Oğul, annesini eski bir evde terk etti… annesinin bir milyoner olacağından habersizdi.

Emanet Topraklar
1. Bölüm: Tozlu Yollar ve Eski Bavullar
Guadalupe, son gömleği de katlayıp eski bavula yerleştirdiğinde elleri titriyordu. Bu eller, başkalarının çamaşırlarını yıkamaktan nasır tutmuş, sabun köpükleri ve soğuk sularla çatlamıştı. Yılların yorgunluğunu taşıyan parmaklarını kumaşın üzerinde gezdirdi, sanki bu basit pamuklu kumaşla vedalaşıyordu. Bavulun fermuarını çekerken, Ramiro’nun çocukluk fotoğrafının durduğu çerçeveye gözü takıldı. Bir an duraksadı, fotoğrafı aldı ve özenle kıyafetlerin arasına sakladı.
Mutfağa yürüdü; her yerin temiz olduğundan, ocağın kapalı olduğundan ve kap kacakların yerli yerinde durduğundan emin oldu. Dışarıdan gelen iki korna sesi sessizliği bıçak gibi kesti.
“Geliyorum oğlum,” dedi alçak sesle. Bavulunu aldı ve kapıya yöneldi.
Araba, kasabanın en ücra köşesindeki yıkık dökük bir evin önünde durdu. Çatısında delikler vardı, bahçedeki otlar diz boyuna ulaşmıştı ve yakınlarda hiçbir komşu görünmüyordu. Guadalupe pencereden dışarı bakarken yutkunamadı. “Burası mı oğlum?”
Ramiro motoru kapattı ama annesinin yüzüne bakmadı. “Burada daha iyi olacaksın anne. Burası daha sakin.”
Arabadan indi, bavulu ve içinde birkaç parça eşya olan plastik poşeti kapının önündeki toprağa bıraktı. Guadalupe yavaşça arabadan indi, önce eve, sonra oğluna baktı.
“Ramiro, benimle içeri girmeyecek misin?”
Ramiro saatine baktı, huzursuzdu. “Gelemem. Mariana ile bir sözüm var.”
“Sadece bir dakika kalsaydın… Birazcık.”
“Anne, burada iyi olacaksın işte.”
Guadalupe oğlunun koluna dokunmak istedi ama Ramiro geri çekildi. Arabanın kapısını açtı. “Seni sonra ararım.”
Motor çalıştı. Toprak yolda toz bulutu bırakarak uzaklaştı. Guadalupe, o toz bulutu havada asılı kalıp yavaşça yere inene kadar orada durdu. Elinde eski bir bavul, bir plastik poşet ve terk edilmişlik kokan bir evle yapayalnız kalmıştı.
2. Bölüm: Sarı Zarfın Gizemi
Guadalupe kapıyı itti. Menteşelerin gıcırtısı ıssız havada yankılandı. Bavulu içeri sürüklerken, bavulun eski derisi bir yere takıldı ve yırtıldı. Bavulun astarının içinden sararmış bir zarf yere düştü. Guadalupe şaşkınlıkla zarfı yerden aldı. Üzerinde tanımadığı harflerle mühürler vardı.
“Manuel’in şeyleri…” diye mırıldandı. Zarfı elbisesinin cebine koydu.
Ev nem kokuyordu. Köşelerde örümcek ağları sarkıyordu. Eski bir yatağın olduğu odaya girdi. Şiltenin üzerinde sarı lekeler vardı. Işık düğmesine bastı; hiçbir şey olmadı. Elektrik yoktu. Mutfağa gidip musluğu açtı; önce kahverengi bir su fışkırdı, sonra sadece damladı ve en sonunda tamamen kesildi.
Guadalupe, Ramiro’nun bıraktığı plastik poşeti açtı. İçinden çıkanları tek tek masaya dizdi: İki eski bluz, bir etek, bir paket bisküvi ve 50 pesoluk bir banknot. Hepsi buydu.
