6 AY PKK KAMPINDA YAŞADI! 😱 17 Terörist Fark Etmedi | Teşkilat Ajanı Kandil’e Gönderilince Kaçtı 🇹🇷

Hayalet: Dağın İçinde Kaybolan Adam
Bölüm I – 3500 Metrede Sabah
Hakkari dağlarında, deniz seviyesinden üç bin beş yüz metre yükseklikte, şubat ayının keskin soğuğu insanın kemiklerine işliyordu. Hava eksi beş dereceydi. Nefes, dudaklardan çıktığı anda beyaz bir buhar olup gökyüzüne karışıyordu. Güneş henüz doğmamıştı; dağların sırtı mor ve gri arasında bir renge bürünmüştü.
Bir adam secdeye varmıştı.
Sakalı üç aydır kesilmemişti. Ellerindeki nasırlar, sadece soğuğun değil, aylardır taşıdığı yükün izleriydi. Karnı açtı ama bunu kimseye belli etmedi. Etrafında on altı kişi daha namaz kılıyordu. Hepsi silahlıydı. Hepsi örgütün dağ kadrosundaydı.
Ve hiçbiri bilmiyordu ki o adam bir Türk ajanıydı.
Kampta herkes ona Ali diyordu. Ama Ali onun gerçek adı değildi. Gerçek ismi, Ankara’da ağır kilitli bir kasada saklanan tek bir dosyada yazılıydı. Pasaportu yoktu. Kimlik kartı yoktu. Devlet kayıtlarında “kayıp” görünüyordu.
Ailesi onu ölü sanıyordu.
Annesi her gece onun için ağlıyordu.
Babası, oğlunun adını bir daha ağzına almamıştı.
Teşkilat ona tek bir kod adı vermişti: Hayalet.
Ve Hayalet, Türk istihbarat tarihinin en tehlikeli sızma operasyonunun tam ortasındaydı.
Bölüm II – Karanlık Dosya
Operasyon Şubat 2019’da başlamıştı. Ankara’da bu dosya “karanlık” olarak sınıflandırılmıştı. Çünkü başarısızlık ihtimali, başarı ihtimalinden çok daha yüksekti.
Hedef netti:
PKK’nın Hakkari–Irak hattındaki kritik kampını içeriden çökertmek.
Ama bunun için birinin o dağa çıkması yetmiyordu.
Aylarca orada yaşaması gerekiyordu.
Onlarla uyanması, onlarla yemesi, onlarla nöbet tutması…
Ve en önemlisi: Terörist gibi düşünmesi.
Bir anlık tereddüt, yanlış bir bakış, yanlış bir kelime…
Ölüm demekti.
O sabah Ali secdeye kapanırken, henüz bilmiyordu ki asıl tehlike yeni başlıyordu.
Bölüm III – Hakkari
Hakkari, Türkiye’nin güneydoğusunda, İran ve Irak sınırına dayanan sert bir coğrafyaydı. Dağları dik, vadileri derin, kışları insafsızdı. Ocak ayında sıcaklık eksi yirmiye düşer, kar kalınlığı iki metreyi bulurdu.
PKK için bu coğrafya mükemmeldi.
Uydu görüntülerinin bile net göremediği noktalarda kamplar kuruluyor, çadırlar kayalıkların altına gizleniyor, ateşler yalnızca geceleri yakılıyordu.
Hedef kamp, Zap Suyu Vadisi’nin hemen üzerindeydi.
Koordinatlar netti:
37° Kuzey – 44° Doğu
İstihbarat raporları bu kampın Türkiye içindeki saldırıları koordine eden bir ara istasyon olduğunu söylüyordu. Buradan militanlar sızdırılıyor, silahlar taşınıyor, eylemler planlanıyordu.
Kampın sorumlusu ise Azat kod adlı, kırklı yaşlarında, deneyimli ve son derece kuşkucu bir teröristti.
On yedi yıllık örgüt geçmişi vardı. Suriye, İran, Irak cephelerinde bulunmuştu. Türk güvenlik güçleriyle en az otuz kez çatışmaya girmiş, yedi büyük operasyondan sağ çıkmıştı.
Artık kimseye güvenmiyordu.
Bölüm IV – Ali Kimdir?
Ali otuz iki yaşındaydı.
Doğu Anadolu’da küçük bir köyde büyümüştü. Kürtçeyi ve Türkçeyi ana dili gibi konuşuyordu. Hayatı sıradan, geçmişi “uygun”du.
Teşkilat onun için kusursuz bir sahte kimlik hazırlamıştı.
Yeni kimliğine göre Ali:
Ailesiyle bağlarını koparmıştı
Van’da inşaatlarda çalışmıştı
Polisle sorunlar yaşamıştı
Sonra ortadan kaybolmuştu
Bu hikâyeyi desteklemek için dijital ayak izleri bile oluşturulmuştu.
Şubat 2019’da Van’a geldi.
Eski bir mahallede küçük bir oda kiraladı.
Her gün aynı kahvehaneye gitti.
Sakalını uzattı.
Kürtçe konuştu.
Bekledi.
Üç hafta sonra ilk temas geldi.
Bölüm V – İlk Temas
Yaşlı bir adam Ali’ye yaklaştı.
Sorular sordu.
Ali hikâyesini anlattı.
Adam dinledi, kalktı ve gitti.
İki hafta sonra tekrar geldi.
“Ali, sana bir iş teklif edeceğim.”
Van’dan Hakkari’ye paket taşıyacaktı.
Günde 250 lira.
Ali tereddüt etmedi.
“Kabul.”
