Onu soğuktan titrerken buldu… Ama fısıldadığı şey her şeyi değiştirdi.

Kışın Kalbindeki Yuva
1. Bölüm: Beyaz Ölümün Kıyısında
Vadiyi bir bıçak gibi kesen rüzgar, karla kaplı ovaların üzerinde uğuldayarak esiyordu. Bu, adımları yutan ve asla bitmeyeceğine dair söz veren o korkunç sessizliğin habercisiydi. Yolun ortasında, ince paltosuna sarılmış, her adımda buz tutmuş toprağa gömülen bir kadın sendeleyerek ilerliyordu. Adı Anna Vale idi. Bir zamanlar mum ışığında ilahiler söyleyen bir dükkan sahibinin kızıydı. Ancak dünya, insanın huzurunun ne kadar kırılgan olduğunu öğretmekte acımasızdı. Bir yangın dükkanlarını, bir hastalık babasını, borçlar ise geri kalan her şeyini almıştı. Kendisine sığınak teklif eden adamın bedeli ağırlaşınca, Anna vahşi doğaya, dondurucu soğuğa kaçmıştı.
Güneş batarken nefesi havada küçük beyaz bulutlar oluşturuyordu. Dizleri bir kez, sonra bir kez daha titredi. Kar altındaki bir kütüğe yaslandı. “Biraz daha,” diye fısıldadı, kendiyle mi yoksa Tanrı’yla mı konuştuğunu bilmeden. Tam o sırada, uzakta sallanan zayıf bir ışık gördü.
Karanlığın içinden geniş omuzlu, koyu renk paltolu bir adam belirdi. Yanında bir at hafifçe kişniyordu.
“Hanımefendi,” dedi adam. Sesi rüzgara rağmen derin ve huzurlu geliyordu. “Kaybolmuş gibisiniz.”
Anna cevap vermek istedi ama dudakları kelimeleri oluşturamayacak kadar titriyordu. Adam yaklaşıp fenerini kaldırdı. Gözlerinde şüphe ya da acıma yoktu, sadece sakin bir endişe vardı. “Yarı donmuşsunuz,” diye mırıldandı. “Gelin. Evim tepenin hemen arkasında.”
2. Bölüm: Reid McCallister ve Geçmişin Gölgeleri
Küçük çiftlik evine ulaştıklarında alacakaranlık geceye dönmüştü. Bacasından duman tüten tek katlı bir kulübe, karın ortasında güvenli bir liman gibi duruyordu. Adam, Anna’yı içeri buyur etti. Odada yanan ateşin altın parıltısı, el yapımı mobilyalar ve ocakta fokurdayan bir tencere… Her şey sade ama hayat doluydu.
Adam feneri masaya koyup şapkasını çıkardı. “Adım Reid McCallister,” dedi ellerini ateşte ısıtırken. “Sıcak bir şeylere ihtiyacınız var.”
Reid, bir tabak yahni uzattı. Anna ilk lokmayı aldığında gözleri yaşlarla doldu. Günlerdir yediği ilk sıcak yemekti bu. Reid, şömineye yaslanmış onu izliyordu. Gözleri kış nehri gibi gri ve durgundu.
“Nereden geliyorsunuz?” diye sordu.
“Çok uzaklardan,” diye fısıldadı Anna. “Gidecek yerim yoktu.”
Reid başıyla onayladı. “Bu gece burada kalabilirsiniz. Fırtına kötüleşecek.”
Anna şüpheyle sordu: “Neden bana yardım ediyorsunuz? Beni tanımıyorsunuz bile.”
Reid’in bakışları yumuşadı. “Hanımefendi, soğuğun ve açlığın insana neler yapabileceğini biliyorum. İki yıl önce bir kış gecesi karımı kaybettim. O zamandan beri, birinin aynı acıyı çekmesini engelleyebilirsem, bunu yapmaya çalışıyorum.”
Kulübeyi sessizlik kapladı. Bu ağır bir sessizlik değil, huzurlu bir sükunetti. Reid yeni bir kütük atarken, Anna ısının damarlarına geri döndüğünü hissetti.
