Kimse Mafya Babasının Pitbulllarını Zapt Edemedi — Garson Bu Tek Hareketi Yapana Kadar

Zincirlerin Şarkısı: Il Fantazma ve Garson Kız
Bölüm 1 — Taht Odası Kılığındaki Restoran
Restorante Impero’ya “restoran” diyen ya hayatında hiç aç kalmamıştı ya da açlığın neye benzediğini unutmuştu. Burası tabakların değil, kararların servis edildiği bir yerdi. Avizeler kristalden yapılmış gökyüzleri gibi sallanır, şarap listesi bir içki menüsünden çok devlet sırrına benzerdi. Havadaki koku—trüf yağı, eski para ve bastırılmış şiddet—insanın boğazında kalırdı.
Kiara Mancini, önlüğünü düzeltirken parmaklarının titremesine engel olamadı. Tepsideki şampanya kadehleri ışığı yakalayıp kırıyordu. İkinci ayıydı. İşe ihtiyacı vardı. Yatağının altında sakladığı sahte pasaport, sahip olduğu her şeye mal olmuştu: birikimine, gururuna, hatta “yarın” fikrine.
Salon müdürü Marco, sigara ve korku kokan zayıf gövdesini Kiara’ya doğru eğdi.
“Yedi numaralı masa,” diye fısıldadı. “Ve Tanrı aşkına… göz teması kurma.”
Kiara’nın yutkunması bile sesli geldi.
Yedi numaralı masada kimin oturduğunu söylemesine gerek yoktu. Mateo Rinaldi içeri girdiğinde, salonun sıcaklığı on derece düşerdi. O, sıradan bir mafya babası değildi. Özel dikim takım elbise giyen bir ölüm cezasıydı. Yüzü Carrara mermerinden oyulmuş gibiydi; gözleri siyah buz.
Ama odayı nefessiz bırakan Mateo’nun kendisi değildi.
Ayaklarının dibindeki gölgelerdi.
Dante, Nero ve Virgil… Napoli’nin üç başlı canavarı. Pitbull–mastiff melezi, her biri devasa, kasları yaralı derilerin altında sıvı çelik gibi yuvarlanan üç yaratık. Platin çivili tasma takıyorlardı; ama zincir yoktu. Mateo’nun zincire ihtiyacı yoktu. Sadakatleri mutlak, şiddetleri sanattı.
Kiara tepsiyi dengeleyip masaya yaklaşırken kendi kendine fısıldadı: Sadece işini yap. Gülümse. Doldur. Uzaklaş.
Masada bir de siyasetçi vardı: Meclis üyesi Ricci. Terli, solgun, ceketinin yakası ıslak. Mateo konuşmadı. Sadece mühür yüzüğünü mermer tabloya vurdu.
Çın. Çın. Çın.
Üç köpek aynı anda başını kaldırdı.
Dante’nin boğazından çıkan alçak ses, Kiara’nın omurgasına kadar indi.
“Prosecco, Senor Rinaldi,” dedi Kiara, sesini sabit tutarak.
O sırada komi Luca—zayıf, aceleci çocuk—tepsiyi düşürdü.
Porselenin yere çarpması silah sesi gibi patladı.
Ve cehennem, masanın altından fırladı.
Bölüm 2 — Diz Çöken Kız ve Donan Canavarlar
Dante saldırıyı yönetti; çeneleri ayı kapanı gibi. Nero sol kanattan, Virgil sağdan… Meclis üyesi Ricci çığlık atıp geriye düştü. Ama köpekler ona saldırmıyordu.
Yanlış zamanda yanlış yerde kalan Luca’ya.
Mateo’nun sesi bıçak gibiydi: “Fermo!”
Ama emir bir saniye geç kalmıştı. Sürü çoktan hareket etmişti.
Kiara düşünmedi; bedeninin bir parçası karar verdi. Geri kaçmak, masaların arasına saklanmak, bağırmak… bunlar herkesin yaptığı şeylerdi. Kiara ise kalabalığın içinde görünmez olmayı öğrenmişti; bazen görünmezlik, en tehlikeli anda en görünür hareketi yapmak demekti.
Kaosun ortasında dizlerinin üstüne çöktü.
Başını eğdi, boynunun arkasını açıkta bıraktı: köpek dünyasında en üst düzey itaat işareti. Ama sadece boyun eğmedi. Dante üzerine koşarken Kiara elini kaldırdı; avuç içi düz, parmaklar açık, başparmak içe kıvrık—bir eğiticinin “dur” işareti.
Ve bir ses çıkardı.
Ne kelimeydi ne çığlık.
Gırtlaktan çıkan keskin bir t… ardından nefesi frekansını düşürüp uğultuya dönüştüren bir ton. Sanki kurt dilinde söylenen bir ninni gibi.
