Bakü’de Suikast Planlandı — MİT Uyardı, Azerbaycan Ekibi Son Anda Engelledi

Bakü’de Suikast Planlandı — MİT Uyardı, Azerbaycan Ekibi Son Anda Engelledi

Karanlık Gece – Bakü Dosyası

Bakü’de, denize bakan üçüncü kattaki oda üç gündür aynı sessizliğe mahkûmdu.

Odada üç kişi vardı; ama duvarlar, sanki içerde kimse yokmuş gibi soğuk ve kayıtsız duruyordu. Perdeler kapalı, klima kapalı, televizyon kapalıydı. Sadece karanlık ve bekleyiş.

Masaya en yakın sandalyede oturan uzun boylu, atletik yapılı adam, sırtını duvara dayamış, elindeki telefonu boş boş çeviriyordu. Adresi, kimliği, pasaportu sahteydi; ama refleksleri gerçekti. Onu Avrupa’nın farklı şehirlerinde “Nikolai” diye tanımışlardı. Bakü’de ise sadece sistemin bir dişlisiydi.

Pencere kenarındaki iskemlede oturan sarışın genç, gözlerini perde aralığındaki çizgiye dikmiş, sokaktan geçecek “yanlış arabayı” düşünüyordu. Diğer adam, yatakta uzanmış gibi yapıyor ama gözlerini kapatamıyordu. Üçü de aynı şeyi bekliyordu: Bir telefon.

Çalacak bir tek çağrı, onlara ne yapacaklarını söyleyecek; kimi, nerede, kaç saniyede ortadan kaldıracaklarını.
Ama odada, telefon dışında her şey sessizdi.

Onların bilmedikleri bir şey vardı: Bu sessizlik, sadece onlara ait değildi.

I. Ankara’daki Sinyal

Ankara’da, MİT’in gri camlı binasında saate bakan herkes, sabaha karşı beş olduğunu biliyordu. Ama Elektronik İstihbarat Dairesi’nin üçüncü katında, dijital dünya için saat kavramı yoktu. Ekranlar hiç uyumuyor, sinyaller hiç susmuyordu.

Analist Elif, ince parmaklarıyla klavyede seri hareketlerle dolaşıyor, bir yandan da kulaklığından gelen sabit uğultuya farkında olmadan ayak uydurarak ritim tutuyordu. Otuz iki yaşındaydı; yedi yıldır MİT’teydi. Kripto analizdeki başarısı, merkezde dilden dile dolaşıyordu.

O sabah da binlerce satır veri monitörlerinden akıp gidiyordu. Çoğu, sıradan telefon konuşmalarının, rutin e-posta trafiğinin, sosyal medya hareketliliğinin sinyal izleriydi. Algoritmalar, öncelikle kendileri karar veriyor, riskli görülenler insan gözünün önüne düşüyordu.

Elif’in ekrana yansıyan satırlarından biri, aniden dikkatini çekti.
Belirli bir frekansta, eşit olmayan aralıklarla, kısa kısa patlayan sinyaller… Kayıt, birkaç saniye sürmüş sonra kesilmişti.

“Bu da ne?” diye mırıldandı.

Veriyi büyüttü, ham sinyali çekti. Ekranda, harf, sayı ve sembol yığını belirdi:
7F..AK*12-BKÜ-KGEC...

İlk bakışta anlamsızdı. Ama dizilimin ritmi, ona tanıdık geliyordu.

“Bu yapı…” dedi kendi kendine. “Bunu daha önce gördüm.”

Eski bir dosyayı açtı, yıllar önce çözdükleri bir yabancı istihbarat servisinin mesajlarına ait örnekleri taradı. Şifreleme yöntemindeki katmanlı yapı, çok benziyordu. Üç katmanlı bir algoritma.

Birinci katmanı çözmek birkaç dakika sürdü.
İkinci katmanı, deneyimi sayesinde yarım saate yakın bir uğraşla açtı.
Üçüncü katmana geldiğinde mouse’u bırakıp geriye yaslandı.

“Bu seviyede şifreleme…” diye homurdandı. “…sıradan saha mesajı olamaz.”

Masanın yanındaki dahili telefonun tuşuna bastı.

