Türk Askeri – Dev Amerikalı Dalga Geçti – 30 Saniyede Gördüğü Manzara Kanını Dondurdu!

Türk Askeri – Dev Amerikalı Dalga Geçti – 30 Saniyede Gördüğü Manzara Kanını Dondurdu!

.
.

Türk Askeri: Onurun Hikayesi

Giriş

Afrika’nın sıcak ve tozlu topraklarında, Birleşmiş Milletler’in barış gücü kampında, farklı milletlerden askerlerin bir araya geldiği bir ortamda, Türk subayı Murat Yılmaz’ın hikayesi başlıyor. Bu hikaye, sadece bir askerin cesaretini değil, aynı zamanda onurunu ve karakterini de gözler önüne seriyor. Murat, zor koşullar altında bile sakinliğini koruyarak, tüm dünyaya Türk askerinin ne kadar güçlü ve onurlu olduğunu gösterdi.

Murat Yılmaz’ın Başlangıcı

Murat Yılmaz, Türkiye’nin küçük bir köyünde doğmuş, çocukluğundan beri askeri bir kariyer hayali kurmuştu. Ailesi, onun bu hayalini destekliyor, ona her zaman disiplinli ve çalışkan olmayı öğretiyordu. Murat, askeri okula girdiğinde, hayallerinin peşinden koşmak için ilk adımını atmış oldu. Eğitimi sırasında gösterdiği üstün başarılar sayesinde, kısa sürede dikkatleri üzerine çekti.

Afrika’ya Yolculuk

Murat, bir gün Birleşmiş Milletler tarafından Afrika’daki bir barış gücü misyonuna gönderileceği haberini aldı. Bu, onun için büyük bir fırsattı. Afrika’nın zorlu koşullarında görev almak, hem kariyeri hem de ülkesinin onuru için önemli bir adımdı. Yola çıkmadan önce, ailesiyle vedalaştı ve onları gururlandırmak için elinden geleni yapacağına söz verdi.

Türk Askeri - Dev Amerikalı Dalga Geçti - 30 Saniyede Gördüğü Manzara Kanını Dondurdu!

Kampın tozlu yollarına adım attığında, farklı milletlerden askerlerle tanıştı. Her biri, kendi kültürünü ve geçmişini yansıtan farklı karakterlere sahipti. Ancak Murat, bu çeşitliliğin içinde kendine bir yer bulmayı başardı. Sakinliği ve kararlılığıyla, diğer askerlerin saygısını kazandı.

Golyat ile Tanışma

Kampın en dikkat çekici figürlerinden biri, Amerikalı deniz piyadesi Golyat’tı. Neredeyse 2 metre boyunda, devasa bir vücuda sahipti. Golyat, kendisini “en güçlü” olarak tanıtıyordu ve diğer askerlerin gözünde bir korku imajı yaratmıştı. Ancak Murat, Golyat’ın kibirli tavırlarına aldırış etmedi. O, her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğine inanıyordu.

Bir gün kantinde, Golyat, Murat’ı küçümseyen bir şekilde alay etti. “Bu mu? Şu Türk mü? Tek elimle!” diyerek gülüşmelere yol açtı. Diğer askerler Golyat’ın etrafında toplanarak bu aşağılamaya katıldılar. Ancak Murat, bu alaylara tepki vermedi. Sadece sakin bir şekilde yemek yemeye devam etti. Bu duruşu, diğer askerlerin dikkatini çekti ve Golyat’ın kibirini sarsmaya başladı.

İlk Test

Kampın komutanı, askerlerin dayanıklılığını ölçmek için bir test düzenledi. Herkes, bu testin zorluğunun farkındaydı. Murat, kendine güvenerek teste katıldı. Diğer askerler gibi hızlı hareket etmiyor, her adımını dikkatle atıyordu. Test sırasında, Golyat’ın önünde durduğunda, ona meydan okuduğunu biliyordu. Ancak Murat, bu durumu bir fırsat olarak gördü.

Test sırasında, Murat’ın sakinliği ve kararlılığı, diğer askerlerin dikkatini çekti. Golyat, Murat’a karşı önyargılıydı ve onu küçümsemeye devam etti. Ancak Murat, bu önyargıları kırmak için elinden geleni yapıyordu. Testin sonunda, Murat başarılı bir şekilde tamamladı ve Golyat’ı geride bıraktı.

Golyat ile Çatışma

Golyat, Murat’ın başarısını hazmedemedi ve ona meydan okumaya karar verdi. “Beni yenmek için elimi kullanacağım, bacaklarımı kullanmayacağım!” dedi. Bu meydan okuma, tüm kampı gergin bir bekleyişe soktu. Herkes, Golyat’ın gücünü ve Murat’ın sakinliğini merak ediyordu.

Dövüş günü geldiğinde, Murat ve Golyat ringin ortasında karşı karşıya geldiler. Golyat, güçlü bir saldırıyla Murat’a doğru ilerledi. Ancak Murat, Golyat’ın saldırısını kolayca savuşturdu. Golyat, beklenmedik bir şekilde dengesini kaybetti ve yere düştü. Murat, bu fırsatı değerlendirerek Golyat’ı etkisiz hale getirdi.

