Hizmetçinin Ölümünden Sonra Aile, Tüm Sırlarını Ortaya Çıkaran Günlüğü Buldu

Hizmetçinin Ölümünden Sonra Aile, Tüm Sırlarını Ortaya Çıkaran Günlüğü Buldu

Zeynep’in ölümü sessiz geçti; gecenin ortasında kendi kendine sönüp giden bir mum gibi. Otuz beş yıldır Demir ailesine hizmet ediyordu, Bursa’nın kenarındaki eski taş köşkte. Kimse onun kaç yaşında olduğunu, ya da aslında nereden geldiğini tam olarak bilmezdi. Demirler için o sadece “hizmetçi”, mahalledekiler için ise “çok şey bilen kadın”dı.

Cenazeye yalnızca üç kişi katıldı: Ailenin reisi Nermin Hanım, büyük oğlu Orhan ve torunu Elif. Elif sessiz, içine kapanık bir genç kızdı; Zeynep’e dünyadaki herkesten fazla saygı duyardı. Diğer aile bireyleri çeşitli bahaneler buldu: iş, seyahat, yorgunluk. Kimse, Zeynep’in geride bıraktığı boşlukla yüzleşmek istemedi.

Cenazeden sonra Nermin Hanım eve döner dönmez, Zeynep’in yaşadığı küçük odayı temizlemelerini emretti. Kilerle bitişik, karanlık, penceresiz bir odaydı. Dar bir yatak, küçük bir komodin; üzerinde eski bir fotoğraf, bir tespih ve toz içinde siyah kapaklı bir defter duruyordu.
“Her şeyi götürün,” dedi Nermin Hanım arkasına bile bakmadan. “Hatıraya gerek yok.”

Ama Elif, merakına yenildi. Defteri çöpe atmadan önce gizlice aldı, kolunun altına sıkıştırdı. O gece, çatı katındaki pencerelere yağmur vururken, defteri açtı.
İlk sayfada Zeynep’in titrek ama kararlı el yazısı vardı:

“Suskunluk beni öldürüyor. Buraya gördüklerimi, duyduklarımı ve sevgiden ya da korkudan sustuklarımı yazıyorum. Bir gün biri bunu okursa, gerçeği öğrenmiş olur.”

Elif’in içini bir ürperti kapladı. Elleri titreyerek sayfaları çevirdi.
O sayfalarda yazanlar, ailesinin kaderini sonsuza kadar değiştirecekti.


1. Nermin Hanım’ın Günahı

Zeynep, ilk günden beri tanık olduğu sırları detaylıca anlatıyordu.
Nermin Hanım’ın oğlu Orhan’ı, ailesini iflastan kurtarmak için varlıklı bir kadınla evlenmeye zorladığını yazmıştı. O kadının, Melis’in, üç yıl sonra intihar ettiğini… ama Nermin Hanım’ın polisi çağırmadan önce Zeynep’e her şeyi temizletmesini…

“İpi gördüm, düşen sandalyeyi de. Ama boynundaki izler bir iple olacak gibi değildi. O kendini asmadı, hanımefendi. Siz de biliyorsunuz. Ben de.”

Elif, elini ağzına kapattı. Bu mümkün müydü? Dindar, saygıdeğer Nermin Hanım… bir katil mi?

Zeynep ayrıca o gece olanları anlatabilecek bir çiftçiyi ortadan kaldırdıklarını yazmıştı. Haftalar sonra adamı nehirde bulmuşlardı, elleri bağlıydı. Resmî kayıtlarda “kaza” yazıyordu.


2. İtaatkâr Oğul

Sonraki sayfalar, Elif’in babası Orhan hakkındaydı. Soğuk, ciddi, sessiz bir adam… Zeynep onu kendi oğlu gibi büyütmüştü.

“Onu ilk kez on iki yaşında ağlarken gördüm. Annesi, gala elbisesini kirletti diye köpeğini öldürtmüştü. O günden sonra susmayı öğrendi. Ondan miras kalan tek şey korkuydu.”

Yıllar geçtikçe Orhan başarılı ama duygusuz bir iş adamına dönüştü.
Ancak Zeynep bir geceyi şöyle yazmıştı:

“Bir gece herkes uyurken, merhum eşinin piyanosunu çaldığını duydum. Melis’in ölümünden önce çaldığı melodiyi… Çocuk gibi ağlıyordu. İçeri giremedim. Çünkü beni görürse tamamen yıkılacağını biliyordum.”

Her kelime Zeynep’in ruhunu taşıyordu; hem şefkatli hem yargılayıcı bir tonda.


3. Kayıp Evlat

Bir bölümde Zeynep, kimsenin bilmediği bir sırrı ortaya çıkarıyordu: başka bir çocuk vardı.

