Milyoner 10 yıldır nedensiz hastaydı… Ta ki temizlikçi yatağın altında BİR ŞEY bulana kadar…

Milyoner 10 yıldır nedensiz hastaydı… Ta ki temizlikçi yatağın altında BİR ŞEY bulana kadar…

Bebekteki Sır – Bir Temizlikçinin Adalet Yolculuğu

Bebek’teki Kaya Malikanesi’nin ikinci katındaki yatak odası, İstanbul’un en lüks semtlerinden birinde, zenginliğin sessiz bir tanığıydı. Kristal avizeler tavandan sarkıyor, İtalyan mermerden yapılmış zemin parlıyordu. Geniş pencerelerden Boğaz’ın masmavi suları görünüyordu. Fakat bu güzelliğin arasında garip bir hava vardı; sanki odanın duvarları bir sırrı saklıyordu.

Aylin Öztürk, 34 yaşında, mavi ve kırmızı temizlik üniformasıyla, sarı eldivenlerini takmış, rutin işini yapıyordu. Fakat bugün her şey değişecekti. Saat 14.30’du. Malikanenin sahibi Deniz Kaya doktora gitmişti. Bu, Aylin’in derin temizlik yapması için nadir bir fırsattı. Normalde Deniz Bey hep odadaydı; o dev yatakta yatıyordu. 42 yaşındaydı ama 60 gibi görünüyordu. Solgun yüzü, çökmüş yanakları, yorgun gözleri… On yıldır hastaydı. Hiç kimse nedenini bilmiyordu. Dünyanın en iyi doktorları gelmiş, testler yapmış ama hiçbir teşhis koyamamışlardı.

Aylin bu durumu ilk işe başladığında öğrenmişti, üç ay önce. O gün mülakat sırasında insan kaynakları müdüresi ona uyarmıştı: “Deniz Bey çok hassas. Rahatsız edilmemeli. Odası sessizce temizlenecek.” Aylin kabul etmişti. 8 yaşında bir kızı vardı, Leyla. Tek başına büyütüyordu onu. İyi bir iş gerekiyordu ve Bebek’teki bu konak iyi maaş veriyordu. Aylin sorgulayacak durumda değildi, işe başlamıştı.

İlk günler garip geçmişti. Diğer hizmetçiler onunla fazla konuşmuyorlardı. Kimse uzun süre kalmıyordu bu evde. Bir ay, iki ay sonra istifa ediyorlardı. “Hava ağır,” diye fısıldamıştı yaşlı aşçı bir gün. “Bu evde bir şeyler doğru değil.” Aylin kulak asmamıştı. Batıl inançlara inanmazdı. Ama zamanla o da hissetmeye başlamıştı. Evin sessizliği boğucuydu. Selin Hanım, malikanenin hanımefendisi, soğuk ve mesafeliydi. Hiç gülmezdi, hizmetçilere emirler verir sonra kaybolurdu.

Bugün Aylin yatağı temizlerken bir karar vermişti. “Şu yatağın altını da bir temizlemeliyim,” diye düşünmüştü. Üç aydır sadece üstünü siliyordu. Ama bugün doğru bir temizlik zamanıydı. Ağır yatağı itmek zor olmuştu. Dizlerinin üzerine çöktü, aşağı baktı ve gördü. Yatağın altında, duvara yakın küçük bir cihaz vardı. Metalik, siyah renkli, garip bir mavi ışık yayıyordu. Kablolar prize bağlıydı.

Aylin’in kalbi hızla atmaya başladı. “Allah’ım bu ne?” Cihazı çıkarmak için uzandı ama tereddüt etti. Belki bir tür tıbbi cihazdı, belki Deniz Bey’in tedavisi için. Ama neden yatağın altında? Neden kimse bahsetmemişti? Aylin telefonunu çıkardı, fotoğraf çekti, cihazı inceledi. Üzerinde hiçbir marka yoktu. Hiçbir etiket. Sadece küçük bir açma kapama düğmesi ve mavi ışık. Ama cihaz ne iş görüyordu?

O akşam evine döndüğünde Leyla’yı yatırdıktan sonra telefonundaki fotoğrafa baktı. İnternette arama yaptı: “Mavi ışıklı elektronik cihaz”, “gizli cihazlar”, “elektromanyetik cihazlar”… Karşısına çıkanlar onu dondurdu. Düşük frekanslı radyasyon yayıcı cihazlar, deneylerde kullanılan, kronik hastalıklara sebep olabilen, uzun sürede vücudu zayıflatan aletler. Aylin’in tüyleri diken diken oldu. Mümkün müydü? Deniz Bey’in hastalığının sebebi bu cihaz olabilir miydi? Ama kim yerleştirmişti oraya ve neden?

Sorular kafasında döndü. Uyuyamadı o gece. Sabaha kadar düşündü. Eğer doğruysa bir adam yavaş yavaş öldürülüyordu. Ama eğer yanlışsa işini kaybedebilirdi. Büyük bir iftira atarsa hapse bile girebilirdi.

Ertesi sabah işe gittiğinde her şeye dikkat etti. Selin Hanım sabah kahvaltısını yalnız yiyordu. Deniz Bey yukarıdaydı. Doktor Mehmet Bey geldi rutin kontrol için. 55 yaşında, saçları grileşmiş, saygın bir adamdı. Aylin koridorda onunla karşılaştığında kibarca selam verdi. Doktor başını salladı ama yüzünde derin bir yorgunluk vardı. 10 yıldır aynı hastayı tedavi ediyordu ve hiçbir ilerleme yoktu. Bu bir doktor için en büyük yenilgiydi.

