Annem beni terk edip yeni ailesinin annesi oldu… şimdi, yıllar sonra, benimle barışmak istiyor.

Kayıp Parçalar: Bir Terk Ediliş ve Bedel Hikayesi
Bölüm 1: İki Dünya Arasında Bir Çocuk
Adım Mateo. Otuz yaşındayım. Hayatım, çoğu insanın “normal” dediği o güvenli limandan çok uzaklarda, fırtınalı bir denizde başladı. Hikayem ben on bir yaşındayken koptu ama kökleri, annemle babamın ayrıldığı dokuz yaşıma kadar uzanıyor.
Babam bir tesisatçıydı. Elleri her zaman gres yağı, metal ve emek kokardı. Benim için kahramanlık, pelerin takmak değil, bir cumartesi sabahı elinde alet çantasıyla ağaç ev inşa etmekti. Babam, okul çıkışında beni almaya geldiğinde üzerinde iş tulumu olurdu; diğer babalar takım elbiseleriyle steril görünürken, benim babam hayatın gerçekliğine dokunurdu.
Annem ise tam zıttıydı. Bir tıp kliniğinde tıbbi sekreter olarak çalışıyordu ama zihni hep yukarılarda, hayalindeki o ışıltılı sınıftaydı. Babamın işini “onursuz” bulurdu. Yaşadığımız orta sınıf mahalleyi bir savaş alanıymış gibi anlatır, her fırsatta daha fazlasını, daha şık olanını isterdi. Boşanma gerçekleştikten sonra annemdeki bu hırs bir saplantıya dönüştü. Ve ne yazık ki, ben bu hırsın önündeki en büyük engel haline geldim.
Bölüm 2: Armando ve Camdan Duvarlar
On bir yaşımdayken hayatımıza Armando girdi. Bir finans danışmanıydı; pahalı saatler takan, BMW’sine çocuğu gibi bakan, her cümlesine “yatırım” kelimesini sığdıran o sıkıcı adamlardan biri. Annem ona bakarken gözleri parlardı, sanki Armando bir adam değil, annemin sınıf atlamasını sağlayacak bir biletmiş gibi.
Armando’nun evine gittiğimizde kendimi bir müzede gibi hissederdim. Her şey beyazdı, her şey pahalıydı ve her şey “dokunulmazdı”. Armando bana hiçbir zaman kötü davranmadı, daha kötüsünü yaptı: Beni görmezden geldi. Ben onun için annemin yanında getirdiği, koltuğun üzerine atılmış eski ve şık olmayan bir hırka gibiydim.
“Çocuk odasına gitsin de yetişkinler konuşsun,” derdi anneme. Annem de sanki ben orada yokmuşum gibi gülümsedi ve beni gönderirdi. O evde sesim kısıldı, varlığım silikleşti.
Bölüm 3: “Gerçek” Bir Aile Kurmak
Altı ay sonra o meşhur konuşma gerçekleşti. Annem, Armando ile evleneceğini söyledi. Armando’nun sekiz yaşındaki ikiz kızları Valeria ve Daniela da bizimle yaşayacaktı. Annem, “Artık gerçek bir aile olacağız,” dediğinde kalbimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Önceki ailemiz neydi o zaman? Bir taslak mı?
“Ben nerede yatacağım?” diye sorduğumda annemin yüzündeki o suçluluk karışımı rahatsızlık ifadesini hiç unutmadım. Ev üç odalıydı: Ebeveyn odası, kızların odası ve Armando’nun çalışma odası. Bana bodrum katını ya da garajı halledeceklerini söylediler. “Geçici olarak,” dedi annem. O “geçici” kelimesi, hayatımın geri kalan on sekiz yılının özeti olacaktı.