Dante, Kiara’nın yüzünden iki adım uzakta durdu. Pençeleri ahşabı oydu. Nero ve Virgil adımlarının ortasında dondu.
Restoran nefesini tuttu.
Kiara onların gözlerine bakmadı. Bu meydan okumaydı; meydan okuma, hayvanlarda da insanlarda da kavgayı çağırır. Kiara, Dante’nin göğsüne baktı. Tarafsız. Sakin. Hareketsiz.
“Seduto,” diye fısıldadı. “Otur.”
Dante’nin kulakları geriye kaydı. Vücudundaki şiddet dalgası suda eriyen şeker gibi dağıldı.
Oturdu.
Sonra Nero.
Sonra Virgil.
Üç canavar hareketsiz kaldı.
Meclis üyesi hıçkırarak ağlıyordu. Marco bayılacak gibiydi. Mateo ise ayağa kalkmış, eli ceketinin içinde silaha gitmiş halde donmuştu.
Kiara, acı verici bir yavaşlıkla elini Dante’nin göğsüne koydu. Kalbinin çarpışını hissetti.
“Bravo,” dedi. “Bravo…”
Dante, o dokunuşa doğru eğildi. Kuyruğu yere bir kez vurdu.
Mateo Rinaldi, sanki mucizeye tanık olmuş gibi bakıyordu.
“Sen… kimsin?” diye sordu; hayranlıkla karışık, alçak ve tehlikeli bir sesle.
Kiara başını kaldırdı. Mavi-gri gözleri adrenalinle büyümüştü. O an geçince fark etti: bir mafya patronunun cellatlarıyla diz dizeydi ve bir katliamı engellemişti.
“Özür dilerim, Senor,” diye kekeledi. “Temizliğe yardım ederim. Lütfen beni kovmayın.”
Mateo, kırılmış porselenlere baktı. Sonra üç köpeğin Kiara’yı evrenin merkezi gibi izlemesine.
Dudakları yırtıcı bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“Ayağa kalk,” dedi.
Kiara kalkmaya çalıştı.
Dante hırladı.
Ama Kiara’ya değil.
Mateo’ya.
Bölüm 3 — Cebindeki Para, Sesindeki Emir
Mateo’nun gülümsemesi kayboldu. Kendi köpeği onu uyarmıştı.
“Dante, dur,” dedi Mateo. “Dur.”
Dante, onu görmezden geldi.
Kiara elini Dante’nin omzuna koydu. Yumuşak bir tonda fısıldadı:
“Vai. Git.”
Üç köpek birden masanın altındaki yerlerine koştu; emir bekleyen askerler gibi.
Onun emirlerini.
Restorante Impero’da sessizlik bir duvar oldu. Marco, yüzü hayalet gibi bembeyaz, koşup geldi.
“Senor Rinaldi, çok üzgünüm. O yeni. Kovuldu. Çık dışarı, Kiara—”
“Kovulmadı,” dedi Mateo.
Sesi Marco’yu bıçak gibi kesti.
Mateo, enkazın üzerinden adımlayıp Kiara’nın birkaç santim önünde durdu. Barut, espresso ve daha karanlık bir şey kokuyordu—insanın içgüdülerine “kaç” diye bağıran bir şey.
Cebinden deri cüzdan çıkardı. Katlanmış banknotları—sanki sıradan bir bahşişmiş gibi—Kiara’nın tepsisine bıraktı.
“Vardiyanı bitir,” dedi. “Yarın gece yedi numaralı masada çalışacaksın. Kimse masama yaklaşmasın.”
Kiara başını salladı; konuşamayacak kadar korkmuştu.
O gece vardiya bitti, ama Kiara’nın içindeki huzur bitmedi. Yedi numaralı masanın yanından her geçişinde üç köpek aynı anda başını kaldırıyor, kuyruklarını mermer zemine savaş davulu gibi vuruyordu. Mateo konuşmuyordu; sadece izliyordu. Kiara’nın yürüyüşünü, bir çocuğu nasıl sakinleştirdiğini, bir müşteri sesi yükseltince nasıl irkildiğini…
Korkuyu tanıyordu.
Salı gecesi, restoran daha sakindi. Kiara önlüğünü astı, paltosunu aldı ve arka kapıdan Napoli’nin soğuk gecesine çıktı.
Sokakta siyah bir Mercedes çalışıyordu.
Arka kapı açıldı.
Mateo içeride oturuyordu. Dante’nin kocaman kafası dizine yaslanmıştı.
“Bin,” dedi Mateo.
Bu bir rica değildi.
Kiara’nın kanı dondu.
“Eve gitmem gerek,” dedi; neredeyse duyulmayacak kadar alçak.
“Hayır,” dedi Mateo. “Kesinlikle olmaz.”
Işığa doğru eğildi. Kiara ilk kez gözlerinde soğuktan başka bir şey gördü: merak, açlık ve… sahiplenme.
