“Seninle evleneceğim!” dedi çocuk. Kadın güldü ve 15 yıl sonra tekrar karşılaştılar.

“Seninle evleneceğim!” dedi çocuk. Kadın güldü ve 15 yıl sonra tekrar karşılaştılar.

Beyoğlu’nda Unutulmaz Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 1: Demir Kapının Önünde Duran Zaman

Mart ayının son günleriydi. İstanbul’un Beyoğlu semtinde, tarihi bir konağın demir kapısının önünde hayat bir an için durmuş gibiydi. Bahar henüz tam yerleşmemişti ama havada umut kokusu vardı. Çiçek açan ağaçların kokusu, boğazdan gelen tuzlu rüzgar ve uzaktan gelen simit satıcısının çığlığı… Fakat o an, tüm bu sesler ve kokular kapının önünde duran iki insanın sessiz anına kıyasla önemsizdi.

Leyla, 23 yaşındaydı. Uzun, dalgalı kahverengi saçları omuzlarına dökülüyordu. Gözleri ela, dudakları hafif gülümseyerek kıvrılmıştı. Üzerinde beyaz, sade ama zarif bir elbise vardı. Üniversiteden dönüyordu. Kolunda mimarlık proje dosyaları taşıyordu. Ailesinin konağından çıkmış, sokağa adım atmıştı ki önünde beklenmedik bir manzara belirdi. 10 yaşlarında bir çocuk… Saçları dağınık, yüzü tozlu, ayakları çıplaktı. Gözlerinde açlık, yorgunluk ama aynı zamanda garip bir parlaklık vardı; sanki içinde söndürülmemiş bir ateş yanıyordu.

Çocuk Leyla’yı gördüğünde bir an dondu. Sonra yavaşça ona doğru yürüdü. Leyla ilk başta ürktü. İstanbul’da sokak çocukları vardı; bazıları dilenci, bazıları yan kesiciydi. Ama bu çocuğun gözlerinde hırsızlık değil hayranlık vardı.

— Abla, dedi çocuk, sesi kısık ama netti. Çok açım. Bana bir ekmek alır mısın?

Leyla bir an tereddüt etti. Babası hep “Sokak çocuklarına para verme, alışırlar,” derdi. Ama Leyla babasının sözlerinden çok kendi vicdanını dinlerdi. Çantasından cüzdanını çıkardı, birkaç lira uzattı. Çocuk paraya bakmadı. Leyla’nın yüzüne baktı.

— Sen melek misin? diye sordu.

Leyla gülümsedi.

— Hayır, sadece bir insanım. Ama melekler de insan gibi görünür, dedi çocuk.

— Ciddiyetle, teyze Fatma öyle söylerdi.

Leyla şaşırdı. Bu çocuk diğerlerinden farklıydı. Dilenci gibi yalvarmıyordu. Kibar konuşuyordu.

— Adın ne? diye sordu Leyla.

— Kaan, dedi çocuk. Sen Leyla.

Kaan ismi dudaklarında tekrarladı. Sanki bir dua gibi.

— Leyla güzel isim, sana yakışıyor.

Leyla bu kadar küçük bir çocuktan böyle kelimeler duymak onu şaşırtmıştı. Gülümseyerek sordu:

— Nereden geldin Kaan?

— Gaziantep’ten. Ama orada kimse yoktu. Buraya geldim. Belki burada bir şeyler bulabilirim diye.

— Ailen?

Kaan başını eğdi.

— Yok, anne babam öldü. Ben sokakta yaşıyorum.

Leyla’nın yüreği sıkıştı. 10 yaşında, yalnız, aç, sokakta ve hâlâ kibar konuşabiliyor, gülümseyebiliyordu. Bu çocukta olağanüstü bir güç vardı.

— Gel, dedi Leyla. Sana yemek ısmarlayayım.

Yakındaki küçük bir lokantaya girdiler. Leyla, Kaan’a çorba, ekmek, ayran ısmarladı. Çocuk önce yavaş yedi, sonra hızlandı. Açlık kibarlığı unutturuyordu.

— Ne zaman son yemek yedin? diye sordu Leyla üzülerek.

— Bilmiyorum, dedi Kaan. Belki iki gün önce birileri bana simit vermişti.