“Amirim, Elif ben. Bir şeye bakmanızı isteyeceğim.”

Kısa süre sonra, yıllarca sahada çalışmış, şimdi merkez koordinasyonunda görevli Yusuf, kapıda belirdi. Kırlaşmış saçları, sakin bakışları ve alışkanlık haline gelmiş hafif omuz eğişiyle odaya girdi.

“Gece sana yaradı mı, kızım?” diye sordu, ekrana yaklaşırken.

“Elimdekini beğenmezsen, bir dahaki sefere vakit kaybetmeyeceğiz,” dedi Elif. Şaka yapıyor gibiydi ama gözleri ciddiydi. Şifre dizisini gösterdi. “Üç katmanlı bir şifreleme. Üçüncü seviye, normal ajan trafiği için fazla lüks.”

Yusuf birkaç saniye ekrana baktı.
Çene kasları hafifçe kasıldı.

“Kripto ekibini çağır,” dedi. “Bu işin şakası yok.”

Üç saat boyunca, küçük odada sadece klavye tıkırtıları, mırıldanan hesaplamalar ve ara ara yükselen bir “ah, olmadı” sesi duyuldu. Sonunda, şifre tabakalarının sonuncusu da açıldığında, ekranda sadece birkaç kelime beliriyordu:

“Bakü. Hedef onaylandı. Tarih: 26. Ekip hazır.”

Yusuf, cümleyi yüksek sesle tekrar okudu.
“Bakü… hedef onaylandı… yirmi altısı…”

O ayın 26’sına üç hafta vardı.

“Hedef kim?” dedi Elif, gözlerini satırdan ayırmadan.

“Şimdilik bilinmiyor,” diye mırıldandı Yusuf. “Ama Bakü’de, 26’sında, üst düzey bir şey olacak. Ya planlanmış bir suikast… ya da çok iyi kurgulanmış bir aldatmaca.”

Elif, sandalyede hafifçe dönüp ona baktı.
“Ankara kararsızlığı sevmez, amirim. Ne yapıyoruz?”

Yusuf, kararını çoktan vermişti.
“Bu satırlar bile yetiyor. Bakü uyarılacak.”

II. Kardeş Hat: Ankara – Bakü

Saat 09.00’da, MİT Başkanlığı’nda acil değerlendirme toplantısı yapıldı.
Kripto çözüm raporu, sinyalin coğrafi izi, kullanılan sunucu zincirleri, hepsi masadaydı.

Teknik ekip, sinyalin Orta Avrupa’daki bir sunucu üzerinden geçtiğini ancak gerçek kaynağın daha doğuda bir hat olduğunu anlattı. Araya “ara sunucu” yerleştirilmişti. Yani iz sürülmek istenmiyordu.

“İki ihtimal var,” dedi Yusuf. “Bir: Gerçek, organize bir suikast planı. İki: Bizi meşgul etmek için atılmış sahte bir yem.”

Başkan vekili, dosyanın üzerinde kısa bir süre sessiz kaldı.
“Bakü söz konusuysa,” dedi, “şüpheye yer yok. En kötü senaryoya göre davranılır. Uyarı gidiyor.”

Öğleden sonra, şifreli hat üzerinden, Ankara’dan Bakü’ye ilk bilgi geçti.
Azerbaycan Devlet Güvenlik Servisi (DGS) dinledi, not aldı, sordu. Mesaj kısa ama netti:

– Her şeyi bilmiyoruz.
– Fakat bildiklerimiz, görmezden gelinemeyecek kadar ciddi.

Bakü tarafında ilk tepki temkinliydi; ama şaşkın değildi.
Türkiye’den gelen uyarıların geçmişte kaç bombayı, kaç suikastı engellediğini biliyorlardı. İki ülke arasında sadece diplomatik “kardeşlik” değil, sahada gerçek bir güven ilişkisi vardı.

Aynı gün Bakü’de bir dizi görünmez talimat dolaşıma girdi:
– Kritik tesislerin güvenlik planları gözden geçirilecek.
– Üst düzey yetkililerin güzergahları tekrar değerlendirilecek.
– Son haftalarda ülkeye giren yabancı gruplar mercek altına alınacak.

