6.000 Çinli Asker 800 Türk’e Saldırdığında Tarihin En Şok Edici Savunması Başladı!

KORE DAĞLARINDA BİR DESTAN: KUNURİ
Giriş: İskenderun’dan Bilinmezliğe
17 Eylül 1950 günü, Hatay’ın İskenderun Limanı tarihi bir ana tanıklık ediyordu. Limana demirlemiş beş büyük nakliye gemisi, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 5090 askeri, 7000 kilometre ötedeki bir bilinmezliğe taşımaya hazırlanıyordu. Birleşmiş Milletler’in çağrısına Amerika’dan sonra ilk olumlu yanıtı veren Türkiye, Tugay Komutanı Tuğgeneral Tahsin Yazıcı idaresinde en seçkin birliklerini yola çıkarıyordu.
Gemideki Mehmetçikler için Kore, haritada yerini bile bilmedikleri bir ülkeydi. Ancak aldıkları emir kesindi: Uzak bir coğrafyada adaleti savunacak, Türk askerinin gücünü dünyaya göstereceklerdi. 30 günlük deniz yolculuğu boyunca gemi güvertelerinde eğitim yapan askerler, 17 Ekim’de Pusan Limanı’na ayak bastıklarında onları dondurucu bir rüzgar ve kanlı bir savaş bekliyordu.
I. Bölüm: Kuzeye Yürüyüş ve Sessiz Tehlike
Türk Tugayı, Pusan’a indikten sonra Amerikan teçhizatıyla donatıldı ve hızla cepheye sürüldü. O sırada General Douglas MacArthur komutasındaki BM güçleri, Kuzey Kore ordusunu Çin sınırındaki Yalu Nehri’ne kadar sürmüştü. Herkes savaşın Noel’den önce biteceğine inanıyordu. Ancak kimsenin hesaba katmadığı devasa bir güç, Mançurya dağlarında sessizce bekliyordu: Çin Halk Gönüllü Ordusu.
10 Kasım’da Türk Tugayı kuzeye, Kunuri bölgesine hareket emri aldı. Hava sıcaklığı -20 dereceye kadar düşmüştü. Mehmetçik Anadolu’nun sert kışına alışıktı ama Kore’nin “kemik donduran” soğuğu bambaşka bir şeydi. Tüfeklerin mekanizmaları donuyor, askerler nöbette uyuyakalmamak için birbirlerini yumrukluyordu. 24 Kasım’da MacArthur’un “Eve Dönüş Taarruzu” başladığında, Türkler 9. Amerikan Kolordusu’nun ihtiyat gücü olarak Kunuri’nin güneybatısında mevzilenmişti.
II. Bölüm: Çelik Çember – 5.000’e Karşı 60.000
25 Kasım gecesi dünya askeri tarihinin en büyük şoklarından biri yaşandı. Çin ordusu, yüz binlerce askerle karanlığın içinden fırladı. Davul ve boru sesleri eşliğinde, ulumaya benzer çığlıklarla saldıran Çinliler, Güney Kore birliklerini saniyeler içinde dağıttı. Cephede devasa bir gedik açılmıştı. Amerikan 8. Ordusu arkadan kuşatılma ve tamamen imha edilme tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
Amerikalı generallerin tek umudu Türk Tugayı’ydı. Görev intihar gibiydi: Kunuri-Tokçon yolunu tutmak ve Amerikan ordusu çekilene kadar düşmanı ne pahasına olursa olsun durdurmak. Türk askerleri mevzi aldığında acı gerçek ortaya çıktı: Karşılarında sadece bir alay değil, tam altı Çin tümeni vardı. 5.090 Türk askeri, yaklaşık 60.000 Çinli tarafından dört bir yandan kuşatılmıştı. Oran 12’ye 1’di.
III. Bölüm: Üç Günlük Cehennem
27 Kasım sabahı muharebe tüm şiddetiyle başladı. Çinliler “İnsan Denizi” taktiğiyle dalga dalga saldırıyorlardı. Öndeki dalga vuruluyor, arkadaki onun cesedinin üzerinden geçerek ilerliyordu. Türk makinalı tüfekleri namluları eriyene kadar ateş etti. Namluları soğutmak için kar kullanıyorlardı.
