Dövülüp yol kenarına bırakılmıştı, bir kovboy onu bulup evine getirdi

Pine Creek’te Kayıp Dosya (1873)
Bir kadının masumiyeti, bir kovboyun inadı ve adaletin telgrafla gelen sesi
Bölüm 1 — Tozun İçinde Bırakılan Kadın
1873 yılının Ağustos’u Kaliforniya’nın iç kesimlerinde merhametsizdi. Güneş, Weaverville’in dışına uzanan tepeleri kavuruyor, kuru otları sarartıyor, rüzgârı bile sıcak bir nefese çeviriyordu.
Kasabadan yirmi metre kadar dışarıda, çorak bir patikanın kıyısında Penelope James hareketsiz yatıyordu.
Bir zamanlar beyaz olduğu anlaşılan elbisesi yırtılmış, kan ve tozla kararmıştı. Bal rengi saçları yüzüne yapışmış, alnındaki kesik, kuruyan kanla ince bir çizgi gibi durmuştu. Kaburgalarında her nefesle büyüyen, kırık kemiklerin içten içe sürtündüğü o tanıdık acı vardı. Kendini zorladığında baş dönüyor, dünya bir an bulanıklaşıyor, sonra tekrar karanlığa kayıyordu.
Uzakta nal sesleri duyulduğunda önce rüya sandı. Bir süre sonra ses gerçekliğe dönüştü: Toprak titretiyor, havada ince bir toz yükseliyordu.
Penelope’nin gözkapakları titredi. Görüşü, gökyüzünün parlaklığında eriyen bir siluete takıldı.
Atını yavaşlatan adam, birkaç adım sonra dizginleri çekip durdu.
Bölüm 2 — Xavier Hayes’in Şapkasının Gölgesi
Xavier Hayes, kestane rengi kısrağını Pine Creek çiftliğine doğru sürüyordu. Genellikle bu yolu sessiz, neredeyse düşüncesiz geçerdi; ama o gün ufukta gördüğü koyu leke, onu istemsizce yavaşlattı.
Başta bir hayvan leşi sandı. Sonra kumaş parçası. Yaklaştıkça bunun bir insan olduğu anlaşıldı.
“Tanrım…” diye mırıldandı.
Atından indi; tozun içine çömelip yaralı kadının yanına geldi. Kadının yüzü şişmişti. Bir gözü morarmış, dudağı yarılmıştı. Xavier bandanasını çıkarıp mataradan su döktü; bezi ıslatıp kadının yanaklarındaki kanı dikkatle sildi.
“Hanımefendi… beni duyabiliyor musunuz?”
Penelope refleksle geri çekilmeye çalıştı. Korku, acıdan hızlıydı. Dudaklarından zorla bir kelime çıktı:
“Lütfen…”
Xavier ellerini havaya kaldırdı; sesi yumuşaktı ama kararlıydı.
“Sana zarar vermeyeceğim. Yardım edeceğim.”
Bir kolunu Penelope’nin omuzlarının altına, diğerini dizlerinin altına soktu. Kadın inledi; Xavier adımlarını daha da yavaşlattı. Onu atın eyerine oturtup arkasına geçti. Bir kolunu beline doladı.
“Sadece bana yaslan,” dedi. “Seni güvenli bir yere götürüyorum.”
Penelope’nin seçeneği yoktu. Bilinci yol boyunca gelip gitti; her seferinde kısrağın ritmik adımları, onu hayatta tutan tek şey gibiydi.
Güneş batıya eğilirken Pine Creek çiftliği göründü: Mütevazı iki katlı bir ev, birkaç müştemilat, ahır ve küçük ağıllar. Uzakta suyu azalmış bir dere çizgisi.
Xavier yüksek sesle seslendi:
“Bayan Finch!”
