“Oğlanı alabilir miyiz baba?” — Çiftçi, kadının boş bakışlarını görünce donakaldı.

“Oğlanı alabilir miyiz baba?” — Çiftçi, kadının boş bakışlarını görünce donakaldı.

Karlı Dağların Vicdanı: Lucas’ın Yeni Yuvası

1. Bölüm: Pazar Yerindeki Sessiz Çığlık

1892 kışı, Loma de Los Pinos köyüne kemikleri sızlatan bir sertlikle gelmişti. Kar, sokakları yoğun ve beyaz bir örtüyle kaplamış; rüzgar, çatılardaki ahşapların arasından doğanın affetmeyeceğini fısıldar gibi uğuldayarak esiyordu. Ancak soğuğa rağmen pazar yeri hayat doluydu. Aralık ayının ilk cumartesi günüydü ve satıcılar, kalın kumaşlardan demir aletlere, taze ekmeklerden kürlenmiş peynirlere kadar her şeyi tezgahlarına dizmişti.

Mateo, dağdaki kulübesinden tek bir amaçla inmişti: Kışı geçirmek için gerekli malzemeleri almak. Yanında yedi yaşındaki kızı Clara yürüyordu. Clara, kendisine biraz büyük gelen yün bir paltoya sarılmıştı. Küçük kız, babasının elini sımsıkı tutuyor; tüccarların sesleri ve çocuk kahkahaları arasındaki kalabalığı meraklı gözlerle izliyordu.

Mateo az konuşan, geniş omuzlu ve elleri çalışmaktan nasır tutmuş bir adamdı. Karısını üç yıl önce kaybettikten sonra içindeki bir şeyler sönmüştü. Zalim bir adam değildi ama mesafeliydi; sanki ruhunun bir parçası eşiyle birlikte gitmiş, geriye sadece eski halinin kabuğu kalmıştı. Clara dünyadaki tek çapası, her sabah uyanması için tek sebebiydi.

Tam o sırada Clara durdu. “Baba, bak!” dedi. Mateo kızının baktığı yöne döndüğünde olduğu yerde donup kaldı. Karanlık bir ara sokağın gölgesinde, terk edilmiş bir arabanın yanında bir çocuk vardı. Yaklaşık sekiz yaşlarındaydı. Ayakları çıplaktı, şişmişti ve donmuş çamurla kaplıydı. Üzerindeki yırtık pırtık ceket gövdesini zar zor örtüyordu.

Çocuk ağlamıyordu. Yardım istemiyordu. Hiçbir şey söylemiyordu. Sadece… oradaydı. Gözleri boştu, sanki hayata çoktan veda etmiş gibi bakıyordu.

Clara babasının elini bıraktı. “Baba, titriyor. Onu yanımıza alabilir miyiz?”

Mateo bu sorunun masumiyeti karşısında şaşırdı. Clara için bu çocuk, çarşıdaki bebeklerden veya ekmeklerden farksızdı; yeterli paran varsa eve götürebileceğin bir can. “İnsanlar satın alınmaz Clara,” dedi Mateo hırıltılı bir sesle. “Peki, ona yardım edebilir miyiz?”

Mateo çocuğa baktı. İçinde uzun zamandır uykuda olan bir şeyler kıpırdadı. Küçükken kurtaramadığı küçük kardeşini hatırladı. Kimsesiz ve küçük olmanın ne demek olduğunu hatırladı. Hiç düşünmeden üzerindeki paltoyu çıkarıp çocuğun titreyen bedenine sardı ve onu kucağına aldı. Çocuk, kuru bir dal demeti kadar hafifti.

“Eve gidiyoruz Clara,” dedi Mateo arkasına bakmadan. Bir şey ona hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyordu.

2. Bölüm: Kulübedeki İlk Ateş

Dağ yolundaki yürüyüş uzun ve sessizdi. Kulübeye vardıklarında güneş karlı zirvelerin ardında batıyordu. Mateo kapıyı omzuyla itip içeri girdi. Şöminedeki ateş çıtırdayarak odayı turuncu bir parıltıyla aydınlatıyordu. Mateo çocuğu dikkatlice ateşin yanındaki bir sandalyeye oturttu.

“Burada güvendesin,” dedi alçak sesle. “Kimse sana zarar vermeyecek.”