Sokaklar, dışarıdan bakıldığında aynıydı.
Trafik, fuarlar, kafeler, kalabalık caddeler… Hepsi sıradan görünüyordu.

Ama derinde, şehrin damarlarında bir nabız hızlanmıştı.

III. Bakü’de Av

Bakü Devlet Güvenlik Servisi’nde görevli Reşid, özel dosyayı eline aldığında duvar saatinin akrep ve yelkovanı 10.00’u gösteriyordu.

Kırk yaşındaydı; on sekiz yıldır DGS’deydi. Terörle mücadele, karşı istihbarat, kritik koruma… Saha taliminin her çeşidini görmüştü. Ankara’dan gelen dosyaya baktığında, yüzündeki ifade hafifçe sertleşti.

“Zor dosya,” dedi kendi kendine. “Az veri, çok risk.”

Ekip odasına geçti. Altı kişilik saha timi, masanın etrafında toplandı.

“Ankara’dan bilgi,” dedi Reşid. “Kısa ama önemli. Bakü’de bir ekip var. Suikast planlıyorlar. Hedefimiz: Onları bulmak. Hedefleri kim, bilmiyoruz. Ama 26’sında vuracaklar. Vaktimiz az.”

Timin genç üyelerinden biri, “Nereden başlıyoruz?” diye sordu.

“Şehirden,” dedi Reşid. “Her zamanki gibi. Oteller, kiralık daireler, kısa süreli konaklayan yabancılar. Özellikle iki kişi ve üzeri gruplar. Nakit ödeyenler. Şehre girip fazla dolaşmayanlar.”

Bakü’de yüzlerce otel vardı; hepsini baştan sona taramak imkânsızdı. Ama profesyonel ekiplerin bazı ortak alışkanlıkları vardı.
Bu alışkanlıklar, ilk süzgeci oluşturdu.

İki gün süren çalışmanın ardından, ekibin önünde üç grup kalmıştı:

Üç Avrupalı erkek,
İki Ortadoğulu,
Dört Rus pasaportlu kişi.

Reşid, ilk olarak Avrupalıları izlemeye karar verdi.
Sabah dokuzda otelden çıkıyor, şehri gezen turistler gibi davranıyorlardı. Ama davranışları turistik sayılmazdı:
– Sık sık duraklıyor,
– Devlet binalarının bulunduğu bölgelerde normalden fazla vakit geçiriyor,
– Kısa mesajlar atıyor,
– Çevreyi scan ediyorlardı.

İçlerinden biri, diğerlerinden daha dikkat çekiyordu:
Otuzlarında, atletik, kısa saçlı… Sürekli tetikteydi. Yürürken bile çevresini kontrol etmeyi bırakmıyordu.

Reşid, dar bir sokakta onları uzaktan izlerken telefonunu cebinden çıkarıp hızlıca bir fotoğraf çekti. Görüntüyü şifreli hat üzerinden Ankara’ya iletti.

Bir saat sonra MİT’in yüz tanıma sistemi sonuç verdi.
Adam, farklı ülkelerde yürütülmüş karanlık operasyonlarda tespit edilmiş bir profesyonelle eşleşiyordu. Sahte kimlikle dolaşıyor, suikast türü görevlerde boy gösteriyordu.

“İlk işaret,” dedi Reşid. “Tesadüf değil.”

İkinci grup, otelden pek çıkmayan iki Ortadoğuluydu. Gün boyu odada kalıyor, televizyon izliyor, yemek siparişi veriyorlardı. Sanki gerçekten hiçbir şey yapmıyorlardı.

“Pasif profil,” dedi Reşid. “Bazen en tehlikelileri de bunlar olur. Ama şu an, dışarıda işaret yok.”

Üçüncü grup, Rus pasaportlu dört kişiydi.
İçlerinden biri, şehri düzensiz bir şekilde turluyordu. Bir gün kuzeyde görülüyor, ertesi gün aniden güneyde… Rastgele dolaşıyor gibi görünse de, Reşid’in tecrübesi buna “aldatma rotası” diyordu.

Bir gün boyunca takip ettiler.
Akşam, bir haritanın üzerinde rotayı işaretlediklerinde, çizgiler karmakarışık bir yumağa dönüşüyordu. Ama Reşid, kalemin ucunu haritanın aynı noktasına tekrar tekrar geldiğini fark etti.