Bölüm 3 — Bayan Finch’in Sert Şefkati
Kapı açıldı. Elli’li yaşlarında, iri yapılı, gri saçlarını sıkı topuz yapmış Bayan Finch göründü. Xavier’in kollarında yaralı bir kadın görünce gözleri büyüdü.
“Ne oldu buna?” diye haykırdı.
“Yolda buldum. Dövülmüş,” dedi Xavier. “Hemen içeri.”
Bayan Finch tereddüt etmedi; titiz bir komutan gibi talimat verdi:
“Yedek odaya. Sen onu taşı, ben suyu ve bandajı getiriyorum.”
Oda sade ama tertemizdi. Demir çerçeveli bir yatak, patchwork bir yorgan, bir komodin. Xavier kadını nazikçe yatırdı. Penelope’nin nefesi düzensizdi; kaburgaları her yükselişte isyan ediyordu.
Bayan Finch içeri daldı, ellerini sıvadı.
“Şimdi çık,” dedi Xavier’e. “Bu iş erkeğin gözüne uygun değil.”
Xavier başını salladı ama kapının dışında oyalanmadan edemedi. İçeriden su sesi, kumaş hışırtısı, bastırılmış inlemeler geliyordu.
Bir saat sonra Bayan Finch kapıyı açtı. Yüzü sertti ama gözlerinin içinde öfke vardı.
“Korkunç dayak yemiş,” dedi. “Üç kaburga kırık olabilir. Vücudu morluk içinde. Ellerinde savunma yaraları var. Direnmiş.”
Xavier’in çenesi kasıldı.
“Ya… başka?” diye sordu, cümleyi yarım yutkunarak.
Bayan Finch bir an durdu; sonra başını iki yana salladı.
“Tanrı’ya şükür… daha kötü bir şey yok. Ama ateşi var. Sabaha düşmezse doktor çağıracağız.”
“Adını söyledi mi? Kimin yaptığını?”
“Parça parça sayıklıyor,” dedi Finch. “Bir adam adı: Celas… bir de ‘kasa’ gibi bir şey.”
Xavier, geceyi kapının yanında geçirmekte ısrar etti.
“Uyanırsa korkar,” dedi. “Yalnız kalmasın.”
Bayan Finch homurdandı ama kabul etti: “Sorun olursa beni çağır.”
Bölüm 4 — Kabuslar, Su ve Bir İsim
Gece ağır geçti. Xavier sandalyede uyukladı; her hışırtıda irkildi. Şafak sökmeden Penelope kabusla çırpınmaya başladı.
“Hayır! Lütfen… o bende yok…” diye bağırdı.
Xavier yatağın yanına geldi, bir an tereddüt etti. Sonra omzuna hafifçe dokundu.
“Artık güvendesin. Burada kimse sana zarar veremez.”
Penelope’nin gözleri açıldı. Önce korku; sonra odaklanan bir bakış. Dudakları çatlamıştı.
“Su…” diye fısıldadı.
Xavier bardağı kaldırdı, sırtını destekleyip içmesine yardım etti.
“Neredeyim?” dedi kadın, sesi kısık ama artık daha bilinçliydi.
“Pine Creek çiftliği,” dedi Xavier. “Ben Xavier Hayes.”
Kadın bir an sustu. Sonra karar verir gibi konuştu:
“Penelope. Penelope James.”
Xavier başını salladı. “Bayan James… ne oldu? Seni kim böyle yaptı?”
Penelope’nin gözleri karardı; acı sadece yüzünde değildi.
“Hatırlamıyorum,” dedi. “Söylememeliyim.”
“Uykunda ‘Celas’ dedin.”
Penelope irkildi. “Celas’ı tanıyor musun?”
“Hayır. Sadece adını duydum.”
Kadın yastığa yaslandı; sanki konuşmak bile onu yoran bir savaştı.
“Başkalarını karıştırmak istemiyorum,” dedi. “İyileşince gideceğim.”
Xavier’in kaşları çatıldı.
“Hayır. En azından ayağa kalkana kadar burada kalacaksın.”