Zaferin Getirdikleri

Murat’ın zaferi, tüm kampı sarhoş etmişti. Diğer askerler, onun bu başarısını kutladı. Ancak Murat, bu zaferin sadece bir başlangıç olduğunu biliyordu. Golyat’ı yenmişti ama asıl mücadele, kendisiyleydi. Murat, bu zaferin ona getirdiği sorumluluğun farkındaydı. Artık diğer askerler tarafından saygı duyulan bir liderdi.

Golyat, Murat’ın zaferinden sonra ona saygı göstermeye başladı. Artık alaycı bakışları yoktu. Murat, Golyat’ın gözlerinde gördüğü saygıyı hissetti. Bu, Murat için büyük bir başarıydı. Artık sadece bir asker değil, aynı zamanda bir liderdi.

Kapanış

Murat Yılmaz’ın hikayesi, sadece bir askerin cesaretini değil, aynı zamanda onurunu ve karakterini de gözler önüne seriyor. Zorlu koşullar altında bile sakinliğini koruyarak, tüm dünyaya Türk askerinin ne kadar güçlü ve onurlu olduğunu gösterdi. Bu hikaye, her bireyin kendi içsel gücünü bulmasının ve zorluklarla başa çıkmasının önemini vurguluyor. Murat, sadece bir askeri başarı değil, aynı zamanda bir insanlık dersi de vermiştir.

.

 