Aylin mutfağa indi. Aşçı Fatma teyze, 60 yaşlarında, burada en uzun çalışan kişiydi. 3 yıldır bu evdeydi. Aylin ona yaklaştı. “Fatma teyze, Deniz Bey’in hastalığı tam olarak nedir?” diye sordu. Fatma teyze çaydanlığı ocağa koyarken dönüp baktı. “Kimse bilmiyor kızım. Doktorlar bir şey bulamadı ama ben biliyorum,” dedi alçak sesle. “Bu evde kötü ruhlar var.” Aylin gülümsedi ama içini rahatsız bir duygu kapladı. “Deniz Bey hep böyle miydi?” diye sordu. Fatma teyze başını salladı. “Hayır kızım. Eskiden çok güçlüymüş. Atletik, başarılı, hayat doluymuş. Selin Hanım’la evlendikten sonra her şey değişmiş. Bir yıl geçmeden hastalanmaya başlamış.”

Bu bilgi Aylin’in aklına yeni sorular getirdi. Evlilikten sonra mı, tesadüf müydü? Öğleden sonra Selin Hanım evden çıktı. Ankara’ya iş gezisi; iki gün yoktu. Aylin bunu bir fırsat olarak gördü. Gece kalmak için sebep buldu. Evin elektrik sistemine bakmak gerektiğini söyledi. Kabul edildi.

Gece 23 olduğunda herkes uyumuştu. Aylin sessizce Deniz Bey’in odasına çıktı. Kapıyı aralık bıraktı. Deniz derin uykudaydı. Nefesleri ağırdı. Aylin diz çöktü, yatağın altına baktı. Cihaz hâlâ oradaydı. Mavi ışığı yanıp sönüyordu. Gecenin sessizliği Bebek’teki konağı tamamen sarmıştı.

Aylin elinde telefon, ışığını açmıştı ama fazla parlak olmaması için ekranı kısmıştı. Deniz Bey’i uyandırmak istemiyordu. Henüz değil. Önce emin olması gerekiyordu. Cihazı daha yakından inceledi. Yaklaşık 20 cm uzunluğunda, 10 cm genişliğindeydi. Üstünde hiçbir yazı, hiçbir logo yoktu. Sanki özel yapılmıştı, anonim kalması için. Kablosu prize bağlıydı, sürekli çalışıyordu.

Aylin bir an cihazı çekip almayı düşündü ama korktu. Ya bir alarm sistemi varsa? Ya Selin Hanım uzaktan izliyorsa? Daha akıllı hareket etmesi gerekiyordu. Daha fazla fotoğraf çekti, farklı açılardan. Sonra sessizce odadan çıktı. Aşağı misafir odasına indi. Orada bilgisayarı açtı, saatler boyunca araştırma yaptı. EMF yayıcı cihazlar, düşük frekanslı radyasyon, elektromanyetik sağlık etkileri… Karşısına çıkan bilgiler korkunçtu. Düşük frekanslı elektromanyetik radyasyon, uzun süre maruz kalındığında vücutta kronik yorgunluk, bağışıklık sistemi bozukluğu, kas zayıflığı, uyku bozuklukları yaratabilirdi. Belirtiler yavaş gelirdi, fark edilmezdi. Doktorlar teşhis koyamazdı çünkü testlerde bir şey görünmezdi. Sadece sonuçlar vardı: Hasta bir vücut, çökmüş bir sistem ve eğer maruz kalma 10 yıl sürerse ölümcül olabilirdi.

Aylin ekrana bakarken elleri titredi. Demek ki Deniz Bey zehirleniyordu. Yavaş, sessiz, görünmez bir şekilde. Her gece o cihaz açıktı. Onu zayıflatıyordu ve kimse bilmiyordu. Ya da biliyorlar ve susuyorlardı. Ama kim yapmıştı bunu? Aylin’in aklına hemen Selin Hanım geldi. Evlendikten sonra hastalık başlamıştı. Cihaz yatak odasındaydı. Sadece Deniz Bey’in ve Selin Hanım’ın girdiği odaydı. Başka kim yerleştirebilirdi? Ama neden? Sebep ne olabilirdi?

Aylin şirket hakkında araştırmaya başladı. Kaya Teknoloji, Deniz Bey’in kurduğu başarılı bir yazılım şirketiydi. Değeri yüz milyonlarca dolardı ve şirket yönetimi Deniz Bey hastalandığında Selin Hanım’a geçmişti. Vekalet yetkisi… 10 yıldır Selin Hanım tüm şirketi kontrol ediyordu. Ve Deniz Bey’in hayat sigortası… 10 milyon dolarlık hayat sigortası. Eğer Deniz Bey ölürse her şey Selin Hanım’a kalacaktı. İşte sebep buradaydı: Para, güç. Flober’in Madame Bovary’sinde olduğu gibi insanın en karanlık arzuları; hırs, açgözlülük, kontrolü kaybetmeme korkusu. Selin Hanım kocasını yavaşça öldürüyordu.

Ama bunu kanıtlamak nasıl mümkündü? Aylin bu bilgileri kime götürebilirdi? Polise giderse delil var mıydı? Sadece bir fotoğraf ve internet araştırması. Bu yeterli miydi? Aylin ağlayacak gibi oldu, çaresizlik hissetti. Sıradan bir temizlikçiydi. Güçsüz, parasız, bağlantısız. Karşısında zengin, nüfuzlu bir kadın vardı. Kim ona inanırdı? Ama sonra Leyla’yı düşündü. Kızına ne öğretmişti? “Doğru olanı yap her zaman.” Eğer şimdi susarsa bir adam ölecekti ve o sessizce izlemiş olacaktı. Hayır, bunu yapmazdı. Ama bir plana ihtiyacı vardı.