İşte sızma operasyonunun ilk adımı buydu.
Bölüm VI – Kampta Hayat
Üç ay boyunca küçük işler yaptı. Paketler taşıdı, mesajlar iletti, toplantılara katıldı. Her seferinde biraz daha içeri giriyordu.
Ağustos ayında gözleri bağlanarak Hakkari’ye götürüldü. Beş saatlik yolculuğun ardından gözleri açıldı.
Karşısında Azat vardı.
“Sen buraya neden geldin?”
Ali hiç düşünmeden cevap verdi:
“Çünkü bu devlet beni yok saydı. Artık kaybedecek bir şeyim yok.”
Azat gülümsedi.
“Hoş geldin yoldaş. Ama burada güven kanla kazanılır.”
Kamp altı çadırdan oluşuyordu. On yedi kişi vardı. Hepsi Ali’ye şüpheyle bakıyordu.
İlk hafta Ali sadece izledi.
Sabah altıda ezan.
Buz gibi suyla abdest.
Namaz.
Yedi’de kahvaltı: Ekmek, peynir, zeytin.
Sekizde eğitim: Silah, taktik, mayın.
Ali ağır işlerin hepsine gönüllü oldu. Su taşıdı. Odun topladı. Şikâyet etmedi.
Çünkü biliyordu:
Sabır, güvenin anahtarıydı.
Bölüm VII – Güvenin Bedeli
Üçüncü haftada Ali’ye ilk silah verildi. Eski bir kalaşnikof.
Ama Ali’nin zihninde başka bir silah vardı: Hafıza.
Kampın yerleşimi, silah depoları, nöbet noktaları… Hepsini zihnine kazıyordu.
Geceleri uyuyamıyordu. Aynı çadırda on kişi yatıyordu. Aynası yoktu. Kendi yüzünü göremiyordu.
Bazen uyanınca kim olduğunu unutuyordu.
Ali mi?
Hayalet mi?
Bölüm VIII – Ankara’daki Sessizlik
Ankara’da operasyon merkezi suskundu.
Operasyon komutanı Kasırga, gri saçlı, tecrübeli bir isimdi.
“Son mesaj ne zaman geldi?”
“Ağustos,” dedi analist. “Kampa girmeden önce.”
Üç ihtimal vardı:
Yakalandı
Yaşıyor ama iletişim kuramıyor
Öldü
Kasırga dosyaya baktı.
“Üç ay daha bekliyoruz.”
Bu, Ali’nin resmen ölü ilan edilmesine giden yoldu.
Bölüm IX – Kırılma
Ekim sonunda kampın havası değişti.
Azat toplantı yaptı.
“Türkiye içinde bir eylem yapılacak.”
Hedef:
Merkez–Yüksekova yolunda bir jandarma konvoyu.
Ali’nin kalbi hızlandı ama yüzü taş gibiydi.
Tim belliydi:
Baran – Rojin – Şervan.
Ali o gece uyumadı.
Ertesi sabah, tuvalete gidiyormuş gibi yaparak kamptan çıktı. Sigara kâğıdına titreyen bir yazıyla mesajı yazdı.
“Hakkari–Yüksekova yolu. Konvoy. Mayın. Acil.”
Mesajı bir kayanın altına bıraktı.
Bu, onun ölümle yaşam arasındaki kumarıydı.
Bölüm X – Kaçış
İki gün sonra tim yola çıktı.
Aynı gün mesaj bulundu.
Konvoy rotası değiştirildi. Pusu boşa düştü. Üç terörist etkisiz hale getirildi.
Ama Azat anlamıştı.
Kampta bir köstebek vardı.
Ali sorgulandı. Soğukkanlılığını korudu. Ama Azat şüpheleniyordu.
Kasım ayında karar verildi.
“Yarın Kandil’e gideceksin.”
Bu, Ali için ölüm demekti.
O gece kaçtı.
Kar fırtınası vardı. Görüş mesafesi beş metreydi. Mayın tarlasını hafızasındaki adımlarla geçti.
Koştu. Düştü. Kalktı. Koştu.
İkinci gün peşine düştüler.
Son gücüyle bir Türk bayrağı gördü.
Jandarma karakolu.
Kapıyı yumrukladı.
“Ankara’yı arayın… Kod… Hayalet…”
Ve yere yığıldı.
Bölüm XI – Bedel
Ali Ankara’ya getirildiğinde hipotermideydi.
İki parmağı kesildi.
Ama hayattaydı.
Verdiği bilgilerle kamp imha edildi.
Yirmi üç operasyon yapıldı.
Yüz yirmi dört terörist etkisiz hale getirildi.
Ama Ali’nin bedeli ağırdı.
Kâbuslar…
Suçluluk…
Sessizlik…
Bir gün terapist sordu:
“Değdi mi?”
Ali pencereden baktı.
“Kaç asker eve döndü? Kaç masum ölmedi? O zaman evet… değdi.”
Bölüm XII – Sessiz Hayat
Ali emekli edildi.
Yeni bir kimlik.
Yeni bir şehir.
Komşuları onu sakatlıktan emekli bir memur sanıyordu.
Ama her kar yağdığında Hakkari’yi hatırlıyordu.
Ve her sessizlikte Azat’ın sesini.
Son Söz
Bu hikâye bir başarı hikâyesi değil.
Bu, bir insanın her gün biraz daha kendini kaybettiği, ama bir ülkenin biraz daha güvende olduğu bir hikâye.
Bazı savaşlar sessizdir.
Silah patlamaz.
Ama bir insan, dağın içinde yavaş yavaş kaybolur.
Hayalet… işte böyle doğar.