütsüleyen, bitkisel ilaçlar hazırlayan ve ticaret karakolunun görünmez çarklarını döndüren kişiydi. Annesi Margaret, her ne kadar her iki kızını da sevse de, pratik bir kadındı. Ticaret karakolu batıyordu ve tek umutları Lily’nin zengin ya da saygın bir evlilik yapmasıydı. Sarah’nın bir gün evlenebileceği kimsenin aklına bile gelmiyordu.
Jacob Thornton geldiğinde, Lily en güzel mavi elbisesini giymiş, saçlarını parlayana kadar taramıştı. Sarah ise her zamanki yıpranmış iş elbisesiyle, saçı başı dağılmış bir halde odun istifliyordu. Jacob, yemek masasında Lily’nin flörtöz gülümsemelerine karşılık vermedi. Bakışlarını Sarah’ya çevirdi ve sordu: “Bu kim?”
Margaret şaşkınlıkla yanıtladı: “O büyük kızım Sarah.”
Jacob, yerinden kalktı ve doğrudan Margaret’ın gözlerine bakarak o sarsıcı cümleyi kurdu: “Hanımefendi, ben çalışmayı bilen, sarsılmaz bir eş arıyorum. Gördüğüm kadarıyla, Sarah ile evlenmek için izin istiyorum.”
2. Bölüm: Güzellik ve Güç
Lily’nin yüzündeki gülümseme silindi, yerini derin bir öfke aldı. Sarah ise şaşkınlıktan elindeki odunları neredeyse düşürecekti. Jacob, Sarah’ya doğru yürüdü. Gözleri onun aksak bacağında ya da yüzündeki lekesinde değil, doğrudan ruhunun derinliklerindeydi.
“Neden ben?” diye fısıldadı Sarah.
Jacob’ın sesi dağlar kadar sağlamdı: “Çünkü sıkı çalışıyorsun. Çünkü olmadığın biri gibi davranmıyorsun. Çünkü baskı altında kırılmıyorsun. Sen sarsılmazsın.”
Sarah, hayatında hiç böyle tanımlanmamıştı. “Güzel değilim,” dedi alçak sesle.
Jacob cevap verdi: “Güzellik dağdaki bir kışı çıkaramaz. Güzellik bir evi ayakta tutmaz. Güzellik solar, ama güç kalıcıdır.”
Margaret, Lily planının suya düşmesinden korksa da, Jacob gibi saygın bir adamı reddetmenin delilik olacağını biliyordu. İzin verildi. Jacob, üç gün sonra geri döneceğini söyleyerek oradan ayrıldı.
3. Bölüm: Açık Bir Anlaşma
Üç gün sonra Jacob söz verdiği gibi geldi. Sarah’yı bitki bahçesinde çalışırken buldu. Onu nehrin kenarına, suların vahşice aktığı bir yere götürdü. Jacob dürüst bir adamdı; vaatlerde bulunmayacaktı.
“Sert bir hayatım var,” dedi Jacob. “Kulübem küçük, kışlar acımasız. Bazen haftalarca yalnız kalacaksın. Sana konfor veya kolaylık vaat etmiyorum.”
Sarah başını kaldırdı: “Anlıyorum.”
“Dahası,” diye ekledi Jacob, “Sana aşk vaat edemem. İçimde öyle bir şey kalmadı. Ama dürüstlük, saygı, yoldaşlık ve paylaşılan bir hayat sunabilirim. Eğer zamanla iyi giderse evleniriz, gitmezse ayrılırız.”
Sarah için bu, sahte iltifatlardan çok daha değerliydi. “Kabul ediyorum,” dedi. Jacob, gitmeden önce ona küçük bir not kağıdı verdi. Notta kaba ama kararlı bir yazıyla şöyle yazıyordu: “Yokluğun beni, varlığının gerekenden daha fazla rahatsız ediyor. – J.T.”