“Senin bir yeteneğin var,” dedi. Ve Kiara’nın altı aydır kimseye söylemediği gerçek adını kullanarak ekledi: “Kiara.”
Kiara’nın nefesi kesildi.
“Her şeyi nasıl biliyorsun?”
Mateo’nun gülümsemesi kurt gülümsemesiydi.
“Dedektif Stefano Bianke’yi biliyorum. Arama emrini biliyorum. Kaçtığını biliyorum.”
Kiara’nın göğsünde geçmişin tırnakları dolaştı: rozet, yalan, kirli eller, kurulan tuzaklar.
“Arabaya bin,” dedi Mateo. “Hepsini ortadan kaldırayım. Reddedersen… onu kendim ararım.”
Kiara açık kapıya baktı. Dante’nin gözleri, sanki “zaten seçildin” diyordu.
Bu bir seçim değildi.
Arabaya bindi.
Kapı arkasında yumuşak bir tık sesiyle kapandı.
Mercedes uzaklaşırken Dante büyük kafasını Mateo’nun kucağından Kiara’nın kucağına kaydırdı.
Mateo Rinaldi on yıldır ilk kez, öldüğünü sandığı bir şeyi hissetti:
Kıskançlık.
Canavar yeni bir efendi seçmişti.
Bölüm 4 — Kale Gibi Villa, Kafes Gibi Sessizlik
Mercedes dar sokaklardan tepelerdeki demir kapılara doğru tırmandı. Kapılar açıldı. Ötesindeki mülk villa kılığına girmiş bir kaleydi: bal rengi taş, kameralar, duvarlar, bakımlı bahçeler… ve her şeyi izleyen görünmez gözler.
Şoför Kiara’nın kapısını açtı.
Kiara kıpırdamadı.
“Öylece ortadan kaybolamam,” dedi. “Bir dairem var. Ev sahibim—”
“Yıl sonuna kadar kira ödendi,” diye kesti Mateo. “Eşyaların şu an toplanıyor. Sabah eline geçecek.”
Kiara’nın damarlarına buz doldu.
“Buna hakkın yok.”
“Her hakkım var,” dedi Mateo; sesi çeliği saran ipek gibiydi. “Köpeklerime dokunduğun anda değerli oldun. Değerli şeyler… yozlaşmış bir polisin avladığı yerde yaşamaz.”
Arabanın önünden yürüdü. Üç köpek gölge gibi peşinden.
Geri dönüp elini uzattı.
“İki seçeneğin var, Kiara. Bana karşı savaşabilir, kaçabilir, benden nefret edebilirsin. Yine de seni burada tutacağım, çünkü yapabileceklerine ihtiyacım var.”
Bir an durdu; sanki bu cümleyi söylemek bile ona pahalıya patlıyormuş gibi.
“Ya da altı aydır ilk kez güvende olduğunu kabul edebilirsin.”
Kiara o ele baktı: eklemlerinde yara izleri olan, kemik kırmış, ölüm fermanları imzalamış bir el. Aynı el, ona varlığını unuttuğu bir şeyi sunuyordu: güvenlik.
Elini tuttu.
Villanın içi mermer, yağlı boya tablolar ve müze mobilyalarıyla doluydu. Ama Mateo onu misafir odasına değil, köpek kulübelerine götürdü—kafes değil, lüks suitler: iklim kontrollü odalar, yükseltilmiş yataklar, otomatik besleyiciler.
Mateo tasmaları çıkarırken konuştu:
“Ben iş yaparken burada uyuyorlar. Ama son zamanlarda… öngörülemez oldular.”
Kiara üç köpeğin dolaşıp sızlandığını izledi. Dante kapıya gidip geliyordu.
“Onlar saldırgan değil,” dedi Kiara. “Endişeli.”
Mateo’nun çenesi gerildi.
“Avrupa’nın en iyi eğitmenlerine para ödedim.”
“Sen saldırı köpeklerini eğiten insanlara para ödedin,” dedi Kiara. “Travmayı anlayanlara değil. Sürekli savaş ya da kaç modundalar.”
Dante Kiara’ya yaklaştı, kafasını kalçasına dayadı. Kiara elini omurgası boyunca gezdirdi; kaslardaki gerginliği hissedebiliyordu.
“Sana ne oldu?” diye fısıldadı.
“Bakıcı dövüyordu,” dedi Mateo, kapıdan. “Korkunun saygıyla aynı şey olduğunu sanıyordu.”
“Bakıcıya ne oldu?” diye sordu Kiara, sesi kontrollü.
Mateo’nun gülümsemesi soğuktu.
“Dante oldu.”
Kiara bir an anladı: Mateo bu köpekleri silah diye almamıştı.
Onları kurtarmıştı.
“Onlara bir amaç verdim,” dedi Mateo.