Sabah olduğunda Aylin kararlıydı. Deniz Bey ile konuşması gerekiyordu. Ama nasıl? Adam hep uyuyor, zayıf, bitkin. Belki de böyle bir gerçeği kaldıramazdı. Belki şok geçirirdi. Hayır, önce birisiyle konuşmalıydı. Doktor Mehmet Bey’i ikna etmesi gerekiyordu. Eğer bir doktor bu cihazı incelerse belki radyasyon ölçümü yapabilirler.

Öğlen olduğunda Doktor Mehmet Bey rutin kontrole geldi. Aylin onu koridorda yakaladı. “Doktor Bey, sizinle özel bir konu hakkında konuşabilir miyim?” dedi. Doktor şaşırdı. “Tabii, buyurun.” Aylin etrafa baktı, kimse yoktu. “Deniz Bey’in hastalığı hakkında belki de çevresel bir faktör var. Belki odada bir şey onu etkiliyor.” Doktor kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsunuz?” “Elektromanyetik radyasyon. Uzun süreli maruziyet.” dedi Aylin. Doktor başını salladı. “Bunu zaten düşündük. Test yaptık. Evde normal seviyeler vardı ama belki belirli bir cihaz var. Gizlenmiş. Sadece yatak odasında.” Doktor Aylin’e şüpheyle baktı. “Siz bir temizlikçisiniz değil mi? Neden böyle bir şey düşünüyorsunuz?” Aylin tereddüt etti. “Sadece bir his. Lütfen kontrol edin. Belki de bu Deniz Bey’e yardım eder.” Doktor Mehmet Bey düşündü. 10 yıldır çözüm arıyordu. Her yeni fikir değerliydi. “Pekala,” dedi. “Bir EMF ölçer getireceğim. Yarın ölçüm yapalım.”

Aylin rahat bir nefes aldı. İlk adım atılmıştı. Ama Selin Hanım yarın geri dönecekti. Zaman daralıyordu. O gece Aylin evine döndüğünde Leyla onu sorularla karşıladı. “Anne, bugün yorgun görünüyorsun. İşte sorun mu var?” Aylin kızını kucağına aldı. “Hayır canım, sadece önemli bir iş yapıyorum ve bazen önemli işler yorucu olur.” Leyla annesine baktı. “Ama sen hep doğru olanı yaparsın değil mi anne?” Aylin gülümsedi. “Evet canım, her zaman doğru olanı yapmaya çalışırım.”

O gece Aylin Deniz Bey’i, Selin Hanım’ı, o cihazı düşündü. Yarın her şey ortaya çıkacaktı ya da her şey daha kötüye gidecekti. Flober’in karakterleri gibi Aylin de kaderin tuzağındaydı ama direnecekti.

Doktor Mehmet Arslan ertesi sabah Kaya Konağı’na geldiğinde elinde küçük bir çanta vardı. İçinde EMF ölçer, radyasyon dedektörü ve birkaç tıbbi alet bulunuyordu. Aylin onu kapıda karşıladı. “Doktor Bey, hoş geldiniz,” dedi. Ses tonu normaldi ama gözlerinde bir aciliyet vardı. Doktor başını salladı. “Bakalım ne bulacağız,” dedi şüpheci bir tonla. Hala temizlikçinin sözlerine tam inanmıyordu ama bilimsel merak onu itiyordu.

Yukarı Deniz Bey’in odasına çıktıklarında hasta yatağında oturuyordu. Zayıf, solgun ama bugün biraz daha uyanıktı. “Günaydın, Deniz Bey,” dedi doktor. “Bugün oda ortamını ölçeceğiz. Rutin kontrol.” Deniz başını hafifçe salladı. Konuşması bile zordu. Doktor cihazlarını çıkardı. Önce odanın genel seviyesini ölçtü. Normal. Sonra pencere kenarını normal. Sonra yatağa yaklaştı. Ölçer yatağın üstünde normale yakın gösterdi ama Aylin araya girdi. “Doktor Bey, belki altına da bakmak lazım.” Doktor kaşlarını çattı ama kabul etti. Yatağın kenarına eğildi. Ölçeri aşağı tuttu ve o anda cihazın ekranı çılgınca yükseldi. Kırmızı bölgeye geçti. Tehlike seviyesi.

Doktor dondu. “Bu… bu mümkün değil,” dedi. Aylin dizlerinin üzerine çöktü. El feneriyle altı aydınlattı. “İşte burada,” dedi. Doktor eğildi, baktı, mavi ışıklı cihazı gördü. Yüzü kireç gibi oldu. “Allah’ım,” diye fısıldadı. “Bu ne kadar süredir burada?” “Bilmiyorum,” dedi Aylin, “ama sanırım 10 yıldır.” Doktor Deniz Bey’e baktı. Hasta şaşkınlıkla onları izliyordu. “Ne buldunuz?” diye sordu zayıf bir sesle. Doktor yatağın altından cihazı çıkardı, elinde tuttu. Ağırdı, metal kasalıydı. “Deniz Bey,” dedi doktor ciddi bir tonla, “bu cihaz yüksek seviyede EMF radyasyon yayıyor. Uzun süre maruziyet sizin semptomlarınızı açıklayabilir.”

Deniz’in gözleri büyüdü. “Ama… ama bu nasıl buraya geldi?” Aylin ve doktor birbirlerine baktılar. Soru havada asılı kaldı. Aylin konuşmak istedi ama tereddüt etti. Doktor Mehmet derin bir nefes aldı. “Bu cihaz kasıtlı yerleştirilmiş,” dedi yavaşça. “Birisi bunu buraya koydu ve 10 yıldır sizi zehirledi.” Deniz Bey’in yüzünde dehşet belirdi. “Kim… kim yapardı bunu?” Sessizlik. Ama herkesin aklında aynı isim vardı: Selin.