“Hep aynı sokak,” diye mırıldandı. “İçişleri Bakanlığı’nın yan sokağı…”

Rus adam, her karmaşık yürüyüşünün sonunda, aynı sokaktan geçiyor, birkaç saniyeliğine yavaşlıyor, çevreyi süzüyor, sonra uzaklaşıyordu. Fotoğraf çekmiyor, cep telefonuyla bir kayıt almıyor, sadece gözlem yapıyordu.

“Bu artık ‘rastgele gezi’ değil,” dedi Reşid. “Profesyonel keşif.”

Raporda iki grup, “yüksek risk” kategorisine alındı:
– Avrupalılar,
– Ruslar.

Bilgiler Ankara’ya gönderildi. Elif ve siber ekip, hedef telefonlara sızmak için çalışmaya başlamıştı. Ancak kullanılan cihazlar iyi seçilmişti:
– Gelişmiş güvenlik uygulamaları,
– Çok katmanlı şifreler,
– Yedek hatlar…

Sabır, bu noktada tek silahtı.

Üç gün sonra, beklenen hata geldi.

Rus ekipten biri, kısa bir an için, şifreli iletişim uygulaması yerine, sıradan bir mesajlaşma programını açtı. Gönderdiği mesaj kısaydı:

“Rota net. 26 sabah 08:00. Hedef araca biner binmez hazır olun.”

Reşid, bu cümleyi okurken boğazının gerildiğini hissetti.

“Hedef,” dedi. “Araç… sabah sekiz… En savunmasız an.”

Artık operasyonun çerçevesi daha netti:
– Suikast, sabah rutini sırasında yapılacaktı.
– Hedef, aracına binerken veya hareket halindeyken vurulacaktı.

Ama hâlâ bir eksik vardı: O hedefin kim olduğuna dair somut bilgi.

IV. İsmin Bulunması

Azerbaycan Devlet Güvenlik Servisi’nde, üst düzey bir toplantıda tüm üst düzey yetkililerin programları masaya yatırıldı.
Sekiz farklı isim, sabah saat sekiz civarında evlerinden çıkarak, devlet binalarına doğru hareket ediyordu. Her biri koruma altındaydı, her birinin farklı rotası vardı.

“Sekiz ihtimal,” dedi Reşid. “Hepsi kritik.”

Ama Rus keşifçinin sürekli uğradığı o sokak, listeyi daralttı.
O sokaktan, her sabah aynı saatlerde sadece bir üst düzey yetkilinin aracı geçiyordu:

Devlet Güvenlik Servisi Başkan Yardımcısı, Elçin Memmedov.

Elçin, otuz yılı aşkın kariyeriyle hem iç tehditlere hem de sınır ötesi risklere karşı sayısız dosyada rol almış bir isimdi.
Doğal olarak, bazılarına göre de “engellenmesi gereken” bir engeldi.

Reşid, elde edilen tüm verileri Ankara’ya geçti.
MİT’in değerlendirmesi, Bakü’nün tespitini doğruladı.

“Hedef Elçin Memmedov,” dedi Yusuf, toplantıda.
“Ama bunu bilmek yetmez. Nasıl engelleyeceğimizi de bilmemiz gerekiyor.”

Ankara’dan gelen uyarı açıktı:
“Profesyonel yapılar her zaman B planına sahiptir. Sadece ana senaryoya değil, yedek ihtimallere karşı da hazırlıklı olun.”

Bakü’de, saatler 24’üne yaklaşırken, ekipler masa etrafında toplandı.
Önlerinde haritalar, bina planları, güzergâh çizimleri vardı.

“Güzergâhı değiştirelim mi?” diye sordu genç ajanlardan biri.

Reşid başını iki yana salladı.
“Hayır. Profesyonel ekipler, rota değiştirildiği anda kokuyu alır. Planı iptal eder ya da erteler. O zaman bu ağı tekrar bulmak çok zor olur. Elçin her zamanki gibi çıkacak. Fark, bizim gölgede olmamız.”