Leyla gözlerini kapadı. Bu çocuk iki gündür aç dolaşıyordu ve kimse umursamıyordu. Zengin mahallelerdeki insanlar lüks arabalara binip geçiyorlardı ama sokakta açlıktan ölen bir çocuğu görmüyorlardı.

— Kaan, dedi Leyla yumuşak bir sesle. Neden bir yurda gitmiyorsun? Orada kalacak yer, yemek, okul var.

Kaan başını kaldırdı. Gözlerinde inatçı bir ışık vardı.

— Yurtlarda özgür değilsin. Sana ne yapacağını söylerler. Ben kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. Büyüyünce kendi paramı kazanacağım. Kimseye muhtaç olmayacağım.

Leyla bu kararlılığa hayran kaldı. 10 yaşında bir çocuk hayatın en sert derslerini çoktan öğrenmişti ve yine de pes etmiyordu.

— Sen çok güçlü bir çocuksun Kaan, dedi.

Kaan ilk kez gerçek bir gülümseme geçirdi dudaklarından.

— Sen de çok güzel bir kadınsın Leyla abla. Güzellik önemli değil, dedi Leyla alçak gönüllülükle.

— Hayır, önemli, dedi Kaan ciddiyetle. Güzel insanlar dünyayı daha az çirkin yapar. Sen bugün dünyayı benim için daha güzel yaptın.

Leyla gözyaşlarını tutmakta zorlandı. Bu çocuk sadece bedensel değil, ruhen de açtı ve şimdi bir lokma ekmekle besleniyordu. Ama asıl beslenen umuduydu.

Yemek bittikten sonra dışarı çıktılar. Güneş batıyordu. Gökyüzü turuncuya boyanmıştı. Kaan Leyla’ya döndü. Gözleri kararlıydı.

— Leyla abla, dedi. Ben sana bir şey söyleyeceğim ve sen bana güleceksin ama yine de söyleyeceğim.

Leyla merakla baktı.

— Söyle Kaan.

Kaan derin bir nefes aldı. Sonra sanki bir yemin ediyormuş gibi gözlerini Leyla’nın gözlerine dikti.

— Ben büyüdüğümde seninle evleneceğim.

Sessizlik. Leyla şaşırmıştı. Sonra tutamadı, güldü. Ama gülüşü alay değildi. Şefkatliydi, sevecendi.

— Kaan, sen çok küçüksün, dedi.

— Şimdi küçüğüm, dedi Kaan. Ama büyüyeceğim. 15 yıl sonra 25 yaşında olacağım ve o zaman güçlü, zengin, sana layık biri olacağım. Döneceğim ve seninle evleneceğim.

Leyla bu ciddiyete inanamadı. 10 yaşında bir çocuk 15 yıl sonrası için plan yapıyordu. Hayatın zorlukları onu kırmamış, aksine daha da güçlendirmişti.

— Peki, dedi Leyla oyununa dahil olarak. Seni bekleyeceğim o zaman.

Kaan gülümsedi. Bu kez gerçek, içten bir gülümsemeydi.

— Söz mü?

— Söz, dedi Leyla, eline uzandı. Ama sen de söz ver. Hayatta kalacaksın. Büyüyeceksin. Güçlü olacaksın.

Kaan Leyla’nın elini sıkıca tuttu.

— Söz veriyorum.

O an, o sokakta, o güneş batımında iki ruh arasında görünmez bir bağ kuruldu. Leyla bunu bir çocuğun hayali olarak gördü. Ama Kaan bunu hayatının misyonu olarak gördü.

Leyla cüzdanından bir kartvizit çıkardı.

— Eğer bir şeye ihtiyacın olursa beni ara. Tamam mı?

Kaan kartı aldı. Sanki altından bir hazineyi alıyormuş gibi dikkatle cebine koydu.

— Teşekkür ederim Leyla abla. Ama aramayacağım. Çünkü seni bir dahaki görüşümüzde eşit olarak karşılayacağım.

Leyla şaşkınlıkla izledi. Kaan dönüp yürümeye başladı. Birkaç adım sonra arkasına baktı, el salladı. Sonra İstanbul’un kalabalık sokaklarının içinde kayboldu.

Leyla orada, kapının önünde uzun süre kaldı. İçinde garip bir his vardı. Sanki az önce sıradan bir çocukla değil, kaderin kendisiyle karşılaşmıştı.

