Basmalı Entarili Anne – Aşağılandı – O Telefon Konuşması O Bankayı Kökünden Sarsacaktı

BASMA ENTARİLİ ANNE: BİR ONUR VE ADALET HİKAYESİ
1. Bölüm: Görünmez Duvarlar
İstanbul’un Levent semtinde, gökyüzünü delen cam binaların arasında zaman durmuş gibiydi. Plazaların aynalı yüzeyleri, altından geçen insanların aceleci adımlarını yansıtıyordu. Bu devasa binalardan biri, ülkenin en büyük finans kuruluşlarından biri olan prestijli bir bankaydı. Bankanın mermer zeminleri o kadar parlaktı ki, üzerine basan kişi sanki bir boşlukta yürüyormuş hissine kapılırdı.
O sabah, bankanın ağır sensörlü kapısından içeriye Fatma teyze girdi. Üzerinde yılların yorgunluğunu taşıyan, renkleri solmuş ama tertemiz bir basma entari vardı. Başındaki tülbentini özenle bağlamış, eline de kendi ördüğü mütevazı bez çantasını almıştı. Fatma teyze, aslında o ilçenin sevilen ve sayılan Kaymakamı Elif Aksoy’un annesiydi. Ancak o, kızının makamının gölgesine sığınmayı reddeden, kendi emeğiyle yaşayan, Anadolu’nun o vakur kadınlarından biriydi.
İçeri adım atar atmaz, klimaların soğuk havasıyla birlikte bankadaki insanların buz gibi bakışlarını üzerinde hissetti. Güvenlik görevlilerinden müşterilere kadar herkes, bu “yabancı” silueti süzüyordu. Kimine göre o bir dilenci, kimine göre yolunu kaybetmiş bir köylüydü. Fatma teyze ise sadece kendi alın teriyle biriktirdiği parasından küçük bir miktar çekip, ilaçlarını almak istiyordu.
2. Bölüm: Kibirin Tokadı
Fatma teyze, işlem yapmak için sırasını beklerken güvenlik masasında oturan Selin adındaki genç kadına yaklaştı. Selin, elindeki son model telefonun ekranına gömülmüş, etrafındaki dünyadan kopmuştu.
“Kızım,” dedi Fatma teyze nazikçe. “Ben biraz para çekecektim, şu kağıdı kime vermem gerek?”
Selin başını bile kaldırmadan, “Teyze burası aşevi değil, git belediyeye sor,” diye tersledi. Fatma teyze şaşkınlıkla, “Yok kızım, yanlış anladın, hesabımda para var,” dese de Selin’in aşağılaması bitmedi. “Senin gibi birinin 5.000 lirası mı olur? Hadi git insanları meşgul etme!”
Bu gürültüye banka müdürü Turgut Bey müdahale etti. Pahalı takım elbisesi ve yüzünden akan kibirle Fatma teyze’nin üzerine yürüdü. Durumu anlamaya bile çalışmadan, “Atın şu dilenciyi dışarı!” diye bağırdı. Ve o korkunç an yaşandı: Turgut Bey, öfkesine hakim olamayarak Fatma teyze’nin o yaşlı, kırışık yanağına olanca gücüyle bir tokat patlattı.
Fatma teyze mermer zemine yığıldı. Bez çantası elinden fırladı, içindeki eski fotoğraflar ve çek defteri etrafa saçıldı. Bankadaki koca bir kalabalık izledi; ama kimse elini uzatıp o yaşlı kadını yerden kaldırmadı. Fatma teyze, titreyen elleriyle eşyalarını topladı ve sessizce dışarı çıktı. Gözyaşları akmıyordu ama kalbi bin parçaya bölünmüştü.
3. Bölüm: O Telefon Konuşması
Fatma teyze eve vardığında hıçkırıklara boğuldu. İlk kez birinin kıyafetleri yüzünden ona fiziksel şiddet uyguladığına şahit olmuştu. Titreyen elleriyle kızı Elif’i aradı.
“Annem? Sesin neden böyle geliyor?” dedi Elif endişeyle.
Fatma teyze olanları anlattığında, hattın diğer ucundaki Elif’in dünyası başına yıkıldı. Bir kaymakam olarak binlerce insanın adaletini sağlıyordu ama kendi annesi, sadece mütevazı giyindiği için bir bankada tokatlanmıştı.
