Küçük kız “Babamda da aynı dövme var” dedi — mafya babası anlamını fark edince dondu

Küçük kız “Babamda da aynı dövme var” dedi — mafya babası anlamını fark edince dondu

Küllerin Üstünde Kalan İz

Bölüm 1 — Camların Çınladığı Gece

Maroney’nin lokantası dışarıdan bakınca sıradan bir yer gibiydi: kırmızı tenteler, vitrinde solmuş bir “Bugünün Menüsü” yazısı, içeride ağır bir sarı ışık. Ama içeri adım atan herkes bunun bir lokanta değil, bir mahkeme salonu olduğunu anlardı.

Vincent Maroney o gece masaların arasında yürürken, kahkahaların ve bardak seslerinin kendisine ait olduğunu düşünüyordu. İnsanlar gülerdi çünkü gülmeleri istenirdi. Kadeh kaldırırlardı çünkü korku bazen kutlama maskesi takardı. En arkadaki köşede Tony Rinaldi ayakta duruyor, gözleri herkesin üzerinde geziniyor; korumadan çok, bir tür nabız ölçer gibi çalışıyordu.

Vincent’ın gömleğinin kolu hafif sıyrıldığında bileğinin içindeki dövme kısa bir an göründü: küçük, eski bir sembol. Kusurlu bir çizgi. Dikkatli bakmayanın fark etmeyeceği, ama bilenin tüylerini diken diken edecek türden.

Tam o sırada giriş kapısı açıldı.

Önce kimse aldırmadı. Geç kalmış bir müşteri sandılar. Sonra sessizlik, bir bıçağın kumaşı yarması gibi ansızın indi.

Kapıda küçük bir kız duruyordu. Üzerinde ince bir mont, ayakkabıları yıpranmış, saçları aceleyle toplanmıştı. Ama gözleri… gözleri çocuk olmaması gereken bir sakinlik taşıyordu. Korku değil; ölçü vardı o bakışta.

Kız, Vincent’a doğru iki adım attı.

“Babamın da aynı dövmesi var,” dedi.

Sesi o kadar yumuşaktı ki, sanki daha yüksek konuşursa kelimeler düşüp kırılacaktı.

Vincent’ın adımı durdu. Yüzünde bir şey kıpırdadı ama hemen toparlandı. Etrafındaki adamların gerildiğini hissetti. Tony’nin eli ceketin içine kaymaya başladı.

Vincent bir parmak kaldırdı.

Tony durdu.

Vincent, kızın yüzüne eğildi. “Ne dedin?”

Kız kolunu kaldırdı. Bileğinin iç kısmında, Vincent’ınkine çok benzeyen soluk bir sembol vardı. Aynı fikir, aynı kusur—fakat farklı bir elin çizdiği belliydi.

Vincent’ın boğazı kurudu.

O sembolü yıllardır kimseye göstermemişti. O sembolü bilen tek insanlar, ya toprağın altındaydı ya da konuşacak kadar cesur değildi.

“Bunu nerede gördün?” diye sordu.

Kız bir an tereddüt etti; sanki doğru cevabın, yanlış insanın elinde bir silaha dönüşeceğini biliyordu.

“Babamda,” dedi sonunda. “Bana ‘Aile ölmez, sadece yer değiştirir’ demişti.”

Vincent’ın dünyası, içten içe kaymaya başladı. Çünkü o cümleyi… o cümleyi bir tek kişinin ağzından duymuştu.

Ve o kişi, on altı yıl önce yok olmuştu.

Bölüm 2 — Adın Ne?

“Buraya nasıl girdin?” Vincent’ın sesi artık düz ve kontrollüydü. Zayıflık göstermek bu odada kan kokusunu çağırırdı; Vincent bunu gençliğinde, acı bir şekilde öğrenmişti.

Kız omzunu silkti. “Kapıdaki adam uyuyordu. Çok derin.”

Vincent içinden bir not aldı: Kapıdaki adam artık Maroney ailesinde çalışmıyordu. Çok yakında bunu kendisi de öğrenirdi.

“Adın?”

“Sofia.”

“Sofia ne?”

Kız dudaklarını ısırdı, montunun ucunu iki eliyle kıvırdı. “Sofia Vale.”