“Hayır,” dedi Kiara yumuşakça. “Onlara farklı bir tür hapishane verdin.”
Mateo uzun süre sustu. Sonra aradaki mesafeyi kapattı. O kadar yakındı ki Kiara onun vücudundan yayılan ısıyı hissetti.
“O zaman onları düzelt,” dedi. “Onları düzelt, ben de senin problemini çözeyim.”
Kiara nefes aldı.
“Üç ay,” dedi.
Mateo elini uzattı.
“İki ayın var.”
Kiara elini sıktı.
Şeytanla anlaşma yapmıştı.
Bölüm 5 — Roko Santos ve “Güven” Kelimesi
Kiara sabah, boğulacak gibi hissettiren bir sessizlikte uyandı. Eski mahallesinde sirenler, bağırışlar, kamyonlar vardı. Burada sadece klimanın pahalı fısıltısı ve uzaktaki dalgaların kayalara vurması.
Kapı çalındı.
“Avanti,” dedi Kiara.
İçeri ellilerinde bir kadın girdi: Lucia. Espresso ve cornetto tepsisiyle, çok şey görmüş insanların o net bakışıyla.
“Senora Mancini,” dedi. “Ben Lucia. Evi ben yönetirim. Senor Rinaldi saat sekizde kahvaltıya katılmanızı istedi.”
Bir an durup ekledi:
“Köpekler beslendi ama yemek yemeyi reddettiler. Üçü de kapınızın önünde heykel gibi oturuyor. Personeli tedirgin ediyorlar.”
Kiara kapıyı açtığında Dante eşikte yatan bir sfenks gibiydi. Nero ve Virgil iki yanında, nöbet tutar gibi. Üçü aynı anda başını kaldırdı.
Kiara çömeldi.
“Bu kahvaltı, nöbet değil,” diye mırıldandı.
Dante’nin kuyruğu mermer zemine yavaşça vurdu.
Koridorun sonunda Mateo belirdi. Takım elbise yoktu; siyah pantolon, dirseklere kadar kıvrılmış beyaz gömlek. Zırhsız haliyle neredeyse insan gibi görünüyordu.
“Neden kapında kamp kurdular?” diye sordu, kuru bir sesle.
“Çünkü beni ‘buldular’,” dedi Kiara.
Mateo dudaklarını kıpırdatmadan ilerledi.
“Benimle yürü.”
Teras masası iki kişilik değildi; küçük bir tören gibiydi. Kiara otururken bile dikkatliydi. Mateo espresso doldurdu.
“Neden burada olduğunu merak ediyorsun,” dedi Mateo. “Ben ‘kaçırdım’ demem. Stratejik olarak yer değiştirdin.”
“Benden tam olarak ne istiyorsun?” diye sordu Kiara.
Mateo sandalyesine yaslandı. Dante onun yanına gitti ama gözleri Kiara’da kaldı.
“Dün gece yaptığını yapmanı istiyorum,” dedi. “Köpeklerimin kırılmadan kontrol edilebilir olmasını.”
Kiara’nın sesi keskinleşti:
“Onlar silah. Travmaları neden umurunda?”
Mateo’nun yüzünde bir anlık çatlak belirdi.
“Kontrol edilemeyen silahlar yükümlülüktür,” dedi. “Ve Dante… üç yıl önce bir suikastçı güvenliğimi aşıp iki kurşunu üzerine aldı. En azından ona huzur borçluyum.”
Kiara gözlerini kaçırdı. Dante’nin nefesi, dizine yaslanan sıcak ağırlığı…
“İki ay yetmez,” dedi. “En az dört ay.”
Mateo’nun gülümsemesi kısa ve kesindi.
“Üç ay. Karşılığında Dedektif Bianke seni asla bulamayacak.”
“İş bittiğinde gidebileceğimi yazılı istiyorum,” dedi Kiara.
Mateo elini uzattı.
“Dört ay,” dedi.
Kiara elini sıktı.
Dante kuyruğunu yere vurdu; sanki anlaşmayı mühürlüyordu.
O sırada aşağı bahçede Roko Santos dürbünle izliyordu. Dev gibi bir adam; omuzları taktik yeleğe sığmıyor, gözleri hiçbir şeyi kaçırmıyordu.
Telsize fısıldadı:
“Garson kalıyor. Güvenliği artırın. Bianke’nin neden bu kadar istediğini de öğrenin.”
Roko, Kiara’ya güvenmiyordu.
Kiara ise onun şüpheciliğini sırtında taşıyordu.
Bölüm 6 — Kapı Açılınca: Terk Edilmişlik Krizi
Roko, Kiara’yı köpek suitlerine götürürken konuştu:
“Bu hayvanların neler yapabileceğini biliyor musun? Geçen yıl Nero bir kevlar kolu parçaladı. Eğitmenin kolunu üç yerinden kırdı.”
