“Babası Onu ‘Yük’ Deyip Bir Çobana Yolladı — Ama o Adam Onu Kimsenin Sevmediği Gibi Sevdi…”

“Babası Onu ‘Yük’ Deyip Bir Çobana Yolladı — Ama o Adam Onu Kimsenin Sevmediği Gibi Sevdi…”

Görünmeyen Kızın Dağdaki Uyanışı

I. Bölüm: Görünmez Hayatlar

Elif, Akdeniz’in küçük bir kasabasında, her gün aynı sofrada, aynı köşede otururdu. Sofra kurulur, tabaklar dağıtılır, Elif herkese yemek servis eder ama kimse ona teşekkür etmezdi. O, bu evin istenmeyen hizmetçisiydi. Baba Mustafa, baş köşede kaşığını tabağa vurunca herkes susardı. Bir gün, “Bu kızı burada tutamayız artık,” dedi. Elif’in kalbi durdu. Toroslar’daki Süleyman’ın yanına gönderilecekti; yaşlı, yalnız bir çoban. Elif’in gözyaşları sessizce aktı, kimse görmedi.

Pazar sabahı, eski bavulunu topladı. İçinde birkaç eski elbise, annesinden kalan bir mendil, bir de solmuş bir fotoğraf vardı. Baba Mustafa, kapıda soğuk gözlerle bekliyordu. “Hadi, minibüs kaçmasın,” dedi. Elif son kez eve baktı. Hiç sevilmemiş, hiç değer görmemişti. Kapıdan çıkarken arkasına bakmadı.

Minibüsle kasabadan uzaklaştı, ovalar geçti, dağlar yükseldi. Koca Yayla’da indi, soğuk dağ havası yüzüne çarptı. Bavuluyla taş yollardan yürüdü, bir saat sonra taş bir evin önünde durdu. Kapıyı çaldı, uzun boylu, sakallı Süleyman açtı. “Elif misin?” dedi. Sesi dağ gibi ağırdı. Elif içeri girdi. Küçük, sade bir evdi. Süleyman, “Yemek yapacaksın, ev işlerine bakacaksın. Karşılığında kalacak yer ve yiyecek. Başka bir şey bekleme,” dedi. Elif başını salladı. O gece yatağına oturdu, duvara baktı. Bu onun yeni hayatıydı: Tanımadığı bir dağ, tanımadığı bir adam ve sonsuz bir yalnızlık.

II. Bölüm: Dağda Uyanış

İlk günler cehennem gibiydi. Elif şehirde büyümüştü, burada her şey zordu. Ocağı yakmakta zorlandı, ekmekleri ya sert ya çiğ kaldı. Su taşımak ağırdı, elleri nasır bağladı. Ama şikayet etmedi. Süleyman az konuşuyordu, sabah gidiyor akşam geliyordu. Yemeğini yiyip sessizce oturuyordu. Elif, Süleyman’ın hayvanlara dokunurken yumuşayan ellerini fark etti. Yavru bir kuzuyu kucağına aldığında gözleri değişiyordu.

Bir akşam, Elif cesaret etti: “Süleyman abi, yıllardır burada mısınız?” Süleyman uzun bir sessizlikten sonra, “20 yıl. Hep yalnız,” dedi. Elif anladı; o gözlerdeki boşluğun bir hikayesi vardı.

Günler geçti, Elif alıştı. Ocağı kolayca yakıyor, ekmekleri güzel yapıyordu. Doğa onu sarmaladı. Sabahları kuş sesleriyle uyanıyor, akşamları güneşin dağlar arkasına batışını izliyordu. Bir gün çeşme başında yabani otlar topladı. Annesinin şifacı olduğunu hatırladı. Otları kuruttu, araştırdı. Bir hafta sonra Süleyman ateşli geldi. Elif kekik, adaçayı, nane ile çay demledi. Süleyman içti, sabaha ateşi düştü. O gün Süleyman’ın bakışları değişti. Elif’in içinde bir şey kıpırdadı.