Bu isim Vincent’ta hiçbir çağrışım yapmadı. Kız hemen ekledi:

“Babam… bazen soyadımızı söylemememi isterdi.”

Vincent’ın gözleri inceldi. “Babanın adı?”

Sofia’nın cevabı bir taş gibi düştü.

“Matteo.”

Vincent farkında olmadan bir adım geri çekildi. Matteo… hayır, bu tek başına yetmezdi. Matteo sıradan bir isimdi. Ama Sofia’nın gözleri, sıradan bir hikâyeye ait değildi.

“Matteo’nun… başka bir adı var mı?” Vincent’ın sesi istemeden çatallaştı.

Sofia başını salladı. “Bana yalnızken ‘Elio’ derdi. Ama gerçek adı değilmiş. Ben de bilmiyorum.”

Vincent, bileğindeki dövmeye baktı. Sonra kızın dövmesine.

“Bu işaret,” dedi yavaşça, “nereden geldi?”

Sofia, sanki ezberlenmiş bir ders gibi konuştu. “Babam dedi ki: ‘Bu bir söz. İnsanlar sözlerini unutunca her şey çürür. Bu işaret, sözlerini unutmayanlar için.’”

Vincent’ın kalbi değil; daha derindeki bir şey sızladı. Bir adamın yıllarca sakladığı, üstüne şiddet dökerek susturduğu bir hatıra.

“Kimin sözleri?” dedi.

Sofia’nın sesi fısıltıya döndü: “Senin.”

Lokantanın duvarları bir anda daraldı sanki. Vincent yıllardır insanların kaderini iki kelimeyle belirlemişti; ama şimdi, yedi yaşında bir çocuk tek kelimeyle onu geçmişine kilitlemişti.

Bölüm 3 — Mektup

Sofia montunun iç cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Kâğıt düz değil; defalarca açılıp kapanmaktan yumuşamıştı.

“Bunu sana vermemi söyledi,” dedi. “ ‘Beni tanımak zorunda değilsin’ dedi. ‘Ama onu tanıyorsun’ dedi.”

Vincent mektubu alırken elleri titremedi. Titrememeyi uzun zaman önce öğrenmişti. Ama içindeki bir yer, mektubun ağırlığını kurşun gibi hissetti.

Kâğıdı açtı.

El yazısı… tanıdık değildi, ama birinin yazıyı hızlı yazarken bile harflerine özen gösterdiği belliydi.

Vincent,
Eğer bu satırlar sana ulaştıysa, ben ya çok uzaktayımdır ya da artık hiç yokumdur.
Sana doğrudan gelmedim. Çünkü bazı kapılar, insanın yüzüne değil, vicdanına açılır.
Ve senin vicdanını ürkütmek istemedim… ta ki kaçınılmaz olana kadar.

Vincent satırları yutkunarak okudu. Sofia onu izliyor, bir yetişkin sabrıyla bekliyordu. Çocuklar bazen büyüklerin öğrenemediği bir şeyi bilir: Susmak, konuşmaktan daha tehlikeli olabilir.

Mektup devam ediyordu:

Bu sembolü hatırlıyorsun. O gece onu yaptırdığında bana “Aile ölmez,” demiştin.
Bunu söylediğinde ikimiz de ne dediğimizi tam bilmiyorduk.
Ama yıllar sonra anladım: Aile, aynı masaya oturmak değil; aynı hatayı bir daha yapmamak için birbirine engel olmaktır.

Sana kızgın değilim.
İnsanlar güç sandıkları şeyin arkasına saklanırken, aslında korkularını büyütürler.
Sen korkunu büyüttün, Vincent. Ben de senden kaçtım.
Şimdi senden kaçamayacak birinin var: Sofia.

Vincent bir an nefes alamadı. Mektubun satırları, adını koyamadığı bir suçluluğu açığa çıkarıyordu. Bu bir tehdit değildi. Bu, korkunç bir şeydi: güven.

Sofia’nın sesi çok hafif geldi: “Babam… seni kötü anlatmadı.”