Çocuk cevap vermedi. Bakışlarını yerden ayırmıyor, Mateo’nun paltosunun altında titremeye devam ediyordu. Clara yavaşça yaklaştı ve bez bebeğini ona uzattı: “Al, sana arkadaşlık eder.”

Çocuk ilk kez başını kaldırdı. Derin ve karanlık gözleri Clara’nınkilerle buluştu. Bir şaşkınlık parıltısı geçti ama bebeği almadı. Mateo mutfağa gidip sıcak bir çorba getirdi. Çocuk önce yemeğe inanmıyormuş gibi baktı, sonra büyük bir umutsuzlukla yemeye başladı. Nefes almadan, sanki birisi elinden alacakmış gibi yiyordu.

Mateo sessizce izledi. Bu sadece mide açlığı değildi; bu ruhun açlığıydı. Yıllarca süren sevgisizliğin, kimsesizliğin açlığıydı. Tabak boşaldığında çocuk başını eğdi. Sesi o kadar kısıktı ki fısıltı gibiydi: “Adım Lucas.”

“Memnun oldum Lucas. Ben Mateo, bu da Clara.”

“Nereden geliyorsun?” diye sordu Mateo nazikçe. Lucas gözlerini yumdu ve “Kuzey Kampı” dedi. Mateo bu ismi biliyordu. Orası, yetimlerin birer eşya gibi çalıştırıldığı, dayak ve açlığın hüküm sürdüğü karanlık bir yerdi.

“Kaçtın mı?” Lucas başıyla onayladı. “Daha fazla dayanamadım. Güneş doğuşundan batışına kadar çalıştırıyorlardı. Hastalanırsan seni bodrumda tek başına bırakıyorlardı. Bazı çocuklar… bazı çocuklar bir daha hiç uyanmıyordu.”

Clara bir şey söylemeden Lucas’ın elini tuttu. Lucas şaşkınlıkla ona baktı ve yanağından bir damla yaş süzüldü. Mateo o an kararını vermişti. Bir hata yapmış olabilirlerdi ama bu çocuk artık onun sorumluluğundaydı.

3. Bölüm: Güvenin İnşası

Lucas ile geçen ilk haftalar ince bir buzun üzerinde yürümek gibiydi. Çocuk kulübede aşırı bir temkinle hareket ediyordu; sanki her an bu rüya sona erecekmiş gibi. Mateo sesini biraz yükseltse, Lucas bir darbe gelecekmiş gibi büzülüyordu.

Ancak Clara, aradaki köprü oldu. Ona derede taşlarla oynamayı, ormandaki hayvanları, uyku öncesi hikayeleri öğretti. Lucas yavaş yavaş gülümsemeye başladı. Mateo her sabah Lucas’ın kendisine küçük bir baş selamı vermesiyle ilerleme kaydettiklerini hissediyordu.

Ocak ayının bir öğleden sonrası, Mateo odun keserken üç atlının yaklaştığını gördü. Gelenler Vargas ve adamlarıydı. Vargas, Kuzey Kampı’nın sorumlusu, sert bakışlı ve elinde kırbaç taşıyan zalim bir adamdı.

“Mateo Vega!” diye seslendi Vargas atından inmeden. “Pazar yerinden aldığın o çocuk benim malım. Devlet tarafından imzalanmış kağıtlarım var. O çocuğu bana hemen geri ver.”

Mateo sessiz kaldı ama kanının donduğunu hissetti. Kulübenin içinden Lucas’ın korkuyla titrediğini hissedebiliyordu. “Burada size ait bir şey yok,” dedi Mateo sakin ama sarsılmaz bir sesle.

“O çocuk bir suçlu,” dedi Vargas. “Yemek çaldı ve kaçtı. Onu geri alacağım.”

Mateo, mülkünün sınırına yürüdü ve botunun ucuyla karda bir çizgi çekti: “Bu benim sınırım. Ben ayakta olduğum sürece kimse bu çizgiyi geçip o çocuğu götüremez.”

Vargas hırsla güldü: “Pekala. Ama bu burada bitmedi. Kanunla geri döneceğim.” Atlılar uzaklaşırken Mateo bir savaşın başladığını biliyordu.

4. Bölüm: Buz ve Ateş

Haftalar geçti, kış dağlara bir inatla tutundu. Şubat ayının güneşli bir sabahında Clara ve Lucas dışarıda oynarken, Lucas donmuş derenin üzerine çıktı. Mateo pencereden bağırdı ama çok geçti. Buz büyük bir çatırtıyla kırıldı ve Lucas buz gibi sulara gömüldü.