Bu mu? Şu Türk mü? Siz kantinin boğcu sıcağında bir kırbaç gibi şakladı. 0:08 Herkes sustu. Çatallar tepsilerde dona kaldı. Fısıltılar boğazlarda düğümlendi. 0:15 Sesi çıkaran adam Amerikalı bir deniz piyadesiydi. Ama ona kimse adıyla hitap etmezdi. 0:23 Herkes ona gol yat derdi. Neredeyse 2 metre boyunda bir fıçığı 0:29 andıran göğsü ve sıradan bir insanın bacağı kalınlığındaki kollarıyla Birleşmiş Milletlerin Afrika’daki bu 0:35 tozlu barış gücü kampında adeta bir anıt gibiydi. Gözlerini kantinin en ücra köşesinde tek 0:42 başına oturan Türkas subayına dikmişti. Tek elimle dedi alaycı bir gülümsemeyle 0:48 dudaklarını bükerek. En fazla 30 saniye. 0:53 Bir anlık sessizliği kahkahalardan oluşan bir patlama takip etti. 0:59 Farklı milletlerden askerler masalara vurarak ıslık çalarak bu aşağılamaya katıldılar. 1:05 Sanki dünyanın en komik şakası yapılmış gibiydi. O gürültünün ortasında asubay kıdemli 1:12 çavuş Murat Yılmaz başını tepsisinden kaldırmadı bile. Ne bir öfke belirtisi, 1:19 ne bir cevap, ne de bir bakış. Sadece yemeğine devam etti. 1:26 Sakin ve sessiz. O kadar sessizdi ki sanki etrafındaki 1:32 cehennemi gürültü görünmez bir kalkan tarafından engelleniyordu. 1:38 Bu tepkisizlik kahkahaları yavaş yavaş boğdu. Kantindeki hava aniden ağırlaştı. 1:46 İnsanlar aşağılamaya ses çıkaranın mı yoksa onuruyla sessiz kalabilenin mi daha güçlü olduğunu sorgulamaya 1:52 başlamıştı. Golyat’ın suratındaki alaycı gülümseme dondu. Yerini bir anlık şaşkınlığa 1:58 bıraktı. Çünkü karşısındaki adam onun kurduğu oyunu oynamayı reddetmişti 2:05 ve evet 30 saniye gerçekten de yetecekti 2:10 ama kimsenin özellikle de gol yatın hayal ettiği şekilde değil. 2:18 Onlar bu tozlu Afrika toprağına askeri kargo uçaklarının gürültüsüyle helikopterlerin kanat sesleriyle 2:24 inmişlerdi. Rusya’dan, Fransa’dan, Brezilya’dan ve Amerika’dan gelen her biri çelik gibi 2:31 kaslara ve keskin bakışlara sahip askerler kampın ilgi odağı olmuştu. 2:37 Onların neden burada olduğu belliydi. Birleşmiş Milletler tarafından 2:42 düzenlenen resmi olmayan, basına kapalı bir askeri yetenek ve dayanıklılık değerlendirmesi idi. 2:49 Madalyaların, bayrakların ya da kameraların olmadığı sadece terin, tozun ve dünyanın en 2:56 seçkin askerlerinin iradesinin konuştuğu bir buluşma. Murat Yılmaz ise 3:03 o bir ikmal kamyonunun arkasından sessizce inmişti. Üzerinde yolun tozu vardı. 3:10 Kimse onun farkına varmadı. Yaklaşık 1 boylarında ne zayıf ne de iri 3:16 yapılıydı. Gözleri ne deliciydi ne de boş bakıyordu. 3:22 Onda her şey kararındaydı ve insanı en çok yanıltan da bu 3:27 kararında olma haliydi. Ne Ukraynalı askerler gibi savaş yorgunu 3:32 bir yüze sahipti. Ne Amerikalı özel kuvvetler gibi saldırgan bir yürüyüşe, 3:39 ne de dövmeleri vardı ne de boş konuşuyordu. Sadece duruyordu. 3:46 Sakin ve köklü bir çınar ağacı gibi. Kampın komutanı, saçları kırlaşmış, 3:52 çelik gibi bakışlı bir albay, eğitim alanının ortasında durup tercüman aracılığıyla konuştu. Buraya birbirinizi 3:58 yenmek için gelmediniz. Ama ayakta son kalan hatırlanacaktır. 4:04 Bu kısa cümle yabancı askerlerin gözlerinde rekabet ateşini yakmaya yetmişti. 4:10 Murat ise sadece sırt çantasının kayışını hafifçe tutarak hareketsizce duruyordu. 4:16 Golyat işte o zaman ortaya çıkmıştı. Dev cüssesiyle eğitim alanında yürürken 4:23 bakışları tek tek herkesin üzerinde gezindi ve sonunda Murat’ın önünde durdu. 4:28 10 saniye boyunca tek kelime etmeden onu baştan aşağı süzdü. 4:34 Sonra o alaycı aşağılayıcı gülümseme yüzüne yerleşti. Etraftaki askerler fısıldaşmaya başladı. 4:42 Avrupalı bir asker bu bir Türk askeri mi? diye sordu. Lojistik personeli gibi duruyor. 4:51 Bir diğeri kahkahayla katıldı. Her halde renk olsun diye getirmişler. 4:56 Ve sonra Golyat o meşhur cümlesini kurdu. Bu mu? Şu Türk mü? Tek elimle. 5:04 En fazla 30 saniye. Kahkahalar patladığında Murat hiçbir 5:09 tepki vermedi. Sadece hafifçe başını eğerek selam verdi ve dinlenme çadırına doğru yürüdü. 5:17 Alanın bir köşesinde Türk birliğinin komutanı Binbaşı Ömer kolları kavuşturulmuş olan biteni izliyordu. 