Vincent mektuba döndü. Son satırlar:

Sana bir şey bırakıyorum. Bir seçim.
Birincisi: Her şeyi yok sayarsın, Sofia’yı bir yere bırakırsın, hayatına devam edersin.
İkincisi: Bir kez olsun doğruyu seçersin.
Çünkü bazen doğru olan şey, insanı kurtarmaz; ama bir başkasını kurtarır.

Sofia’nın yanında dur.
Ailenin ölmediğini ispatla.

E.

Vincent mektubu katladı. “E.” kimdi? Elio mu? Matteo mu? Hayalet mi?

Birden, lokantanın arka tarafındaki eski fotoğraflar gözüne çarptı: genç Vincent, yanında bir adam… yüzü yarı gölgede kalmış. O fotoğrafı yıllardır görmezden gelmişti.

Şimdi o yüz, Sofia’nın bakışında yeniden doğuyordu.

Bölüm 4 — Tony’nin Şüphesi

Tony dayanamadı, iki adım yaklaştı. “Patron, bu—”

Vincent sertçe baktı. Tony sustu. Ama susarken bile yüzündeki ifade, Vincent’ın yıllardır görmediği bir şeydi: endişe.

Vincent, Tony’ye dönmeden konuştu. “Herkesi dışarı.”

Tony’nin kaşları kalktı. “Patron—”

“Şimdi.”

Dakikalar içinde lokanta boşaldı. Sandalyelerin sürtünmesi, acele adımlar, kapının kapanışı… sonra bir sessizlik kaldı. Bu seferki sessizlik korkudan değildi; yükten doğuyordu.

Vincent, bar tezgâhına yürüdü. Kendine içki koyacak gibi yaptı. Sonra durdu. Şişeyi yerine bıraktı. Bu küçük hareket bile, Vincent’ı tanıyan biri için deprem işaretiydi.

Sofia’yı masaya oturttu. Mutfaktan ekmek, peynir, bir tabak sıcak yemek getirdi. Bunu yaparken, kimse görmesin diye değil; kendisi inanmak için yaptı.

Sofia iki lokma aldı, sonra baktı. “Sen… babamı tanıyorsun.”

Vincent sandalyeye oturdu. “Bir zamanlar, evet.”

Sofia gözlerini kaçırmadı. “O seni affetti mi?”

Vincent’ın ağzından çıkan ses, normalde bir adamın mahkemede bile söylemeyeceği kadar dürüsttü: “Bilmiyorum.”

Sofia başını hafifçe eğdi. “Bence affetti. Yoksa beni sana yollamazdı.”

Vincent’ın dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. “Yedi yaşında olup böyle konuşmak… haksız rekabet.”

Sofia bir an durdu, sonra ciddi ciddi başını salladı. “Babam da bazen öyle derdi. ‘Hayat haksız, ama biz nazik olabiliriz.’”

Vincent istemeden kısa bir kahkaha çıkardı; sesi paslı bir kapı gibiydi. Ama gerçekti.

Tam o sırada, Tony’nin telefonu titredi. Tony kapının arkasında bekliyordu, ama Vincent’ın kulağı alışkındı. Gürültüden anlam çıkarma mesleğiydi bu.

Vincent, Sofia’nın gözlerindeki sakinliği gördü. O sakinlik, fırtına öncesi sessizlikti.

Bölüm 5 — Kutunun İçindeki Yüzük

Sofia montunun cebinden küçük bir kutu çıkardı. Ahşap, çizik içinde, eski bir kutuydu.

“Babam bunu da sana vermemi söyledi,” dedi.

Vincent kutuyu açtı.

İçinde sade bir altın yüzük vardı. İç kısmına kazınmış bir cümle:

“Kardeşlik kanla değil, seçimle yazılır.”

Vincent yüzüğü eline aldı. Parmaklarına takmadı hemen. Önce ağırlığını ölçtü. Bir yüzük, bir ülkenin sınırını değiştirecek kadar güçlü değildir—ama bir insanın içindeki sınırları yerinden oynatabilir.

“Bunu nereden bulmuş?” diye sordu Vincent, sesi neredeyse hırıltı.

Sofia omuz silkti. “Babam ‘Bazı şeyler kaybolmaz, saklanır’ derdi.”