Penelope ona baktı; karşısındaki adamın sertliğinde bir şefkat vardı.
“İnatçısınız,” dedi, kısık bir gülümsemeyle.
“Öyle derler.”
Bölüm 5 — Tennyson ve Parmak Ucu Teması
Günler geçti. Ateş düştü. Morluklar sararmaya başladı. Penelope, Bayan Finch’in çorbasını içti, Xavier’in kısa ziyaretlerine alıştı.
Dördüncü gün Xavier, küçük kütüphanesinden bir kitap getirdi: Tennyson şiirleri.
“Sıkılmış olabilirsin,” dedi. “Annem severdi. Ben pek okumam.”
Penelope kitabı alırken parmakları Xavier’in parmaklarına değdi. O an ikisi de kıpırdamadı. Basit bir dokunuşun bile insanı nasıl sarsabileceğini ikisi de beklemiyordu.
Xavier boğazını temizledi, elini geri çekti.
“Yarın kasabaya gideceğim. Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Penelope tereddüt etti. Sonra ilk kez ricacı değil, sanki eşit konuşur gibi dedi:
“Bana ‘Bay Hayes’ deme. Xavier de. ‘Bay’ beni babama benzetiyor.”
Xavier gülümsedi.
“O zaman Penelope.”
Penelope’nin yüzü morluklara rağmen aydınlandı.
“Penelope sana yakışıyor,” dedi Xavier, farkında olmadan.
Bölüm 6 — Kasaba Panosu ve Aranan Kadın
Ertesi sabah Xavier Weaverville’e indi. Genel mağazadan malzeme aldı, postaneye uğradı. Bankanın önünden geçerken topluluk panosuna asılı afiş dikkatini çekti.
Kaba bir çizim. Kötü yapılmış bir yüz. Ama isim netti:
“Penelope James — Sacramento’da 5.000 dolarlık hırsızlık ve Celas Blackwell cinayetinden aranıyor.”
Xavier’in içi ürperdi. Afişi yerinden çekip aldı, katlayıp cebine koydu.
Şerif Doyle’un ofisine girdi. Şerif başını kaldırdı.
“Hayes… Seni sık görmeyiz.”
Xavier sakin görünmeye çalıştı.
“Yollarda haydut var mı diye soracaktım.”
Şerif omuz silkti. “Aşırı bir şey yok. Sacramento’da bir bankacı öldürülmüş. Karışık iş.”
Xavier yüzünü belli etmedi. “Anladım. Tedbir iyidir.”
Çiftliğe dönerken aklında tek soru vardı: Evindeki kadın suçlu mu? Yoksa suçun üstüne atıldığı biri mi?
Bölüm 7 — Verandada Gerçek ve Afişin Soğukluğu
Çiftliğe vardığında Penelope verandada battaniyeye sarılmış oturuyordu. Saçları toplanmış, yanaklarına renk gelmişti. Kırılgan ama daha canlıydı.
Xavier atını bağladı. Cebinden afişi çıkardı, açtı.
“Bunu açıklamak ister misin?” dedi, doğrudan.
Penelope’nin yüzü bembeyaz kesildi. Ellerini kolçağa kenetledi. Kaçacak gibi oldu ama kaburgaları buna izin vermedi.
“Bunu nereden buldun?” diye fısıldadı.
“Kasabadan.” Xavier yanına oturdu. “Seni bulduğum halin… bu işin basit olmadığını söylüyor. Gerçeği bilmem lazım.”
Penelope uzun süre konuşmadı. Sonunda derin bir nefes aldı.
“Celas Blackwell’i ben öldürmedim,” dedi. “Ama onun cinayetiyle ve kayıp parayla suçlanıyorum.”
“Baştan anlat,” dedi Xavier.
Penelope gözlerini kısarak uzaklara baktı; sanki Sacramento’nun kalabalığı verandaya taşmıştı.