Yatağa oturdu, yaylar acıyla gıcırdadı. Gün ışığı çekilirken ev kararmaya başladı. Cebindeki sarı zarfı çıkarıp tekrar baktı. Okuması yazması kısıtlıydı, harfler ona bir şey söylemiyordu. Gözlerini kapattı ve otuz yıl öncesini hatırladı. Tek odalı bir evde, Ramiro henüz beş yaşındayken, şafak sökmeden uyanışını, diz çöküp elleri kanayana kadar başkalarının çamaşırlarını yıkayışını düşündü. Her kuruşu Ramiro’nun okul masrafları için, üniforması için bir kahve kutusunda biriktirmişti. Ona asla ne kadar zorlandığını söylememişti.
Şimdi ise karanlıkta, eski bavuluna sarılmış bir halde, bir damla gözyaşının yanağından süzülmesine izin verdi. Dışarıda rüzgar yüksek otları savuruyordu; içeride ise sadece ağır bir sessizlik vardı.
3. Bölüm: Şehirdeki Işıltılı Yalanlar
Şehirde, Ramiro lüks bir semtteki evine varmıştı. Bahçesi bakımlı, garajında iki arabası olan devasa bir ev. Mariana onu salonda bekliyordu; tırnakları mükemmel yapılmış, sarışın ve ince bir kadın.
“Anneni bıraktın mı?” diye sordu Mariana, bir dergiye göz atarken.
“Evet.”
“Nereye?”
“Kenar mahallede bir eve. Sakin bir yer Mariana, onun için daha iyi oldu.”
Mariana başıyla onayladı. “Güzel. Çocuklarımın o köylü etkisinde büyümesini istemiyordum zaten. Babam bizi yemeğe bekliyor, iş konuşacakmış.”
Mariana’nın babası Don Aurelio’nun evi, Ramiro’nunkinden iki kat daha büyüktü. Mermer zeminler, altın varaklı saatler… Yemek masası pahalı şaraplar ve etlerle donatılmıştı. Don Aurelio yemeğini keserken konuştu:
“İşi büyütmeyi düşünüyorum Ramiro. Yan taraftaki araziyi satın almamız lazım. Eğer satışları bu çeyrekte artırırsan sana büyük bir prim vereceğim.”
“Bana güvenebilirsiniz efendim,” dedi Ramiro, kayınpederine yaranmaya çalışarak.
Mariana araya girdi: “Baba, çocuklar olduğunda daha büyük bir ev almayı düşünüyoruz.”
Don Aurelio gülümsedi ama gözleri sertti. “Önce Ramiro bu pozisyonu hak ettiğini kanıtlasın.”
Ramiro terini sildi. “Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.”
Mariana, Ramiro’nun elini masanın altından sıktı. Bu bir sevgi gösterisinden ziyade bir baskıydı. “Bu arada baba,” dedi Mariana, “Ramiro annesi meselesini çözdü. Onu şehir dışına yerleştirdik. Evde olması biraz rahatsız ediciydi.”
Don Aurelio sadece başını salladı. Kimse daha fazlasını sormadı. Guadalupe artık onlar için bir hayaletten ibaretti.
4. Bölüm: Bir Bardak Su ve Bir Dost Eli
Ertesi gün Guadalupe ağrıyan vücuduyla uyandı. Bisküvi paketinden üç tane yedi; bitmesin diye yavaş yavaş çiğnedi. Tozlu yoldan ana caddeye kadar yürüdü. Küçük bir dükkana girdi.
“Günaydın evladım. Bana biraz pirinç ve fasulye verir misin? Param olduğunda öderim.”
Tezgâhın arkasındaki adam ona küçümseyerek baktı. “Sizi tanımıyorum hanımefendi. Burada veresiye yok.”
“Çalışabilirim. Çamaşır yıkarım, ütü yaparım…”
“İhtiyacım yok.”
Guadalupe boynunu büküp çıktı. Bir ankesörlü telefon buldu, cebindeki son bozukluklarla Ramiro’yu aradı. Telefon çaldı, çaldı… “Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor.”
Telefonun başında öylece dururken, Carmen adında bir kadın yanına yaklaştı. Elinde pazar çantası olan, beyaz saçlı, güler yüzlü bir kadındı bu. “İyi misiniz hanımefendi?”
Guadalupe ona baktı. “Sadece… Bekliyorum.”
“Siz Hernándezlerin eski evine taşınan kadınsınız, değil mi?”