Bölüm 2: Sözün Peşinde Geçen Yıllar

Eve döndüğünde babası sordu:

— Neden geç kaldın?

— Sokakta bir çocukla tanıştım, dedi Leyla.

Babası kaşlarını çattı.

— Umarım para vermedin. Onlar alışır.

— Verdim, dedi Leyla sakin bir sesle. Ve umarım alışır. Çünkü belki bir gün o çocuk benden daha güçlü olur.

Babası anlamadı ama Leyla içinde bir şey biliyordu. O çocuk sıradan biri değildi.

O gece Leyla yatağına uzandı. Gözlerini kapadığında Kaan’ın o kararlı bakışını gördü.

— Seninle evleneceğim.

Gülümsedi. Elbette bu bir çocuğun hayaliydi. 15 yıl sonra o çocuk onu hatırlamayacaktı bile. Ama yanılıyordu. Çünkü o çocuk her gününü o sözü tutmak için yaşayacaktı.

Gaziantep’e döndüğünde Kaan teyze Fatma’nın yanına gitti. Yaşlı kadın onu kucakladı.

— Neredesin oğlum? Merak ettim.

— İstanbul’daydım, dedi Kaan. Ve birini buldum.

— Kimi buldun?

Kaan gülümsedi.

— Karımı.

Teyze Fatma güldü.

— Sen deli misin evlat?

— Hayır, dedi Kaan. Sadece kararlıyım.

Ve o gece o küçük odada bir çocuk diz çöktü. Dua etti.

— Allah’ım bana güç ver. 15 yıl sonra ona layık olacağım. Söz.

Zamanın akışı herkesi değiştirir. Ama bazı ruhlar zamanla daha da güçlenir. Kaan o ruhlardan biriydi ve 15 yıl sessizce akmaya başladı.

15 yıl insan hayatında ne kadar uzun bir süredir. Bir çocuk adam olur, bir genç yaşlanır. Bir umut ya sönüp gider ya da alev alır. Kaan için bu 15 yıl bir savaş meydanıydı ve o her gününde kazanmak için savaştı. Gaziantep’in dar sokaklarında sabahları ekmek taşıdı. Öğleleri inşaatlarda çalıştı. Akşamları okula gitti. Teyze Fatma, “Dinlen oğlum, öldüreceksin kendini,” derdi. Ama Kaan dinlenmezdi. Çünkü aklında o beyaz elbiseli kadının yüzü vardı.

Kaan 20 yaşına geldiğinde küçük bir inşaat şirketi kurdu. İki işçi, iki kamyon, sonsuz emek. 23’ünde şirketi büyüdü. 25’inde artık Gaziantep’in saygın müteahhitlerinden biriydi. Zengin değildi ama dürüst, çalışkan ve güvenilirdi. Ve hiçbir gün o sözü unutmadı.

Bölüm 3: Beyoğlu’nda Yeniden Karşılaşma

Şimdi, İstanbul’un Beyoğlu semtinde 38 yaşındaki Leyla mimarlık ofisinin penceresinden dışarı bakıyordu. Boğazın mavi suları uzaktan parlıyordu. Ama Leyla’nın içi o maviden uzaktı; grimsi, boştu. 38 yaş… Başarılı bir mimar. Şehrin en prestijli projelerinde imzası vardı ama evde sessizlik vardı. Boşanmış, yalnız, yorgundu.

Asistanı Aylin kapıyı tıklattı.

— Leyla Hanım, yeni proje dosyası geldi.

— Bırak masaya, dedi Leyla ilgisizce.

Aylin dosyayı bıraktı ama gitmedi.

— İyi misiniz? Son zamanlarda çok dalgınsınız.

Leyla gülümsemeye çalıştı.

— İyiyim. Sadece yorgunum.

Aylin çıktıktan sonra Leyla dosyayı açtı. Beyoğlu toplum merkezi projesi… Fakir bir mahallede çocuklar için kültür merkezi inşası. Leyla ilk kez o gün içinde bir kıpırtı hissetti. Bu lüks villalardan farklıydı. Bu anlam taşıyordu.

Ertesi gün proje alanına gitti. Beyoğlu’nun arka sokaklarında eski bir arsaydı. Etrafta çocuklar oynuyordu. Yaşlılar pencerelerden bakıyordu. Leyla bir an durdu. Bu mahalle ona bir şeyi hatırlatmıştı ama ne olduğunu bilmiyordu.