“Blackwell bankasında veznedardım,” dedi. “Altı ay önce hesaplarda tuhaflık fark ettim. Para, mantıksız biçimde hareket ediyordu.”
Xavier sessiz kaldı; Penelope devam etti.
“İzini sürdüm. Celas, mevduat sahiplerinden çalıyor, kayıtları oynuyordu. Onunla yüzleştim. Bana güldü. ‘Kim bir kadına inanır?’ dedi. ‘Ortaklarım var. Konuyu kapatırsın.’”
Penelope’nin sesi sertleşti.
“Ben kapatmadım. Kanıt topladım: defter kopyaları, notlar, tarihler… Yetkililere götürecektim.”
“Ve o öğrendi,” dedi Xavier.
Penelope başını salladı. “Geçen hafta beni yakaladı. Kavga çıktı. Bana saldırdı. Belgelerle kaçtım.”
Bir an durdu; gözleri titredi.
“Pansiyonuma döndüğümde her yer dağıtılmıştı. Saklandım. Celas ve ortağı Reed Tucker geldi. Belgeleri aradılar. Bulamayınca tartıştılar.”
Xavier’in gözleri daraldı.
“Ve…?” diye sordu.
Penelope’nin sesi kısıklaştı:
“Tucker onu vurdu. Benim odamda. Sonra beni gördü. ‘Sorunumu çözdüm,’ dedi. Cinayeti ve parayı benim üstüme yıkacaktı.”
Penelope’nin elleri titredi.
“Beni kasabadan uzaklaştırdılar. Öldürmek istediler. Dövdüler. Bir an dikkati dağıldı, kaçtım. Ama yetiştiler… Beni ölüme terk ettiler.”
Xavier, Penelope’ye baktı; yalan görmedi. Yalnızca korku ve yorgun cesaret vardı.
“Demek beni o yolda buldun,” dedi Penelope.
“Evet,” dedi Xavier. “Ve şimdi o adamlar seni arıyor.”
Penelope gözlerini kaçırdı. “Seni de tehlikeye attım.”
Xavier’in sesi düzleşti; karar vermişti.
“Kendimi korurum. Sen de burada kalırsın. Adını temize çıkaracağız.”
Penelope şaşkınlıkla ona baktı.
“Bana inanıyor musun?”
Xavier’in cevabı kısa ama ağırdı:
“İnsanları iyi tanırım. Sen katil değilsin.”
Bölüm 8 — Sacramento’ya Dönüş Kararı
Penelope güçlendikçe tek bir düşünce büyüdü: sakladığı kanıtlara ulaşmak.
“Sakramento’ya dönmem gerekiyor,” dedi bir akşam. “Kanıtlar… tek yol.”
Xavier itiraz etti.
“Henüz tam iyileşmedin.”
“Yeterince,” dedi Penelope. “Burada kaldığım her gün seni daha çok tehlikeye atıyorum.”
Xavier uzun süre sustu. Sonra, bir cümleyle her şeyi değiştirdi:
“Gideceksen… ben de geliyorum.”
Penelope başını salladı.
“Hayır. Kendini yakma.”
Xavier eliyle durdurdu. “Bu tartışmaya açık değil.”
Penelope ona dikkatle baktı.
“Neden?” diye sordu. “Beni neredeyse hiç tanımıyorsun.”
Xavier’in yüzünde kısa bir gülümseme geçti. Cevabın tamamını söylemedi; ama yeterini söyledi.
“Yolda bırakılan birine sırt dönmek… benim kitabımda yazmaz.”
Ve belki de, içinden geçeni kendine bile itiraf etmedi: Bu kadın, onun yıllardır kilitlediği bir kapıyı açmıştı.
Bölüm 9 — Posta Arabası, Redding Gecesi ve ‘Artık Yalnız Değilsin’
Weaverville’den posta arabasına bindiler. Penelope başına şal sardı; yüzünü sakladı. Kapı her açıldığında kalbi hızlandı.