“O zaman yanlış yapıyordu,” dedi Kiara.
Roko aniden durdu; Kiara neredeyse çarpacaktı.
“Bir gecede yirmi yıllık eğitmenlerden iyi bildiğini mi sanıyorsun?”
Kiara nefesini ölçerek konuştu:
“Bir köpeği saldırmaya eğitmekle, bir köpeğe güvenmeyi öğretmek arasında fark var. Siz ilkini yaptınız. Ben ikinciyi yapacağım.”
“Güven,” diye tükürdü Roko. “Bunlar evcil hayvan değil. Araç.”
“Eğer öyleyse ben neden buradayım?” dedi Kiara.
Roko cevap vermek istemediği gerçeği biliyordu: Mateo, onları uyutmayı reddediyordu. Bağlıydı.
Kapı açılınca ses vurdu: havlama değil—daha kötüsü. Sızlanma, volta atma, pençelerin betona sürtünmesi. Sinir sistemlerinde hapsolmuş hayvanların imzası.
Dante, ileri geri koşuyor; nefesi kısa. Nero köşeye sıkışmış, titriyor. Virgil yatağına saldırıyor, hayali tehditlere hırlıyordu.
Kiara’nın içi sızladı.
“Çok korkmuşlar,” dedi.
Dante’nin gözleri kapıya kayıyordu.
Kiara, Mateo’nun evde olmadığını fark etti. Köpekler de fark etmişti.
“Mateo onları ne sıklıkla burada bırakıyor?” diye sordu.
“İş olduğunda,” dedi Roko. “Bazen günlerce.”
Kiara gözlerini kapattı. Parçalar yerine oturdu.
“Onlar silah değil,” dedi. “Bağlanma vakaları. Mateo tek istikrarları. Her ayrıldığında… terk edildiklerini sanıyorlar.”
Roko küçümsedi:
“Köpekler öyle düşünmez.”
Kiara gözlerini açıp Roko’ya baktı.
“Düşünürler,” dedi. “Özellikle daha önce terk edilmiş köpekler.”
Dante, kapının önünde durmuş Kiara’ya bakıyordu; bütün bedeni titrerken bile bekliyordu.
“Aç şunu,” dedi Kiara.
“Kesinlikle olmaz.”
“Kapıyı aç, Roko,” dedi Kiara, sesi sakin ama kesindi. “Yoksa giderim ve patronuna ‘mucizevi çalışanı’ neden istifa etti, sen anlatırsın.”
Roko’nun eli anahtara gitti.
Kilit klikledi.
Kapı açıldı.
Dante fırladı—Kiara’ya değil, onun yanından geçerek. Odada daireler çizdi, Mateo’yu aradı. Bulamayınca acıklı bir inilti çıkardı; Kiara’nın kalbini parçalayan bir ses.
Kiara beton zemine çapraz bacak oturdu.
Bekledi.
Otuz saniye sonra Dante yaklaştı. Şüpheyle kokladı.
Sonra—Roko’yu küfür ettirecek şeyi yaptı—Kiara’nın yanına yığıldı, sırt üstü dönüp karnını açtı.
Tam teslimiyet.
Kiara elini göğsüne koydu. Kalbinin yavaşladığını hissetti.
“Bravo,” diye fısıldadı. “Güvendesin. O geri gelir.”
Dante’nin gözleri kapanmaya başladı.
Roko silahını kılıfına koydu.
“Hay aksi,” diye mırıldandı.
Kiara Dante’nin kulağını kaşıdı.
“Hayır,” dedi. “Biz lanetli değiliz. Biz bunu düzelteceğiz.”
Bölüm 7 — Dört Hafta Sonra: Cerberus’un Yeni Dili
Üçüncü haftada eğitim bahçesi, ilk günkü cehennemden çok farklıydı. Taş duvarlarla çevrili çim alanda üç köpek tasmasız dolaşıyordu—bir ay önce bu intihar demekti.
Şimdi Dante, Nero ve Virgil Kiara’nın etrafında güneşin uyduları gibi dönüyor, en küçük hareketine bile uyum sağlıyordu.
Mateo ikinci kattaki balkonda espresso içiyor, aşağıyı izliyordu. Yanında Roko, her zamanki hayalet sessizliğiyle durdu.
Kiara sesini yükseltmeden konuştu:
“Dante… yanıma.”
Dante uzak köşeden koşup sol tarafına geldi, oturdu. Kiara ödül maması vermedi; elini kafasına koydu.
“Bravo.”
Mateo’nun aklına, harcadığı paralar geldi: şok tasmaları, dikenli zincirler, “hakimiyet” gösterileri… İnsanlar köpek kontrolünün ruh kırmak olduğuna inanıyordu.
Kiara ise hepsini ilk gün çöpe atmıştı.
“Onların acıya ihtiyacı yok,” demişti Mateo’ya. “Tutarlılığa, sınırlara ve korkuyu saygıyla karıştırmayan birine ihtiyaçları var.”