“Anne,” dedi Elif, sesi çelik gibi sert ve kararlıydı. “Yarın o bankaya birlikte gideceğiz. Senin kim olduğun için değil, bir insana bunu yapmanın ne demek olduğunu öğretmek için gideceğiz.”
Elif o gece uyumadı. Dosyaları inceledi, bankanın yönetim yapısına baktı ve annesinin yıllardır sessizce biriktirdiği o “küçük” hesabın aslında ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu keşfetti. Fatma teyze, kızının başarısıyla gurur duyarken, kendisi de yıllarca yaptığı birikimleri o bankada değerlendirmişti.
4. Bölüm: Büyük Hesaplaşma
Ertesi sabah bankanın kapısı tekrar açıldı. Fatma teyze yine aynı basma entarisiyle oradaydı. Ama bu kez yanında Elif vardı. Elif de gösterişten kaçınmış, sade bir kıyafet giymişti. Yine “sıradan” iki kadın gibi görünüyorlardı.
Güvenlik görevlisi Selin, onları görür görmez “Yine mi siz?” diye alay etmeye başladı. Müdür Turgut Bey, odasından çıkıp “Dün yediğin dayak yetmedi mi?” diye kükrerken Elif sadece bir zarfı masaya koydu.
“Sadece şu evraklara bir bakın Turgut Bey,” dedi Elif sakince.
Turgut Bey zarfı açtığında rengi kireç gibi oldu. Zarfın içinden sadece bir çek defteri değil, bankanın %8 hisse senedi belgesi ve ilçenin en yüksek mülki amirinin kimlik kartı çıktı. Fatma Aksoy’un hesabı, bankanın o şubedeki en büyük bireysel hesabıydı. Ve yanındaki kadın, bizzat bölgenin kaymakamıydı.
Oda bir anda buz kesti. Turgut Bey’in elleri titremeye başladı. Dün tokatladığı “dilenci”, aslında bankanın gizli ortaklarından biri ve devletin en güçlü temsilcilerinden birinin annesiydi.
5. Bölüm: Adaletin Sesi
“İnsanları elbiseleriyle karşılar, fikirleriyle uğurlarsınız derler Turgut Bey,” dedi Elif, sesi tüm bankada yankılanıyordu. “Siz ise insanları elbiseleriyle yargılayıp, insanlık onurlarını tokatlıyorsunuz.”
Elif, annesinin uğradığı saldırının sadece bir “hata” olmadığını, bankanın kurum kültüründeki bir çürüme olduğunu belirtti. Savcılığa suç duyurusu çoktan yapılmıştı. Ancak Elif’in asıl istediği, annesinin o kırılan onurunun iadesiydi.
Güvenlik görevlisi Selin ağlayarak Fatma teyze’nin ayaklarına kapandı. Turgut Bey ise meslek hayatının bittiğini o an anladı. Elif, müdürün görevden alınmasını değil, en ücra, en yoksul kasabadaki bir şubeye “gişe memuru” olarak sürülmesini talep etti. “Gidin ve orada o basma entarili insanların nasırlı ellerinden öperek para saymayı öğrenin,” dedi.
6. Bölüm: Onur ve Sessizlik
Olayın üzerinden haftalar geçti. Banka yönetimi Fatma teyze’den defalarca özür diledi, şube baştan aşağı yenilendi ve personeline “insan hakları ve nezaket” eğitimi zorunlu kılındı.
Fatma teyze ise yine aynı bahçede, aynı basma entarisiyle çiçeklerini suluyordu. Kızı Elif yanına geldiğinde, “Anne, bankanın yeni müdürü her gün arayıp bir emrin olup olmadığını soruyor,” dedi gülümseyerek.
Fatma teyze derin bir nefes aldı. “Bana hizmet etmeleri önemli değil kızım. Önemli olan, benden sonra o kapıdan giren başka bir garibanın yanağına el kalkmamasıdır. Adalet, sadece güçlünün yanında değil, en sessiz olanın yanında durduğunda gerçektir.”
İstanbul’un üzerinde güneş batarken, o devasa cam binaların arasında bir kadının onurlu duruşu, tüm paradan ve makamdan daha parlak bir iz bırakmıştı.