Yolcular azdı: yaşlı bir çift, bir satıcı, şehre giden genç bir çocuk. Xavier Penelope’nin gerginliğini fark etti.
“Rahatlamaya çalış,” diye fısıldadı. “Gergin görünürsen dikkat çekersin.”
Penelope başını salladı. “Uzun zamandır kalabalık görmedim.”
Xavier’in sesi daha da kısaldı ama daha da gerçekti:
“Biliyorum. Ama artık yalnız değilsin.”
Redding’de bir gece konakladılar. Uykuları hafifti. Her çıtırtı, Reed Tucker’ın adını hatırlatıyordu.
Ertesi akşam Sacramento’ya vardıklarında şehir, Weaverville’in küçük düzeninden bambaşkaydı: Koşuşturan insanlar, at arabaları, bağıran satıcılar… kalabalığın içinde kaybolmak kolaydı ama yakalanmak da.
Penelope, “Otelde kalmak istemiyorum,” dedi. “Clara’yı bulmalıyım. Gece vardiyasında olur.”
Bölüm 10 — Clara Bennett ve Günah Çıkarma Odası
Sacramento Genel Hastanesi’ne gittiler. Penelope kendini kuzeni gibi tanıttı. Bir hemşire, Clara Bennett’ı çağırdı: ince yüzlü, ciddi bakışlı bir kadın.
Clara, Penelope’yi görünce şok oldu ama profesyonel sakinliğini korudu. Onları küçük bir mola odasına aldı; kapıyı kapatınca Penelope’ye sarıldı.
“Penny… herkes seni ölü sanıyor.”
“Neredeyse,” dedi Penelope. Sonra Xavier’i tanıttı ve her şeyi anlattı.
Clara’nın yüzü karardı. “Seni öldürdüğünü söylediklerinde içime sinmedi. Sen bir sineği bile incitmezsin.”
Penelope, kanıtları nereye sakladığını söyleyince Xavier’in kaşları kalktı.
“Katedralde… günah çıkarma odasında,” dedi Penelope, sanki bu dünyanın en mantıklı cümlesiydi.
“Kimse kilisede aramaz diye düşündüm,” diye ekledi.
Clara başını salladı. “Şafakta katedral açılır. O zaman gideriz.”
Geceyi Clara’nın küçük dairesinde geçirdiler. Xavier yerde yatmakta ısrar etti. Şehir sessizleştiğinde bile, tehlike sessizleşmiyordu.
Şafakla birlikte katedrale gittiler.
Bölüm 11 — Tucker’ın Gölgesi ve Kilisede Patlayan Kaos
Katedralin kapıları açıktı. Birkaç cemaatçi dua ediyordu. Penelope, günah çıkarma kabinlerine yöneldi. Üçüncü kabine girdi; diz hizasında gevşek paneli yokladı.
Bir süre sonra eli boşluk buldu… ama aradığını bulamadı.
Yüzü düştü. “Buradaydı.”
“Biri bulmuş,” dedi Xavier, sesi buz gibi.
Tam o anda kabinin girişinde bir gölge belirdi.
Penelope döndü ve fısıldadı:
“Tucker…”
Reed Tucker koyu takım elbisesiyle, elinde deri bir evrak çantasıyla duruyordu. Yanında iki silahlı adam. Yüzünde, insanın içini soğutan bir gülümseme.
“Sandığımdan daha dirençlisin, Bayan James,” dedi.
Xavier, Penelope’nin önüne geçti. Eli ceketinin altındaki tabancaya gitti.
“Onu dövüp ölüme terk eden sendin,” dedi.
Tucker başını eğdi, sanki iltifat almış gibi. “Şefkatli bir kovboymuşsun.”
Penelope dişlerini sıktı. “Belgeleri nasıl buldun?”
Tucker çantaya vurdu. “Katedrali gözetlettirdim. Sonunda bir adam paneli fark etti. Ve işte… bütün hikâyen.”