5:24 Murat yanından geçerken sadece tek bir cümle söyledi. Unutmadın değil mi? 5:32 Murat başıyla onayladı. Emredersiniz komutanım. 5:38 Hepsini ilk seferde göstermene gerek yok. O öğleden sonra ilk testler başladı. 5:46 Nabız kontrolü, refleks ölçümü, şarjör değiştirme hızı ve acil durum senaryolarına tepki. 5:52 Murat en sona kalmıştı. Sıra ona geldiğinde acele etmedi. 5:59 Gereksiz hiçbir hareketi yoktu. Her şeyi o kadar akıcı, o kadar temiz ve o kadar 6:06 kusursuzdu ki göze batmıyordu. Gürültü yoktu, bağırma yoktu. Diğer 6:12 askerler gibi hoa nidaları atmıyordu. Bu yüzden kimse ondan etkilenmedi. 6:19 Kanadalı bir subay biraz kan lazım diye. Memlet asker dediğim biraz hırçın olur. 6:27 Yanında duran Golyat güldü. Kan mı? Bence hapşırsa bayılır. 6:35 Murat cevap vermedi. Asla vermiyordu. 6:40 Aşağılamalara karşı ne yüzünü buruşturdu ne de arkasını döndü. Sadece bir kez 6:47 eğitim alanından ayrılırken başını kaldırıp golyata baktı. Bu bakışta ne meydan okuma vardı ne de 6:54 tehdit. Sadece bir tespitti. Bir avcının avını gördüğündeki o sakin 7:01 hesaplı bakışı gibiydi. Nefretten değil. Zamanı geldiği için yapılan bir 7:08 işaretleme. O bakış sadece Golyat’ın yanındaki bir askerin tüylerini diken diken etmeye 7:15 yetmişti. Akşam Türk Birliği kantinin ücra bir köşesinde yemek yiyordu. 7:22 Beyaz pirinç pilavı, konserve et ve su. Murat komutanı Binbaşı Ömer’in 7:27 karşısında oturuyordu. Binbaşı ona bir dosya uzattı. 7:34 İçinde eğitim alanının haritaları, engellerin yerleri ve yarınki dayanıklılık testinin zamanlaması vardı. 7:41 Murat soru sormadı. Sadece dosyayı inceledi, başını salladı 7:46 ve göğüs cebine koydu. Binbaşı Ömer fısıldadı. Hızlı olman 7:51 değil. Doğru olman gerek. Murat bir kez daha başını salladı. 7:59 O sırada ana çadırlardan yüksek sesli müzik ve bağırışlar geliyordu. 8:04 Gyat tek elle şınav çekerek bir gösteri yapıyordu. Etrafındaki askerler her şınavda yüksek 8:11 sesle sayıyordu. 1 2 3. O saydıkça 8:18 Golyat daha da hırlıyordu. Biri kalabalığın içinden bağırdı. Şu türkede söyleyin. Bir tane çekebilecek 8:25 mi bakalım? Hepsi birden güldü. Onların bilmediği bir şey vardı. 8:33 Murat’ın 30 şınava ihtiyacı yoktu. Onun sadece tek bir şeye ihtiyacı vardı. 8:40 Doğru yerde, doğru zamanda ve doğru kişiye karşı yapılmış tek bir doğru hamle. 8:46 O gece kamp derlerin bir sessizliğe bürünürken sadece bir kişi uyanıktı. 8:52 Murat Yılmaz çadırının önünde oturmuş, botlarını temizliyordu. 8:57 Her bir dikişini, her bir bağcığını özenle siliyordu. Çakısını kontrol etti, kemerinin 9:03 tokasını parlattı. Her şey gürültüsüz ama kaçınılmaz bir şeye hazırlık gibiydi. 9:11 Dışarıda rüzgar boş süvarilerinin arasından geçerken tuhaf ululu bir ses çıkarıyordu. 9:18 Yanından geçen naotlu bir asker çadıra bir göz attı. Bu Türk askerinde neyin özel olduğunu 9:24 anlamıyordu ama gaz lambasının ışığı sırtına vurduğunda gördüğü tek şey vardı. 9:31 Dimdik, sarsılmaz ve tamamen hareketsiz bir siluet. Kimse bilmiyordu ki. 9:38 O siluet çok da uzak olmayan bir sabah tüm kampı susturacak olan kişiydi. 9:44 Ertesi sabah güneşin ilk ışıkları Tozlu Ufku henüz aydınlatmamışken kampı inleten toplanma borusu çaldı. 9:52 Günlük bayrak töreni kampın merkezindeki her bir karosu bir asker botu büyüklüğünde olan ve Afrika’nın kızıl 9:59 gökyüzünü yansıtacak kadar temiz kare meydanda yapılacaktı. Tüm ülkelerin birlikleri yarım ay 10:05 şeklinde dizilmişlerdi. Türk birliği en sonda Fransızların arkasında ve Golyat’ın yine bir duvar 10:12 gibi ortada durduğu Amerikan birliğinin tam karşısındaydı. Murat Yılmaz sıranın tam ortasında 3ünc 10:20 sırada duruyordu. Duruşu dimdikti. Elleri arkasında hafifçe kenetlenmişti. Gözleri bir an 10:27 bile sağa sola kaymıyordu. Bütün tören boyunca yarım bile 10:32 kıpırdamadı. Oysa diğer ülkelerin askerlerinin gözleri sürekli onun üzerindeydi. 10:39 Meraktan değil, anlayamamaktan. Türkiye gibi disipliniyle nam salmış bir 10:46 ordunun böylesine sıradan, böylesine göze batmayan birini bu önemli buluşmaya neden gönderdiğini anlayamıyorlardı. 