Plan, basit ama riskliydi:
– Elçin’in programı değişmeyecek,
– Araç, her zamanki saatinde yola çıkacak,
– Güzergâh boyunca görünmeyen bir koruma kalkanı kurulacaktı.

Muhtemel senaryolar tek tek masaya yatırıldı:

    Araç saldırısı: Yola yerleştirilmiş bomba, ya da araca önceden yerleştirilmiş düzenek.
    Keskin nişancı: Güzergâh üzerindeki yüksek binalardan yapılacak atış.
    Sahte kontrol noktası: Polis veya güvenlik görevlisi kılığında yakın mesafeden saldırı.

Her senaryo için ayrı tedbir listeleri çıkarıldı:
– Araç, sabah teknik kontrolden geçirilecekti. Patlayıcı arama köpekleri kullanılacaktı.
– Güzergâhtaki yüksek binalar taranacak, çatılar, balkonlar, kritik pencereler işaretlenecekti.
– Yol üzerindeki gerçek polis noktaları güçlendirilecek; resmi görevli olmayan hiçbir unsurun aracı durdurmasına izin verilmeyecekti.

Bir noktaya özel dikkat kesildiler:
Elçin’in aracı, her sabah belirli bir kavşakta kırmızı ışıkta ortalama 30 saniye bekliyordu.
Bu, aracın hız ve manevra avantajını kaybettiği tek noktaydı.

“Suikastçi olsam,” dedi Reşid, harita üzerindeki kavşağı işaret ederek, “burası benim pencerem olurdu. Demek ki onların da olabilir.”

Plan, son kez gözden geçirildi ve Ankara’ya gönderildi.
MİT, prensipte onayladı. Ama aynı uyarıyı yineledi:
“B planı, hatta C planı bekleyin.”

V. Üçüncü Kat ve Yanlış Odak

Takvim 25’i gösterdiğinde, operasyona 24 saat kalmıştı.
Reşid, geceyi merkezde dosyalar ve ekranlar arasında geçirdi. Uyku, lüks kategorisindeydi.

Üstünden şöyle bir geçtiği eski raporlardan bir ayrıntı gözüne takıldı:
Rus ekibinden birinin iki gün önce bir kargo şirketine gittiği bilgisi.

“Bu neden detaylandırılmadı?” diye sordu.

Yanındaki analist, “Rutin göründü,” dedi. “Evrak taşıması gibi… üzerine gidilmedi.”

Reşid kaşlarını çattı.
“Kargo, bu kadar kritik bir dönemde hiçbir zaman ‘rutin’ değildir.”

Kargo şirketinin kayıtları açıldı.
Çoğu sıradan gönderiydi.
Ama bir teslimat, diğerlerinden ayrılıyordu:

– Büyük boyutlu bir paket,
– İçeriğinde “elektronik ekipman” yazıyor,
– Alıcı adresi, İçişleri Bakanlığı’na yakın bir apartman.

“Daire kiralamış olmalılar,” dedi Reşid. “Ekipmanı içeri sokmanın temiz yolu kargo. Bu, keskin nişancı senaryosunu güçlendiriyor.”

Saha ekibi hızla apartmana yönlendirildi.
Kapıcıyla kısa bir sohbet sonrasında, üçüncü kattaki dairenin iki hafta önce yabancı biri tarafından nakit ödemeyle kiralandığı, evde pek kimsenin görünmediği, sadece bir kez kargo geldiği bilgisi alındı.

Şüphe, teyide dönüşmüştü.
“Geceyi beklemeyeceğiz,” dedi Reşid. “Şimdi giriyoruz.”

Gece yarısına doğru, özel tim merdivenlerden sessiz adımlarla üçüncü kata çıktı.
Kapının önünde kısa bir dinleme yapıldı: Hafif bir uğultu, çok az hareket.

Verilen işaretle kapı kırıldı.
Tim içeri dağıldı.

Dairenin salonunda, pencere kenarında biri, masada oturan başka biri vardı.
Masada, dürbünlü uzun namlulu bir tüfek, İçişleri Bakanlığı’nın bulunduğu caddeye neredeyse geniş bir görüş açısıyla bakıyordu.

İki kişi de silaha davranmadı.
Elleri havaya kalktı, kısa ve kontrollü bir “teslim oluyoruz” mimikleriyle.

