İngiliz General ‘Dağlar Türk Doğurmakta’ Dedi!  57. Alay Conkbayırı’nda DUVARA DÖNDÜ!

ÇELİK VE İNANÇ: 57. ALAY’IN ÖLÜMSÜZ DESTANI

GİRİŞ: Şafağın Kanlı Yüzü

Zaman, insanlık tarihinin en keskin virajlarından birine doğru akıyordu. Takvimler 25 Nisan 1915’i gösterdiğinde, Ege Denizi’nin serin suları sadece dalgaları değil, koca bir cihan harbinin en kanlı sayfasını da Gelibolu kıyılarına taşıyordu. Saat sabahın 04.30’uydu. Gökyüzü henüz lacivertten griye dönmemişken, Arıburnu’nun sarp yamaçlarına vuran sandalların sesi, yüzyıllık bir imparatorluğun son direnişinin de habercisiydi.

Bu hikaye; sadece barut, çelik ve kanın hikayesi değildir. Bu, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyen bir iradenin ve o emri tereddütsüz kucaklayan 3638 kahramanın öyküsüdür.

BÖLÜM 1: Karanlıkta Yaklaşan Gölgeler

İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener’ın planı kağıt üzerinde kusursuz görünüyordu. Onlara göre Osmanlı İmparatorluğu, “Avrupa’nın Hasta Adamı”ydı ve son nefesini vermek üzereydi. Modern Leenfield tüfekleri, devasa dretnotlar ve Mısır’ın kumlarında aylarca eğitilmiş Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda) birlikleriyle İstanbul’a giden yolun birkaç gün içinde açılacağı varsayılıyordu.

Ancak İngiliz istihbaratı, stratejik haritalarda göremedikleri bir şeyi unutmuştu: Türk askerinin vatan savunmasındaki sarsılmaz azmi.

04.30’da ilk Anzak botları karaya oturduğunda, akıntı onları planlanan Gabatepe yerine daha kuzeye, bugün Anzak Koyu olarak bilinen dik yamaçlı bölgeye sürüklemişti. Karşılarında ne bir ova ne de açık bir yol vardı. Sadece dik kayalıklar, dikenli çalılıklar ve yukarıda onları bekleyen belirsizlik…

BÖLÜM 2: Bigalı Köyünde Bir Yarbay

Kıyıdan kilometrelerce uzakta, Bigalı köyündeki karargahında 34 yaşında bir Yarbay, geceden beri gözünü kırpmamıştı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal, düşmanın nereden geleceğini haftalar öncesinden tahmin etmişti. O, askeri dehasıyla Arıburnu ve Conkbayırı hattının yarımadanın kalbi olduğunu biliyordu. Eğer bu hat düşerse, İstanbul düşerdi.

Saat 05.30 sularında karargaha ilk raporlar ulaştı. “Düşman Arıburnu’na çıkarma yapıyor!” haberleri geliyordu ancak üst komuta kademesi bu çıkarmanın asıl hareket mi yoksa bir şaşırtma mı olduğundan emin değildi. Mustafa Kemal için ise durum netti. Emir beklemek, zaman kaybetmekti. Zaman kaybetmek ise vatanı kaybetmekti.

Mustafa Kemal, askeri hiyerarşiyi ve kendi kariyerini riske atarak tarihi kararını verdi: 57. Piyade Alayı’nı derhal harekete geçirecekti.

BÖLÜM 3: 57. Alay: Ölüme Hazırlananlar

Binbaşı Hüseyin Avni Bey komutasındaki 57. Alay, iki aydır Mustafa Kemal’in gözetiminde yoğun bir eğitimden geçmişti. 49 subay ve 3638 erden oluşan bu birlik, o sabah sadece tüfeklerini değil, yüreklerini de yanlarına alarak yola çıktı.

Arazide yol yoktu. Askerler, ellerindeki kısıtlı mühimmat ve ağır ekipmanlarla Bigalı Deresi’ni takip ederek Kocaçimen Tepesi’ne doğru tırmanmaya başladılar. Kan ter içinde, sarp kayalıkları aşarak ilerleyen bu adamlar, birazdan tarihin akışını değiştireceklerinden habersizdi.

Saat 09.40’ta Kocaçimen Tepesi’ne varıldığında, Mustafa Kemal askerlerine kısa bir mola verdi. Ancak kendisi duramazdı. Yanına sadece birkaç yaverini alarak Conkbayırı’na doğru yaya olarak devam etti. Atlar bu dik yamaçlarda ilerleyemiyordu.

BÖLÜM 4: “Düşmandan Kaçılmaz!”

Conkbayırı’na ulaştığında Mustafa Kemal, dehşet verici bir manzarayla karşılaştı. Kıyıdaki gözetleme postalarından geri çekilen bir grup Türk askeri, cephaneleri bittiği için yamaçtan yukarı, kendilerine doğru koşuyordu. Hemen arkalarında ise Anzak birlikleri, yarımadanın en stratejik noktasını ele geçirmek üzere serbestçe ilerliyordu.

Mustafa Kemal, kaçan askerlerin önüne çıktı: — “Niçin kaçıyorsunuz?” — “Efendim düşman!” — “Nerede?” — “İşte, tepenin üzerinde!” Gerçekten de düşman hattı, Mustafa Kemal’e kendi askerlerinden daha yakındı. — “Düşmandan kaçılmaz!” dedi gür bir sesle. — “Cephanemiz bitti efendim,” dediler. — “Cephaneniz yoksa süngünüz var!”

