Ailem Beni 30 Yıl Görünmez Sandı | Kardeşimin Mahkemesinde Herkes Şoka Girdi
.
.
Ailem Beni 30 Yıl Görünmez Sandı | Kardeşimin Mahkemesinde Herkes Şoka Girdi
Mahkeme salonunun çift kanatlı kapıları ardına kadar açıldığında, sanki zaman durdu. Kamuflaj desenli üniformam kusursuzdu, rütbe işaretlerim parlıyordu ve Cumhuriyet Arması göğsümde gururla duruyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri Hukuk Müşavirliğinin bir subayı olarak, bu salona yüzlerce kez girmiştim ama bu sefer her şey farklıydı. Salondaki her göz, sadece bana değil, aynı zamanda yıllarca “görünmez” kabul edilen birine odaklanmıştı.
İçeri girdiğimde, salonun arka sıralarında ailemi gördüm. Babam Kemal, emekli bir tekstil tüccarıydı ve her zaman beni anlamadan “sürüklenmiş bir kariyer” olarak görmüştü. Annem Ayşe ise, bana her zaman destek verir gibi görünüp, aslında onun yolunda ilerlememi istememişti. O an, annemin ayakları altındaki kahkahayı duyduğumda her şeyin değiştiğini hissettim. “Baksana, askeri üniformasını giymiş gelmiş, sanki gerçekten önemli biriymiş gibi,” dedi. Anlamıştım ki, yıllarca evde uğruna mücadele ettiğim, savaşın içinde yaşadığım ailem bile benim ne kadar değerli olduğumu anlamamıştı.
Zihnimde bir anlık sessizlik vardı. Kendimi görünmeyen bir gölge gibi hissediyordum. Babam ve annem, her zamanki gibi ailedeki en önemli kişi olarak Emre’yi gördükleri için kendileriyle gururlanıyorlardı. Emre, ailemizin altın çocuğuydu. Her zaman parlak bir girişimci olarak tanınmış, her işinde başarılı olmuş ve hayatına devam etmişti. Ancak, beni ne zaman başarısız hissettikleri anlarda, ben sadece bir arka planda, sessiz bir figür oluyordum.

Emre’nin hayatı her zaman bir başarı hikayesiydi, ancak bu hikayede bana ve yaptıklarıma hiç yer yoktu. Bir gün Emre’yi tartışmasız yeneceğimizi düşündüğümde, derin bir içsel fırtınanın içinde buldum kendimi. Yıllardır, o “başarı” anlayışına bakarak, ne kadar fazla emek sarf ettiğimi ve bu emeğin hiçbir karşılık almadığını fark ettim. Ancak bu mahkeme, bu duruşma benim için bir dönüm noktasıydı. Bu kez kendimi savunacak ve kim olduğumu gösterecek, sonunda onlara da ne kadar güçlü olduğumu kanıtlayacaktım.
Herkesin büyük bir dikkatle izlediği bu dava, aynı zamanda ailemin benimle ilgili tüm bakış açılarını değiştirecek bir fırsattı. Emre’nin mahkemede beni küçümsemesi, bana bir “hukuk subayı” olarak bir nevi ikinci sınıf insan muamelesi yapması, ailem için her şeydi ama ben de kendi sesimi duyuracak, sonunda gerçek kimliğimi gösterecektim.
Salonda herkes bana bakarken, savcı ve hakim de dava dosyasını inceliyordu. O an fark ettim, artık onlar için sadece bir “hukuk danışmanı” değil, bir mücadeleciydim. Ailem için bir kaybeden, toplum için “başarıya ulaşamamış” biri olarak görülen ben, tüm bunları değiştirmek üzereydim. Yıllarca duyduğum o acımasız sözleri, artık kendi kazancım ve gücümle cevap verecektim.
O esnada hakim, sesini yükselterek davanın seyrini değiştirecek ifadeleri okumaya başladı. Emre, bir şekilde o kadar güvenliydi ki hiçbir şeyin onun başına gelmeyeceğini düşündü. Ama benim içimde bir şeyler uyandı. Artık hiç kimse bana, ya da hakkımı savunmamı engellemeye cesaret edemezdi.
İçeri girdiğimde, yüzümdeki soğuk ifade, aslında yıllardır hissettiğim içsel öfkeyi yansıtıyordu. Çünkü emek vermiş, bir şeyler başarmış, yıllarca yanlış anlaşılmış biri olarak, en sonunda gerçek başarıyı elde edeceğimi biliyordum. Yavaşça, içimdeki o güçlü duyguyu özgür bırakmaya karar verdim. Gözlerimdeki kararlılıkla, aileme ve Emre’ye baktım. Mahkemeye konuşmaya başladığımda, sadece gerçekleri konuştum, hislerim değil.
Emre’nin, eski kıskançlık ve egolarla yaşadığı dünyası artık tamamen çöküyordu. Her bir kelime, her bir cümleyle, geçmişin acı dolu anılarını silip, geleceğe doğru ilerlemenin vakti gelmişti. Gözlerim ne kadar soğuk olsa da, içimdeki güç her geçen saniye daha da büyüyordu. Mahkemede verdiğim ifademin ardından, o eski dünyadan tamamen sıyrıldım. Bu dava benim için bir zaferdi, sadece yasal değil, içsel olarak da bir zaferdi.
Ve sonunda, bir yıl sonra, tüm dünyam değişmişti. Gerçek mirasımı keşfettiğimde, artık sadece hukuki meselelerle değil, duygusal özgürlüğümü kazandım. Ailem için artık bir “gölge” değildim, ben gerçek bir bireydim. Sonunda kendimi tanıdım.