Üzerlerinden sahte kimlikler çıktı. Dairede, temel yaşam malzemeleri, plan krokileri, birkaç şifreli not…

Onlara bakınca, sabah için son kontrolleri yapan bir keskin nişancı ekibi izlenimi oluşuyordu.
Ama Reşid’in içine bir şey oturdu:
Bu iş, fazla temizdi.

“Çok kolay,” diye düşündü. “Bu kadar büyük bir plan için… fazla kolay.”

Şüphelilerden biri yan odaya alındı.
Kimlik sorularına cevap vermedi.
Sadece tek bir cümle kurdu; Rusça:

“Yanlış yere odaklandınız.”

Bu cümle, bütün geceyi bir anda tersyüz etti.

VI. Her Şey Aynı Anda

“Yem olabilir,” dedi Reşid, gözleri büyürken. “Asıl ekip, başka yerde.”

Hemen diğer grupların son durumu istendi.
Birkaç dakika içinde rapor geldi:

– Avrupalı grubun otel odaları boş.
– Eşyalar toplanmış.
– Resmi çıkış kaydı yok.

Yani iz bırakmadan kaybolmuşlardı.

“Rus daire…” diye mırıldandı Reşid. “Dikkati üzerine çekmek için kurulmuş sahte bir keskin nişancı noktası. Asıl suikast, Avrupalılar üzerinden yürütülecek.”

Hızla haritaya yöneldi.
Elçin’in güzergâhını bir kez daha adım adım gözden geçirdi:
Evinden çıkışı, ana caddeye bağlandığı yer, İçişleri Bakanlığı’na kadar olan üç kilometrelik yol…

Onlarca bina, yüzlerce pencere, farklı saldırı noktaları…
Ama hâlâ en kritik yer, o kavşaktı.

“Kırmızı ışıkta durduğu an,” dedi. “Orası. Başka alternatif yok. Buraları sabaha kadar taradık. Yine de…”

Yeni talimatlar yağmur gibi dağıtıldı:
– Kavşak çevresi tamamen kontrol altına alınacak,
– Çevredeki binalar tekrar, bu kez daha agresif taranacak,
– Olası sahte polis noktaları için, gerçek polis ekipleri güçlendirilecek.

Sabah dört olduğunda, son dört saate girilmişti.
Bakü, yavaş yavaş aydınlığa hazırlanıyordu.
Ama Reşid ve ekibi için gün henüz başlamamıştı; aslında, asıl gün şimdi başlıyordu.

VII. Kırmızı Işık

Saat 06.30’da, Bakü’de trafik yeni yeni hareketleniyordu.
Elçin Memmedov, evinde son çayını yudumladı.
Bir gece önce, Reşid ona risk seviyesini anlatmış, planı özetlemişti.

“Elçin bey, rota aynı kalacak,” demişti Reşid. “Biz sizi gölgeden koruyacağız.”

Elçin, yıllarca tehditle iç içe yaşamış bir güvenlik bürokratının sakinliğiyle, sadece şunu söylemişti:

“Görevimize devam edeceğiz. Korku, bizim için lüks.”

Saat 07.45’te, Elçin merdivenlerden indi. Evin önünde bekleyen resmi araca bindi.
Koruma, yan koltukta yerini almıştı. Şoför, her zamanki gibi kontağı çevirdi.

Bu esnada kavşak çevresinde, sivil kılıklı 12 kişilik bir ekip konuşlanmıştı:
– Çiçek satıcısı gibi görünen bir ajan,
– Park etmiş bir takside oturan bir diğeri,
– Köşe başındaki kafede kahve içiyor gibi yapan başka biri…

Hepsi, birer sıradan vatandaş kostümünün altına saklanmış tetikte gözlerdi.

Saat 07.58’de, Reşid telsizden seslendi:
“Hedef hareket halinde. İki dakika.”

Elçin’in aracı, şehrin damarlarında usulca ilerliyordu. İçişleri Bakanlığı tabelaları ufukta belirmiş, trafik biraz yoğunlaşmıştı.

Sonunda, herkesin zihninde işaretlenmiş kavşağa geldiler.
Işık kırmızıya döndü. Araç durdu.

