Üç yıl önce ölen annem 2’de arayıp “Kapıyı aç, üşüyorum” dedi — Ben de…

Üç yıl önce ölen annem 2’de arayıp “Kapıyı aç, üşüyorum” dedi — Ben de…

.
.

KAPININ ARDINDAKİ SIR: ANNEMİN SESİ, GECE 2’DE

Sabahın 2.07’sinde telefonum titremeye başladı. Zifiri karanlıkta, gözlerimi ovuşturarak ekrana baktım. Arayan kişi: Annem. Renata Munur. Ama annem üç yıl önce ölmüştü. Son nefesinde elini tutmuştum, tabutunu seçmiştim, toprağa indirilirken gözyaşlarımı tutamamıştım. Şimdi ise, telefonumda onun ismi yanıp sönüyordu.

Elim titreyerek telefonu açtım. Konuşamadım. Sonra onun sesini duydum. Bir kayıt değildi, bir rüya da değildi. “Canım,” dedi annem. “Dışarıdayım. Çok soğuk. Beni içeri alabilir misin?”

GERÇEKLİĞİN SORGULANDIĞI AN

Yatağımda dona kaldım. Telefonum elimde, eklemlerim bembeyaz. Odanın sessizliği ağırlaşmıştı. Kalbim kaburgalarıma çarpıyordu. “Beni içeri alabilir misin?” dedi annem. Beynim bir şaka olmalı diye düşündü. Belki biri sesini kaydedip beni kandırıyordu. Ama o kelimeleri hiçbir videoda söylememişti. Üşüdüğünü söyledi, dışarıda olduğunu söyledi.

Ben mantıklı bir insanım. Ankara’da bir hastanede hemşireyim. Ölümün ne olduğunu biliyorum. Annemi toprağa gömdüm. Peki o zaman neden korkuyordum? Neden camdan dışarı bakmaya cesaret edemiyordum?

EVİN SESSİZLİĞİ VE ANILAR

Çocukluğumdan beri yaşadığım evde oturuyorum. Annem hastalanınca ona bakmak için geri dönmüştüm. O vefat edince de ayrılmadım. Bu ev onun hayatının müzesiydi. Yatak odamda, koridorda, annemin odasının kapısında her şey bıraktığı gibiydi. Lavanta losyonu, okuma gözlükleri… Güvenliğin kokusu. Ama bu gece güvenlik yoktu.

Banyoya girdim, yüzüme soğuk su çarptım. Aynada kendime baktım. İnsanlar bana ona benzediğimi söylerdi ama ben sadece hayatta kalıyordum. Annem ışık ve enerjiydi. Onun sesi aklımda yankılandı: “Canım.” Sadece o öyle söylerdi. Küçükken kabusum olduğunda onun yatağına koşardım. Gümüş bir kaşığı burnuma tutar, “Yansımanı gör Sati. Yüzünü kaşıkta gördüğün sürece gerçeksin ve güvendesin,” derdi. Sonra alnımdan öperdi. “Seni kaşığa kadar seviyorum ve geri.”

KAPININ ÖNÜNDE

Merdivenlerden inerken evin karanlığı, gölgelerin uzunluğu beni ürküttü. Ön kapının yanında durdum. Kilitliydi. Saat 10’da kendim kilitlemiştim. Dışarıda rüzgar vardı. Bir dal kaplamaya sürtüyordu. “Sadece rüzgar,” dedim kendime. Ama sonra oldu: Tok tok tok.

Üç ritmik vurma. Annemin vuruşu. Her market dönüşünde, her odama gelirken üç kez vururdu. “Üç vuruş seni seviyorum demektir,” derdi. Kapıya baka kaldım. Derin bir soğukluk çöktü. “Hayır!” diye fısıldadım. Tok tok tok. Yine geldi. Aynı ritim, aynı basınç.

KORKU VE MERAK

Bacaklarım kurşundan yapılmış gibiydi. Kapıya doğru bir adım attım, sonra bir adım daha. Koridor kilometrelerce uzunmuş gibi geldi. Kapının önüne vardım. Dürbün deliğinden baktım. Sarı ışık beton basamağı dolduruyordu. Orada duran bir siluet gördüm. Bir kadındı. Başını eğmiş, ayakkabılarına bakıyordu, titriyordu. Sonra başını kaldırdı, doğrudan kapıya baktı. Oydu, Renata Munur. Geri sendeledim. Çığlığımı bastırdım. Öldün diye fısıldadım. Ama o oradaydı.

GERÇEĞİN KIRILDIĞI AN

Kapının diğer tarafından ses geldi. “Sati lütfen. Dışarısı çok soğuk. Anahtarlarımı unuttum.” Annem anahtarlarını hep unuturdu. Ama bu sefer anahtarları yoktu. Çünkü ölmüştü. “Git buradan!” diye bağırdım. “Kimsin sen?” Kapının diğer tarafından sessizlik. Sonra, “Ben annenim tatlım. Neden böyle davranıyorsun? Aç kapıyı.” Annem öldü, diye bağırdım. “Evimden uzak dur!”

Kadın kaçmadı. Alnını kapıya dayadı. “Sati, neden böyle söylüyorsun? Korkuyorum. Soğukta uyandım. Sadece içeri girmek istiyorum. Seni görmek istiyorum.” Vücudumdaki her içgüdü kapıyı açmak istiyordu. Ama aklım beni geri tuttu. “Polisi arıyorum!” diye bağırdım. Koridordan geri çekildim. “Hayır,” dedi kadın üzgünce. “Sadece bir daha bak bana.”

BİR TEST: KİMSİN SEN?