Düğün muhteşemdi. Buzdan heykeller, yaylı çalgılar ve pahalı şaraplar… Ben o tabloda eğreti duran bir lekeydim. İkizler nedime olarak spot ışıklarının altındayken, ben üzerime oturmayan bir takım elbisenin içinde, çocuk masasında hiç tanımadığım kuzenlerle oturdum. Annemi izledim; Armando’nun kızlarına öz anneleriymiş gibi sarılışını, onlarla dans edişini gördüm. Boşluk hissi artık bir uçuruma dönüşmüştü.
Bölüm 4: Deponun İçindeki Hayat
Yeni eve taşındığımızda, annemin vaat ettiği “sığınak” aslında garajın yanındaki rutubetli bir depoydu. Noel süsleri, eski mobilyalar ve naftalin kokulu bir çekyatın arasında kendime bir yaşam kurmaya çalıştım. Yayları sırtıma batan o çekyat, bir yıl boyunca yatağım oldu.
Evde bir hayalet gibiydim. Annem sabahları ikizlere hayvan figürlü krepler yaparken, ben bir kase mısır gevreğini kendi başıma yerdim. Onların ödevlerine yardım eder, saçlarını örer, her gösterilerine giderdi. Benim okul kağıtlarımı imzalamayı bile unuturdu.
Okul benim kaçış noktam oldu. Eve gitmemek için her kulübe katıldım. Okulun hademesi Bay Hernandez ile dost oldum. O, bana annemden daha çok ilgi gösteriyordu. En azından var olduğumu biliyordu.
Bölüm 5: İhanetin Sesi
On iki yaşımdayken bir gece susayıp mutfağa giderken annem ve Armando’nun konuşmasına kulak misafiri oldum. Armando, “Mateo bu aile dinamiğine uymuyor,” diyordu. “Kızların kafasını karıştırıyor, sürekli mutsuz. Belki babasının yanında daha mutlu olur.”
Nefesimi tuttum. Annemin beni savunmasını bekledim. “O benim oğlum,” demesini, “Ona yer açacağız,” demesini bekledim. Ama o sadece sustu. Ve sonra, hayatımı sonsuza dek değiştiren o cümleyi kurdu: “Belki de haklısın. Herkes için en iyisi bu olur.”
İki hafta sonra annem beni yanına çağırdı. Yüzünde o sahte, şefkatli maske vardı. “Canım, babanın evi artık daha büyük. Orada kendi odan olacak. Senin iyiliğin için oraya taşınman daha doğru,” dedi. Beni bir eşya gibi paketleyip gönderiyordu. Çünkü yeni ve parlak ailesinde bana yer yoktu.
Bölüm 6: Babamın Kolları ve İnşa Edilen Hayat
Babam beni kollarını sonuna kadar açarak karşıladı. Annemin aksine, o benim için yaşıyordu. Beni asla bir yük olarak görmedi. Birlikte küçük ama huzurlu bir hayat kurduk. Babam beni elektrikçilik okuluna gitmem için teşvik etti. “Kendi ellerinle bir gelecek kur Mateo, kimseye muhtaç kalma,” derdi.
Yıllar geçti. Ben başarılı bir elektrik ustası oldum. Kendi evimi aldım, içini kendi ellerimle yeniledim. Hayatımda Camila vardı; beni olduğum gibi seven, aile olmanın ne demek olduğunu bana hissettiren kadın. Annemle olan bağım ise sadece sosyal medyadaki fotoğraflardan ibaretti. Onun “mükemmel” hayatında ben yoktum. Mezuniyetimde bir saat durup gitmişti. Onun dünyasında ikizler “melekleri”, Armando “hayatının aşkıydı”. Ben ise unutulmuş bir geçmişin kalıntısıydım.
Bölüm 7: Beklenmedik Telefon
Otuz yaşıma bastığımda, on sekiz yıllık sessizlik bir telefonla bozuldu. Annem arıyordu. Sesi yorgun, ince ve korku doluydu. “Mateo, görüşmemiz lazım. Çok önemli,” dedi.