“Planlanan 30 saniye,” diye mırıldandı Reşid. Gözleri, etrafı tarıyordu.

10 saniye geçti.
Her şey sıradandı.
20 saniye geçti.
Hâlâ olağanüstü hiçbir şey görünmüyordu.

Son 10 saniyeye girerken, Reşid’in gözü, karşı binanın üçüncü katındaki pencerede, perdeye değen ufacık bir kıpırtıyı yakaladı.
Bir siluet, yarım saniyeliğine belirdi.

“Telsiz!” diye fısıldadı, bir yandan da koşarak konum değiştirirken. “Karşı bina, üçüncü kat. Temas noktası.”

Ekip, refleksle binaya doğru fırladı.
Merdivenlerden koşmaları, en az 20 saniye alacaktı.

Silahın pencerede konumlandığını gördüğü anda, Reşid ikinci komutu verdi:

“Araç hemen hareket etsin. Kırmızı ışığı beklemesin!”

Şoför, tartışmasız itaat etti.
Araç, aniden ileri atıldı, kavşaktan hızla çıktı.

Tam o anda, üçüncü kattaki pencereden tek bir atış duyuldu.
Kurşun, arka camı delip, Elçin’in başının hemen yanından geçerek koltuğa saplandı. Cam kırıkları etrafa saçıldı.

Koruma, refleksle Elçin’i kolundan çekerek aşağı yatırdı.
Araç, sarsıntıyla ama hızla uzaklaşırken, red ışığın anlamsız kaldığı o saniyelerde, hayat ile ölüm arasındaki ince çizgi, bir komut cümlesine sığmıştı.

“İyi ki…” diye düşünmeye fırsat kalmadan, Reşid üçüncü katın kapısını tekmeledi.

VIII. Sorgunun Sessizliği

Üçüncü kattaki dairenin kapısı kırıldığında, içeride iki kişi vardı.
Biri, elinde susturuculu bir tabanca ile geri çekilmiş; diğeri, ellerini kaldırmış, duvara yaslanmıştı.

Özel tim, odanın kontrolünü aldı.
Silahlar alındı, kişiler yere indirildi, kelepçeler takıldı.
Masada, operasyon için hazırlanmış bir dizi belge, sahte kimlikler ve elektronik cihazlar vardı.

Reşid, içeri girdiğinde oda keskin barut kokuyordu.
Pencereden dışarı baktı; kavşaktan yeni ayrılan trafik, sanki hiçbir şey olmamış gibi akıyordu.

“Bir centimetre…” diye mırıldandı korumalardan biri, Elçin’in aracındaki cam parçasına bakarken. “Sadece bir centim.”

Saldırganların yüzleri ifadesizdi.
Her ikisi de Avrupalı ekipten olduğu kısa sürede anlaşıldı. Otelden sessizce ayrılıp, bu daireyi atış noktası olarak hazırlamışlardı.

Reşid, odadaki belgeleri hızlıca tararken, aklı bir yandan da Ankara’daydı.

MİT merkezinde, Yusuf ve Elif, güvenli hatta gelen Bakü mesajını okurken derin bir nefes aldılar.

“Suikast engellendi. Hedef sağ. Saldırganlar yakalandı.”

Elif, monitörden çekilip sandalyeye yaslandı.
“İki ay boyunca taradığımız o frekans,” dedi. “Bak, nereye bağlandı.”

Yusuf, başını salladı.
“Göremediklerimizi de düşün,” dedi. “Ama bugün… önemli bir sınav geçti.”

IX. Gerçek Hedef, Asıl Mesaj

Operasyonun ardından, Bakü’de kısa ama dikkatli bir açıklama yapıldı:

“Devletimizin üst düzey bir yetkilisine yönelik saldırı girişimi önlenmiştir. İstihbarat birimlerimizin koordineli çalışması, olası bir felaketi engellemiştir. Kardeş ülke Türkiye’nin desteği kıymetlidir.”

Ankara’da Dışişleri Bakanlığı da benzer bir tonla cevap verdi:

“Azerbaycan’ın güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir. İş birliğimiz her alanda sürecektir.”

Yakalanan saldırganlar, ilk sorgularda ağızlarını açmadılar.
Profesyonel eğitim, susmayı da öğretiyordu.