Doktor Mehmet hemen harekete geçti. “Polisi aramamız lazım. Bu suçtur. Kasıtlı yaralama. Belki cinayet teşebbüsü.” Ama o sırada aşağıdan bir kapı kapanma sesi duyuldu. Adımlar merdivenden geliyordu. Selin Hanım erken dönmüştü. Aylin’in kalbi hızla atmaya başladı. Doktor cihazı çabucak çantasına koydu. Deniz Bey yatağında dikilmiş, şok içindeydi. Kapı açıldı. Selin içeri girdi. Elinde bavul. “Neler oluyor burada?” diye sordu soğuk bir sesle.

Doktor Mehmet ayağa kalktı. “Selin Hanım, sizinle konuşmamız lazım.” Selin’in yüzü değişmedi. Mükemmel bir maske. “Ne hakkında?” Doktor çantasından cihazı çıkardı. “Bu hakkında.” Selin cihaza baktı. Bir an, sadece bir saniye gözlerinde bir şey parladı. Korku… ama hemen topladı kendini. “Bu ne?” diye sordu. “Ben böyle bir şey görmedim.” “Bu cihaz 10 yıldır kocanızın yatağının altındaydı,” dedi doktor, “ve onu öldürüyordu.” Selin güldü. Soğuk, keskin bir gülüş. “Saçmalık. Ben böyle bir şeyi hiç görmedim. Belki hizmetçilerden biri koydu. Belki de siz koydunuz.”

Doktor Mehmet’in yüzü kızardı. “Ben mi? Ben 10 yıldır bu adamı kurtarmaya çalışıyorum.” Selin omuz silkti. “Kanıtınız var mı? Benim bunu yerleştirdiğime dair?” “Hayır.” “O zaman suçlamalarınızı kendinize saklayın.”

Aylin dayanamadı. “Ama Selin Hanım, sadece siz ve Deniz Bey bu odaya giriyordunuz. Kim başka yerleştirebilirdi?” Selin Aylin’e döndü. Gözleri buzdu. “Sen kimsin ki bana soru soruyorsun? Bir temizlikçi. Belki sen koydun. Belki de para için. Belki de Deniz Bey ölünce seni miras bırakacak diye düşündün.” İftira o kadar absürttü ki Aylin’in ağzı açık kaldı. Ama Selin hiç terlemiyordu. Savunması hazırdı, planlanmıştı. Çünkü böyle bir günün geleceğini biliyordu.

Deniz Bey artık dayanamadı. “Selin,” dedi zayıf ama kararlı bir sesle, “sen mi yaptın bunu?” Selin kocasına baktı. Yüzünde hiçbir duygu yoktu. “Hayır,” dedi düz bir sesle. “Ama sen de biliyorsun ki evliliğimiz bitmişti. Ben sana yük oldum. Şirket benim kontrolümdeydi. Belki de sen beni suçlamak istiyorsun çünkü başarısızlığını kabul edemiyorsun.” Psikolojik manipülasyon, gaslighting… Flober’in romanlarındaki karakterler gibi Selin de üstatça yalan söylüyordu.

Doktor Mehmet telefonunu çıkardı. “Polisi arayacağım. Onlar araştırsın.” Ama Selin sakin kaldı. “Arayın. Ben avukatımı da ararım ve görürüz kim haklı.” O an Aylin bir şey hatırladı. Cem Bey, Deniz Bey’in en yakın arkadaşı avukattı ve her zaman Deniz Bey’i ziyarete gelirdi. Belki o yardım edebilirdi. “Deniz Bey,” dedi Aylin, “Cem Bey’i aramalıyız. O size yardımcı olabilir.” Deniz başını salladı. “Evet, Cem’i arayın.”

Doktor numarayı çevirdi. Bir saat sonra Cem Yıldız konağa gelmişti. 38 yaşında, keskin zekalı, dürüst bir avukattı. Durumu dinlediğinde yüzü karardı. “Bu çok ciddi,” dedi. “Eğer bu cihaz gerçekten 10 yıldır buradaysa ve kasıtlı yerleştirildiyse bu cinayet teşebbüsüdür. Deniz, senin hayat sigortan vardı değil mi?” Deniz başını salladı. “Evet. 10 milyon dolar. Lehdarı Selin.” Cem derin bir nefes aldı. “İşte motif bu. Şimdi polisi çağırmalı ve teknik inceleme yaptırmalıyız.”

Selin hâlâ sakinliğini koruyordu ama içi kavruluyordu. Planı çöküyordu. 10 yıl… 10 yıl planlamış, beklemişti. Ve şimdi sıradan bir temizlikçi her şeyi mahvediyordu ama henüz kaybetmemişti. İyi bir avukat tutacak, delilleri çürütecekti. Sonuçta cihazı yerleştirdiğine dair doğrudan kanıt yoktu. Parmak izi belki silinmişti. Satın alma kaydı belki başka isimle alınmıştı. Her şeyi planlamıştı.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Gerçeği ortaya çıkarmak için ne kadar mücadele ederdiniz?

Polis bir saat içinde Bebek’teki konağa gelmişti. İki dedektif, üç teknisyen… Deniz Bey’in yatak odası anında suç mahalli haline dönüştü. Sarı bantlar, fotoğraflar, örnekler… Cihaz dikkatle bir kanıt torbasına yerleştirildi. Selin Hanım aşağıda salonda oturmuş avukatıyla konuşuyordu. Yüzünde hâlâ o soğuk maske vardı. Ama avukatının gözlerinde endişe vardı. Çünkü deliller güçlüydü.