Penelope blöf yaptı. “Kopyaları var. Federal şerife gönderdim.”
Tucker güldü. “Cesur… ama yalan. Yoksa ben burada olmazdım.”
Adamlarına işaret etti. “İkinizin işini bitiriyoruz.”
Xavier tabancasını çekti. Tucker sırıtmaya devam etti.
“Tanrı’nın evinde mi? Tanıklar var. Ayrıca benim adamlarım da silahlı. Gördün.”
Xavier, kavga çıkarsa masumların tehlikeye gireceğini biliyordu. Tam o anda arkadan Clara’nın sesi geldi:
“Bir sorun mu var beyler?”
Tucker başını çevirince Xavier fırsatı kullandı: Çantayı kapmaya hamle yaptı, Penelope’yi Clara’ya doğru itti.
“Koş!” diye bağırdı.
Katedral bir anda cehenneme döndü. Xavier tavana ateş etti; ses, kubbeyi yırttı. İnsanlar çığlık atarak yerlere kapandı.
Tucker’ın adamlarından biri ateş etti; mermi Xavier’in başının yanından geçip ahşabı parçaladı. Xavier karşılık verdi, adamı omzundan vurdu.
Sonra çantayı koltuğunun altına sıkıştırıp dışarı fırladı.
Bölüm 12 — Gazete Ofisi: Gerçeğin Sığınağı
Sokaklarda koşarlarken Penelope nefes nefese konuştu:
“Şerifin ofisine—”
Clara daha hızlı düşündü. “Çok uzak! Gazete ofisi yakın. Kuzenim orada. Bizi saklar.”
Dar sokaklardan Sacramento Gazette binasına girdiler. İçeride birkaç muhabir vardı. Clara kuzenini çağırdı: mürekkep lekeli parmakları olan, zayıf bir adam.
James Bennett.
“Clara! Ne oldu?” diye şaşırdı.
Clara hızlı konuştu: “Bu insanlar korunmaya ve bir platforma ihtiyaç duyuyor.”
James’in gözleri çantaya kaydı. “Bankacı cinayeti… Sen misin o kadın?”
Penelope başını dik tuttu. “Evet. Ama ben katil değilim.”
Xavier çantayı açtı. “Kanıt burada. Tucker suçlu.”
James sayfaları hızla gözden geçirdi. Islık çaldı.
“Bu… bomba.” Sonra yüzü ciddileşti. “Ama Tucker, şerif dahil yarım şehri elinde tutuyor.”
Xavier’in sesi sertti: “O zaman federal yetkililer.”
Dışarıda ayak sesleri duyuldu. Tucker ve adamları yaklaşıyordu.
James karar verdi: “Arka kapı. Clara, onları Watkins’in telgraf ofisine götür. O dürüst biridir. San Francisco’daki federal şerife telgraf çekilsin.”
Arka kapıdan çıktılar. Sokak daraldı. Üç blok… iki blok… bir blok…
Son köşeyi döndüklerinde silah sesi patladı. Duvarın tuğlası parçalandı. Tucker sokağın ucundaydı, tabancası kalkıktı.
Xavier kadınları öne itti, geri dönüp ateş etti. Tucker geri çekildi; ama adamları onları köşeye sıkıştırıyordu.
Telgraf ofisine daldılar.
Bölüm 13 — Telgraf: Hayat Memat Meselesi
Bill Watkins pencereden dışarı bakınca yüzü soldu.
“Ne istiyorsunuz?” diye sordu.
“San Francisco’ya telgraf,” dedi Xavier. “Acil. Hayat memat meselesi.”
Clara öne çıktı: “Cinayet ve büyük dolandırıcılık kanıtları var. Tucker dışarıda.”
Watkins tereddüt etti, sonra başını salladı. “Çabuk olun.”
Penelope, titreyen ama net bir sesle mesajı dikte etti. Xavier pencerede nöbet tuttu. Tucker adamlarını konumlandırıyordu; ofisi kuşatıyordu.