Şimdi Mateo farkı görüyordu: Kiara’nın gücü kas değildi. Kesinlikti. Sesinde şüphe yoktu. Kural bir kez konunca asla değişmiyordu. Öfkeyle değil, sabırla yönetiyordu.
“Yat,” dedi Kiara.
Nero ve Virgil yirmi metre ötede oynarken bile yere yattılar; başları kalkık, gözleri Kiara’da.
Mateo’nun göğsü adını koymak istemediği bir şeyle sıkıştı.
Roko konuştu:
“Geçmiş araştırması tamam. Hoşuna gitmeyecek.”
Mateo’nun yüzü sertleşti.
“Söyle.”
Roko anlattı: Dedektif Stefano Bianke’nin yolsuzluğu, rüşvet ağları, iki yıl önce “yanlış zamanda yanlış yerde” öldürülen silahsız bir genç… Kiara’nın buna tanık oluşu. Tehdit edişi. Bianke’nin buna karşılık Kiara’nın evine uyuşturucu koyup onu suçlu göstermesi. Kaçış.
“Bianke şimdi nerede?” diye sordu Mateo.
“Sorular soruyor,” dedi Roko. “Impero’da çalıştığını biliyor. Üç gün önce restoranı sorguladı.”
Mateo aşağıda Kiara’yı izledi. Kiara köpeklere “bekle”yi öğretiyordu: kendini kontrol edene iyi şeyler gelir.
Mateo karar verdi:
“Güvenliği iki katına çıkarın. Bianke’yi takip edin. Bu mülkün bir kilometre yakınına gelirse… önce beni arayın.”
Roko başını sallayıp kayboldu.
Mateo merdivenlerden indi. Kiara onu görünce gülümsedi—gerçek bir gülümseme.
“İleri düzey çalışmaya hazırlar,” dedi Kiara. “Bak.”
“Defender,” dedi.
Üç köpek hemen üçgen oluşturdu; dışarı bakarak canlı bir kalkan oldular. Havlamadılar. Hırlamadılar. Sadece vardılar.
Mateo mırıldandı:
“Onlara seni korumayı öğrettin.”
Kiara düzeltti:
“Onlara sevdiklerini korumayı öğrettim.”
Sonra bir soru sordu; doğrudan, acımasızca dürüst:
“Adamların sana korkudan mı bağlı, Mateo… yoksa sana inanıyorlar mı?”
Mateo bir an sustu.
“İkisi de,” dedi sonunda.
Kiara başını eğdi.
“Korkuyla yönetmenin sorunu şu,” dedi yumuşakça. “Daha güçlü biri çıkınca her şey gider. Ama gerçek sadakat kalıcıdır.”
Ve yürüdü.
Üç köpek onu takip etti.
Mateo, suç imparatorluğunun efendisi olarak bahçede tek başına kaldı.
Köpeklerinden daha tehlikeli bir şeyi kontrolünü kaybettiğini fark etti:
Kiara’ya âşık oluyordu.
Bölüm 8 — Dedektif Bianke’nin Avı
Stefano Bianke, Restorante Impero’nun karşısındaki sivil Alfa Romeo’da oturmuş, akşam vardiyasını izliyordu. Üç gündür. İki paket sigara, pil asidi gibi espresso… Çenesi diş sıkmaktan ağrıyordu.
Kiara yakındaydı. Bunu kan kokusu alan bir köpekbalığı gibi hissediyordu.
İki yıl önceki geceyi hatırladı: silahsız bir çocuk, yanlış hareket, “temiz” bir rapor… ve Kiara’nın gözlerindeki vicdan. Vicdan, Stefano’nun dünyasında bir hastalıktı. Tedavisi baskıydı.
Kiara ona “iç işlerine gideceğim” demişti.
Bu yüzden Stefano onu suçlu yaptı.
Şimdi Kiara saklanabileceğini sanıyordu.
Stefano saatine baktı: 20:15.
Akşam telaşı başlayacaktı. İnce yaklaşım denemişti: rozet gösterip müdür Marco’ya soru sormuştu. Marco—ölü gözlü sadakatle—hiçbir şey vermemişti.
İncelik bitmişti.
Stefano sokağın arkasına geçti. Sigara molasına çıkan komi çocuğu yakaladı: Luca. Yüzünde sivilce izleri, gözlerinde korku—mükemmel.
“Luca, değil mi?” dedi Stefano rozetini göstererek.
Çocuk panikledi.
“Ben bir şey yapmadım memur bey, yemin ederim—”
“Sakin ol,” dedi Stefano, gülümseyerek. “Senin için gelmedim. Birini arıyorum.”
Telefonunu kaldırdı. Kiara’nın iki yıl önceki fotoğrafını gösterdi: gerçek saç, gerçek göz, gerçek gülüş.