Aylin mutfakta Fatma teyze ile birlikte oturmuştu. Yaşlı kadın şoktaydı. “Demek Selin Hanım bütün bu yıllar… Allah korusun,” diye fısıldadı. Aylin başını salladı. “Evet Fatma teyze ama henüz kanıtlanmadı. Mahkeme karar verecek.” Fatma teyze ellerini göğsünde birleştirdi. “Sen çok cesur bir kadınsın Aylin. Allah seni korusun. Eğer sen keşfetmeseydin Deniz Bey ölecekti.” Aylin gülümsedi ama içinde bir korku vardı. Selin Hanım güçlü bir düşmandı.

Yukarıda yatak odasında başdedektif Deniz Bey ile konuşuyordu. “Beyefendi, size birkaç soru sormam lazım. Bu cihazı daha önce hiç gördünüz mü?” Deniz başını salladı. “Hayır, ilk defa bugün gördüm.” “Peki eşiniz Selin Hanım odada bir hava temizleyici veya benzeri bir cihaz kurduğundan bahsetti mi?” Deniz durdu. Hafızasını zorladı. Hastalık onu unutkan yapmıştı ama derin bir yerde bir şeyler vardı. “Evet. Evet, hatırlıyorum,” dedi yavaşça. “10 yıl önce Selin bir cihaz kurmak istediğini söylemişti. ‘Uyku kaliteni artıracak’ demişti. Ben kabul etmiştim.” Dedektif not aldı. “Sonra ne oldu?” “Birkaç hafta sonra hastalanmaya başladım. Yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrıları. Doktorlara gittim. Hiçbir şey bulamadılar ve durum giderek kötüleşti.” “Hiç şüphelendiniz mi?” Deniz sessiz kaldı. Uzun bir sessizlik. Sonra konuştu. “Hayır. Selin benim eşimdi. Onu seviyordum, güveniyordum. Ama şimdi… şimdi anlıyorum. Tüm işaretler oradaydı. O benden uzaklaştı. Ayrı odalarda uyuduk. Şirketi devraldı. Ben yatakta çürürken o hayatımı yaşadı.”

Dedektif başını salladı. “Anlıyorum. Şimdi bu cihazı teknik incelemeye göndereceğiz. Parmak izleri, satın alma kayıtları, üretim detayları, her şeyi bulacağız.”

Dedektif aşağı indi Selin ile konuşmak için. Salon lüks döşenmişti. Fransız mobilyalar, İtalyan mermer, İran halıları… Paranın sergilendiği bir mekan. Selin avukatının yanında oturuyordu. Avukat ayağa kalktı. “Müvekkilim hiçbir soruyu cevaplamayacak,” dedi. Dedektif gülümsedi. “Şu an için sadece bilgi topluyoruz. Ama Selin Hanım, size şunu söyleyeyim. Eğer bu cihazı siz yerleştirdiyseniz ve bu kanıtlanırsa çok ciddi suçlamalarla karşı karşıyasınız. Cinayet teşebbüsü en az 15 yıl hapis.” Selin’in yüzünde bir çatlak oluştu. Bir saniye… Ama avukat araya girdi. “Müvekkilim masum. Siz işinizi yapın. Biz de savunmamızı yapacağız.”

Dedektif başını salladı. “Pekala, görüşürüz.” Polis ekibi konaktan çıktıktan sonra sessizlik çöktü. Deniz Bey odasında yalnız kalmıştı. 10 yıl, 10 yıllık hayatı çalınmıştı. Gençliği, sağlığı, mutluluğu… hepsi bir kadının hırsı yüzünden. Flober, Madame Bovary’de Emma’yı yazarken insanın iç dünyasındaki karanlıkları göstermişti. İşte Selin de öyleydi. Dışarıdan mükemmel, içeriden çürümüş.

Deniz ağlamak istedi ama gözyaşları gelmedi. Çok yorgundu. Sadece yatağına uzandı.

O gece Aylin evine döndüğünde Leyla onu bekliyordu. “Anne, haberlerde sizin çalıştığınız evi gösterdiler. Ne oldu?” Aylin kızını kucağına aldı. “Orada kötü bir şey olmuş canım ama artık düzeldi. Kötü insanlar cezasını alacak.” Leyla annesinin yüzüne baktı. “Sen mi düzelttin anne?” Aylin gülümsedi. “Ben sadece doğru olanı yaptım.” Leyla annesini sıkı sıkı sarıldı. “Seninle gurur duyuyorum anne.” Aylin’in gözleri doldu. Belki de en değerli ödül buydu.

Ertesi gün Cem Yıldız Deniz’le özel olarak konuşmaya geldi. “Deniz, teknik rapor geldi. Cihaz gerçekten yüksek seviyede EMF radyasyon yayıyor. 10 yıl maruziyet tüm semptomlarını açıklıyor. Doktorlar şimdi tedavi planı hazırlıyor. Cihaz ortadan kalktığına göre iyileşme olasılığın yüksek.” Deniz’in yüzünde hafif bir umut parladı. “İyileşebilir miyim?” Cem başını salladı. “Evet. Zaman alacak ama evet.” İlk defa 10 yılda Deniz gelecek hakkında düşündü. “Peki Selin?” diye sordu Deniz. Cem derin bir nefes aldı. “Polis cihazın üreticisini buldu. Özel sipariş yurt dışından. Satın alma kaydı sahte isimle ama IP adresi Selin’in bilgisayarına ait. Parmak izi henüz bulunamadı ama dijital iz var. Yeterli olacak. Savcılık iddianame hazırlıyor. Birkaç gün içinde resmi olarak tutuklanacak.”

Deniz içini çekti. Bir zamanlar sevdiği kadın… şimdi katil. Hayat ne kadar da garip. “Aylin ne olacak?” diye sordu Deniz. “O her şeyi buldu. Ona bir şey yapmak istiyorum. Teşekkür etmek.” Cem gülümsedi. “O çok mütevazı bir kadın ama evet, ona yardım edebiliriz. Kızı için eğitim fonu, yeni bir ev, isterse şirkette bir pozisyon.” Deniz başını salladı. “Hepsini yapacağım. Hayatımı kurtardı. Bu borcumu hiçbir zaman ödeyemem.” Cem arkadaşının omzuna dokundu. “Sen iyileşeceksin Deniz ve hayatına devam edeceksin. Bu senin ikinci şansın.”