“Gönderildi,” dedi Watkins. “Ama San Francisco’dan gelmeleri saatler sürer.”
“Dayanırız,” dedi Xavier.
Dışarıdan Tucker’ın sesi yükseldi:
“Kaçınılmazı geciktiriyorsunuz. Çıkın. Belki anlaşırız.”
Penelope’nin gözleri Xavier’e kilitlendi.
“Anlaşma yok,” dedi Xavier.
Tam o anda dışarıdan başka bir ses duyuldu. Otoriter, sert:
“Tucker! Silahları indir. Ben Şerif Dawson!”
Xavier şaşkınlıkla baktı: Şerif, yardımcılarıyla birlikte Tucker’ın karşısına dikilmişti.
Şerif elinde bir kağıt salladı.
“Yargıç Harmon’dan telgraf aldım. Tucker’ı dolandırıcılıkla suçlayan mali kayıtlar… oldukça ilginç.”
Tucker’ın yüzündeki soğukkanlılık çatladı.
“Bu saçmalık!” diye bağırdı.
Şerif keskin bir tonla: “Soruşturma süresince tutuklusun.”
Tucker yutkundu. Direnmek istedi ama yardımcıların silahları hazırdı. Silahını yavaşça bıraktı.
Şerif kapıya seslendi:
“Artık çıkabilirsiniz. Görünüşe göre suçlular konusunda bir karışıklık var.”
Bölüm 14 — Yargıç Harmon, Federal Şerif ve Temize Çıkan İsim
Sonraki 24 saat bir kasırga gibi geçti. Yargıç Harmon belgeleri bizzat inceledi. San Francisco’dan gelen federal şerif dosyayı devraldı. Tucker ve adamları tutuklandı.
Ertesi gün Sacramento Gazette manşet attı:
“BANKA CİNAYETİNDE GERÇEK ORTAYA ÇIKTI: ZİMMET VE KOMPLONUN İZLERİ”
Penelope’nin masumiyeti, kayıtlarla, tarihlerle, tutarlarla ve korkudan susmuş bir banka memurunun ifadesiyle doğrulandı.
Yargıç Harmon, Penelope’ye şahsen bildirdi:
“Tüm suçlamalar düşürüldü. Banka yönetimi tazminat ödemeyi kabul ediyor: 5.000 dolar. Ayrıca istersen eski pozisyonuna dönebilirsin.”
Penelope şaşkındı ama yüzünde sevinç değil, derin bir yorgun rahatlama vardı.
“Teşekkür ederim,” dedi. “Ama bankaya dönmek istediğimden emin değilim.”
Bölüm 15 — ‘Weaverville’ı Düşünürsen…’
Mahkeme binasından çıktıklarında güneş, Sacramento’yu altın rengine boyuyordu. Penelope ve Xavier Clara’nın dairesine doğru yürürken, ortak amaçlarının sona erdiğini fark ettiler. Bu fark, aralarında görünmez bir boşluk açtı.
Xavier sonunda sordu:
“Şimdi ne yapacaksın? Sacramento’da mı kalacaksın?”
Penelope durdu. “Bilmiyorum. Clara dışında beni burada tutan pek bir şey yok.”
Bir an sustu. “Sen… çiftliğine dönersin.”
Xavier başını salladı. Göğsünde beklenmedik bir ağırlık vardı. Penelope’ye baktı; kararlı çenesi, gözlerindeki zekâ, sessiz gücü…
“Penelope,” dedi.
Kadın dönüp ona baktı.
Xavier kelimeleri tarttı. Sonra cesaretini buldu:
“Bu haftalarda… sana beklediğimden fazla değer vermeye başladım. Bu ani olabilir. Yeni özgürlüğünü kazandın. Baskı yapmak istemiyorum. Ama… Weaverville’ı düşünürsen…”
Cümle havada asılı kaldı.