“Nermin Hanım’ın gençliğinde, evde çalışan Ayşe adında bir kız vardı. Saf, güzel, 18 yaşındaki Orhan’a âşık olmuştu. Hamile kalınca, Nermin Hanım onu eski bir bavulla ve birkaç lira verip kapı dışarı etti. Yıllar sonra bir genç aradı. Babasını görmek istediğini söyledi. Nermin Hanım telefonu kapattı, hattı kestirdi.”

Elif defteri kapadı, içi paramparça oldu. Ya o kayıp kardeş hâlâ hayattaysa?


4. Ateşin Sırrı

Ertesi sabah Elif, büyükannesine gerçeği sordu.
Nermin Hanım’ın yüzü buz kesildi.
“Ne saçmalıyorsun sen? O yaşlı kadının hayalleri bunlar!”
“Yalan söyleme!” diye bağırdı Elif. “Zeynep her şeyi yazmış. Hatta… Melis’i senin öldürdüğünü bile!”

Nermin Hanım ilk defa kontrolünü kaybetti. Titreyerek ayağa kalktı.
“Sus! O kadın bir yılandı. Hepimizi mahvedecekti.”
“Bu yüzden mi öldürdün?”
“Baban için yaptım! Senin için! Bu aile için!”

Bir anda defteri kaptı ve şömineye fırlattı. Sayfalar alevler içinde yok oldu.
Ama bilmediği bir şey vardı: Elif, en önemli bölümleri gece gizlice kopyalamıştı.


5. Gömülü Gerçek

Haftalar geçti. Elif gizlice babasının kayıp kardeşini aradı.
Arşivlerde buldu: Adı Murat’tı. İstanbul’da, küçük bir tamirhanede çalışıyordu.
Elif onu bulduğunda Murat inanmadı — ta ki kopyaları görünceye kadar.

O gece Demirlerin köşküne gitti.
Orhan şaşkınlıkla baktı, Nermin Hanım ise bembeyaz kesildi.
“Sen… kimsin?”
“Torununuzum,” dedi Murat soğukkanlılıkla. “Utanıp sokağa attığınız çocuk.”

Hava keskin bir bıçak gibiydi.
Murat masaya defterin kopyasını bıraktı. Orhan okudukça gözyaşları düştü.
Sonunda başını kaldırıp annesine baktı.
“Anne… bunların hepsi doğru mu?”
Nermin Hanım cevap veremedi. Sadece sandalyeye çöktü, dudaklarından kırık bir dua döküldü.


6. Sessizliğin Yargısı

Sonraki günler cehennem gibiydi. Bursa gazeteleri günlükten alıntılar yayımladı.
Demir soyadı artık güç değil, utanç simgesiydi.
Nermin Hanım sorgulandı ama asla itiraf etmedi. Bir ay sonra, tek başına, o eski evde öldü.

Vasiyetinde her şeyi Orhan’a bıraktı, bir kutu hariç. O kutuyu Elif’e vermelerini istemişti.
İçinde el yazısıyla bir mektup vardı:

“Tanrı’nın bile affetmeyeceği günahlar işledim. Ama kötülükten değil… korkudan. Sevdiklerimi kaybetmekten, yoksulluktan, rezillikten korktum. Şimdi anlıyorum: gerçek günah susmaktı. Zeynep haklıydı. Beni affedebilirsen, et.”

Elif sessizce ağladı. O günlük ailesini yok etmişti, ama aynı zamanda onları yalanlardan kurtarmıştı.


7. Yaşayanların Günlüğü

Bir yıl sonra Elif, hikâyeyi “Hizmetçinin Günlüğü” adında bir blogda yayımladı.
Gerçek isimleri vermedi ama mesaj açıktı:
“Her ailenin bir sırrı vardır. Ama sırlar, sessizlikle sulanırsa kötülük olarak filizlenir.”

Yazı viral oldu.
Binlerce insan ona kendi hikâyelerini yazdı.
Elif o zaman anladı ki Zeynep’in mirası acı değil, gerçeğin kendisiydi.

Her yıl 14 Mart’ta, Zeynep’in ölüm yıldönümünde, Elif onun odasının penceresine beyaz bir gül bırakır.
Ve bazen, kuzeyden esen rüzgârla birlikte, sanki bir fısıltı duyulur:
“Teşekkür ederim, kızım. Artık huzurla uyuyabilirim.”

DERS
Güç ve para günahları yıllarca saklayabilir ama onları affettiremez.
Sadece gerçek —acıtsa da, yıksa da— yaşayanları özgürleştirir, ölüleri huzura kavuşturur.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News