4. Bölüm: Kıskançlık ve Karar
Takip eden haftalarda Jacob sık sık gelmeye başladı. Ama o, tatlı sözler söyleyen bir talip değildi. Geldiğinde bozulan basamakları onarıyor, aletleri biliyor, taze et getiriyordu. Sarah ile çalışırken konuşuyorlardı. Sarah ona tıp kitaplarından öğrendiği bitkileri anlatıyor, Jacob ise dağların ıssız güzelliğinden bahsediyordu.
Aralarında sessiz bir saygı köprüsü kuruluyordu. Jacob, Sarah’ya küçük hediyeler bırakıyordu: Bitkileri için iyi bir bıçak, üzerine baş harfleri işlenmiş bir deri kese. Sarah ise ona sıcak ekmekler pişiriyor, çoraplar örüyordu.
Lily bu durumu nefretle izliyordu. Bir akşam masada Jacob’a sordu: “Mösyö Thornton, eve geldiğinizde güzel bir şey görmek istemez misiniz? Pratiklik her şey midir?”
Jacob, Lily’nin gözlerinin içine bakarak yanıtladı: “Kırılan güzel bir süstense, işe yarayan bir balta çok daha değerlidir. Güvenilirlik, dekorasyondan iyidir.” Lily masayı ağlayarak terk etti.
5. Bölüm: Dağdaki Yuva
Bölgeye bir gezgin vaiz geldiğinde, Jacob atıyla karakola daldı. “Vaiz burada Sarah. Eğer istersen bugün evlenebiliriz.”
Sarah tereddüt etmedi. “Bugün uygundur.”
Tören, avludaki büyük pamuk ağacının altında yapıldı. Lily siyahlar giymişti, sanki bir cenazedeymiş gibi. Jacob ve Sarah yeminlerini ettiler. Jacob, Sarah’nın yüzünü nazikçe avuçlarına alıp onu öptüğünde, bu öpücük bir tiyatro değil, sessiz bir vaat gibiydi.
Hemen ardından dağdaki kulübeye gittiler. Kulübe küçük ama el işçiliğiyle yapılmış, sağlam bir yapıydı. Hayatları bir düzen içine girdi. Aynı yatağı paylaşıyorlardı ama aralarında hala bir mesafe vardı. Ancak bir gün Sarah, yakıcı bir ateşe, ağır bir hastalığa yakalandı.
Jacob, Sarah’yı kucağında taşıdı ve beş gün boyunca başucundan ayrılmadı. Ona su içirdi, alnına ıslak bezler koydu. Sarah uyandığında, Jacob’ı elini sıkıca tutarken buldu. Jacob’ın gözlerinde ilk kez saf bir korku vardı.
“Bunu bir daha yapma,” dedi Jacob sesi titreyerek. “Beni korkuttun.”
“Neden?” diye sordu Sarah zayıf bir sesle.
“Çünkü bu haftalar içinde sen sadece ‘uygun’ bir eş olmaktan çıktın, benim bir parçam oldun.”
6. Bölüm: Gerçek Sevginin Meyvesi
Yıllar geçtikçe dağ hayatı bağlarını güçlendirdi. Kış fırtınaları, ortak zorluklar ve paylaşılan emek, aralarındaki mesafeyi yok etti. Aşk, gösterişli kelimelerle değil, sessiz anlarda büyüdü.
Bahar geldiğinde Sarah hamile olduğunu anlattı. Jacob ona öyle bir sarıldı ki, Sarah onun kalbinin atışlarını kendi göğsünde hissetti. İlk kızları o kış doğdu; güçlü ve sağlıklıydı. Yıllar geçtikçe kulübe çocuk sesleriyle doldu.
Sarah, artık dağların kadını olarak biliniyor ve saygı görüyordu. Bir gün, Jacob’ın yıllar önce ona verdiği o ilk notu buldu. Altına kendi satırını ekledi: “Ve senin varlığın benim tek evim oldu.”
Sarah bir zamanlar kimsenin istemediği kardeş olabilirdi, ama o, bir adamın tüm kalbiyle seçtiği kadın olmuştu. Gerçek aşk asla bağırmazdı; o, sessiz anlarda, doğruluk ve dürüstlük üzerine inşa edilen hayatlarda büyürdü. Sarah Harwell, bunu dağların kalbinde bulmuştu.