O akşam Aylin, Deniz Bey tarafından konağa davet edildi. Deniz artık yataktan kalkmıştı. Hâlâ zayıftı ama gözlerinde eski parıltı geri dönmeye başlamıştı. “Aylin Hanım,” dedi, “size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Siz benim hayatımı kurtardınız.” Aylin utandı. “Deniz Bey, ben sadece işimi yaptım. Doğru olanı yaptım.” Deniz gülümsedi. “İşte bu yüzden değerlisiniz. Bu dünyada çok az insan doğru olanı yapar. Özellikle bir bedel varsa… Size ve kızınız Leyla’ya yardım etmek istiyorum.” dedi Deniz. “Lütfen reddetmeyin. Kızınız için tam burs iyi bir okulda ve sizin için de yeni bir ev. Burada, Taksim’de, güvenli bir bölgede.” Aylin’in gözleri doldu. “Bu çok fazla Deniz Bey.” “Hayır,” dedi Deniz. “Bu yeterli değil ama bir başlangıç.”

İkisi el sıkıştılar. İki insan, farklı dünyalardan ama aynı değerleri paylaşan: Dürüstlük, cesaret, adalet. Flober’in romanlarında nadiren görülen ama her zaman aranan erdemler…

Aylin ayrılırken geriye döndü. “Deniz Bey, bir şey daha söylemek istiyorum. Siz iyileşeceksiniz. Buna inanın ve hayatınıza devam edeceksiniz. Çünkü ikinci şansları hak ediyorsunuz.” Deniz gülümsedi. “Teşekkür ederim Aylin Hanım. Siz de ikinci şansınızı hak ediyorsunuz.”

O gece İstanbul’un üzerinde yıldızlar parlıyordu. Boğaz’ın suları sessizce akıyordu. Bebek’teki konakta ışıklar yanıyordu. Deniz Bey pencerenin önünde durmuş, şehre bakıyordu. 10 yıl sonra ilk defa umut hissediyordu. Yaşamak istiyordu. Mücadele etmek istiyordu. Çünkü artık biliyordu; karanlık ne kadar derin olursa olsun bir kibrit çakılsa yeter. Ve Aylin o kibriti çakmıştı.

Üç gün sonra Selin Kaya resmi olarak tutuklandı. Sabah erken saatlerde polis konağa geldi. Selin o an mükemmel makyajlıydı. Pahalı bir takım elbise giymişti. Sanki mahkemeye değil iş toplantısına gidiyormuş gibi. Ama kelepçeler takıldığında yüzündeki o maske çatladı. İlk defa gerçek duyguları göründü: Korku, öfke, çaresizlik. Deniz Bey pencereden izledi. Karısı, eski karısı polis arabasına bindiriliyor, götürülüyordu. Acı hissetti ama aynı zamanda rahatlama. Sonunda gerçek ortaya çıkmıştı.

Savcılık iddianamesi güçlüydü. Cinayet teşebbüsü, kasıtlı yaralama, dolandırıcılık… Kanıtlar da güçlüydü. Cihazın satın alma kaydı, dijital iz, şirket devir işlemleri, hayat sigortası poliçeleri… Her şey bir plana işaret ediyordu. Uzun vadeli, sabırlı, acımasız bir plan. Selin Hanım kocasını 10 yıl boyunca zehirlemişti. Yavaşça, sessizce, görünmez bir şekilde. Tıpkı Flober’in Emma Bovary’sinin kendini zehirlemesi gibi. Ama bu sefer kurban başkasıydı.

Mahkeme süreci üç ay sürdü. Medya olayı büyüttü. “Zengin kadın kocasını yavaşça öldürmeye çalıştı.” Başlıkları her yerdeydi. Aylin istemese de ünlü oldu. Gazeteciler peşindeydi. Televizyonlar röportaj istiyordu. Ama o hepsini reddetti. “Ben sadece doğru olanı yaptım,” diyordu. “Bu bir kahraman hikayesi değil. Bu bir adalet hikayesi.” Flober’in gerçekçiliği gibi Aylin de abartmayı reddediyordu.

Mahkeme salonunda Deniz Bey tanıklık etti. Artık çok daha güçlüydü. Kilo almıştı. Yüzünde renk vardı. Sesi netti. Radyasyon kaynağı ortadan kalktığından beri vücudu iyileşiyordu. Doktorlar şaşkındı. “Bir mucize,” diyorlardı. Ama Deniz biliyordu ki bu mucize değildi. Bilimdi. Zehir ortadan kalktığında vücut kendini onarıyordu.

Tanıklığında her şeyi anlattı. Evlilik, hastalık, acı, ihanet… Sözleri salonları sessizleştirdi. Selin’in avukatı savunmaya çalıştı. “Müvekkilimin cihazdan haberi yoktu. Belki başkası yerleştirdi. Belki bir düşman.” Ama savcı delilleri sıraladı. Satın alma, IP adresi, Selin’in bilgisayarı. Kredi kartı kayıtları Selin’in hesabı. Cihaz 10 yıldır oradaydı. Kimse fark etmemişti. Çünkü sadece Selin ve Deniz o odaya giriyordu. Ve Selin asla o yatakta uyumuyordu. Hep ayrı odalardaydı. Neden? Çünkü radyasyondan etkilenmek istemiyordu. Kendini koruyordu.