Ama odadan ele geçirilen dijital materyaller, o kadar disiplinli değildi.

MİT’in siber analistleri ve Bakü’deki teknik ekip, şifreli dosyaları, mesaj geçmişlerini, kullanılan hatları didik didik incelediler.
Bazı IP blokları, bazı kod adları, bazı bağlantı noktaları, işaret ettikleri yere göre çok tanıdıktı.

Resmi olarak bir isim söylenmedi.
Ama teknik veriler, arka planda başka bir istihbarat servisinin izini bırakıyordu.
Amaç, sadece bir adamı öldürmek değildi; Türkiye–Azerbaycan iş birliğini sarsmak, güven duvarına çatlak atmak, iki başkentin omuz omuza durduğunu göstermekten çekindiği bir dünyaya mesaj vermekti.

Operasyon sonrası, iki ülkenin istihbarat birimleri arasında yeni protokoller imzalandı:
– Ortak analiz hatları kuruldu,
– Anlık veri paylaşım sistemleri genişletildi,
– Ankara–Bakü arasında kalıcı bir operasyon koordinasyon masası oluşturuldu.

Bu, sadece bir suikast girişiminin engellenmesi değildi;
Aynı zamanda, iki ülkenin sahadaki güven zincirinin, bir kez daha test edilip sağlam çıktığı bir bölümdü.

X. Sessiz Kahramanlar

Aradan birkaç gün geçtiğinde, Bakü’de hayat yine normal seyrine dönmüş gibi görünüyordu.
Elçin, işe gitmeye devam ediyor, protokollere katılıyor, toplantı yönetiyordu.
Cam kırıklarının temizlendiği, koltuğun değiştiği araç, bir kez daha evinin önüne yanaştı.

Bir akşamüstü, gizli numaralı bir hat çaldı.
Reşid, telefonun ekranına baktı; Ankara’dan gelen özel bir hatti.

“Reşid bey,” dedi Yusuf’un sesi. “Burada herkes senden bahsediyor.”

“Benden değil,” dedi Reşid. “Sistemden bahsetmeleri lazım. Sinyali yakalayan Elif’ten, o sinyale önem veren sizden, sahada terlemiş çocuklardan… Bu zincirin bir halkasıyım ben.”

Yusuf bir an durdu, sonra hafifçe güldü.

“Bu laflar, raporlara güzel gider,” dedi. “Ama bazı geceler insanın içini ısıtan şey, işte bu basit cümlelerdir.”

Aynı saatlerde Ankara’da, Elif ekrandaki log kayıtlarına bakıyor, 26’sı sabah 08.00’e ait sinyal hareketliliklerini bir grafik gibi izliyordu.

Monitörün köşesinde, ilk yakaladığı sinyalin ham verisi hâlâ açık duruyordu:
Bakü… Karanlık Gece…

Elif, ekranı kapatmadan önce, dosyanın not kısmına kısa bir satır ekledi:

“Karanlık gece, sabah olmadan bitti.”

Kaydet tuşuna bastı.

XI. Karanlık Gece’nin Ardından

Bakü’de o sabah, bir suikast girişimi engellendi.
Bir hayat kurtarıldı. Ama aslında, çok daha fazlası oldu:

İki ülke arasında güven zinciri sahada yeniden sınandı.
Sinyaller, haritalar, kargolar, otel kayıtları, kavşaklar, pencereler… hepsi tek bir amaç için birleşti.
Birkaç kelimelik şifreli mesaj, iki ay boyunca takip edildi ve sonunda gerçek mermiyi havada ıskalattı.

Üçüncü kattaki o otel odasında bekleyen Avrupalı ekip, ilk başta sadece bir “iş” sanmıştı bunu.
Ama onların bilmediği, Ankara’da kanlı canlı verilerle uğraşan bir analistin, Bakü’de kavşaktaki bir ajanın, o “işi”, bir millet meselesine çevirdiğiydi.

Ve o gece, “Karanlık Gece” kod adlı operasyon, defterlerde şu notla kapandı:

“Hedef: korunmuş.
Ağ: deşifre ediliyor.
Ders: Bazı telefonlar, sadece bir kez çalar.”

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News