10:54 Alman bir asker başıyla Murat’ı işaret ederek fısıldadı. Ne bir özelliği var, ne kaslı, ne de tehlikeli bir hali. 11:03 Yanındaki Brezilyalı omuz silkti. Herhalde kadroyu doldurmak için 11:08 göndermişler. Güney Koreğien genç bir Temmen, alaycı 11:13 bir şekilde gülerek Amerikalı askere eğildi. Sakın sonra adamı erkenden evine göndermeyin. 11:20 Golyat gülmüyordu. Parmaklarını kütletiyordu. 11:25 Her bir parmağından çıkan kırt kırt sesi taşların kırılma sesini andırıyordu. 11:31 Gözleri bütün birlikleri taradı ama Murat’ın üzerinde bir saniye daha uzun durdu. 11:37 Sadece bir saniye ama hiçbir şey göremedi. 11:42 İşte bu onu sinirlendiriyordu. Şimdiye kadar alt ettiği her rakibinde 11:47 bir şeyler görmüştü. Kibir, korku, acemilik ya da meydan okuma. 11:53 Ama bu askerin gözlerinde hiçbir şey yoktu. bomboştu 11:58 ve bu boşluk bir ayna gibiydi. Ona hiçbir ipucu vermiyor, zayıf 12:04 noktasını göstermiyordu. Karşısında bir insana mı yoksa görünmez bir duvara mı baktığından emin 12:10 olamıyordu. Tören bittiğinde birlikler testlere hazırlanmak için kendi alanlarına 12:16 döndüler. Meydandan geçerken mol bir asker Murat’ın omzuna vurdu. 12:23 Bol şans. Murat gülmeden veya konuşmadan hafifçe başını salladı. 12:30 Yanından geçen Kamboçyalı bir asker dönüp ona baktı. Sonra bir taş heykeli andıran ifadesiyle başını iki yana 12:36 salladı. Tam o sırada Türk Birliği’nin komutanı Binbaşı Ömer uluslararası komuta 12:42 heyetinin yanından geçiyordu. Avustralyalı bir subay şakayla karışık 12:48 sordu. Gönderdiğiniz adam. Oldukça mütevazi görünüyor değil mi? 12:55 Binbaşı Ömer hemen cevap vermedi. Bakışlarını Murat’a çevirdi. 13:01 Tam o anda Murat sırt çantasının kayışını düzeltiyordu ve sabah güneşi gözlerinden gümüş bir iplik gibi geçti. 13:09 Binbaşı gülümsedi ve yavaşça cevap verdi. Çünkü onun kimse tarafından fark edilmesine ihtiyacı yok. 13:16 Sadece karşısına çıkanın onu unutamaması yeterli. 13:22 Bu hafifçe söylenmiş cümle durgun bir göle atılan bir taş gibi meydanın ortasına düştü. 13:28 Yarattığı dalgalar yayıldıkça birkaç subay kaşlarını kaldırarak birbirine baktı. 13:35 Bu özgüven boş bir böbürlenme değildi. Soğuk, sakin ve sarsılmaz bir inanç 13:41 gibiydi. Birlikler eğitim alanına çekilirken Golyat Murat’ın yanından geçti. 13:48 Bu sefer durdu. Birkaç saniye karşısında dikildi. 13:54 Başını hafifçe edi, dudağının kenarını yukarı kıvırdı ve sadece ikisinin duyabileceği bir sesle fısıldadı. 14:00 Sessizliği severim. Özellikle de birisi yere düşmeden hemen önce 14:07 cevap beklemeden arkasını dönüp yürüdü. Ama o anda Murat Yılmaz başını kaldırıp 14:13 onun arkasından baktı. Konuşmadı. Sadece baktı. 14:20 Bakışları dümdüzdü. Ne tehdit vardı ne korku. 14:25 Ama o bakışlar Goliat’ın nedenini anlamasa da adımlarını hızlandırma isteği duymasına neden oldu. 14:33 O sabah birlikler bir sonraki teste hazırlanmak için alana dağılırken Güney Koreli bir subayan o adam 14:41 bir gölge gibi. Dedi. Yanındaki arkadaşı sordu. Ne demek 14:46 istiyorsun? Hani bazı insanlar vardır. 14:51 Varlıklarını ancak kendi ışığının kesildiğini fark ettiğinde anlarsın. 14:56 İşte onlardan. İlk ciddi dayanıklılık testi sabah saat 800’de başladı. 15:04 Güneş henüz tepeye çıkmamıştı ama hava sanki birisi yerin altından ateş yakmış gibi kavurucuydu. 15:11 Seçilen arazi 4 kilometrelik yapay bir orman parkuruydu. İçinde çamur 15:17 havuzları, keskin kayalar, devrilmiş ağaçlar ve bataklıklar vardı. 15:22 Her katılımcı darbe kaskı, ip, eğitim bıçağı, su matarası ve ilk yardım çantası dahil olmak üzere vücutlarına 15:30 sıkıca bağlanmış 15 kiloluk tam teçhizat taşıyacaktı. Görev ormanı en fazla 2 saat içinde 15:37 yolda hiçbir şeyi geride bırakmadan geçmek. Bu sadece bir dayanıklılık testi değil, 15:43 aynı zamanda yön bulma ve zorlu koşullar altında enerji yönetimi becerisini ölçen bir sınavdı. 