1999’da Hakkari sınırında çatışmada şehit sayıldı – 16 yıl sonra kapıyı çaldığında ailesi şok oldu.
.
.
16 Yıl Sonra Dönen Kahraman: Doğan Aktaş’ın Hikayesi
Bölüm 1: Bir Gecede Kaybolan Doğan
1999 yılının Ekim ayında, Türkiye’nin Güneydoğu bölgelerinde gerginlik tavan yapmıştı. PKK terör örgütünün faaliyetleri artmış, güvenlik güçleri sınırda yoğun operasyonlar düzenliyordu. Hakkari’nin Yüksekova ilçesinin yakınlarında bulunan Çınar Jandarma Karakolu da bu operasyonların merkezlerinden biriydi. Bu karakol, stratejik bir noktada yer alıyordu, çünkü Irak sınırına sadece 15-20 kilometre mesafedeydi. Teröristlerin geçiş yollarını engellemek, bölgedeki kaçakçılığı kontrol etmek karakolun en önemli görevlerindendi.
Çınar Karakolu’nda görev yapan dört kişilik jandarma timi, 1999 yılı Ekim ayında bölgeyi sık sık kontrol etmeye başlamıştı. Tim, görevlerini profesyonelce yerine getiriyor ve bölgeyi çok iyi tanıyordu. Tim lideri, 28 yaşındaki Kıdemli Başçavuş Ferhat Yıldırım, 5 yıllık deneyime sahipti ve Güneydoğu’da görev yaptığı son 2 yılda bölgede ciddi operasyonlara katılmıştı. Birçok askeri başarıya imza atmış, görevini büyük bir özveriyle yerine getirmişti. Ferhat’ın ailesi Samsun’da yaşıyor, eşi Ayten ve oğlu Berkay’la her üç ayda bir izinli olarak görüşebiliyordu.
İkinci tim üyesi, 24 yaşındaki Uzman Onbaşı Önder Kaplan’dı. Malatya doğumlu olan Önder, askerlik mesleğini seçmiş, ailesinin çiftçilikle geçindiği köyde büyümüştü. Ailesi, oğullarının askerlik mesleğini seçmesini büyük bir gururla destekliyordu. Önder, üniversiteyi bırakıp askerlik yapmayı tercih etmişti. Onun da ailesiyle düzenli olarak iletişim kurduğu biliniyordu.

Timin üçüncü üyesi, 20 yaşındaki Erburak Özkan’dı. İzmir doğumlu olan Burak, neşeli ve pozitif bir kişiliğe sahipti. Babasının oto tamirhanesinde çalışırken askerlik görevini yapmak üzere sevk edilmişti. Burak, ailesiyle çok sık görüşemese de onları her zaman çok seviyor ve onların desteğini hissediyordu.
Son olarak, 25 yaşındaki Uzman Çavuş Doğan Aktaş, timin dördüncü üyesiydi. Trabzon’un OF ilçesinden olan Doğan, sessiz, düşünceli bir kişiliğe sahipti. Ailesi, fındık bahçesi işletiyordu ve Doğan, her izin döneminde ailesine yardım ediyordu. Babası Hüseyin Bey, annesi Ayşe Hanım ve 2 yıl önce evlenmiş ablası Fatma vardı. Doğan, bu ailenin en genç bireyi olarak her zaman onları çok sevmişti.
Bölüm 2: Son Görev ve Çatışma
Ekim ayının 16. günü, tim rutin devriye görevi için karakoldan çıktı. Hava soğuktu, sisliydi ve görüş mesafesi kısıtlıydı. Ancak bu şartlara alışkınlardı ve bölgeyi iyi tanıyorlardı. Devriye, yaklaşık 12 kilometreyi kapsayan bir alanı ziyaret etmeyi planlıyordu. 4 kontrol noktasını ziyaret edecek, şüpheli hareketleri tespit etmeye çalışacaklardı.