Vincent yüzüğü parmağına geçirdi. Sanki yıllardır oradaymış gibi oturdu.

O an Vincent şunu anladı: Bu mektup ve yüzük, sadece bir miras değildi. Bu, bir davaydı. Vincent’ın geçmişte yanlış bıraktığı bir cümlenin devamıydı.

Sofia, masanın kenarına parmaklarını vurdu. “Bir şey daha var.”

Vincent gözlerini kaldırdı.

Sofia bir USB bellek çıkardı. Küçük, sıradan, ucuz bir şey. Ama Sofia onu masaya koyarken, sanki canlı bir hayvan bırakıyormuş gibi dikkatliydi.

“Babam dedi ki bunun içinde isimler var,” dedi. “Tarihler. Para yolları. Kötü insanların yaptıkları. ‘Artık ben taşıyamıyorum’ dedi.”

Vincent’ın gözleri karardı. “Bu… kimlerle ilgili?”

Sofia bir kelime söyledi. Vincent’ın midesi düğümlendi.

“Torino.”

Vincent yıllardır Torino ailesiyle ateşkes hâlindeydi. Ateşkes demek, barış demek değildi; sadece kanın hangi gün akacağını planlamak demekti.

“Baban… bunları nasıl topladı?” Vincent’ın sesi buz gibiydi.

Sofia, bir çocuğun doğal dürüstlüğüyle konuştu. “O kötü adamlarla savaşmanın her zaman silahla olmadığını söylerdi. Bazen… kanıtla olur.”

Vincent bir an suskun kaldı. Sonra tek bir cümleyle gerçeği tarttı:

“Baban, beni bir seçim yapmaya zorluyor.”

Sofia başını salladı. “Evet.”

Vincent, USB belleğe baktı. Bu küçücük şey, Maroney imparatorluğunu yıkabilirdi. Ve garip olan şu ki: Vincent’ın içinde buna karşı bir rahatlama kıpırdadı. Çünkü bazı insanlar, uzun süre yürüttükleri bir yalanın altında ezilmekten yorulur.

Bölüm 6 — Gölgelerin Takibi

Vincent, Sofia’ya bir bardak su uzattı. Sofia iki yudum aldı, sonra fısıldadı:

“Babamın öldüğü gece yalnız değildi.”

Vincent’ın omuzları gerildi. “Ne demek istiyorsun?”

“Evin çevresinde adamlar vardı,” dedi Sofia. “Haftalardır.”

Vincent’ın gözünde tablo şekillendi: Torino’nun sabrı, avcıların sessizliği. Bu sadece bir hastalık hikâyesi değildi; bu bir tamamlama operasyonuydu.

“Seni buraya gelirken gördüler mi?” diye sordu.

Sofia başını iki yana salladı. “Babam bana görünmeden yürümeyi öğretti. ‘Bir gün gerekebilir’ dedi.”

Vincent gözlerini kapattı. O cümle… bir babanın çocuğuna söylemek zorunda kalmaması gereken bir cümleydi. Ama bazı hayatlar, çocukluğu erken bitirirdi.

“Onlardan birini tanıyabilir misin?” Vincent sordu.

Sofia düşünür gibi yaptı. Sonra yanağının sol tarafını işaret etti. “Birinin burada çizik gibi bir izi vardı. Ve… altın bir dişi. Gülünce parlıyordu.”

Vincent’ın kanı soğudu.

Altın dişli adamı tanıyordu. Sal “Goldie” Baresi. Torino’nun köpeği. Yıllar önce Vincent onun yüzüne bir şişe vurmuş, izi o zaman kalmıştı.

Demek ki Torino hâlâ eski defterleri kapatmıyordu.

Vincent ayağa kalktı. Lokantanın penceresinden sokağa baktı. Işıklar, arabalar, sıradan hayatlar… ve sıradan hayatların hemen yanında, görünmez bir savaş.

Sofia arkasından konuştu. “Babam dedi ki… sen korkunca daha iyi düşünürmüşsün.”

Vincent acı acı güldü. “Ne nazik bir teşhis.”

Bölüm 7 — Ajanın İsmi

Vincent USB’yi cebine koydu. Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ezberinde olan bir numara vardı; yıllardır aramamıştı. Çünkü o numara, kendi kurduğu dünyaya dışarıdan açılan bir delikti.

