Yaşlı Kadını Dövdüler, Ama O Dolmuştaki Sivil Kadının Kim Olduğunu Bilmiyorlardı

Adaletin Keskin Kılıcı
1. Bölüm: Sıradan Bir Gün, Sıradışı Bir Çığlık
Manisa’nın kavurucu yaz güneşinin altında, zeytin ağaçlarının gümüşi yaprakları arasından süzülen ışıklar, tozlu yolları yıkıyordu. Jandarma Yarbay Elif Kara, üzerinde rütbelerini gizleyen soluk bir tişört ve eski bir kot pantolonla, tıklım tıklım dolu bir köy dolmuşunun arka koltuğunda oturuyordu. Yılların yorgunluğunu omuzlarında taşıyan bu güçlü kadın, aslen bu topraklara yabancı değildi. Babası da bir çiftçiydi; toprağın kutsallığını, bir karış toprağın bir evladın canı gibi savunulması gerektiğini ona daha küçük bir çocukken öğretmişti.
Dolmuş, kasabanın ana meydanına yaklaşırken aniden acı bir fren sesiyle durdu. Uzaktan gelen siren sesleri, kasabanın o bildik sükunetini bıçak gibi kesti. Elif, camdan dışarı baktığında gördüğü manzara karşısında donakaldı. Kalbine paslı bir hançer saplanmış gibi hissetti.
Yolun tam karşısında, 70’ini çoktan aşmış, beli bükülmüş Fatma Teyze yüzüstü yerde yatıyordu. Üzerindeki eski basma entarisi çamur içindeydi. Başında dikilen üniformalı polislerin yüzünde merhametten eser yoktu. İçlerinden biri elindeki copla yaşlı kadına vururken diğeri bağırıyordu: “Seni inatçı bunak! Şu tapu devir kağıdını imzala artık! Hasan Ağa’nın sabrı taşıyor!”
Elif, bu manzarayı gördüğünde damarlarındaki kanın kaynadığını hissetti. O bir subaydı, kanunların koruyucusuydu. Hiç tereddüt etmeden dolmuştan aşağı atladı.
2. Bölüm: Zulmün Karşısında Bir Ses
“Durun! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz? Bırakın o kadını!”
Elif’in sesi çelik gibi sertti ama üzerindeki sivil kıyafetler yüzünden polisler onu ciddiye almadı. Alaycı bir kahkaha attılar. “Vay vay, kasabanın yeni kahramanı mı çıktı?” diyerek Elif’i itmeye çalıştılar. Elif, Fatma Teyze’nin yanına çöktü. Yaşlı kadının yüzü yara bere içindeydi, yanaklarından süzülen yaşlar toza karışıyordu.
“Teyzeciğim, korkma. Ben buradayım,” dedi Elif şefkatle. Fatma Teyze titreyen elleriyle Elif’e tutundu: “Kızım, onlar Hasan Ağa’nın adamları. Beni öldürecekler…”
Elif, yaşlı kadını sakinleştirip olan biteni dinlemeye başladı. Hasan Ağa, kasabanın üzerine çökmüş bir karabasan gibiydi. Yarım dönümlük tarlasını, içine zeytinyağı fabrikası kurmak için Fatma Teyze’den zorla almaya çalışıyordu. O tarla, kadının rahmetli kocasından yadigardı ve daha da önemlisi, kazada kaybettiği biricik oğlunun mezarı o tarlanın içindeydi.
“O tarla benim son nefesim kızım,” diyordu Fatma Teyze hıçkırarak. “İmzalamazsam öldüreceklerini söylediler.”
3. Bölüm: Karakoldaki Karanlık
Elif, Fatma Teyze’yi koluna takıp doğruca karakola götürdü. Amacı, sistemin ne kadar yozlaştığını kendi gözleriyle görmekti. İçeri girdiklerinde Başkomiser Murat, elinde çay bardağıyla keyif yapıyordu. Elif şikayetçi olduklarını söylediğinde Murat, Fatma Teyze’ye dönüp bağırdı: “Yine mi sen? Sat şu toprağı da kurtul be kadın! Hasan Ağa fabrika kuracak, iş sahası açılacak. Senin inadın yüzünden mi proje geciksin?”