En çarpıcı tanık Doktor Mehmet Arslan oldu. 10 yıllık tedavi kayıtlarını sundu. Deniz Bey’in semptomları kronik radyasyon maruziyeti ile %100 uyumlu. “Ama biz bunu hiç düşünmedik. Çünkü evde radyasyon kaynağı olmadığını sanıyorduk. Selin Hanım bize hava temizleyici olduğunu söylemişti. Biz de sorgulamadık.” İşte hile buradaydı. Selin herkesi manipüle etmişti. Tıpkı Emma Bovary’nin etrafındaki insanları manipüle ettiği gibi.

Cem Yıldız, Deniz’in avukatı, mali kayıtları sundu. Selin Hanım, Deniz Bey hastalandıktan sonra şirkette tam kontrol sağladı. 10 yıl içinde milyonlarca dolar harcadı. Lüks tatiller, pahalı arabalar, mücevherler… Deniz Bey yatakta ölürken Selin Hanım parasını harcıyordu ve hayat sigortası poliçesi vardı. 10 milyon dolar. Eğer Deniz Bey ölseydi Selin Hanım hem şirketi hem de sigorta parasını alacaktı. Mükemmel plan ama çok sabır gerektiren bir plan.

Mahkeme heyeti uzun süre görüştü ama karar netti: Suçlu. Selin Kaya kasıtlı cinayet teşebbüsü suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Karar açıklandığında salon karıştı. Bazıları alkışladı, bazıları şok içinde kaldı. Selin Hanım taş gibi oturdu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Belki de o ana kadar gerçekten yakalanacağına inanmamıştı. Ama artık gerçek karşısındaydı. 15 yıl hayatının en güzel yılları hapishanede geçecekti.

Deniz Bey mahkemeden çıktığında gazeteciler etrafını sardı. “Ne hissediyorsunuz? Eski eşinizi affediyor musunuz? Şimdi ne yapacaksınız?” Deniz elini kaldırdı. “Tek bir şey söyleyeceğim,” dedi. “Adalet yerini buldu ve ben hayatıma devam edeceğim. Çünkü bu bana öğretti ki hayat çok değerli. Her günü, her anı değerlendirmeliyiz. Yoksa başkaları bizim hayatımızı çalar.” Sözleri derin bir sessizlik yarattı. Sonra alkışlar yükseldi.

Aylin mahkemeye gelmemişti. O gün Leyla’nın okul töreni vardı. Kızı ödül alıyordu; en başarılı öğrenci seçilmişti. Aylin ön sırada oturmuş gururla izliyordu. Leyla sahneye çıktığında annesine baktı ve gülümsedi. Aylin’in gözleri doldu. İşte gerçek zafer buydu; kızının mutluluğu, geleceği, umutları. Mahkeme kararları, gazete başlıkları geçiciydi ama bir çocuğun geleceği sonsuzdu.

O gece evlerinde sade bir kutlama yaptılar. Leyla’nın başarısı için bir pasta kestiler. Leyla annesine sarıldı:
“Anne, senin sayende ben de cesur oldum. Sen olmasan Deniz Amca ölürdü. Sen gerçek bir kahramansın!”
Aylin gülümsedi, gözleri doldu. “Hayır canım, ben sadece doğru olanı yaptım. Bazen küçük bir adım büyük bir değişim yaratır.”

O günün ardından hayatları değişmeye başladı. Deniz Bey, Aylin’e verdiği sözü tuttu. Taksim’de güneş alan, iki odalı bir daire ayarlandı. Leyla özel bir okula tam bursla kaydoldu. Aylin hemşirelik kursuna yazıldı. Artık temizlikçi değil, geleceğin hemşiresiydi. Her sabah yeni bir umutla uyanıyor, her akşam Leyla’nın hayalleriyle uyuyordu.

Deniz Bey ise yavaş yavaş iyileşiyordu. Radyasyon kaynağı ortadan kalkınca vücudu toparlanmaya başladı. Doktorlar şaşkındı; 10 yıl boyunca çözülemeyen hastalık bir anda gerilemişti. Deniz kilo aldı, yüzüne renk geldi, gözlerinde eski canlılık belirdi. Bir sabah, ilk defa kendi başına yürüyüşe çıktı. Bebek sahilinde, Boğaz’ın serin rüzgarında derin bir nefes aldı. “Hayat,” dedi içinden, “yine bana gülümsüyor.”

Kaya Teknoloji’de de yeni bir dönem başlamıştı. Deniz yönetimi devraldı, şirketin değerlerini değiştirdi. “Artık sadece para için çalışmıyoruz,” dedi çalışanlara. “İnsanlık için çalışıyoruz. Etik, dürüstlük, şeffaflık… Bunlar bizim yeni değerlerimiz.” Çalışanlar mutlu oldu, üretkenlik arttı. Deniz, Aylin’i kurumsal sosyal sorumluluk departmanına danışman olarak davet etti. “Senin gibi doğru insanlara ihtiyacımız var,” dedi. Aylin kabul etti; hem hemşirelik eğitimine devam etti hem de şirkette topluma faydalı projeler üretti.

Selin Kaya ise Silivri Cezaevi’nde bir hücrede, hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Her şeyini kaybetmişti; para, güç, itibar… İlk defa yalnızdı. Psikologla yaptığı görüşmelerde, yıllarca neden bu kadar hırslı olduğunu, neden Deniz’i zehirlediğini sorgulamaya başladı. “Boşluk hissediyorum,” dedi bir gün. “Tüm hayatım bir boşluktu. Hep daha fazlası, hep daha fazlası ama asla yetmedi. Şimdi burada, hiçbir şey yok.”
Psikolog başını salladı. “Belki de gerçek ceza budur; insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşmesi.”

