Hamile Kadın Yolda Tek Başına Doğum Yaptı – Ölmek Üzereyken Atlılar Belirdi ve Gerçek Ortaya Çıktı!

Bozkırda Bir Kadın – Hafize’nin Yolu ve İki Dünyanın Köprüsü
1. Kırık Yolda Bir Başlangıç
1893, Konya ile Niğde arasında uzanan tozlu yollar. Hafize, Harun Bey’in konağından kovulmuş, şişmiş ayaklarıyla bozkırda yürüyordu. Öğle güneşi kurşun gibi başına iniyor, tek sığınağı seyrek ardıçların gölgesiydi. Karnındaki bebeği korumaya çalışıyor, varacağı yeri değil, sadece bir sonraki adımı düşünüyordu.
Harun Bey, hasta karısı ölünce evlenme vaadi vermiş, çocuğunu tanıyacağına söz vermişti. Ama hamileliği ortaya çıkınca onu hırsız ve namussuz ilan etmiş, kovmuştu. Hafize, hiçbir şey çalmamıştı; sadece asla yazılmamış vaatlere inanmıştı.
Bozkırda yalnız, aç ve bitkin, bir kavak ağacının altında oturdu. Annesinin yüzünü hatırlamaya çalıştı, başaramadı. “Seninle ne yapacağımı bilmiyorum,” diye mırıldandı karnını okşayarak. Acı birden geldi, kasılmalar sıklaştı. Yardım edecek kimse yoktu. Kayaların arasına süründü, şalını yere serdi, doğum sancılarıyla boğuştu.
Gece çöktüğünde, Hafize çocuğunu dünyaya getirdi. Göbek bağını kırık bir cam parçasıyla kesti, bebeği şalına sardı. Bebek zayıfça ağlıyordu, Hafize onu göğsüne bastırdı. “Affet beni,” diye fısıldadı, “sana nasıl bakacağımı bilmiyorum.” Su yoktu, süt yoktu; çaresizlik vardı.
Karanlıkta atların sesi duyuldu. Korkuyla bebeğini saklamaya çalıştı. Yörük obasından gelen bir grup atlıydı. Liderleri Timur, Hafize’ye su verdi, battaniyeler sundu ve “Seni bizimle götüreceğiz,” dedi. Hafize neden yardım ettiklerini anlamadı. Timur, yıllar önce bir yerleşik kadının annesini kurtardığını, şimdi sözünü yerine getirdiğini anlattı.
2. Obada Umuda Yolculuk
İki gün boyunca sedyede taşındı, ateşler içinde rüya gördü. Bebek her birkaç saatte bir ağlıyor, hayatta kalmak için savaşıyordu. Ayşe Nine, bitkilerden anlayan yaşlı kadın, bal sulandırılmış suyla bebeği beslemeye çalıştı. Ama çocuk zayıflıyordu. Hafize, “Oğlum ölecek çünkü ben yapamadım,” dedi. Ayşe Nine, “Nefes aldığı sürece umut var,” diye karşılık verdi.
Obaya vardıklarında Hafize yürüyemeyecek kadar zayıftı. Ayşe Nine onu temizledi, merhemler sürdü. Bebek memeyi arıyor ama süt yoktu. Timur, yakınlarda oğlunu kaybetmiş bir kadının bebeği emzirebileceğini söyledi. Genç kadın, Gülsüm, acısını Hafize’nin oğlunu besleyerek hafifletiyordu. Hafize gözyaşları içinde şükran ve utanç duydu.
Günler acı ve iyileşmeyle geçti. Gülsüm, her gün sessizce bebeği besledi. Hafize ona teşekkür etmek istedi ama dilini bilmiyordu, sadece gözleriyle minnetini anlattı. Bir öğleden sonra Gülsüm, Hafize’ye “Adı ne?” diye sordu. “Henüz koymadım,” dedi Hafize. Gülsüm, “Oğlumun adı Kerem’di, gök gürültüsü anlamına gelir,” dedi. Oğlunu kaybettiğini anlattı, Hafize elini onun koluna dokundu; acı ve sevgi dilleri aştı.
3. Geçmişin Sırları
Bir gün Hacı Mehmet adlı bir tüccar, Harun Bey’in hizmetçisini aradığını, “kendisine ait bir şeyi” geri almak istediğini söyledi. Hafize hemen anladı; Harun Bey oğlunu istiyordu. Sadece çocuğu almak değil, Hafize’yi yok etmek istiyordu. Ayşe Nine, “Yaşadığın sürece onun için bir tehlikesin. Yalan söylediğinin kanıtısın,” dedi.
Timur, Hafize’nin boynundaki kolyeyi sordu. “Annemdendi,” dedi Hafize. Kolyeyi Timur ve Ayşe Nine inceledi. Kolyedeki sembol, Timur’un ailesinin işaretiydi. Hafize’nin annesi, Timur’un kayıp kız kardeşi Ayşe’ydi. Hafize, Yörük soyundan geliyordu; Timur onun amcasıydı. Yılların yalnızlığı çözülmeye başladı. “Her zaman ailesiz çocuktu, şimdi neden anlıyordu?” Çünkü yeri buradaydı.