Sofia merakla izledi. “Kimi arıyorsun?”

“Birini,” dedi Vincent. “Babanın güvendiği biri olabilir.”

Telefon çaldı. İki. Üç.

Karşıdan net bir kadın sesi geldi: “Chen.”

Vincent bir an durdu. Bu duraksama, onun gibi bir adam için itiraftı.

“Ben Vincent Maroney,” dedi.

Karşıdaki nefes alış değişti. “Şaka yapıyorsunuz.”

“Şaka yapmakla aram iyi değildir,” dedi Vincent. “Elimde Torino’ya ait bir dosya var. Ayrıca… bir çocuk var. Güvende olmalı.”

Kısa bir sessizlik.

Ajan Chen’in sesi bu kez daha kontrollüydü. “Yer söyleyin.”

Vincent lokantanın adresini verdi. Sonra ekledi: “Yalnız gelmeyin. Ama kalabalık da getirmeyin. Burada dengeler hassas.”

“Maroney,” dedi Chen, “bu bir oyun mu?”

Vincent Sofia’ya baktı. Sofia’nın yüzünde, garip bir kararlılık vardı. Çocuklar bazen bir yetişkinin hayatını tek bir bakışla düzeltir.

“Hayır,” dedi Vincent. “Bu… geç kalmış bir düzeltme.”

Telefonu kapattı.

Sofia nefesini tuttu. “Şimdi ne olacak?”

Vincent, yüzüğü düzeltti. “Şimdi… aile kelimesinin ne demek olduğunu yeniden öğreneceğim.”

Bölüm 8 — Ateşkesin Bittiği Yer

Ajan Chen gelene kadar Vincent lokantanın ışıklarını kıstı, arka kapıyı kontrol etti, Tony’ye kısa bir mesaj attı: “Görünme. Çevreyi izle. Kimseyi içeri alma.”

Tony hemen cevap verdi: “Patron, bu kız kim?”

Vincent ekrana baktı. Bir cevap yazdı, sildi. Yeniden yazdı.

Sonunda tek cümle gönderdi:

“Geçmiş.”

Sofia masada oturuyor, duvardaki eski fotoğraflara bakıyordu. Bir fotoğrafta genç bir adam pizza hamurunu havaya atmış, gülüyordu. Sofia fotoğrafa yaklaştı.

“Babam… hamur açmayı severdi,” dedi.

Vincent istemeden yumuşadı. “Ben de severdim. Sonra… daha kirli işler öğrendim.”

Sofia dönüp baktı. “Kirli işler, temizlenebilir mi?”

Vincent cevap vermedi. Çünkü cevap, onun bütün hayatını kapsıyordu.

Dışarıdan bir araba sesi geldi. Sonra iki kapı kapanışı. Ayak sesleri.

Vincent, Sofia’yı arka tarafa aldı. “Burada kal. Ne olursa olsun.”

Sofia başını salladı. Ama gitmeden önce Vincent’ın elini tuttu. Küçücük eli, büyük bir adamın parmaklarını kapladı.

“Babam dedi ki,” diye fısıldadı, “kötü insanlar en çok yalnız kaldığında büyür.”

Vincent bir an gözlerini kapattı. “Aferin ona.”

Kapı çaldı.

Vincent açtı.

Ajan Sara Chen içeri girdi. Üzerinde sade bir palto vardı, yanında iki kişi; ama ikisi de silahını göstermeyecek kadar profesyoneldi. Chen’in bakışları lokantayı taradı, sonra Vincent’ın yüzüğüne indi, sonra yüzüne.

“Bu kadar yıl sonra…” dedi Chen. “Neden şimdi?”

Vincent cebinden USB’yi çıkardı. Masaya koydu.

“Çünkü biri benden daha cesur bir hamle yaptı,” dedi. “Ve ben… nihayet utanmayı öğrendim.”

Chen USB’ye uzandı ama hemen almadı. “Çocuk nerede?”

Vincent başını arka tarafa çevirdi. “Güvende. Şimdilik.”

Chen’in gözleri daraldı. “Bu dosya karşılığında ne istiyorsunuz, Maroney?”