İstanbul bahara girdiğinde, Emirgan Parkı çiçeklerle doldu. Deniz Bey, Cem ile bir bankta oturmuş, kitap okuyordu. Yanlarında kahve, sohbet… Deniz artık tamamen iyileşmişti. “Nasıl hissediyorsun?” diye sordu Cem. Deniz gülümsedi:
“İyi. Çok iyi. İlk defa 10 yıl sonra gerçekten yaşıyorum. Her sabah şükrediyorum. Her akşam huzurla uyuyorum. Hayat çok kısa, Cem. Her anı dolu dolu yaşamak gerek.”

Aylin ve Leyla da yeni evlerine yerleşmişlerdi. Leyla okulunda parlıyordu; öğretmenleri onu çok seviyordu. Aylin ise hemşirelik diplomasını aldıktan sonra bir klinikte işe başladı. Hastalara yardım ediyor, yaşlılara şefkat gösteriyor, çocuklara gülümsüyordu. Akşamları Leyla ile birlikte kitap okuyor, hayaller kuruyorlardı.
Bir gün Leyla, annesine:
“Anne, ben de büyüyünce hem insanlara yardım edeceğim hem de cesur olacağım. Senin gibi.”
Aylin gülümsedi. “Sen zaten cesursun canım. Unutma, iyilik her zaman kazanır.”

Bir cumartesi günü Deniz, Aylin ve Leyla’yı boğaz manzaralı bir restorana davet etti. Leyla heyecanlıydı; ilk defa böyle lüks bir yere geliyordu. Masada Deniz konuştu:
“Aylin Hanım, size bir teklif sunmak istiyorum. Şirketimizde topluma değer katan projeler için yeni bir departman kurduk. Sizi orada görmek isterim. Part-time çalışabilirsiniz, hem hemşirelik eğitiminize devam edersiniz hem de projelerimizde bize yardımcı olursunuz. Ne dersiniz?”
Aylin düşündü. Bu bir fırsattı; hem öğrenmek hem de topluma katkıda bulunmak. “Kabul ediyorum,” dedi. İkisi el sıkıştı. Yeni bir yolculuk başlıyordu.

Selin Kaya cezaevindeydi. Hayatı donmuştu. Bir gün psikolog ona Flober’in Madame Bovary’sini önerdi. Selin okudu, karakterlerin içsel boşluğunu, hırslarını, çaresizliğini gördü. Kendi hayatını sorguladı. “Ben de Emma gibiydim,” dedi içinden. “Dışarıdan mükemmel, içeriden çürümüş.”
Artık tek başına kalınca, geçmişini düşünmeye başladı. Paranın, gücün ne kadar anlamsız olduğunu, gerçek zenginliğin iç huzur ve sevgi olduğunu fark etti. Ama bu farkındalık çok geç gelmişti. 15 yıl boyunca bu gerçekle yaşamak zorundaydı.

İki yıl sonra…
İstanbul yine bahara girmişti. Deniz Bey tam olarak iyileşmişti. Şirket büyümüştü. Yeni projeler, sosyal sorumluluk çalışmaları, gençlere burslar, yaşlılara yardım… Kaya Teknoloji artık bir umut merkezi olmuştu.
Aylin klinikte çalışıyor, akşamları şirkette danışmanlık yapıyordu. Leyla on yaşındaydı. Hayalleri vardı, hedefleri vardı ve annesini örnek alıyordu.

Bir akşam Deniz ve Aylin, İstanbul’un ışıkları altında çatı terasında oturdular.
“Biliyor musunuz Aylin Hanım?” dedi Deniz. “Siz benim hayatımı kurtardınız ama daha önemlisi bana hayatın ne olduğunu hatırlattınız. 10 yıl boyunca ben yaşamıyordum, sadece var oluyordum. Ama şimdi yaşıyorum, her günü, her anı ve bunun için size minnettarım.”
Aylin gülümsedi. “Deniz Bey, ben sadece dikkatli biriydim. Doğru zamanda, doğru yerde. Ama gerçek kahraman sizsiniz. Çünkü siz hayata geri döndünüz.”

İşte hayat böyleydi. Flober’in yazdığı gibi; basit ama derin. Bazen bir temizlikçi bir milyoneri kurtarır. Bazen küçük bir dikkat büyük bir felaketi önler. Bazen adalet yerini bulur, bazen bulmaz. Ama önemli olan ne? Devam etmek, yaşamak, umut etmek…

Deniz Bey 10 yıl kaybetmişti ama hayatını geri kazanmıştı. Aylin yoksulluktan gelmiş ama geleceği parlaktı. Leyla küçük bir kızdı ama büyük hayalleri vardı.

Peki siz bu hikayeden ne öğrendiniz? İyi işlerin her zaman ödüllendirildiğine inanıyor musunuz? Hangi şehirden izlediniz bu hikayeyi? Yorumlarda bize yazın.
Ve eğer bu hikaye size umut verdiyse dostlarınızla paylaşın. Çünkü bu dünyada umuda hepimizin ihtiyacı var.

Bir sonraki hikayede görüşmek üzere…
Güneş battı. İstanbul karanlığa büründü ama ışıklar yandı. Milyonlarca ışık, milyonlarca insan, milyonlarca hikaye ve her birinde bir ders vardı. Deniz Bey ve Aylin şehre baktılar sessizlik içinde. Ama bu sessizlik huzurluydu. Çünkü artık gerçek özgürlüğün ne olduğunu biliyorlardı.
Sağlık, dürüstlük, sevgi… Para değil, güç değil. Bunlar gelip geçiciydi ama karakter sonsuza kadar kalırdı.
Gerçek zenginlik bankadaki para değildir. Gerçek zenginlik sabahları umutla uyanmak, akşamları huzurla uyumaktır. Ve belki de en önemlisi, aynaya baktığında kendinden utanmamaktır.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News