İnşaat ekibiyle tanışmak için bekliyordu. Bir erkek yaklaştı. 25 yaşlarında, uzun boylu, geniş omuzlu, güneşten bronzlaşmış teni vardı. Gözleri koyu kahverengi, bakışları derin ve kararlıydı. Üzerinde sade bir iş kıyafeti, elinde çizimler vardı.

— Leyla Hanım, dedi, sesi yumuşak ama netti.

— Evet, dedi Leyla. Siz?

— Kaan. Kaan Demir. Bu projenin yerel müteahidiyim.

Leyla adı duyunca bir an duraksadı. Kaan… Tanıdık geldi. Ama neden? Kaç tane Kaan tanırdı ki?

— Memnun oldum, dedi. Elini uzattı.

Kaan Leyla’nın eline baktı. O el 15 yıl önce kendisine uzanan el miydi? Evet. Aynı incelik, aynı zarafet. İçi titredi ama yüzünde hiçbir şey belli etmedi. Elini sıktı.

— Ben de memnun oldum, dedi.

İkisi birlikte arsayı gezdiler. Kaan her köşeyi tanıtıyordu.

— Burada çocukların oynayabileceği bir alan olmalı. Burası okuma salonu. Burası atölye.

Konuşurken gözleri parlıyordu. Sadece bir iş yapıyormuş gibi değil, bir misyon tamamlıyormuş gibi konuşuyordu. Leyla onu izlerken düşündü. Bu adam diğerlerinden farklı. Çoğu müteahhit sadece parayı düşünürdü ama bu insanları düşünüyordu.

— Siz bu mahalleden misiniz? diye sordu Leyla.

Kaan bir an durdu.

— Hayır ama bu tür mahallelerden geliyorum. Fakir, unutulmuş yerlerden. Belki de bu yüzden burayı önemsiyorum.

Leyla başını salladı.

— Sizi anlıyorum. Ben de gençken bu tür projelere inanırdım ama sonra hayat değişti.

— Hayat sizi değiştirdi mi? diye sordu Kaan dikkatle.

Leyla gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi.

— Evet. Evlendim. Boşandım. Anladım ki aşk masallarda kalır. Gerçekte herkes kendi çıkarını düşünür.

Kaan o cümleyi duyunca içi acıdı. Demek Leyla evlenmişti ve mutsuz olmuştu. Sesi çıkmadı ama içinden geçti: “Eğer benimle evlenseydin asla mutsuz olmazdın.”

— Üzgünüm, dedi sadece.

— Neden üzgün oluyorsunuz? Siz beni tanımıyorsunuz ki, dedi Leyla şaşkınlıkla.

Kaan gülümsedi.

— Bazen insanlar birbirini tanımadan da üzülebilir. Empati derler buna.

Leyla bu cevaba şaşırdı. Bu müteahhit sıradan değildi. Konuşması, bakışları, duruşu farklıydı.

O gün birlikte çalıştılar. Akşama doğru Leyla ofisine dönerken düşündü. “Bu adam çok ilginç ama kim olduğunu bilmiyorum.”

Kaan ise o gece Gaziantep’teki odasına döndü. Duvarda 15 yıl önce çektiği tek fotoğraf asılıydı. Leyla’nın ona verdiği kartvizit, arka tarafında Leyla’nın el yazısıyla “güçlü ol Kaan” yazıyordu. O kartvizit 15 yıl boyunca Kaan’ın kutsal emanetiydi.

— Leyla abla, diye fısıldadı. Ben geldim ama sen beni hatırlamıyorsun. Belki de bu daha iyi. Çünkü şimdi sana sadece o zavallı çocuk olarak değil, bir adam olarak yaklaşacağım.

Bölüm 4: Gerçeğin Ortaya Çıkışı ve Sınavlar

Ertesi günler proje hızla ilerledi. Leyla ve Kaan sık sık bir arada çalıştılar. Her toplantıda Leyla Kaan’ı daha çok merak ediyordu. Neden bu kadar özenli? Neden bu kadar idealist?

Bir gün Kaan dürüst cevap verdi:

— Çünkü biri bir zamanlar bana iyilik yaptı. O iyiliği hiç unutmadım. Şimdi başkalarına iyilik yaparak o borcu ödüyorum.