Artık sadece ev işi yapmıyordu. Süleyman’a yardım etmeye başladı. Bir sabah, “Ben de geleyim,” dedi. Süleyman şaşırdı ama kabul etti. Dağa birlikte çıktılar. Elif’in bacakları ağrıdı, nefes nefese kaldı ama pes etmedi. Öğle vakti bir kayanın üstünde oturdular. “Güzel,” dedi Elif. Süleyman, “Burası cennet değil, zor hayat,” dedi. Elif, “Ama en azından gerçek,” dedi. O günden sonra Elif’in sesi daha güçlü çıktı.

III. Bölüm: Geçmişin Hayaletleri

Akşam yemeğinde Süleyman eski günleri, yaylacılığı, yörük geleneklerini anlatıyordu. Bir gece Elif cesaret etti: “Süleyman abi, siz hiç evlenmediniz mi?” Uzun sessizlikten sonra, “Evlendim. Güllüydü adı. 21 yıl önce. Doğumda öldü. Çocukla beraber. O günden beri kimseyi içeri almadım. Bu dağ benim mezarım oldu,” dedi. Elif elini Süleyman’ın eline koydu. O gece konuşmadılar, sadece yan yana oturdular. Sessizlik her kelimeden daha çok şey söyledi.

Bahar geldi, dağlar çiçek açtı. Elif artık bir dağ kadını gibi yürüyordu. Bedeni değişmemişti ama artık utanmıyordu. Güçlüydü. Su taşıyor, dağa çıkıyor, ekmek yoğuruyor, hayvanları tedavi ediyordu. Köylüler ona “hekim kız” demeye başladı. Bir yaşlı kadın, “Kızım, seni buraya gönderenler bilmiyorlar senin değerini ama biz biliyoruz,” dedi. Elif yıllar sonra ilk kez gerçek bir gülümseme hissetti.

Süleyman da değişiyordu. Artık daha çok konuşuyordu, gülümsüyordu. Bir akşam, “İyi geceler Elif,” dedi. Elif’in kalbi gümbür gümbür attı. Bu hayatında ilk kez iyi bir şeydi.

IV. Bölüm: Kendi Kaderini Yazmak

Bir sabah siyah bir araba geldi. Baba Mustafa, Kenan ve belediyeden Kadir Bey indi. Elif’in dizleri titredi. Süleyman ahırdan çıktı. Baba Mustafa, “Kızım, seninle konuşmaya geldik,” dedi. Elif, “Ben artık sizin kızınız değilim. Beni attınız,” dedi. Kenan, “Eve dön artık,” dedi. Kadir Bey, “Babanız sizinle ilgili talep iletti. Rızanız olmadan burada tutulduğunuzu iddia ediyor,” dedi. Elif, “Yalan. Ben kendi isteğimle buradayım,” dedi. Süleyman, “Bu kadın zorla tutulmuyor. Kendi isteğiyle burada,” dedi.

Köyden insanlar toplandı. Mehmet dede, “Kızım, zorla mı tutuluyorsun?” dedi. Elif, “Hayır dede. Burada mutluyum. İlk kez mutluyum,” dedi. Mehmet dede, “Bu kız buraya geldiğinde bir gölge gibiydi. Şimdi dik duruyor, güçlü. Bizim hekim kızımız oldu,” dedi. Köylüler, “Doğru. Elif bizim şifacımız. Onu vermeyiz,” dedi. Baba Mustafa şaşkınlıkla etrafına baktı.

Elif babasının karşısına dikildi. “Baba, sen beni 24 yıl görmedin. Evinde yaşadım ama görmedin. Yemek yaptım, temizlik yaptım. Her şeyi yaptım ama görmedin. Sen sadece kilolarımı gördün. Bedenimin yük olduğunu gördün. İçimdekini hiç görmedin. Bu dağa geldiğimde ben de kendimi görmüyordum. Ama burada bir şey değişti. Süleyman beni gördü. Bu köy beni gördü. Ben bile kendimi gördüm sonunda. Ve ben artık o ezik, başı eğik kız değilim. Ben Elif’im, hekim Elif, dağın kızı ve hiçbir yere gitmiyorum,” dedi.