Mustafa Kemal, askerlere süngü taktırıp yere yatmalarını emretti. Bu basit hamle, düşmanı bir pusuya düştükleri zannıyla duraklattı ve yere yatırdı. Mustafa Kemal’in “Kazandığımız an, işte bu andı,” dediği o saniyeler, 57. Alay’ın yetişmesi için gereken hayat öpücüğüydü.

BÖLÜM 5: “Ölmeyi Emrediyorum”

    Alay, Conkbayırı sırtlarına ulaştığında karşılarında kendilerinden sayıca kat kat üstün bir düşman buldular. Ancak karşılarındaki Türk subayı, dünya tarihinin en sert emrini vermek üzereydi:

“Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.”

Bu emir, bir intihar emri değil, bir feda emriydi. 57. Alay, bu sözlerle birlikte bir fırtına gibi düşmanın üzerine atıldı. Artık ne mermi ne de mesafe önemliydi. Çatışma, süngü süngüye bir boğuşmaya dönüştü. Anzakların modern silahları, Türk askerinin sarsılmaz imanı karşısında geri adım atmaya başladı. 261 rakımlı tepe, o gün sökülüp alınan bir zaferin simgesi oldu.

BÖLÜM 6: Siperlerin İçinde İnsanlık ve Dehşet

Nisan sonundan Ağustos başına kadar savaş, bir yıpratma ve siper harbine dönüştü. Siperler arasındaki mesafe bazı yerlerde 8-10 metreye kadar düşmüştü. Bu, bir askerin öksürüğünün karşı siperden duyulması demekti.

Bomba Sırtı olarak bilinen bölgede, Türk askeri adeta bir mucizeyi yaşıyordu. Birinci siperdekiler tamamen şehit düşüyor, ikinci siperdekiler onların yerini alıyor, bir dakika sonra onlar da şehit oluyordu. Ancak hiçbir tereddüt, hiçbir kaçış yoktu. Okuma bilenler Kuran okuyor, bilmeyenler dua ediyordu.

Bu cehennemin içinde bazen insanlık parıltıları da görülüyordu. 24 Mayıs’taki ateşkes sırasında, cesetleri toplamak için yan yana gelen Türk ve Anzak askerleri, birbirlerine sigara ve yiyecek fırlatıyor, yaralı düşman askerini kucağında taşıyan Mehmetçik portreleri tarihe kazınıyordu. Düşman, karşısındakinin “barbar” değil, onurlu bir savaşçı olduğunu o siperlerde anladı.

BÖLÜM 7: 10 Ağustos ve Parçalanan Saat

Ağustos ayında İngilizler, Anafartalar bölgesine yeni bir çıkarma yaparak düğümü çözmeye çalıştılar. 10 Ağustos sabahı, Mustafa Kemal bizzat en ön safta, Conkbayırı’ndaki baskın tarzı süngü taarruzunu yönetiyordu.

Sabah saat 04.30’da, elindeki kırbacı havaya kaldırarak işaretini verdi. “Allah, Allah!” sesleri Gelibolu’nun kayalıklarında yankılanırken, Türk askeri bir çığ gibi aşağı indi.

İşte o an, bir şarapnel parçası Mustafa Kemal’in tam göğsüne isabet etti. Yanındaki subaylar dehşetle sarsıldı. Ancak mucizevi bir şey olmuştu: Şarapnel, Mustafa Kemal’in sağ göğüs cebindeki cep saatine çarpmıştı. Saat paramparça olmuş ama şarapnelin hızını keserek kalbe girmesini engellemişti. Mustafa Kemal, moral bozulmasın diye yanındakilere “Susun!” dedi ve saldırıyı yönetmeye devam etti. O parçalanan saat, bir ulusun geleceğini kurtarmıştı.

BÖLÜM 8: 57. Alay’ın Mirası

Savaşın sonunda 57. Alay, mevcut mevcudunun %60’ından fazlasını kaybetmişti. Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey, bir bayram günü karargahına düşen bir obüs mermisiyle şehit düşmüştü. Ancak 57. Alay, sancağı yere düşürmedi. Çanakkale’den sonra Galiçya’da, Filistin’de savaşmaya devam ettiler.

Bugün Türk ordusunda 57. Alay yoktur. Bu numara, Çanakkale’deki kahramanlıkları ve tamamına yakınının şehit olması anısına “emekli” edilmiş, bir saygı nişanesi olarak başka hiçbir birliğe verilmemiştir.

SONUÇ: Geçilemeyen Geçit

Çanakkale Savaşı, 19-20 Aralık 1915’te son itilaf askerinin yarımadayı terk etmesiyle Türk zaferiyle sonuçlandı. İngilizlerin “birkaç günde geçeriz” dediği boğaz, 8.5 ay boyunca bir etten duvarla savunulmuştu.

    Alay’ın ve Mustafa Kemal’in 25 Nisan sabahı verdiği o kritik karar olmasaydı, dünya tarihi çok farklı yazılabilirdi. Rusya’daki devrim, imparatorlukların çöküşü ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yol, hep o sarp yamaçlardaki direnişle şekillendi.

Bugün Gelibolu’da rüzgar estiğinde, Conkbayırı’nın çalılıkları arasından hala o askerlerin fısıltıları duyulur. Onlar, “Ölmeyi emrediyorum” diyen bir komutanın ardında, bir vatanın nasıl kurtarılacağını tüm dünyaya gösteren isimsiz kahramanlardır.

Onların aziz hatırasına saygıyla…