— Kim o kişi? diye sordu Leyla.

Kaan Leyla’nın gözlerine baktı.

— Bir melek, dedi.

Leyla güldü.

— Melekler yoktur.

— Vardır, dedi Kaan ciddiyetle. Sen sadece onları göremiyorsun.

O akşam Leyla evine dönerken düşündü. “Bu Kaan beni çok garip hissettiriyor. Sanki onu tanıyorum ama tanımıyorum.” Ve o gece hayalinde bir çocuğun yüzü belirdi. 10 yaşında, tozlu, çıplak ayaklı bir çocuk. “Seninle evleneceğim,” diyen bir çocuk. Ama bu sadece bir hayaldi, değil mi?

Ertesi sabah Leyla Kaan’a sordu:

— Kaan Bey, siz hiç İstanbul’a daha önce geldiniz mi? Çocukken mesela.

Kaan durdu. Kalbi hızlandı. Bu açıklama zamanı mıydı? Hayır, henüz değil.

— Geldim, dedi. Çok küçüktüm ama burayı hiç unutmadım.

— Neden? diye sordu Leyla.

— Çünkü burada hayatımı değiştiren biriyle tanıştım, dedi Kaan.

Leyla merakla bekledi. Ama Kaan daha fazla açıklama yapmadı. Sadece gülümsedi.

O hafta proje hızla ilerledi ama bir gün beklenmedik bir şey oldu. İnşaat alanına pahalı bir arabayla bir adam geldi. Takım elbise giymiş, kibirli bakışlı, 40 yaşlarında bir adamdı. Leyla’yı görünce yüzü gerildi.

— Leyla, dedi, sesi soğuktu.

Leyla dondu. Bu ses… Bu adam tanıdı.

— Ozan, dedi şaşkınlıkla.

Evet, Ozan eski kocası ve o an Kaan’ın dünyası yeniden sallanmaya başladı.

Ozan inşaat alanına adım attığında sanki kendisininmiş gibi etrafa bakındı. Takım elbisesi kusursuzdu. Ayakkabıları parlaktı ama yüzünde bir kibir maskesi vardı.

— Leyla, burada ne işin var? Toplum merkezi mi? Sen ne zamandan beri hayırseverlik yapıyorsun? dedi. Ses tonu aşağılayıcıydı.

Leyla nefesini tuttu. Ozan’la son konuşmalarından bu yana 3 yıl geçmişti. Boşanma çirkin, acı doluydu ve şimdi o adam karşısında duruyordu.

— Burada bir proje yürütüyorum, dedi Leyla sesini düz tutmaya çalışarak. Seninle ilgisi yok.

— Her şeyin benimle ilgisi var, dedi Ozan yaklaşarak. Bu arsa stratejik bir konumda. Ben burayı lüks konut projesi için almak istiyorum. Senin bu sosyal sorumluluk işin, para kaybı, bu arsa belediyenin satılık değil, dedi Leyla.

— Her şey satılık, dedi Ozan.

Sonra Kaan’ı gördü. Tepeden tırnağa süzdü.

— Sen kimsin?

Kaan sakin bir şekilde yaklaştı.

— Kaan Demir. Bu projenin müteahhidiyim.

Ozan alaycı bir kahkaha attı.

— Müteahhit mi? Sen daha çok inşaat işçisi gibi duruyorsun. Leyla, sen bu tip insanlarla mı çalışıyorsun artık?

Leyla öfkeyle öne çıktı.

— Ozan, git buradan! Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok.

Ozan Kaan’a döndü.

— Sana bir teklif yapacağım. Bu projeden çekil. Sana iyi para veririm. Nasıl olsa sen bu tür işleri para için yapıyorsundur.

Kaan gözlerini Ozan’ın gözlerine dikti. Sesi alçak ama keskin çıktı.

— Ben para için değil, prensip için çalışırım. Sizin gibi değilim.

Ozan’ın yüzü kızardı.

— Sen kimsin bana böyle konuşuyorsun?

— Ben sizin anlayamayacağınız biriyim, dedi Kaan. Şimdi lütfen gidin. Burası sizin yeriniz değil.

Ozan kükredi.

— Sen bana pişman olacaksın! Bu şehirde kimseye meydan okunamaz!

Döndü, arabasına bindi, gazla uzaklaştı.

Leyla ellerinin titrediğini fark etti. Kaan yanına geldi.