4. Gerçeğin Gücü
Hafize, Harun Bey’le yüzleşmeye karar verdi. Timur ve savaşçılarla kasabaya gitti. Meydanda, Harun Bey onu suçladı. Hafize, “Hiçbir şey çalmadım, sadece bana ait olanı aldım: onurum ve oğlum,” dedi. Kolyeyi gösterdi, Timur’un ailesinin sembolünü açıkladı.
Kalabalıkta kadınlar konuşmaya başladı. Hacer Hanım, Hafize’ye yapılanları gördüğünü anlattı. Bir başka kadın, kendi hikayesini paylaştı. Meydan, yıllarca susmuş kadınların sesleriyle doldu. Hafize, “Artık senden korkmuyorum ve susmayacağım,” dedi.
İmam Efendi, Hafize’nin kolyesini inceledi. Timur, dövmesini gösterdi. Harun Bey, “Yörük olması bir şeyi değiştirmez,” dedi ama meydanda yalnız kaldı. Hafize, “Yaşamaya devam edeceğim, oğlumu büyüteceğim ve her gün yalanlarının beni yok etmediğinin kanıtı olacağım,” dedi.
5. Yeni Bir Hayat, Yeni Bir Köy
Obaya döndüler. Hafize artık yolun kenarında ölmek üzere olan kırık kadın değildi. Yavuz’u kollarında, yanında ailesiyle döndü. Ticaret anlaşmasıyla oba ve kasaba arasında barış ve işbirliği başladı. Hafize, kasabalı kadınlara sesini bulmaları için ilham verdi. Gülsüm, “Senin cesaretin bize seslerimizin olduğunu hatırlattı,” dedi.
Selman adlı bir adam, ticareti kesmeye çalıştı, tehditler savurdu. Ama kasabalı kadınlar Hafize’yi destekledi. “Biz onların yemeklerini pişireniz, çamaşırlarını yıkayanız. Haberleri yayarız,” dediler. Sessiz bir savaş başladı; hikayeler ve sadakat savaşı.
Selman, ticaret merkezini yakmaya çalıştı ama yörükler onu yakaladı. Hafize, “Nefret etmeye devam edebilirsin ama her denediğinde daha fazla insan sorunun biz olmadığımızı sen olduğunu görecek,” dedi. Selman gitti, barış kaldı.
6. Barışın İnşası
Yıllar geçti. Ticaret merkezi bir köye dönüştü. Yavuz büyüdü, iki dünyanın köprüsü oldu. Hafize, çocuklara okuma yazma öğretti, Ayşe Nine tıbbi bitkiler anlattı, Gülsüm dokuma ve nakış öğretti. Timur yaşlandı ama varlığı hala etkileyiciydi.
Bir gün resmi yetkililer geldi. “Buradaki işletmeniz düzensiz,” dediler. Hafize, barışın inşa edilmiş bir şey olduğunu savundu. Sonunda köy, resmi olarak tarafsız ticaret bölgesi olarak tanındı, vilayet koruması aldı.
Bir gazeteci köyü ziyaret etti, hikayelerini yazdı. Köy görünmez olmaktan çıktı, model olarak gösterildi. Ziyaretçiler, akademisyenler, misyonerler geldi; köy yavaşça büyüdü.
7. Acıdan Doğan Umut
Bir gece Hafize, Yavuz’la yıldızların altında oturdu. “Barış sürecek mi?” diye sordu Yavuz. “Bilmiyorum,” dedi Hafize. “Ama mümkün olduğunu gösterdik.” Timur yaklaştı, “Hayatı korumak için savaşıyorum, bitirmek için değil,” dedi. Ayşe Nine, “Sen iki dünyanın köprüsüsün,” dedi.
Hafize, “Hepinizden öğrendim,” dedi. Acıdan umut, yalnızlıktan aile, kayıptan güç öğrendi. Dört nesil ateşin etrafında geçmişi ve geleceği konuştu. Güneş yükselirken Hafize saf şükran hissetti. “Hayır, tüm dünyayı kurtarmadık,” dedi. “Ama bu parçayı kurtardık ve bazen bir parça mümkün olduğunu göstermek için yeterli.”
8. Sonsuza Kadar Sürdü
Köyde hayat devam etti. Barış mükemmel değildi ama gerçekti. İki dünya arasındaki sınırda, bu küçük köy başka bir yolun mümkün olduğunun kanıtıydı. Hafize, yolun sonunun yeni bir başlangıç olabileceğini öğrendi; güneş altın ışıkla köyü yıkarken gülümsedi. Yolculuk kolay değildi, ama her adım değerliydi. Kollarında huzurla uyuyan Yavuz’la birlikte, kalbinde sonunda barış vardı.