Baba Mustafa’nın yüzünde sertlik eridi. “Ben bilmiyordum,” dedi kısık sesle. “Bilmiyordun çünkü bakmadın,” dedi Elif. Kenan, “Eve dönersen iyi olur,” dedi. Elif acı acı güldü. “Hayır Kenan. Sizin için daha iyi. Ben burada kalsam utanırsınız. Kız dağda çobanla kaldı derler diye korkuyorsunuz.” Süleyman öne çıktı. “Elif burada kalacak. Eğer bana verirse ben onu kendimin yapacağım. Yörük geleneğiyle, nikahıyla, duasıyla.” Elif şaşkınlıkla, “Ne?” dedi. Süleyman gülümsedi. “Seninle olmak istiyorum Elif. Ölü günlerimi bitirmek istiyorum. Seninle yaşamak istiyorum.” Elif’in gözlerinden yaşlar aktı. “Ben de seninle olmak istiyorum,” dedi.

Mehmet dede, “Mustafa, sen kızını kaybettin. Ama bu kız kendi yolunu buldu. Şimdi git ve bir daha gelme,” dedi. Baba Mustafa son bir kez Elif’e baktı. Gözlerinde pişmanlık, kayıp vardı ama çok geçti. “Hayırlı olsun,” dedi boğuk bir sesle. Araba uzaklaştı, Elif uzun süre baktı. Sonra Süleyman’ın gözlerine döndü. “Bitti,” dedi. “Bitti,” dedi Süleyman. Ve yeni bir şey başlıyor.

V. Bölüm: Dağın Gelini

Köylüler alkışladı. Dağda ilk kez bir düğün hazırlanmaya başladı. Düğün yaylada yapıldı, yörük geleneğine uygun. Elif annesinden kalma beyaz başörtüsünü taktı. Yüzüğü yoktu ama gümüş bir bilezik vardı. Davullar çaldı, zurnalar öttü, köylüler halay çekti. Süleyman ve Elif Mehmet dedenin önünde dua etti. “Allah mesut etsin. Bu dağın iki yalnızı birbirini buldu. Artık bir oldular,” dedi Mehmet Dede.

O gece yıldızların altında iki yalnız ruh bir oldu. Güneş Torosların üzerine doğarken Elif pencereden baktı. Koyunlar çıkmıştı, Süleyman tepede görünüyordu. Elif gülümsedi, elini karnına koydu. İçeride bir şey kıpırdadı. Anne. 3 yaşındaki oğlu Yusuf kapıda durdu. Babasının gözleri, annesinin gülümsemesi. “Efendim yavrum?” dedi Elif. “Baba nerede?” “Dağda. Birazdan gelir.” Yusuf koşarak dışarı çıktı. Elif onu izledi, kalbi mutlulukla doluydu.

Dışarı çıktı, güneşin altında durdu, derin bir nefes aldı. Bu dağ artık onun evidi. Geçmişin acısı hâlâ vardı ama artık onu tanımlamıyordu, güçlendiriyordu. Süleyman tepeden indi, Yusuf’u omuzlarına aldı. Elif’e yaklaştı. “İyi misin?” dedi. Elif elini karnına koydu. “İyiyiz,” dedi. “İkimiz de iyiyiz.” Süleyman’ın yüzü aydınlandı, Elif’i nazikçe kucakladı. “Seni seviyorum,” dedi. “Ben de seni seviyorum.”

Güneş yükseldi, dağlar ışıldadı, koyunların çanları çınladı. Elif hayatında ilk kez tam hissetti. Görünmeyen kız artık bir kadındı, bir anne, bir eş, bir şifacı ve en önemlisi artık kendini seviyordu.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News