15:50 Katılımcılar rastgele numaralarla çağrıldı. Murat Yılmaz 18 numarayı, Golyat ise 4 15:57 numarayı aldı. Fransız, Amerikan ve Brezilya birlikleri kendilerinden çok emindi. Bu tür 16:03 parkurlar onların uzmanlık alanıydı. Başlama düdüğünden önce alandaki hava 16:09 yoğunlaştı. Herkes son kez kemerlerini kontrol ediyor, mataralarını yokluyor, sırt 16:15 çantalarının kayışlarını sıkıyordu. Murat bir köşede tek başına duruyordu. 16:22 Ne ellerini ovuşturdu ne de derin nefesler aldı. Sadece çantasının omuzlarına tam 16:29 oturduğundan emin oldu ve 10 saniyeliğine gözlerini kapattı. Kimse aklından ne geçtiğini bilmiyordu. 16:37 Düdük çaldığında 20 asker aynı anda ormana daldı. Golyat bir savaş makinesi gibi öne 16:44 fırladı. Adımları o kadar güçlüydü ki önündeki toz bulutunu yarıp geçiyor, kayaların 16:50 üzerinden sanki yer çekimi yokmuş gibi atlıyordu. Her adımı yere inen bir balyoz gibiydi. 16:58 Arkasından birçok asker de ona yetişmek için tüm gücünü kullanıyordu. 17:04 Murat ise hoşmuyordu. Adımları düzenliydi. 17:10 Nefesi istikrarlıydı. Gözleri sanki bir yarışta değil de parkta yürüyüş yapıyormuş gibi dümdüz 17:17 ileriye bakıyordu. Hiç acele etmiyordu. 17:22 15 dakika sonra lider grup ilk çamur engeliyile karşılaştı. 17:28 Bazıları kaydı, yüzüstü düştü. Kalkmak için zaman kaybetti. 17:33 Golyat tüm vücut gücünü kullanarak engelin üzerinden sıçradı. Kontrol noktalarındaki gözetmenlerin 17:40 sesleri yükseliyordu. Harika. Standartların üzerinde. 17:46 Devam. Murat onlardan sonra geldi. Çamur havuzunu suyun kenarındaki aç 17:53 köklerine basarak yoldaki devrilmiş bir kütüğe tutunarak ve gücünü boşa harcamadan geçti. 18:00 Diğerleri gibi yüzüne çamur sıçramamıştı. Yaptığı şey temiz görünüyordu ama 18:06 kesinlikle kolay değildi. Yaklaşık 50 metrelik kayalık yokuşa geldiklerinde güneş artık yakmaya 18:13 başlamıştı. Tersel gibi akıyor, yaprakların arasından sızan parlak ışık gözleri 18:19 kamaştırıyordu. Ukraynalı bir askere kramp girdi ve durmak zorunda kaldı. 18:26 Ki Brezilyalı nefes nefese bir ağacın dibine çöktü. Bat hala en öndeydi ama nefesi 18:33 sıklaşmaya başlamıştı. Yüzünü sildi, kaskının kayışını sıktı ve 18:38 boş su şişesini yol kenarına fırlattı. Bir eğitmen bağırdı. Çöp atmak yasak. 18:45 Puan kırılacak ama Golyat duymadı. Murat en arkadan geliyordu. 18:53 Adım ritmi hala aynıydı. Nefesi değişmemişti. Yüzü diğerleri gibi kıpkırmızı 18:59 olmamıştı. Yokuşu tırmanırken her adımını dikkatle atıyordu. 19:06 Kayaların arasındaki boşlukları, dizlerinin ve ayaklarının denge noktalarını tecrübeli bir dağcı gibi 19:11 kullanıyordu. Her adımında bir sonraki için dinlenme fırsatı yaratıyordu. 19:18 Kendini kollarıyla çekmiyor, kaymıyordu. Sadece vücudunun doğal dengesini 19:23 kullanarak ilerliyordu. Arkada kalmış olan Japon bir asker ona 19:29 baktı ve aniden şöyle dedi: “Bu adam güçlü değil. Ama hiçbir şey onu zayıflatamıyor. 19:37 Son 300 metre kala Golyat bitiş çizgisine ilk ulaşan oldu. 19:42 Kovalanan bir boğa gibi çizgiyi geçti. Ellerini dizlerine dayamış, soluk soluğa 19:47 duruyordu. Yüzü pancar gibiydi. Vücudu çamurla kaplıydı. 19:53 Gözetmen zamanı kaydetti. 1 saat 14 dakika. Birkaç cılız alkış duyuldu. 20:01 Amerikalı askerler ıslık çalıp omzuna vurdular. İşte bu. 20:07 Harika bir başlangıç. Volat bir yudum su içip yere tükürdü ve 20:12 kibirle güldü. 30 dakika dinleneyim. Bir tur daha atarım. 20:18 Bunu birilerinin duyması için kasıtlı olarak yüksek sesle söylemişti. 20:24 Ve evet o birisi tam o anda bitiş çizgisine doğru yaklaşıyordu. 20:30 Murat Yılmaz 8. sırada bitiş çizgisini geçti. Süresi 1 saat 39 dakikaydı. 20:38 Kimse alkışlamadı, kimse ıslık çalmadı. Ama o bitişten sonra yere oturmayan, 20:45 nefes nefese kalmayan, başına su dökmeyen ve zamanını sormayan tek kişiydi. 20:51 Sadece durdu, kaskını çıkardı. Cebinden çıkardığı mendille yüzünü sildi. 20:57 Bir sağlık görevlisi yanına gelip desteğe ihtiyacı olup olmadığını sordu. 