Mutfağa koştum. Annemin küçük kız kardeşi Deliha’yı aradım. “Anne burada,” diye fısıldadım. Deliha sesi keskinleşti. “Şu anda neredesin?” “Mutfaktayım.” “Orada kal. Kapıya yaklaşma.” Kapıya zaten gittiğimi söyledim. Deliha, “Renata öldü. Onu 3 yıl önce gömdük. Bunu biliyorsun. Mantıklı bir kadındın.” “Biliyorum ama verandamda duruyor. Üç kez kapıya vurdu. Beni aradı.”

Deliha, “Yas zihne korkunç şeyler yapabilir. Ya da dışarıda sana zarar vermeye çalışan biri var. Ona benzeyen biri. Hasta biri.” dedi. “Bilmiyorum ama sana geliyorum. Kapıyı açma. O kapıyı açarsan bir katili içeri alabilirsin.”

KAPIYI AÇMADAN ÖNCE

Koridora geri döndüm. Ön kapıdan üç metre uzakta durdum. Dinledim. Sonra bir hıçkırık duydum. “Sati, hala orada mısın? Lütfen benimle konuş.” “Gerçeğim,” dedi kadın. “Sen ne kadar gerçeksin, ben de o kadar gerçeğim. Ayaklarım acıyor, ellerim uyuştu. Ne olur bebeğim, sadece sürgüyü aç.”

Bir test yapmaya karar verdim. “Bana bir şey sor. Sadece annenin bileceği bir şey.” dedim. Kapıya bir adım daha yaklaştım. Tamam, soracağım.

GERÇEK ANILAR

14 yıl önce, 8. sınıftan mezun oluyordum. Babam gelmemişti. Eve döndüğümüzde sarı elbiseyi çıkarıp ağlamıştım. Annem odaya gelmişti. O gece ona, “Babam beni neden sevmiyor?” diye sormuştum. “Sadece özeti değil, tam kelimeleri söyle,” dedim kapıya.

Dışarıdaki kadın konuştu: “Radyatörün yanında oturuyordun. Diplomanı odanın öbür ucuna fırlatmıştın. Bana ‘Eğer adın Sam olan bir erkek olsaydın babanın kalıp kalmayacağını sormuştun.’ Yanına oturmuştum. Yüzünü ellerimin arasına almıştım. ‘Bu senin suçun değildi Sati. Bu kırık dökük evde doğru yaptığım tek şey sendin. Tek mükemmel şey sensin. Eğer o bunu göremiyorsa kör demektir. Ama ben seni görüyorum. Seni görüyorum ve ikimiz için de yeterlisin.’”

Dizlerimin bağı çözüldü. Kapının dibine kadar kayıp yere oturdum. “Doğru yaptığım tek şey sendin.” Her kelimeyi bildi. Her hecesini, tonlamasını bile, hatta Sam adını. Bu imkansızdı. 2011’de evimizde mikrofon yoktu. Odada başka kimse yoktu. Bu anı sadece ikimize aitti.

KAPININ ARDINDAKİ YABANCI

Kapıyı açmaya karar verdim. Sürgüyü çektim, kapıyı açtım. Gece havası içeri doldu. Ve işte oradaydı. Paspasın üzerinde duruyordu. Ama bir şey fark ettim. Annemin sol yanağında bir iz vardı; bu kadının yanağı düzgündü. Duruşu farklıydı. “Kimsin sen?” diye fısıldadım. Kadının yüzü çöktü. “Hayır,” dedi yumuşakça. “Ben Renata değilim.” Hırkasının cebinden bir kağıt çıkardı. “Benim adım Marina. Sanırım ben onun kız kardeşiyim.”

GERÇEKLER VE YENİ BAŞLANGIÇLAR

Marina, annemin ikiziydi. DNA raporunu gösterdi. %99,98 eşleşme. Annesi onları ayırmış, Renata’yı büyütmüş, Marina’yı evlatlık vermiş. Marina yıllar sonra DNA testiyle gerçeği öğrenmiş. Annemin eski telefonunu açtırmış, ses kayıtlarını dinlemiş, onun gibi konuşmayı öğrenmiş. Yıllarca eksik hissettiğini söyleyen annem, meğer kaybolan kız kardeşini özlüyormuş.

Polis ve Deliha geldiğinde, Marina’nın kimliği doğrulandı. Deliha ve Marina birbirlerine sarıldılar, yıllarca saklanan sırrın acısını birlikte yaşadılar. Marina “Otele gitme, burada kal,” dedi. Ev artık ürkütücü değildi. Doluydu.

MEZARDA KAVUŞMA, MUTFAKTA HUZUR

Üçüncü yıl dönümünde mezara gittik. Marina diz çöküp mezar taşına dokundu. “Geç kaldım abla. Seni bulmaya çalıştım.” Lavanta demetini ve gümüş kaşığı mezara koyduk. “Seni buldum Renata,” dedi Marina. “Artık buradayım. Üşümene izin vermeyeceğim.”

Aylar sonra mutfakta birlikte pankek yaptık. Marina kırmızıyı severdi, annem maviyi. Kardinal kuşu yemliğe kondu. “Birini seviyorsan seni yoklamaya gelir,” dedi annem eskiden. Marina elimi tuttu. O gece 2’de gelen o telefon çağrısı hayatımın en korkunç anıydı ama aynı zamanda başıma gelen en iyi şeydi.

Eskiden ölümün bir duvar olduğunu sanırdım. Yanılmışım. Sevgi ölmez, sadece şekil değiştirir. Annemin sevgisi, gece yarısı bir telefon hattıyla bana geri dönmenin bir yolunu buldu.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News