Elif araya girdi: “Sayın Başkomiser, bu bir darp ve gasp girişimidir. Kanun gereği tutanak tutmak zorundasınız.”
Murat, Elif’i aşağılayarak süzdü: “Sen de kim oluyorsun da bana işimi öğretiyorsun? Defolun gidin buradan, yoksa sizi iftiradan içeri atarım!”
Murat öfkeyle elini kaldırıp Elif’e bir tokat atmaya yeltendiğinde, Elif bir adım geri çekildi ve çantasından o ağır metal parçasını çıkardı: Kimliği.
4. Bölüm: Maskelerin Düşüşü
“Dur orada Başkomiser Murat! Kime el kaldırdığını sanıyorsun?”
Karakolda bir anda ölüm sessizliği oldu. Elif’in sesindeki o emir kipi, herkesin iliklerine kadar işledi. “Ben Jandarma Yarbay Elif Kara. Bu ilçenin asayişinden sorumlu subayım.”
Murat’ın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. Eli havada asılı kaldı. Az önce kahkahalar atan polis memurları, sanki önlerinde bir bomba patlamış gibi dona kaldılar. Murat dizlerinin üzerine çöktü: “Yarbayım… Vallahi bilmiyordum… Sivil olunca…”
“Sus!” diye gürledi Elif. “Üniformana ihanet ettin. Bir zorbanın emriyle yaşlı bir kadına zulmettin. Şu andan itibaren görevden el çektirildin!”
Elif, karakoldaki diğer memurlara emirler yağdırmaya başladı. Fatma Teyze’nin şikayet dilekçesi eksiksiz yazıldı, darp raporu için ambulans çağırıldı ve her şeyden önemlisi, Hasan Ağa için operasyon düğmesine basıldı.
5. Bölüm: Korku İmparatorluğunun Çöküşü
Gece çökerken Elif, yanına aldığı özel bir jandarma timiyle Hasan Ağa’nın malikanesine dayandı. Beyaz yüksek duvarlar, silahlı güvenlikler… Hasan Ağa, üzerinde ipek pijama takımıyla dışarı çıktığında hala kibirliydi: “Yarbay Hanım, bir telefonumla yarın o koltuktan olursunuz. Kiminle dans ettiğinizi bilmiyorsunuz.”
Elif, elindeki arama emrini Hasan Ağa’nın yüzüne çarptı: “Hasan Ağa, senin devrin bitti. Kanun, senin parandan daha büyüktür.”
Malikanede yapılan aramalarda yasa dışı para transferleri, kaçak içki kayıtları ve zorla ele geçirilen arazilerin belgeleri bulundu. Hasan Ağa, kelepçeler içinde jandarma aracına bindirilirken kasaba halkı pencerelerinden bu anı izliyordu. Yıllardır süren korku imparatorluğu, bir kadının cesaretiyle yerle bir olmuştu.
6. Bölüm: Adalet Yerini Bulduğunda
Haftalar sonra mahkeme salonunda karar açıklandı. Hasan Ağa, kasten yaralama ve organize suç örgütü kurmaktan 15 yıl hapse mahkum edildi. Başkomiser Murat ve işbirlikçileri meslekten ihraç edilip cezaevine gönderildi. Fatma Teyze’nin tarlası ise kendisine iade edildi.
Duruşma çıkışında Fatma Teyze, Elif’in ellerine sarıldı: “Sen Allah’ın gönderdiği bir meleksin kızım.”
Elif gülümsedi ve yaşlı kadının alnından öptü: “Adaletin er ya da geç kendi sesini duyurma gibi bir huyu vardır teyzeciğim.”
Elif, o akşam kasabanın tepesinden batan güneşi izlerken cebinden babasının eski bir fotoğrafını çıkardı. Sessizce fısıldadı: “Gördün mü baba? Toprağı savunduk.”
Kasaba artık daha huzurlu, zeytin ağaçları artık daha özgürdü. Çünkü biliyorlardı ki; nerede bir zalim varsa, onun karşısında duracak bir Elif Yarbay mutlaka çıkacaktı.
– SON –