100.000 Çinli 5.000 Türk’e Saldırdığında — Amerikan 8. Ordusu İmhadan Kurtuldu! 😮

.

Kasım 1950… Dünya henüz İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı hatıralarını unutamamışken, Kore yarımadasında yeni ve karanlık bir savaş tüm şiddetiyle devam ediyordu. O günlerde Amerikan ve İngiliz radyolarından yayılan bir haber dünyanın birçok yerinde yankılandı. Haritaların üzerinde küçük bir işaret vardı: Kuzey Kore dağlarında konuşlanmış Türk birliklerinin bulunduğu noktaya çizilmiş büyük bir çarpı. Haber spikerleri aynı cümleyi tekrar ediyordu: “Türk birlikleri tamamen imha edildi.”

Japon radyoları da aynı şeyi söylüyordu. Birleşmiş Milletler karargâhı Türk kuvvetlerinden umudunu kesmişti. Çünkü karşılarında 300.000 kişilik Çin ordusu vardı. Türk birliklerinin sayısı ise yalnızca 5.000 civarındaydı. Hesap basitti. Böyle bir kuşatmadan kurtulmak mümkün değildi.

Ama dünya o anda bilmediği bir şeyi birkaç gün sonra öğrenecekti.

O dağlarda yaşananlar yalnızca Kore Savaşı’nın kaderini değil, askeri tarihin kendisini değiştirecekti.


Savaşın Başlangıcı

Kore Savaşı 25 Haziran 1950 sabahı başladı. Sovyetler Birliği tarafından desteklenen Kuzey Kore ordusu, sınırı oluşturan 38. paraleli geçerek Güney Kore’ye saldırdı. Saldırı o kadar ani ve güçlüydü ki Güney Kore ordusu savunma yapacak fırsat bile bulamadı.

Başkent Seul yalnızca üç gün içinde düştü.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil bir karar aldı. Üye ülkelerden Güney Kore’ye yardım etmeleri istendi.

O günlerde Türkiye NATO’ya girmek istiyordu ancak Batılı devletler buna sıcak bakmıyordu. İngiltere ve Norveç başta olmak üzere bazı ülkeler Türkiye’nin ittifaka katılmasına karşı çıkıyordu.

Türkiye için bu durum büyük bir diplomatik sorundu.

Ankara’da yapılan toplantılarda sonunda kritik bir karar alındı: Türkiye Kore’ye asker gönderecekti.

Bu karar yalnızca bir askeri yardım değildi. Aynı zamanda Türkiye’nin NATO üyeliği yolunda atılmış en önemli adım olacaktı.


Anadolu’dan Kore’ye Uzanan Yol

17 Eylül 1950’de İskenderun Limanı’nda büyük bir hareketlilik vardı. Gemiler askerlerle doluydu. Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen genç askerler Kore’ye doğru yola çıkıyordu.

Birliğin başında Tuğgeneral Tahsin Yazıcı vardı.

Tahsin Yazıcı sert mizacıyla tanınan, savaş deneyimi olan bir komutandı. Kore’ye gitmeyi özellikle istemişti. Günlüğüne şu cümleyi yazmıştı:

“Kore’de Türk askerini layıkıyla temsil etmekten başka hiçbir hedefim yok.”

Bu cümle ilerleyen günlerde yaşanacakların özeti gibiydi.

Türk birliği 17 Ekim’de Kore’ye ulaştı. Pusan Limanı’na çıkan askerler kısa süre sonra Taegu’ya sevk edildi. Burada Amerikan silahlarıyla donatıldılar ve kısa bir eğitimden geçtiler.

Birleşmiş Milletler Başkomutanı General Douglas MacArthur, Türk birliklerine özel bir isim verdi:

“Kutup Yıldızı.”


Kunuri’ye Doğru

Kasım ayının ortalarında Türk birlikleri cepheye gönderildi. Kunuri bölgesinde Amerikan 9. Kolordusu’nun ihtiyat kuvveti olarak konuşlandırıldılar.

Kimse bu bölgenin birkaç gün içinde tarihin en kritik savaş alanlarından biri olacağını bilmiyordu.

24 Kasım 1950’de General MacArthur büyük saldırısını başlattı. Amaç Kuzey Kore ordusunu tamamen yok etmek ve savaşı Noel’den önce bitirmekti.

İlk günlerde her şey planlandığı gibi gidiyordu. Birleşmiş Milletler birlikleri hızla ilerliyordu.

Fakat 25 Kasım gecesi her şey değişti.


Çin Ordusunun Gölgesi

Gece yarısına doğru tüm cephede aynı anda saldırılar başladı.

Çin Halk Gönüllü Ordusu gizlice Kore’ye girmişti.

100 binden fazla Çin askeri günler boyunca gece yürüyerek ilerlemiş, gündüzleri dağlarda saklanmıştı. Hava keşif uçakları onları fark edememişti.

Saldırı başladığında cephe bir anda çöktü.

Çin askerleri davul ve zurna sesleriyle saldırıyordu. Dağlarda yankılanan o korkutucu sesler psikolojik baskı yaratıyordu.

Birçok Birleşmiş Milletler birliği paniğe kapıldı.

Bazıları emir beklemeden geri çekilmeye başladı.

Ama Türk birlikleri farklı bir karar verdi.


Herkes Geri Çekilirken

26 Kasım akşamı Tuğgeneral Tahsin Yazıcı birliklerini topladı.

Emir açıktı.