Vincent’ın cevabı hızlı geldi. “Bir anlaşma değil. Bir kefaret.”

İşte o kelime, odadaki herkesin omurgasına dokundu.

Chen bir an sustu. Sonra yavaşça USB’yi aldı. “Bunu inceleyeceğim. Eğer doğruysa… Torino düşer.”

Vincent’ın ağzında acı bir tat belirdi. “Torino düşerse, boşluğu kim doldurur dersiniz?”

Chen gözlerini kaçırmadı. “O boşluğu doldurmamanız için buradayım.”

Vincent kısa bir kahkaha çıkardı. “İyimserliğinize hayranım, Ajan.”

Chen’in yüzünde hafif bir gölge geçti; mizahın, korkudan daha güçlü olduğu nadir anlardan biri.

Tam o sırada dışarıdan bir silah sesi değil—daha sessiz bir şey geldi: lastiklerin asfalta sürtünmesi. Hızlı bir fren.

Tony’nin mesajı Vincent’ın telefonunda belirdi:

“Goldie burada. İki araç. Gölge gibi.”

Vincent gözlerini Chen’e dikti. “Geç kaldınız.”

Chen başını salladı. “Hayır. Tam zamanında geldim.”

Bölüm 9 — Aile Ölmez, Yer Değiştirir

İlk kurşun lokantanın camını delip içeri girerken, Vincent Sofia’nın elini düşünüyordu. Korkunçtu ama gerçekti: Bir insan bazen başkası için korkunca, kendisi için korkmayı bırakır.

Vincent, Chen’i arka tarafa yönlendirdi. “Çocuk—”

“Biliyorum,” dedi Chen. “Onu alacağız.”

Vincent koridorun sonundaki kapıyı açtı. Sofia oradaydı, gözleri kocaman ama ağlamıyordu.

“Gel,” dedi Vincent. “Şimdi.”

Sofia hızla ilerledi. Chen diz çöktü. “Sofia, değil mi? Ben Sara. Sana zarar gelmeyecek.”

Sofia Chen’i süzdü. “Bunu herkes söyler.”

Chen’in ağzının bir köşesi kıpırdadı. “Haklısın. O yüzden sana bunu söylemiyorum.” Ceketinin cebinden küçük bir kimlik çıkardı. “Sana şunu gösteriyorum.”

Sofia kimliğe baktı, sonra Vincent’a.

Vincent başını salladı. “Babana söz vermiş biri.”

Sofia derin bir nefes aldı. Sonra Vincent’ın yüzüğüne baktı.

“Aile ölmez,” dedi.

Vincent yüzüğü sıktı. “Yer değiştirir,” diye tamamladı.

Dışarıda ayak sesleri yaklaştı. Goldie’nin sesi duyuldu: “Maroney! Kapıyı aç! Eski borçları konuşacağız!”

Vincent, Chen’e döndü. “Arka çıkıştan gidin. Ben oyalarım.”

Chen sert bir ifadeyle başını iki yana salladı. “Hayır. Bu şehirde ‘oyalamak’ kelimesi çok insan öldürdü.”

Vincent, ilk kez bir polisin gözlerinde kendine benzeyen bir şeyi gördü: inat.

Sofia araya girdi. “Babam… bazen ‘kahramanlık, doğru yerde durmaktır’ derdi.”

Vincent kısa bir an durdu. Sonra karar verdi. “O zaman doğru yerde duracağız.”

Chen telsizine konuştu. Kısa kodlar, kısa cümleler. Dışarıdan siren sesi yaklaşmaya başladı.

Goldie kapıya vurdu. “Zamanın bitti!”

Vincent kapıya doğru yürüdü. Bu yürüyüş, bir kralın yürüyüşü değildi. Daha çok, yıllardır taşıdığı bir yükü nihayet yere bırakacak bir adamın yürüyüşüydü.

Kapıyı açtı.

Goldie’nin altın dişi sokak ışığında parladı. Yanağındaki iz, Vincent’ın geçmişinden bir imzaydı.

“Vinnie,” dedi Goldie, sırıtıp. “Seni özledim.”