“Bunu gördün mü?”
Luca yutkundu. Stefano çocuğun boğazındaki nabzı neredeyse görüyordu.
“Ben… bilmiyorum.”
Stefano bir adım yaklaştı, sesi kadife gibi:
“Bak Luca… yanlış cevap verirsen hayatın zorlaşır. Doğru cevap verirsen… kolaylaşır.”
Çocuk titredi.
Stefano cebinden bir kart çıkardı, Luca’nın avucuna sıkıştırdı.
“Bu numara,” dedi. “Yarın gece bir şey hatırlarsan ara. Eğer yalan söylersen… yalanın bedelini ödersin.”
Luca başını salladı, korkudan nefes alamıyordu.
Stefano geri dönerken bir şeyden emindi: Marco susturulabilirdi, Luca kırılabilirdi… ve Napoli’de hiçbir sır, sonsuza dek saklanamazdı.
Aynı gece Stefano, gölgede kalmış bir sokakta telefon etti.
“Evet,” dedi karşı tarafa. “Rinaldi’nin alanına girdi. Evet, biliyorum… ama o kız orada. Onu almadan bu şehirde uyumayacağım.”
Bölüm 9 — İlk Çatlak: Roko’nun Şüphesi, Mateo’nun Kıskançlığı
Bianke’nin adı, villanın duvarlarına bir tırnak izi gibi düştü. Mateo bunu belli etmedi; çünkü belli etmek, zayıflık demekti. Ama Kiara, evin içinde rüzgâr gibi dolaşan gerginliği hissediyordu. Personelin daha sessiz yürüdüğünü, güvenliğin daha sert baktığını, Roko’nun her kapıda biraz daha uzun durduğunu…
Roko bir sabah Kiara’yı köpeklerle çalışırken izledi. Sesi alışıldık sertliğindeydi.
“Bu kadar yakınlık… tehlikeli.”
Kiara Dante’nin boynuna hafifçe dokunup onu “bekle”de tuttu.
“Yakınlık,” dedi. “Bağ kurmak demek. Bağ kurmadan kontrol edemezsin. Sadece bastırırsın.”
Roko’nun yüzünde hoşnutsuzluk gezindi.
“Patron için konuşma. O başka bir dünya.”
Kiara ayağa kalktı. Nero ve Virgil gölge gibi yanında hizalandı.
“Ben de başka bir dünyadan geliyorum,” dedi Kiara. “Bianke’nin dünyasından.”
Roko’nun gözleri daraldı.
“Bianke’yi tanıyor musun?”
Kiara birkaç saniye sustu. Yalan söylemek, bu evde nefes almak kadar kolay olurdu. Ama Kiara, yalanın nasıl bir hücreye dönüşebileceğini biliyordu.
“Evet,” dedi. “Beni avlıyor.”
Roko’nun eli istemsizce silahına kaydı. Sonra durdu. Kiara’nın gözlerinde kaçakların o panik parıltısı yoktu; daha çok… savaşacak insanların bakışı vardı.
Roko ağır konuştu:
“Eğer bu eve onu getirirsen, hepimizi yakarsın.”
Kiara’nın sesi sakinleşti.
“Ben onu buraya getirmedim. O beni takip etti.”
Aynı akşam, Mateo Kiara’yı kütüphaneye çağırdı. Kütüphane, kitaplardan çok sır saklamak için yapılmış gibiydi. Kalın halılar, ağır perdeler… ve duvarlarda eski aile fotoğrafları.
Mateo pencere önünde duruyordu.
“Bianke,” dedi. Tek kelimeyle.
Kiara içini çekti.
“Beni kirletti,” dedi. “Beni suçlu yaptı. Çünkü onun suçunu gördüm.”
Mateo arkasını dönmedi.
“Sana dokundu mu?” diye sordu.
Kiara’nın boğazı düğümlendi.
“Beni sahiplenmeye çalıştı,” dedi. “Ve ben… hayır dedim.”
Mateo’nun omuzlarındaki kaslar gerildi; sanki “hayır” kelimesi onun dünyasında da tehlikeli bir şeymiş gibi.
“Bu evde,” dedi Mateo, “kimse sana dokunamaz.”
Kiara yavaşça yaklaştı. Cesaretini bir bıçak gibi taşımayı öğrenmişti.
“Bu bir söz mü,” diye sordu, “yoksa bir emir mi?”
Mateo ilk kez ona tam döndü. Siyah gözlerinde karanlık, ama başka bir şey daha vardı: öfkenin altındaki korku. Korku, kaybetme korkusu.
“İkisi de,” dedi.
O an Dante kapının önünde belirdi. Sessiz. Kocaman. Kiara’ya bakıp kuyruğunu bir kez vurdu; sanki “buradasın” diyordu.
Mateo’nun bakışı Dante’ye kaydı.