“Evet, adım Guadalupe.”
“Ben Carmen. Çayın ötesinde yaşıyorum. Gel benimle, ocağımda taze fasulye var.”
Carmen’in evi küçüktü ama tertemizdi. Guadalupe o yemeği yerken her lokmanın bir kurtuluş olduğunu hissetti. Carmen, Guadalupe’nin cebinden sarkan sarı zarfı fark etti.
“Bu nedir?”
“Bilmem, rahmetli kocamdan kalma şeyler. Okuyamadım.”
Carmen zarfa baktı. “Önemli bir şeye benziyor. Kasabada Avukat Mendez var, o bu işlerden anlar. Ona göstermelisin.”
5. Bölüm: Avukatın Odasındaki Şok
Guadalupe, Carmen’in ısrarıyla Avukat Mendez’in küçük ofisine gitti. Mendez, kalın camlı gözlükleri olan, kağıtlar arasında kaybolmuş yaşlıca bir adamdı.
“Buyurun hanımefendi, size nasıl yardımcı olabilirim?”
Guadalupe sarı zarfı masaya bıraktı. “Bilmiyorum, sadece buna sahibim.”
Mendez zarfı açtı, kağıtları inceledi. Bir an duraksadı, gözlüklerini düzeltti ve tekrar okudu. Yüzü ciddileşti. “Hanımefendi, bunun ne olduğunu biliyor musunuz?”
“Hayır. Kocam Manuel saklamıştı. Hiç anlatmadı.”
Mendez derin bir nefes aldı. “Bu bir arazi tapusu Guadalupe Hanım. Ama sıradan bir arazi değil. Şehrin şu anki endüstriyel bölgesinin tam kalbinde bir yer.”
Guadalupe anlamadı. “Manuel hep bir arazisi olduğunu söylerdi ama biz hep fakirdik.”
Mendez gözlüklerini çıkarıp kadının gözlerinin içine baktı. “Bu tapu, şu an Don Aurelio Medina’nın deposunun ve fabrikasının kurulu olduğu arazinin asıl sahibi olduğunuzu kanıtlıyor. Kayıtlarda bir usulsüzlük yapılmış ama asıl belge burada. Bu arazi milyonlarca peso değerinde!”
Guadalupe donup kaldı. “Yani… Don Aurelio’nun fabrikası benim toprağım üzerine mi kurulu?”
“Evet,” dedi Mendez. “Ve yasal olarak hiçbir izin alınmamış. Eğer bu dava açılırsa, o fabrikayı bile yıktırabilirsiniz.”
6. Bölüm: Maskelerin Düşüşü
Şehirde Don Aurelio’nun ofisinde fırtınalar kopuyordu. Şirket avukatı içeri girip durumu anlattığında Aurelio’nun yüzü kireç gibi oldu.
“Ne demek tapu bizde değil? O araziyi yıllar önce aldığımızı sanıyorduk!”
“Efendim, asıl sahibinin bir imzası eksikmiş. Manuel Ortega adında bir adam… Ve şimdi karısı Guadalupe Ortega ortaya çıkmış.”
Aurelio isme takıldı. “Ortega mı? Ramiro’nun soyadı…”
Ramiro’yu derhal ofisine çağırdı. Ramiro içeri girdiğinde kayınpederinin öfkesinden titrediğini gördü.
“Ramiro, bana annenin hiçbir şeyi olmadığını söylemiştin!”
“Efendim, gerçekten yoktur. O fakir bir kadındır.”
Aurelio masaya bir dosya fırlattı. “Annen, üzerine imparatorluğumu kurduğum arazinin yasal sahibi! Ve sen onu bir çöp gibi kenara attın. Şimdi git ve o kağıtları al. Yoksa sadece işinden değil, bu aileden de kovulursun!”
Ramiro şaşkınlık ve korku içinde arabasına bindi. Mariana ona tiksinerek bakıyordu. “Hepsini mahvettin Ramiro. Eğer o kağıtları getirmezsen seninle işim biter.”
7. Bölüm: Geç Kalınmış Pişmanlık
Ramiro, annesinin kaldığı eve vardığında akşam oluyordu. Guadalupe bahçede elleriyle toprağı kazıyor, ektiği birkaç sebzeyi suluyordu.