21:02 Murat gözlerini kırpmadan başını iki yana salladı. Yaşlı bir gözetmen istatistik tablosuna 21:09 bakarken kaşlarını çattı ve notları tutan görevliye döndü. O adamda bir tuhaflık var. 21:17 Nasıl yani efendim? Eforu ortalama, kalp atışı stabil, nabzı 21:23 düzenli, terlemesi normal seviyede. Ama kilo kaybı yok, su kaybı yok. 21:29 Sanki sanki bir tapınağın bahçesinde yürümüş gibi. 21:35 Ham o sırada Golyat onlara doğru döndü. Hem gülüyor hem de alaycı bir şekilde 21:41 alkışlıyordu. Murat’ın önünden geçerken durdu. 21:46 Fena değil. Bitirebilmem bile büyük başarı. 21:51 Tam gidecekken bir an duraksadı. Çünkü Murat Yılmaz hayatında ilk defa 21:57 başını kaldırıp ona dimdik bakmıştı. O bakışlarda ne meydan okuma vardı, ne 22:03 kibir, ne de öfke. Ama o kadar derindi ki 22:08 Gyatı duraksattı. Horkudan değil. O o an tamamen görüldüğünü hissettiği 22:15 için gözlerle değil her şeyi yansıtan bir ayna gibi saf bir 22:22 farkındalıkla. 3 saniyeden kısa süren o anda Murat hiçbir şey söylemedi. Gülmedi. Yüzünde 22:29 hiçbir ifade yoktu. Ama o bakış Goliat’ın yarım adım geri gitmesine neden oldu. 22:36 Aceleyle yüzünü çevirdi ve yere tükürür gibi yaptı. Yanında duran bir Amerikalı asker 22:43 şaşkınlıkla sordu. Ne oldu? Bir şey yok. Diye cevap verdi Golyat. 22:50 Gözüme toz kaçtı ama o anda rüzgar esmiyordu. 22:57 O ölen kampın kantini anormal derecede kalabalıktı. Belki de zorlu dayanıklılık testinden 23:04 sonra herkes kurt gibi acıkmış ve bir an önce enerji depolamak istiyordu. 23:10 Uzun masalar birbirine bitişik dizilmişti. Paslanmaz çelik tepsiler sıralanmıştı. 23:16 Havada etli güveç, patates püresi ve yoğunlaştırılmış sütlü kahve kokusu, ter ve kas gevşetici merhem kokularıyla 23:23 birbirine karışmıştı. Kaşıkların tepsilere çarpma sesi, sandalyelerin gıcırtısı, yorgun 23:29 nefesler. Tüm bu sıradan seslerin ortasında suyun altından gelen bir dalga gibi bir 23:36 gerilim büyüyordu. Murat Yılmaz masaların en sonunda oturuyordu. 23:43 Üzerinde hala zorlu bir testten yeni çıkmasına rağmen tek bir kırışıklık veya leke olmayan koyu renkli askeri 23:49 üniforması vardı. çatal bıçak kullanıyordu. 23:55 Her lokmasını ağzına götürüşünde ses çıkarmıyor, tepsisine vurmuyor, tek bir pirinç tanesi bile dökmüyordu. 24:02 Yavaş yavaş yiyor, iyice çiğniyor, gözleri tepsisindeydi. Sanki bu gürültülü kantinin ortasında o 24:10 bir girdabın içinde süzülen sakin bir nokta gibiydi. Üç masa ötede Golyat yemek yiyordu. 24:18 daha doğrusu yemek yeme gösterisi yapıyordu. 24:23 Et parçasını elleriyle koparıyor, çorbasını büyük kaseden höpürdeterek içiyor, ara sıra kaşığını tepsisine 24:29 vurarak varlığını belli ediyordu. Etrafında oturan farklı ten renklerinden 24:35 askerler onun her anlattığı hikayeye kahkahalarla gülüyordu. 24:40 Sabahki testi kayalık yokuşu ve Murat’ı kastederek taktıkları lakabı konuşuyorlardı. Şapkalı salyangoz. 24:48 Fransız bir asker şaka yaptı. Bence o Türk hareket eden bir manken. 24:54 Kahkahalar koptu ama bu sadece yüzeydeydi. Çünkü Koreli bir asker yavaşça. Ama hiç 25:00 sağlık yardımına ihtiyacı olmadı. Dediğinde herkes bir anlına sustu. 25:06 İşte bu yüzden Golyat daha da sinirlendi. Kaşığını masaya bıraktı. Gözlerini kısıp 25:12 masaların sonundaki hala sakince yemeğini yiyen Murat’a baktı. burnundan soludu, aniden ayağa fırladı 25:20 ve tepsisini alıp o yöne doğru yürümeye başladı. Adımları yerdeki gürültüyü ezercesine 25:26 serpti. Kantinde kimse işaret vermedi. Kimse bir şey söylemediği halde sesler 25:33 kendiliğinden azaldı. Herkes başını o yöne çevirmeye başladı. 25:39 Golyat Murat’ın masasının önünde durdu. Oturmadı. 25:45 Aşağılayıcı bir bakışla sesi sanki bir eğitim alanında konuşma yapıyormuş gibi gürledi. Sanırım yemekten sonra biraz 25:52 ısınma hareketi yapmalıyım. Ve sen Türk 25:57 bunun için mükemmel bir seçimsin. Duraksadı. 26:03 Bacaklarımı kullanmama bile gerek yok. Sadece tek elimi kullanacağım. 26:10 Bu üç cümle sanki masanın ortasına indirilmiş üç balyoz darbesi gibiydi. 26:15 Birkaç kıkırdama duyuldu. Bazıları heyecanlı bir şey olmasını 26:21 bekler gibi merakla birbirine baktı. Japon bir asker yüzünü buruşturdu. 26:27 Lautlu bir asker tabağına gömülüp başka yöne baktı. Murat Yılmaz başını kaldırmadı. 