Ertesi gün bir kafede buluştuk. Karşımda oturan kadın, o sosyal medyadaki pürüzsüz yüzden çok farklıydı. Zayıflamış, çökmüş ve yaşlanmıştı. “Böbrek yetmezliği,” dedi. “Dördüncü evre. Nakil lazım.”
Önce neden bana anlattığını anlamadım. Sonra asıl niyetini açık etti. İkizler uyumlu değildi, Armando uyumlu değildi. Akrabalardan kimse tutmamıştı. “Sen benim oğlumsun,” dedi, gözlerinde ilk kez gördüğüm bir çaresizlikle. “Uyumlu olma ihtimalin çok yüksek. Aile aileye yardım eder, değil mi?”
Bölüm 8: Etik Savaş ve Vicdan Azabı
O an beynimde on sekiz yılın hatıraları bir film şeridi gibi geçti. Beni depoya attığı günler, “buraya ait değilsin” diyen bakışları, beni babama gönderirken yüzündeki rahatlama… Şimdi ise “aile” diyordu.
“Düşüneceğim,” dedim ve oradan uzaklaştım.
Babamla konuştum. “Hijo,” dedi, “Bu senin kararın. Ama şunu bil: O sadece ihtiyacı olduğu için geri geldi. Eğer verirsen, bu bir kahramanlık olur ama vermezsen, bu bir suç değildir.”
Camila ise daha gerçekçiydi: “Mateo, ona böbreğini verdiğinde her şey düzelecek mi sanıyorsun? Yoksa iyileşip yine o ‘mükemmel’ ailesine dönüp seni unutacak mı?”
Sonra baskılar başladı. Armando aradı, beni “bencillikle” suçladı. İkizler mesaj attı: “Annemiz ölüyor, sen nasıl bu kadar kalpsiz olabilirsin?” Tanımadığım akrabalar, kilise arkadaşları… Herkes bana ahlak dersi veriyordu. Ama hiçbiri, ben on iki yaşındayken nerede olduklarını söylemiyordu.
Bölüm 9: Büyük Karar
Annemle son kez bir parkta buluştum. Umutla yüzüme bakıyordu. “Yapmayacağım,” dedim. “Test yaptırmayacağım.”
Dünyası başına yıkılmış gibi baktı. “Neden? Ben senin annenim!”
“Hayır,” dedim sakince. “Sen benim biyolojik kaynağımsın. Ama annem olmayı on sekiz yıl önce bıraktın. Beni o depoya hapsettiğinde, beni evden kovduğunda, beni fotoğraflardan sildiğinde bıraktın. Şimdi benden vücudumun bir parçasını istiyorsun. Ama benim sana borcum yok. Sen bana bir hayat borçluydun, sen o borcu ödemedin.”
Ağladı, yalvardı, ikizlerin ona ihtiyacı olduğunu söyledi. “O zaman o çok sevdiğin ailen bir çaresini bulsun,” dedim ve arkama bakmadan yürüdüm.
Bölüm 10: Yeni Bir Başlangıç
Telefonum hakaretlerle, beddualarla doldu. “Katil” dediler, “canavar” dediler. Hepsini engelledim. Bir ay sonra babamdan bir haber aldım: Annem bir bağışçı bulmuştu. Bir kadavra nakli ya da başka bir gönüllü… Ameliyatı iyi geçmişti.
O an üzerimden devasa bir yükün kalktığını hissettim. O ölmemişti ama ben de kendimi feda etmemiştim.
Şimdi kendi evimde, Camila ile oturuyorum. Geçmişin hayaletleri hala bazen kapımı çalıyor ama artık onlara açmıyorum. Ben Mateo. Kendi elleriyle, kimseden bir parça almadan ve kimseye borçlanmadan kendi hayatını kuran adam. Bazı yaralar iyileşmez, sadece onlarla yaşamayı öğrenirsiniz. Ve ben, kendi bütünlüğümü korumanın bedelini ödemeye hazırım.