“Anne!”
Guadalupe yavaşça doğruldu. Oğluna baktı ama gülümsemedi. “Ramiro, ne sürpriz.”
“Anne, duydum ki babamdan kalan bazı kağıtlar varmış. Onları bana vermen lazım. Şirkette bir sorun çıktı.”
Guadalupe elindeki plastik kabı yere bıraktı. “O kağıtlar Don Aurelio için mi önemli, yoksa senin için mi?”
“Anne, anlamıyorsun! Eğer o kağıtları vermezsen her şeyimi kaybedeceğim. İşimi, evimi, Mariana’yı…”
Guadalupe oğluna doğru bir adım attı. “Peki ya ben ne kaybettim Ramiro? Beni buraya eski bir mobilya gibi bıraktın. Susuz, elektriksiz, 50 pesoyla… Otuz yıl boyunca senin için başkalarının kirini yıkadım. Ellerim kanayana kadar çalıştım ki sen okuyasın. Bir gün bile teşekkür etmedin.”
“Anne, özür dilerim, hataydı…”
“Hata değildi Ramiro, tercihti. Sen beni değil, lüksü tercih ettin. Şimdi git buradan. O kağıtlar kocamdan bana emanet ve onları kimseye vermeyeceğim.”
Ramiro ne kadar yalvarsa da Guadalupe kapıyı yüzüne kapattı.
8. Bölüm: Adaletin Sesi
Ertesi gün Mariana, Ramiro’yu terk etti. Don Aurelio onu kapının önüne koydu. Ramiro bir hafta içinde her şeyini kaybetti; işini, karısını, arabasını ve saygınlığını.
Guadalupe ise Avukat Mendez ile birlikte Don Aurelio’nun karşısına dikildi. Aurelio pazarlık teklif etti, araziyi satın almak için devasa bir meblağ sundu.
Guadalupe paraya baktı, sonra Aurelio’ya. “Arazinin yarısını size satacağım,” dedi Guadalupe. “Ama diğer yarısını kasabadaki evsizler için bir barınak yapılması şartıyla bağışlayacağım. Ve kocamın adını o barınağa vereceksiniz.”
Aurelio başka çaresi olmadığı için kabul etti. Guadalupe artık çok zengindi ama hayatını değiştirmedi. Kasabadaki eski evi tamir ettirdi, yanına Carmen için de bir oda ekletti.
Bir akşam, Ramiro kapısında belirdi. Sırtında bir çanta, gözleri şişmiş, perişan bir haldeydi. “Anne… Gidecek hiçbir yerim kalmadı.”
Guadalupe uzun süre oğluna baktı. “Benim de gidecek yerim yoktu Ramiro, ama sen beni buraya bıraktın.”
Ramiro ağlayarak diz çöktü. “Biliyorum, hiçbir şeyi hak etmiyorum.”
Guadalupe bir an durdu, sonra kapıyı biraz daha araladı. “Arkada eski bir şilte var. Bu gece orada kalabilirsin. Ama yarın kendi yolunu çizmek zorundasın. Artık senin için çamaşır yıkamayacağım Ramiro. Kendi hayatını kendin temizleyeceksin.”
9. Bölüm: Yeni Bir Şafak
Aylar sonra Guadalupe verandasındaki sandalyesine oturmuş, gün batımını izliyordu. Hava toprak ve huzur kokuyordu. Yanında Carmen vardı, içerde ise Ramiro bahçeyi temizliyordu. Ramiro artık kibirli bir yönetici değildi; elleri toprakla kirlenmişti ama ruhu yavaş yavaş temizleniyordu.
Guadalupe sarı zarfı eline aldı. Artık o zarf bir gizem değildi; Manuel’in ona olan sadakatinin ve Tanrı’nın adaletinin bir simgesiydi. Hayat, Ramiro’dan döktüğü her gözyaşının bedelini almıştı. Guadalupe ise hiçbir şey yapmamış, sadece hayatta kalmış ve onurunu korumuştu.
Güneş tepelerin ardında kaybolurken Guadalupe gülümsedi. Artık kimsesiz değildi; artık emanet toprakların kraliçesiydi.