Kıskançlık, geri döndü.
Çünkü canavarların sadakati, artık sadece ona ait değildi.
Bölüm 10 — Kanun Dışı Adalet ve Seçim Hakkı
Dördüncü ayın başında Bianke hamlesini yaptı.
Villanın dış çeperinde, servis yoluna yakın bir noktada bir güvenlik görevlisi “tesadüfen” ortadan kayboldu. Kameralar bir dakika boyunca körleşti. Roko, bunun tesadüf olmadığını anladı.
Gece yarısı alarma kalktılar.
Kiara, köpek suitlerinde Dante’nin başını okşarken siren gibi bir içgüdü yükseldi: Bianke yakın.
Roko telsizle konuştu, adamlarını yerleştirdi. Mateo ağır adımlarla avluya çıktı. Takım elbisesi yoktu; siyah bir palto giymişti. O paltonun altında silah vardı; ama asıl silah, yüzündeki ifadeydi.
Kiara dışarı çıktığında rüzgâr yüzünü kesti. Köpekler onun etrafında üçgen oldu; Defender refleksi.
Mateo Kiara’ya baktı.
“İçeri,” dedi.
Kiara başını salladı.
“Hayır,” dedi. “Bu benim meselim. Ben saklanarak yaşadım. Bitti.”
Mateo’nun dudakları sertleşti.
“Kiara—”
Uzakta bir gölge kıpırdadı.
Ve Stefano Bianke, duvarın dışından seslendi; kendini görünür kılmadan, ama varlığını hissettirerek:
“Kiara! Güzel kız. Yeni bir sahip mi buldun?”
Kiara’nın midesi bulandı. Ses aynıydı: rozet gibi parlayan tehdit.
Mateo’nun sesi buz gibi çıktı:
“Bu mülke izinsiz girdin, dedektif.”
Stefano güldü.
“Ben kanunum,” dedi. “Sana bir teklifim var Rinaldi… kızı ver. Sorun bitsin.”
Kiara bir adım öne çıktı. Köpekler kıpırdadı, ama Kiara’nın tek bir bakışıyla durdu.
“Ben teklif değilim,” dedi. “Ben insanım.”
Stefano’nun sesi yumuşadı; yılanın yumuşaklığı.
“İnsan değil, suçlusun.”
Kiara nefes aldı.
“Kanıtların sahte,” dedi. “Ve bunu ispatlayacak şeylerim var.”
Mateo Kiara’ya baktı. Bu cümlede bir risk vardı. “İspat” demek mahkeme, gazeteler, tanıklar demekti. Mateo’nun dünyasında bunlar oynanan oyunun aksesuarlarıydı.
Kiara ise başka bir şeyi seçiyordu:
Işığı.
Stefano’nun sesi sertleşti.
“Gecikiyorsun, Kiara. Bu sefer kaçamazsın.”
Kiara gülümsedi—küçük, ama keskin.
“Kaçmayacağım,” dedi. “Ve yalnız değilim.”
Mateo bir işaret verdi. Roko’nun adamları gölgelerden çıktı; sessiz, disiplinli.
Stefano ilk kez tereddüt etti. Çünkü Rinaldi’nin koruması, rüşvetle satın alınabilecek türden değildi. Roko’nun gözlerinde “parayla” değil “sadakatle” yapılmış bir kararlılık vardı.
Mateo Kiara’nın yanına geldi; aralarındaki mesafe bir nefes kadardı.
“Bunu mahkemeye taşırsan,” dedi alçak sesle, “seni korurum. Ama bedeli olur.”
Kiara başını kaldırdı.
“Bedeli zaten ödendi,” dedi. “İki yıldır.”
O an, Dante bir adım öne çıktı. Stefano’nun kokusunu almıştı. Kılları kabardı.
Kiara elini kaldırdı.
“Seduto.”
Dante oturdu. Nero ve Virgil de.
Üç canavar, sessizce bekledi.
Stefano’nun sesi çatladı:
“Ne— bu saçmalık!”
Mateo gözlerini kısmıştı. Kiara’ya değil; Stefano’ya bakıyordu.
“Bu,” dedi Mateo, “sadakat.”
Stefano geri çekildi. Bu gece savaş çıkarsa, kimse kazanmayacaktı. Ama Stefano kaybetmeyi sevmezdi; sadece… ertelerdi.
Gölgeye karışmadan önce son kez seslendi:
“Bu bitmedi, Kiara.”
Kiara’nın sesi Napoli gecesi kadar netti:
“Bitti. Çünkü artık ben seçiyorum.”
Mateo, Kiara’nın elini tuttu. Bu kez tutuş, sahiplenme değildi. Bir anlaşma da değildi.
Bir ortaklıktı.
Ve Kiara, ilk kez, zincirin sesini değil… zincirin kırıldığı anın sessizliğini duydu.