3. Bölüm: Soğuğa Karşı Bir Anlaşma
Ertesi sabah buz tutmuş pencereden sızan güneş ışığıyla uyandı Anna. Reid ocağın başında kahve koyuyordu. “Günaydın,” dedi. “Masada ekmek ve bal var.”
Kahvaltıdan sonra Reid ona bir teklifte bulundu. “Nereye gideceksiniz?”
“Bilmiyorum. Belki Dry Creek’e gidip iş ararım.”
Reid fincanını bıraktı. “Burada da iş var. Kulübenin tamire, atların bakıma ihtiyacı var. İsterseniz size ödeme yapabilirim.”
Anna şaşırmıştı. “Beni işe mi alacaksınız?”
Reid hafifçe gülümsedi. “Cesur birine benziyorsunuz. Bu, buralarda gördüğüm çoğu yardımdan daha değerlidir.”
“İşe ihtiyacım var,” dedi Anna alçak sesle. “Ama sadaka istemiyorum.”
“Ben de teklif etmiyorum,” dedi Reid sakince. “Sadece emek karşılığı adil bir iş.”
Bakışları kesişti. Anna’nın güvensizliğine karşı Reid’in sarsılmaz duruşu vardı. Ve o an Reid, sıradan bir gerçekmiş gibi o sözleri söyledi:
“Benim sevgiye ihtiyacım var Anna. Sizin ise sığınağa.”
Anna donup kaldı. Kalbi hızla çarparken Reid yumuşak bir gülümsemeyle ekledi: “Korkmayın Bayan Vale. Bu gece ikisini de talep etmiyorum. Sadece ikimizin de çok uzun zamandır soğukta yürüdüğünü söylüyorum.”
4. Bölüm: Sessiz Filizlenen Bağlar
Günler geçtikçe dünya nefesini tutmuş gibi bir sessizliğe büründü. Reid McCallister, az konuşan bir adamdı ama omuzlarında birçok kışın yükünü taşıyordu. Anna onu izlerken, Reid’in her hareketinin sabırla ve acıyla yoğrulduğunu fark etti.
Birlikte çiftliği düzene soktular. Reid ona atlara bakmayı, onları fırçalamayı ve sakin kalmayı öğretti. “Sakin kalırsan sana güvenirler,” derdi. “Ama korku gösterirsen seni test ederler.”
Bir öğleden sonra Anna buzda kayınca Reid onu düşmeden yakaladı. Bakışları bir an gereğinden fazla uzun sürdü. Anna kızararak geri çekildi. Reid’in kalbi de aynı hızla atıyordu ama hiçbir şey söylemediler. O an henüz aşk değildi, güven de değildi; ama her ikisinin de yankısıydı.
Akşam fırtına tekrar patlak verdiğinde kulübe küçük ama güvenli bir sığınaktı. Reid, yıpranmış kenarlı eski bir İncil okuyordu. Dağlarda gök gürleyince Anna irkildi.
“İyi misin?” diye sordu Reid.
“Çocukken fırtınalardan korkardım. Babam bir mum yakar ve bunun bizi koruyan Tanrı’nın ışığı olduğunu söylerdi. O ölünce, o ışığın beni bulabileceğine dair inancımı kaybettim.”
Reid kitabı usulca kapattı. “Belki de ışık sönmedi Anna. Belki sadece sen bakmayı bıraktın.”
5. Bölüm: İki Kırık Ruhun Dansı
Fırtınadan sonraki gün Reid, karısını gömdüğü tepeyi gösterdi Anna’ya. “Geçmiş, geleceği öldürmesine izin vermemeye çalıştığımız bir şeydir sadece,” dedi.
Anna’ya dönüp devam etti: “Burada istediğin kadar kalabilirsin. Bana hikayeni borçlu değilsin, ama izin verirsen bir sonrakini yazmana yardım etmek isterim.”
Karlar güneş altında parıldarken Anna’nın göğsünde küçük ama güçlü bir alev yandı. Artık her sabah korkularıyla değil, hayatın mırıltısıyla uyanıyordu: Reid’in ahşap zemindeki bot sesleri, atların kişnemesi ve taze kahve kokusu.