Vincent sakince cevap verdi. “Ben de seni hiç sevmemiştim.”

Goldie’nin bakışları içeriyi taradı. “Duydum ki elinde bir şey varmış.”

Vincent başını eğdi. “Evet. Bir karar.”

Goldie kahkaha attı. “Karar mı? Sen mi? Sen karar vermezsin Vinnie. Sen sadece hayatta kalırsın.”

Vincent’ın sesi yumuşadı, ama içinde çelik vardı. “Bu sefer değil.”

O an sirenler sokağı doldurdu. Mavi-kırmızı ışıklar duvarlara vurdu. Goldie’nin yüzündeki sırıtış bir an dondu.

Chen kapının arkasında belirdi. “Silahları bırakın!”

Goldie geri adım attı, ama geç kalmıştı. Polisler sokağı sardı. Torino’nun adamları iki araçla kaçmaya çalıştı; ama sokak, bu kez onların bildiği gibi çalışmıyordu.

Vincent Sofia’ya baktı. Sofia arkasında duruyordu; küçük, ama sağlam.

“Baban,” dedi Vincent, “iyi bir adamdı.”

Sofia yutkundu. “Sen… kötü bir adam mısın?”

Vincent bir an düşündü. Sonra dürüstçe konuştu: “Ben kötü şeyler yaptım. Ama bu, sonsuza kadar aynı kalacağım anlamına gelmez.”

Sofia başını salladı. “Babam da böyle derdi.”

Chen yanlarına geldi. “Gidelim.”

Vincent lokantaya son kez baktı. Burası onun kalesiydi. Şimdi ise sadece bir bina. Taş ve cam.

Sofia elini uzattı. Vincent tuttu.

Birlikte dışarı çıktılar.

O anda Vincent şunu anladı: Aile gerçekten ölmez. Ama bazen, ölmemesi için birinin cesurca değişmesi gerekir.

Bölüm 10 — Küllerin Üstünden Yeni Bir Yol

Günler sonra, şehirde dedikodular yayıldı. Torino’ya baskınlar yapıldı. Hesaplar incelendi. İsimler gazetelere sızdı. Bazıları kaçtı, bazıları yakalandı.

Vincent Maroney içinse asıl savaş, mahkeme salonlarında değil, gecenin sessizliğinde başladı.

Sofia geçici korumaya alındı. Chen işin prosedür kısmını yürütürken, Vincent’a net bir şart koydu: “Kızla görüşmek istiyorsanız, önce kendi dosyanızla yüzleşeceksiniz.”

Vincent kabul etti. Zaten başka yolu yoktu. İlk defa, bir anlaşma yapmıyordu; bir bedel ödüyordu.

Bir akşam, ziyaret odasında Sofia karşısına oturdu. Cam yoktu. Zincir yoktu. Sadece iki sandalye ve bir masa.

Sofia, Vincent’ın yüzüğüne baktı. “Hâlâ takıyorsun.”

Vincent başını salladı. “Bazı sözler geç eskimez.”

Sofia dudaklarını büzdü. “Babam… seni affetti mi sence?”

Vincent nefes verdi. “Bilmiyorum. Ama bana affedilecek bir yol bıraktı.”

Sofia bir an düşündü. Sonra küçük bir gülümsemeyle, çocukça bir ciddiyetle konuştu:

“Benim ailem öldü,” dedi. “Ama ben ölmedim. Demek ki aile de ölmedi.”

Vincent’ın boğazı düğümlendi. “Evet.”

Sofia gözlerini kırpıştırdı. “Peki şimdi ne olacağım?”

Vincent, hayatında ilk kez bir cümleyi güç için değil, doğru olduğu için söyledi:

“Şimdi… yalnız olmayacaksın.”

Sofia masanın üstünden elini uzattı. Vincent tuttu.

Dışarıda şehir hâlâ gürültülüydü. İnsanlar hâlâ acele ediyordu. Kötüler hâlâ pusuda olabilirdi. Ama bir şey değişmişti: Vincent artık korkuyu yönetmek için yaşamıyordu.

İlk kez, birini korumak için yaşıyordu.

Ve bu, onun bildiği bütün “imparatorluklardan” daha ağır… ama daha gerçekti.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News