Sabah 9’da ilk kontrol noktasına ulaştılar. Her şey normaldir. Bölge sakin görünüyordu. Tim, ikinci kontrol noktasına doğru ilerlemeye başladığında Ferhat, uzaktaki kayalıklarda kısa süreli bir parıltı fark etti. Bu bir dürbün yansıması ya da silah parıltısı olabilirdi. Tim hemen pozisyon aldı, çevreyi dikkatlice inceledi ama herhangi bir hareket gözlemediler. Ferhat, temkinli olmak gerektiğine karar vererek, dikkatli şekilde ilerlemeye devam ettiler.
İkinci kontrol noktasına ulaştıklarında, hiçbir anormallik yoktu. Bir süre mola verdikten sonra, 3. kontrol noktasına doğru yola çıktılar. Burada her şeyin normal olduğunu gördükten sonra, 4. ve son kontrol noktasına ilerlemeye başladılar. Ancak bu bölge, sınır hattına çok yakın olduğu için en riskli olanıydı.
Saat 14:00 civarına geldiğinde, kontrol noktasına yaklaşırken beklenmedik bir saldırıya uğradılar. Çevrelerini saran 12 kişilik PKK grubu, silahlarla ateş açmaya başladı. Tim, kendini çapraz ateş altında buldu ve hızla savunma pozisyonu aldılar. Ferhat, durumun ciddiyetini fark ederek, hemen merkeze telsizle durumu bildirdi ve acil takviye talep etti. Ancak, hava şartları nedeniyle helikopter desteği gelmeyecekti.
Çatışma akşam saatlerine kadar sürdü. Tim, az kalan mühimmatlarıyla çok sayıda teröriste karşı direniyor ve pozisyonlarını korumaya çalışıyordu. Gece çökmeden önce, tim nöbetleşe uyuyarak sabahı beklemeye başladı. Ancak sabah saatlerinde çatışma yeniden şiddetlendi ve teröristler daha organize bir şekilde saldırıya geçtiler.
Bölüm 3: Şehitler ve Esaret
Doğan, cesurca savaşmaya devam etti ama durum her geçen gün zorlaşıyordu. Önder’in yarası enfekte olmuş, Burak ağır yaralanmıştı. Ferhat’ın şehit olduğu an, timin geri kalan üyeleri için büyük bir darbe oldu. Doğan, komutayı üstlendi ancak önderinin durumunun kötüleşmesiyle birlikte, grup için işler daha da zorlaştı. İkinci günün öğleden sonrasında Burak da şehit oldu.
Doğan, tek başına kaldığında mühimmatları tükenmişti. Teröristler son saldırıya geçtiğinde, Doğan elindeki son el bombasını kullanarak karşı koymaya çalıştı ama yorgunluktan ve bitkinlikten çok zor durumdaydı. O sırada teröristler onu canlı tutmaya karar verdiler ve Doğan’ı esir aldılar. Esaret hayatı, Suriye’nin kuzeyindeki dağlık bölgelerde kurulan terör kamplarında başladı.
Doğan, yıllarca işkence gördü ancak hiçbir zaman arkadaşlarının adını vermedi. İlk yıllar çok zordu, çünkü Doğan sürekli kaçma planları yapıyordu ama her seferinde yakalanıp cezalandırılıyordu. Fiziksel olarak çok zor bir dönem geçirdi, ama hayatta kalmayı başardı. Beş yılın sonunda, Doğan hayatta kalmaya odaklandı ve bir gün kurtulma umudunu canlı tutmayı başardı.
Bölüm 4: Kurtuluş ve Ailesine Dönüş
2014 yılında, Doğan’ın bulunduğu kampta büyük bir karışıklık yaşandı. Daeş terör örgütünün faaliyetlerinin artması ve uluslararası koalisyon güçlerinin müdahalesiyle, kamplarda büyük bir operasyon başlatıldı. Bu fırsattan faydalanan Doğan, hayatta kalabilmek için çabalarını iki katına çıkardı. Mart 2015’te ise Amerikan Özel Kuvvetleri ve YPG militanlarının ortak operasyonuyla, Doğan da dahil olmak üzere birçok esir kurtarıldı.