Geri çekilen Birleşmiş Milletler birliklerini koruyacak, Çin ordusunun ilerlemesini yavaşlatacak ve müttefiklere zaman kazandıracaklardı.

Bu görev ölümcüldü.

Çünkü karşılarında yüz binlerce asker vardı.

Ama Türk askerleri yürüyüşe geçti.

Herkes geri çekilirken onlar ileri gidiyordu.


İlk Temas

28 Kasım sabahı Türk birlikleri Çin ordusuyla ilk kez karşılaştı.

Savaşın tanıklarından Güney Koreli tercüman Pek Sankin yıllar sonra o anı şöyle anlatacaktı:

“Çin askerleri davul ve zurna çalarak saldırıyordu. Sayıları o kadar fazlaydı ki bir insan seli gibi görünüyordu. Ama Türk subaylar hiç paniklemedi. Askerler süngülerini taktı.”

Gerçekten de Türk askerleri süngülerini takmıştı.

Mermileri bitince süngüyle, süngü kırılınca yumrukla savaşıyorlardı.

Savaş gün boyu sürdü.

Akşam olduğunda yüzlerce Türk askeri şehit olmuş ya da yaralanmıştı.

Ama Çin ordusu ilerleyememişti.


Çember

29 Kasım’da durum daha da kötüleşti.

Türk birlikleri Sinimli bölgesinde kuşatıldı.

Birleşmiş Milletler karargâhı ile iletişim kesildi.

Saatler geçti.

Hiçbir haber gelmedi.

Sonunda karargâh Türk birliklerinin imha edildiğini kabul etti.

Dünya radyoları aynı haberi duyurdu:

“Türk birlikleri yok oldu.”

Ama dağlarda gerçek bambaşkaydı.


Tahsin Yazıcı’nın Kararı

Tahsin Yazıcı kuşatmayı fark ettiğinde tek bir şey düşündü:

Çemberi yaracaklardı.

Yanındaki Amerikan komutanına karşı saldırı teklif etti.

Amerikalı komutan reddetti.

Bu görev onların sorumluluğu değildi.

Tahsin Yazıcı kısa bir süre düşündü.

Sonra Türk askerlerine döndü.

“Taarruz!”

Türk birlikleri süngü hücumuna kalktı.

Çin çemberi yarıldı.

Kuşatılmış birliklerle birleştiler.

Ve geri çekilmeye başladılar.

Dünya onların yok olduğunu sanırken Türk askerleri iki kez kuşatmayı yararak geri dönüyordu.


Amerikalı Subayın Tanıklığı

Amerikalı subay Anthony Herbert o anı şöyle anlatacaktı:

“Her tarafta düşman vardı. Ama Türkler son derece sakindi. Süngülerini takıp düşmana doğru yürüdüler. Onların yanında korku diye bir şey yoktu.”

Herbert sözlerini şöyle bitirmişti:

“Türkler tuzağa düşmez. Tuzağa düşen onları kuşatanlardır.”


Sunçon Boğazı

Ama savaş bitmemişti.

Türk birlikleri ve Amerikan askerleri Sunçon Boğazı’nda tekrar kuşatıldı.

Bu dar vadide tek bir yol vardı.

Çin birlikleri dağların tepesine yerleşmişti.

Geçiş imkânsız görünüyordu.

Ama ABD hava kuvvetlerinin desteği ve Türk askerlerinin savunması sayesinde birlikler geçmeyi başardı.

Bedel ağırdı.

Ama ordu kurtulmuştu.


Kunuri’nin Sonucu

Kunuri Muharebesi’nin sonunda Türk tugayı ağır kayıplar verdi.

Yüzlerce asker şehit oldu.

Ama Çin ordusunun ilerleyişi durdurulmuştu.

Amerikan 8. Ordusu imha olmaktan kurtuldu.

Tarihçiler bugün bile bu muharebeyi Kore Savaşı’nın dönüm noktalarından biri olarak kabul eder.


Dünyanın Tepkisi

Kunuri’den sonra dünya basını Türk askerinden bahsetmeye başladı.

Time dergisi şöyle yazdı:

“Türk askerinin kahramanlığını anlatmak için kelime bulmak zor.”

Alman gazetesi Abend Post ise şu cümleyi kullandı:

“Kore savaşının sürprizi Çinliler değil, Türklerdir.”


Savaşın Sonrası

Türkiye savaş boyunca yaklaşık 23.000 asker gönderdi.

Yüzlerce asker şehit oldu.

Ama bu fedakârlığın bir sonucu vardı.

1952 yılında Türkiye NATO’ya kabul edildi.

Kore’de ödenen bedel uluslararası siyaseti değiştirmişti.


Unutulmayan Bir Hikâye

Bugün Güney Kore’de Türk askerleri hâlâ “kan kardeşi” olarak anılır.

Pusan’daki Birleşmiş Milletler mezarlığında yüzlerce Türk askeri yatmaktadır.

Onların çoğu Anadolu’nun küçük kasabalarından gelmiş gençlerdi.

Ortalama yaşları 25 civarındaydı.

Birçoğu Kore’ye giderken savaşın ne kadar büyük olacağını bilmiyordu.

Ama tarih onları unutmadı.

Kunuri’de verilen mücadele askeri tarihe şu cümleyle kazındı:

“Türkler asla tuzağa düşürülemez.”

Çünkü o dağlarda başı belada olanlar aslında Türk askerini kuşattığını sananlardı.