Penelope bir adım yaklaştı. Elini Xavier’in eline koydu.
“Ben o yolun kenarında yatarken,” dedi, “hayatta kalırsam korkuyla zaman kaybetmeyeceğime söz verdim.”
Derin bir nefes aldı.
“Ben de seni seviyorum, Xavier. Kelimelerle anlatamayacağım kadar.”
Xavier’in yüzünde bir rahatlama dalgası geçti. Eğildi; öpüşleri kısa ama umut doluydu.
“Sanırım bu bir ‘evet’,” diye mırıldandı.
Penelope gülümsedi. “Sanırım.”
Bölüm 16 — Pine Creek’e Dönüş ve Bir Hayat Kurmak
İki hafta sonra Pine Creek verandasında gün batımını izliyorlardı. Bayan Finch, Penelope’yi kollarını açarak karşılamıştı; yüzünde “nihayet ev düzenine insan geldi” ifadesi vardı.
Penelope korkuluğa yaslandı.
“Eve dönmüş gibi hissediyorum,” dedi. “Daha önce burada olmamıştım ama… sanki burası beni tanıyor.”
Xavier yanına geldi; omzunu omzuna değdirdi.
“Senin burada olman her şeyi değiştiriyor,” dedi. “Daha iyi yapıyor.”
Penelope gülerek başını çevirdi.
“Şehirli bir kızın huzurlu çiftliğine dert taşıdığını düşünmüyor musun?”
Xavier elini tuttu.
“Hiç pişman değilim. Sadece… bir daha yol kenarındaki hendeklerde yatmanı istemiyorum.”
Penelope’nin gülüşü, çiftliğin üzerine yayıldı.
“Bunu başarabilirim.”
Bölüm 17 — Epilog: Olasılık Dışı İyi Şeyler
Yıllar geçti. Pine Creek büyüdü. Penelope’nin finansal zekâsı Xavier’in pratik bilgisiyle birleşti; yeni ağıllar, daha düzenli mahsul planı, daha sağlam anlaşmalar…
Bankanın tazminatı sermaye oldu; ama asıl sermaye, birlikte kurdukları güven ve inatçı sevgiydi.
Weaverville’e döndükten altı ay sonra evlendiler. Sade bir tören: Bayan Finch, Liam, Clara, Yargıç Harmon şahitlik etti. Sonra çocuk sesleri geldi: önce William, sonra ikizler Emma ve Grace.
Penelope bankaya geri dönmedi. Ama çiftliğin defterlerini tuttu; kasabadaki küçük işletmelere hesap düzeni konusunda danışmanlık yaptı. Tucker ve Blackwell’in gölgesi, yıllar içinde haber olmaktan çıktı. Tucker, cezasının sekizinci yılında hapishanede öldü; Pine Creek’e bir daha uzanamadı.
Onuncu yıldönümlerinde Xavier, Penelope’ye deri ciltli bir günlük verdi.
“Bu ne?” diye sordu Penelope.
“Hikâyemiz,” dedi Xavier. “Gazete haberleri, mahkeme kayıtları, notlar… Çocuklarımız sadece nasıl tanıştığımızı değil, senin neleri göze aldığını da bilsin.”
Penelope sayfaları çevirirken gözleri doldu.
“Yol kenarında ölmekten,” diye fısıldadı, “buraya gelmek…”
Korkuluğun ötesinde tarlalar, uzakta çocukların kahkahası, evin sıcaklığı…
“İmkânsız gibi.”
Xavier elini tuttu, avucuna bir öpücük kondurdu.
“İmkânsız değil,” dedi. “Sadece… hayattaki çoğu iyi şey gibi olasılık dışı.”
Karanlık çökerken verandada yan yana oturdular. İlk yıldızlar çıktığında Penelope başını Xavier’in omzuna yasladı.
Bir zamanlar onu neredeyse öldüren yol, sonunda onu evine getirmişti.