Doğan, kurtarıldığında 45 kilo ağırlığındaydı. Saçları beyazlamış, vücudunda ise birçok yara izi vardı. 16 yıl süren esaret hayatı onu tanınmaz hale getirmişti. Erbil’deki askeri hastaneye getirilen Doğan, kimliği doğrulandıktan sonra ailesine haber verildi. Ailesi, 16 yıl boyunca oğullarını ölü sanmıştı. Şok oldular, ama Doğan’ın hayatta olduğunu öğrenmeleri büyük bir mutluluk kaynağı oldu.
Bölüm 5: Son Ziyaret ve Son Günleri
Doğan, tedavi için Ankara Gülhane Askeri Hastanesi’ne kaldırıldığında, doktorlar onun bu kadar uzun süre nasıl hayatta kaldığına şaşırmışlardı. Ancak vücudundaki hasar çok fazlaydı ve iyileşme mümkün değildi. Ailesi Doğan’ı gördüklerinde onu tanımakta zorluk çektiler. Babası Hüseyin Bey, “Bu gerçekten benim oğlum mu?” diye sordu. Annesi Ayşe Hanım sürekli ağlıyordu ve oğlunun elini bırakmıyordu.
Doğan, arkadaşlarının son anlarını net bir şekilde hatırlıyordu ve onlara verdiği sözleri yerine getirmek için yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Zihinsel olarak huzurluydu, çünkü bir zamanlar çok zor olan o geceyi anlatmak ve arkadaşlarının kahramanlıklarını paylaşmak istiyordu. Ailesiyle geçirdiği 3 aylık tedavi sürecinde, Ferhat’ın, Önder’in ve Burak’ın ailelerini ziyaret etti.
İlk olarak Samsun’da Ferhat’ın ailesini ziyaret etti. Ferhat’ın eşi Ayten Hanım, Doğan’ın anlattıkları karşısında çok duygulandı. İkinci olarak Malatya’da Önder’in ailesini ziyaret etti. Önder’in ailesi, oğullarının kahramanlıklarını duyduğunda gözyaşlarına boğuldular. Üçüncü ve en zor ziyaretini ise İzmir’de Burak’ın ailesine yaptı. Burak’ın ailesi, oğullarının son anlarını duyduğunda çok ağladılar.
Bölüm 6: Son Adımlar
Doğan’ın hastalığı ağırlaştı ve Ekim ayında tekrar hastaneye yatırıldı. Doktorlar, vücudundaki hasarın geri dönüşü olmadığını söylediler. Ailesi, Doğan’ın yanında olmaya çalıştı. Kasım ayında Doğan son kez evine döndü. O artık çok zayıflamış ve yürümekte zorlanıyordu, ama zihinsel olarak huzurluydu. Çünkü tüm yapması gerekenleri tamamlamıştı. Aralık ayında, Doğan’ın durumu kritikleşti ve 15 Aralık’ta hayatını kaybetti.
Doğan’ın son sözleri şunlardı: “Arkadaşlarıma kavuşuyorum. Onlara söz vermiştim ve tuttum.” Bu sözler, Doğan’ın ailesinin kalbinde sonsuza kadar kalacaktı. Doğan’ın cenaze töreni çok büyük ilgi gördü. Şehit arkadaşlarının aileleri, eski silah arkadaşları ve binlerce insan törene katıldı. Mezarının başına özel bir anıt dikildi, üzerine “Şehit arkadaşlarının emanetini taşıyan kahraman” yazıldı. Bu anıt, Doğan’ın fedakarlığının ve arkadaşlığının sembolü oldu.
Doğan’ın son arzusu yerine getirildi ve şehit arkadaşlarının dört mezarı yan yana, aynı mezarlıkta yatıyor. Onların hikayesi unutulmayacak ve gelecek nesillere aktarılmaya devam edecek.