Mateo hiç düşünmeden dışarı fırladı. Buzun üzerinde sürünerek ilerledi ve Lucas’ı tam batmak üzereyken bileğinden yakaladı. Onu kıyıya çekip kulübeye taşıdı. Lucas’ı ateşin yanına yatırdı, ıslak giysilerini çıkardı ve onu battaniyelere sardı.

Lucas öksürerek uyandığında gözlerinde büyük bir panik vardı. “Özür dilerim!” diye hıçkırdı. “Lütfen bana vurma, sorun çıkarmak istememiştim.”

Mateo’nun içinden bir parçanın koptuğunu hissetti. Diz çöktü ve çocuğun omuzlarını tuttu: “Sana asla vurmayacağım Lucas. Bu bir kazaydı. Önemli olan senin iyi olman.”

Lucas buna inanamıyordu. Kuzey Kampı’nda bu tür bir hata günlerce açlık ve dayak demekti. Mateo ona sarıldı ve o an ikisi de şunu anladı: Aralarındaki bağ artık kan bağından daha güçlüydü. Mateo için Lucas artık pazardan aldığı bir yetim değil, öz oğluydu.

5. Bölüm: Adalet İçin Mücadele

Bahar geldiğinde, köyün komiseri Agustín kötü haberle geldi. Vargas mahkemeye başvurmuştu ve haziran ayında bir duruşma olacaktı. Eğer Mateo Lucas’ı iyi büyütebileceğini kanıtlayamazsa çocuk geri alınacaktı.

Mateo hemen harekete geçti. Köyün doktorundan Lucas’ın sağlığına dair rapor aldı, rahipten referans istedi ve komşularından şahitlik sözü aldı. Ama en büyük zorluk Lucas’ın kendisiydi. Çocuğun mahkemede yaşadığı dehşeti anlatması gerekiyordu.

Haziran ayı geldiğinde, Roca Grande kasabasındaki mahkeme salonu kalabalıktı. Vargas, şık kıyafetleri ve yasal belgeleriyle kendinden emindi. Mateo ise basit bir ranchero kıyafeti ve nasırlı elleriyle oradaydı.

Vargas söz aldığında Lucas’ı bir “mülk” ve “suçlu” olarak tanımladı. Sıra Mateo’ya geldiğinde ise Mateo sadece Lucas’ın gözlerine baktı ve şöyle dedi: “Ben hukukçu değilim. Ama bu çocuğun gözlerindeki boşluğu pazar yerinde gördüm. Şimdi o gözlerde hayat var. Bir devlet kağıdı, bir çocuğun ruhundan daha değerli olamaz.”

Sonra Lucas tanık sandalyesine oturdu. Titreyen bir sesle Kuzey Kampı’ndaki bodrumları, açlığı ve ölen arkadaşlarını anlattı. Salondaki sessizlik bozulmuştu; insanların gözlerinde yaşlar belirdi.

Hakim kararını verdiğinde, Kuzey Kampı’nın lisansının iptal edildiğini ve Lucas’ın velayetinin Mateo Vega’ya verildiğini açıkladı. Vargas salondan öfkeyle çıkarken, Lucas Mateo’nun boynuna atıldı.

6. Bölüm: Yeni Bir Dünya

Yıllar sonra, Mateo’nun çiftliği bölgenin en huzurlu yerlerinden biri haline gelmişti. Lucas sadece bir çiftçi değil, bölgedeki yetimler için bir okul kuran saygın bir genç adam olmuştu. Clara ve Lucas’ın kardeşlik bağı herkes tarafından örnek gösteriliyordu.

Mateo yaşlandığında, bir kış akşamı şöminenin başında otururken Lucas yanına geldi. “O gün pazar yerinde neden beni seçtin baba?” diye sordu.

Mateo gülümsedi ve elini oğlunun omzuna koydu: “Ben seni seçmedim Lucas. Kalbim seni tanıdı. Bazı insanlar birbirlerini kurtarmak için yaratılırlar. Sen beni kurtardın, ben de seni.”

Karlı dağların rüzgarı kulübenin etrafında yine uğulduyordu ama bu kez o ses, doğanın bir uyarısı değil, huzurlu bir evin şarkısı gibi geliyordu. Vicdan, bir çizgi gibi karda çekilmişti ve o çizgiyi hiçbir güç geçememişti.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News