Bir akşam yemeğinde Reid sordu: “Anna, seni bulduğum o gece nereye gidiyordun?”
Anna çatalını bıraktı. “Aslında hiçbir yere. Babam baharda öldü. Çiftlik elden gitti. Kasabada iş bulurum sandım ama fırtına beni buldu.”
“Kimse seni aramaya gelmedi mi?”
“Kimse gelmez.”
Reid’in içinden bir şeyler koptu. “Artık yalnız değilsin,” dedi şefkatle.
“Beni tanımıyorsun bile Reid.”
“Tanımama gerek yok. Kim olduğunu görebiliyorum.”
6. Bölüm: Baharın Müjdesi ve Nihai Karar
Karların erimeye başladığı gün Reid pencerenin önünde durdu. “Yollar yakında açılacak Anna.”
Anna’nın kalbi sıkıştı. “O halde… yakında gitmem gerekecek.”
Reid yavaşça ona döndü. “Eğer istediğin buysa.”
“Bilmiyorum,” diye fısıldadı Anna. “Hayatım boyunca soğuktan, açlıktan ve beni sevmeyen insanlardan kaçtım. Ama burada…” Kulübeye baktı. “Burada daha önce hiç sahip olmadığım bir şeyi hissediyorum.”
Reid derin bir nefes aldı. “Buranın yeniden yaşadığını hissettirdin. Karım öldükten sonra kimseyi yaklaştırmayacağıma yemin etmiştim. Ama o gece donmuş ve korkmuş halde kapımda belirdiğinde, içimde sobadan daha fazlası yandı.”
Anna’nın gözleri yaşlarla doldu. Reid ona doğru bir adım attı ve elini uzatıp saçındaki bir bukleyle oynadı. Bu o kadar saygılı bir hareketti ki Anna’nın nefesi kesildi. “Artık kaçmana gerek yok Anna. Buradan da, benden de.”
“Ya kalırsam?”
“O zaman ömrümü asla pişman olmamanı sağlamaya adayacağım.”
Anna, yıllardır ördüğü duvarların yıkıldığını hissetti. Alınları birbirine değdiğinde, dışarıda çatılardan süzülen kar suları bir kalbin yeniden atışı gibi düzenli bir ritimle yere damlıyordu.
7. Bölüm: Çiçek Açan Umutlar
Bahar tüm görkemiyle geldi. Vadi, karın bittiği yerlerde kır çiçekleriyle doldu. Reid çitleri onarıyor, Anna ise kulübenin arkasındaki bahçeye tohumlar ekiyordu. Eskiden taş gibi sert duran Reid’in yüzünde artık bir huzur ışığı vardı.
Bir sabah Anna pencereden dışarı bakarken Reid içeri girdi.
“Reid,” dedi Anna alçak sesle. “Sanırım sığınağımı buldum.”
Reid gülümsedi. “Ben de kalbimi buldum.” Elini uzattı; parmakları nihayet toprağını bulmuş kökler gibi birbirine geçti.
Reid eğildi, sesi bir fısıltıydı: “O gece sana ne dediğimi hatırlıyor musun?”
Anna başıyla onayladı: “Senin sevgiye ihtiyacın vardı, benimse sığınağa.”
Reid usulca gülümsedi. “Görünüşe göre benim de bir sığınağa ihtiyacım varmış… Sadece onun ‘sen’ olduğunu bilmiyordum.”
Anna’nın gözleri sevinç yaşlarıyla doldu. “Ben de aşkın eve dönmek gibi hissettirdiğini bilmiyordum.”
Ateş çıtırdarken, çam kokulu odada Anna Vale sonunda kendini tam hissetti. Dağ rüzgarı onların gülüşlerini vadilere, yeniden akan nehirlere taşıdı. Aşk, soğuğun ortasında yolunu bulmuş ve kalıcı olmak için gelmişti.
Böylece, rüzgar ve kar arasındaki o yalnız kulübede, iki kırık ruh birbirinin sıcaklığında iyileşti.