26:35 cevap vermedi. Sadece küçük bir lokma daha aldı. Yavaşça çiğnedi ve sonra çatal bıçağını 26:42 tepsisinin üzerine bıraktı. Ama rastgele değil. 26:47 İkisini birbirine tam paralel kusursuz bir hizada yerleştirdi. 26:52 Sonra hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve tepsisini bulaşık haneye götürmek için sessizce yürüdü. 26:59 Füm Kantin buna şahit oldu ve bu sefer kimse gülmeye cesaret edemedi. 27:06 Volat o devasa omuzlarıyla birkaç saniye olduğu yerde dona kaldı. 27:11 Korktuğundan değil ama bu sessizliğin onu nasıl böyle mat ettiğini anlayamadığı için 27:19 bir hamle yapmıştı ama karşı taraf karşılık vermeyerek onun hamlesini anlamsız kılmıştı. 27:26 Yakınlarda oturan Taylandı bir asker fısıldadı. Kimsenin yüzüne bakmıyor. 27:32 Bu sessizlik bir cevaptan daha korkutucu. 27:37 Ganalı bir asker sordu. Neden öyle? Taylandı bir parça sebzeyi ağzına 27:43 atarken yavaşça cevap verdi. Çünkü kendini kanıtlamak için ağzını açmaya ihtiyaç duymayan biri. 27:50 elinde ne olduğunu bilen biridir. Murat bulaşıkhanenin yanından geçerken 27:56 Kanadalı bir subay onun arkasından baktı ve yanındaki arkadaşına, “Bu adam 28:02 fuhaf bir şekilde tehlikeli.” dedi. Diğeri sordu, “Ne demek istiyorsun?” 28:09 Yani kaslara ihtiyacı yok, kükremesine gerek yok. Hatta ilk başta kazanmasına bile 28:15 gerek yok. Sadece en güçlü olanın bile hamle yapmadan önce 28:21 tereddüt etmesini sağlıyor. O öğleden sonra artık kimse sabahki test 28:27 hakkında şaka yapmadı ve kimse tek el meselesini bir daha ağzına almadı. 28:34 O cümle bir şaka olmaktan çıkmış, havada asılı duran bir lanete dönüşmeye başlamıştı. 28:41 O öğleden sonra eğitim alanının dışındaki sıcaklık neredeyse 42 dereceye ulaştı. 28:48 Güneş yakıcı değildi ama rüzgar durmuştu. Tek bir yaprak bile kımıldamıyordu. 28:54 Bu boğcu hava sanki olan dışı bir şeyin habercisiydi ve öyle de oldu. 29:01 Bir sonraki test tüm kampı gerçek bir alarm durumuna geçirdi. Seviye 3 orman yangını koşullarında kurtarma 29:07 simülasyonu yani yoğun duman, yüksek sıcaklık ve yangının yayılmasını simüle eden 29:13 basınçlı hava tünelleri. Test tamamen bireyseldi. Grup çalışması 29:19 yoktu. Her asker basit bir gaz maskesi, ilk yardım çantası, su, bir bıçak alacak ve 29:26 yoğun beyaz dumanın ortasındaki ahşap bir barakaya girip içerideki yaralıyı 15 dakika içinde dışarı çıkarmak 29:33 zorundaydı. Süreyi aşan, hedefe ulaşamayan veya taşıma sırasında yaralı mankenine zarar 29:39 veren herkes elenecekti. Simülasyon alanının önünde devasa duman 29:45 makineleri içeriye farklı yönlerden yoğun bir sis püskürtüyordu. Basınçlı hava tünelleri aralara 29:52 yerleştirilmiş, ani oksijen çekilmesi hissi yaratıyordu. Hafif bir panik atak geçmişi olan 29:58 herkesin anında yanlış tepki vermesi kaçınılmazdı ve beklendiği gibi ilk üç turdan sonra 30:05 dört kişi sediyeli dışarı taşınmak zorunda kaldı. İspanyol bir asker bayılmıştı. Polonyalı 30:12 bir asker daha hızlı nefes alabilmek için maskesini çıkardığı için durmadan öksürüyordu. Nijeryalı bir asker ise 30:19 gerçekten ateşler içinde kaldığını sanarak testin ortasında çılık atmaya başlamıştı. 30:25 Artık kimse durumu hafife almıyordu. Eğitim alanı yavaş yavaş sessizleşti. 30:31 Kahkahalar kesildi. Golyat o gün kısa kollu bir tişört giymişti. 30:37 kasılan puzzuları ve kollarıyla dışarıda bir sandalyeye oturmuş, bacak bacak üstüne atmıştı. 30:44 Gözlerinde artık dünkü kibir yoktu. Yerine hesaplı bir bakış yerleşmişti. 30:50 testi geçenleri dikkatle izliyor, rotalarını, davranışlarını, tepkilerini ve hatta hatalarını hafızasına 30:56 kaydediyordu. Konuşmuyordu ama elinde tuttuğu buzlusu tenekesini ara sıra sıkıyordu. 31:04 Sanki sadece bir fiziksel teste değil, bir akıl oyununa hazırlanıyordu. 31:09 Murat Yılmaz 8. sırada teste girecekti. Sırası geldiğinde yanına çok fazla şey 31:16 almadı. Sadece beyaz bir bez parçası, basit bir tıbbi maske, küçük bir su torbası ve 31:23 belindeki bıçak. Girişin önünde durduğunda o süt beyazı duman perdesine değil, yukarıya baktı.

riyle kazanmıştı.

.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News