İkinci gün, BM Karargahı ile telsiz bağlantısı kesildi. Japon ve Amerikan radyoları “Türk Tugayı tamamen imha edildi” haberlerini dünyaya duyurmaya başladı. Haritalarda Türklerin bulunduğu bölgeye büyük bir çarpı atılmıştı. Ancak General Tahsin Yazıcı’nın pes etmeye niyeti yoktu. Telsizden gelen “Geri çekilin” emirlerine, “Çevrildik, yol kapalı, çarpışarak yarma harekatı yapacağız!” cevabını verdi.
IV. Bölüm: Dünyanın Son Süngü Hücumu
29 Kasım sabahı Türk Tugayı için mermi artık bitmişti. Tüfek başına ortalama 5 mermi kalmıştı. Düşman ise hala binlerce kişiyle saldırıyordu. İşte o an, Türk askeri dünya tarihine geçecek kararı aldı: “Süngü Tak!”
Karanlıkta parlamaması için süngülerine eldiven geçiren, ses çıkmasın diye botlarını çıkarıp çıplak ayakla karda ilerleyen Mehmetçik, “Allah Allah!” nidalarıyla Çin hatlarına daldı. Modern savaş tarihinde görülen en vahşi ve en etkili süngü hücumuydu bu. Çinli askerler, mermisi biten bir ordunun kaçmak yerine üzerine saldırması karşısında dehşete düştü. Yakın dövüşte Türk askerinin bileği bükülmezdi. Çelik süngülerle Çin çemberi ilk kez o sabah yarıldı.
V. Bölüm: Çemberi Yardık, Ekmek Gönderin!
Üç gün süren amansız mücadelenin ardından Türk Tugayı imkansızı başardı. Kendi imkanlarıyla iki ayrı kuşatmayı yarıp ana karargaha ulaşmayı başardılar. Yorgun, yaralı ve donmuşlardı ama yenilmemişlerdi. General Tahsin Yazıcı’nın telsizden geçtiği o meşhur mesaj karargahı şoke etti:
“Çemberi yardık, görev tamamlandı. Cepheye ekmek gönderin, yeni görev verin!”
Bu direniş, Amerikan 8. Ordusu’nun tamamen imha edilmesini önlemişti. Eğer Türkler o üç günü kazandırmasaydı, on binlerce Amerikan askeri esir düşecek veya öldürülecekti. General MacArthur, Türk Tugayı’na özel bir isim verdi: “Kutup Yıldızı”.
VI. Bölüm: Ağır Bedel ve Ebedi Dostluk
Kunuri’nin bedeli ağır olmuştu. Tugay mevcudunun %15’ini; 218 şehit, 455 yaralı ve 94 kayıpla kaybetmişti. Ancak bu fedakarlık Türkiye’ye NATO’nun kapılarını açtı. 1952’de Türkiye resmen ittifaka kabul edildi.
Bugün Güney Kore’nin Pusan şehrindeki BM Şehitliği’nde 462 Türk askeri yan yana yatıyor. Kore halkı, ülkelerinin özgürlüğünü borçlu oldukları bu “kahramanlar kahramanı” Türkleri asla unutmadı. Koreli çocuklar hala okullarında Kunuri’de süngüsüyle tarih yazan Türk askerlerini öğrenerek büyüyorlar.
Sonuç: Sayılar Değil, Yürek Kazanır
Kunuri Muharebesi, sayısız üstünlüğün, dondurucu soğuğun ve imkansızlıkların nasıl bir iradeyle alt edilebileceğinin kanıtıdır. Amerikalı subay Anthony Herbert’ın da dediği gibi: “Türkler asla tuzağa düşürülemez. Başı belada olan kişiler, onları kuşatanlardır.”
1950’nin o karlı Kasım ayında, Mehmetçik sadece bir tepeyi veya bir yolu savunmadı; Türk askerinin sarsılmaz karakterini dünya tarihine altın harflerle kazıdı. Onların yazdığı bu destan, binlerce kilometre ötede, hiç tanımadıkları bir halk için can verenlerin ebedi hikayesidir.
KUTUP YILDIZI ASLA SÖNMEYECEK.