— İyi misiniz? diye sordu yumuşak bir sesle.

— İyiyim, dedi Leyla ama sesi titriyordu. Sadece o adam eski kocam ve her zaman hayatımı zorlaştırır.

Kaan Leyla’nın omzuna dokunmak istedi ama duraksadı.

— Sizi koruyacağım, dedi.

Leyla şaşkınlıkla baktı.

— Neden? Siz beni neredeyse tanımıyorsunuz?

Kaan gözlerini kaçırdı.

— Bazen insanları korumak için yıllarca tanımaya gerek yok. Sadece doğru olanı bilmek yeterli.

O akşam Leyla Kaan hakkında daha fazla düşünmeye başladı. Bu adam sıradan değildi. Konuşması, duruşu, değerleri farklıydı ve bir şekilde ona güvenlik hissettiriyordu.

Bölüm 5: Sırlar ve Gerçekler

Ertesi günler Leyla ve Kaan daha çok zaman geçirdiler. Birlikte çizimler yaptılar, malzeme seçtiler, topluluğu dinlediler. Kaan bir gün Leyla’yı mahalledeki yaşlı bir kadınla tanıştırdı.

— Bu teyze Fatma, dedi. Beni büyüten kadın.

Fatma Leyla’ya sıcak bir gülümsemeyle baktı.

— Sen Leyla mısın? diye sordu.

Leyla şaşırdı.

— Evet. Beni tanıyor musunuz?

Fatma Kaan’a baktı. Sonra tekrar Leyla’ya:

— Hayır kızım. Ama Kaan senden çok bahsetti.

Leyla Kaan’a döndü.

— Benden bahsettiniz mi?

Kaan hafif utandı.

— Sadece projenin mimarından bahsettim. Çok yetenekli olduğunuzu söyledim.

Fatma güldü.

— Evet, yetenekli, dedi ve 15 yıldır sakladığı fotoğrafı göstermedi bana elbette.

Kaan Fatma’ya sert bir bakış attı. Yaşlı kadın anlamıştı, sustu.

Leyla merakla baktı.

— Fotoğraf mı?

— Hiç önemli değil, dedi Kaan hızla konuyu değiştirerek. Gelin size mahalleyi gezdirelim.

O gece Leyla yatağında uzanırken düşündü. Kaan’ın bir sırrı var ama ne? Ve bir hafta sonra o sır açığa çıkmaya başladı.

İnşaat ilerledikçe Leyla ve Kaan’ın arasındaki ilişki iş arkadaşlığının ötesine geçiyordu. Her sabah Leyla şantiyeye geldiğinde Kaan’ın gülümsemesi onu karşılıyordu. Her akşam birlikte projenin detaylarını incelerlerken konuşmalar işten uzaklaşıyor, hayata, geçmişe, hayallere doğru akıyordu.

Bir hafta sonu Leyla ve Kaan mahallenin çocuklarıyla birlikte inşaat alanını temizliyorlardı. Çocuklar Kaan’ın etrafında toplanmış ona sorular soruyorlardı.

— Abi, sen zengin misin? diye sordu biri.

Kaan güldü.

— Hayır ama mutluyum. Bu daha değerli.

Leyla bu sahneyi izlerken içi ısındı. Kaan sadece bir müteahhit değildi. O bir rol modeldi.

Akşama doğru hava kararırken Leyla ve Kaan küçük bir kafede oturdular. Leyla kahvesini yudumlarken sordu:

— Kaan, sen hiç evlenmeyi düşündün mü?

Kaan fincanını bıraktı, Leyla’ya baktı.

— Evet, dedi. Hep düşündüm.

— Peki neden evlenmedin? diye sordu Leyla.

Kaan gülümsedi.

— Çünkü kalbimdeki tek kişi başkasıyla evliydi.

Leyla şaşırdı.

— Kim o?

Kaan cevap vermedi. Sadece gözlerini Leyla’nın gözlerine dikti. O bakışta söylenmemiş binlerce kelime vardı.

Leyla huzursuz oldu.

— Kaan, sen bana bir şeyler saklıyorsun. Ne olduğunu bilmiyorum ama hissediyorum.

— Bir gün anlatacağım, dedi Kaan. Ama şimdi değil. Henüz hazır değilim.

— Neden? diye sordu Leyla.

— Çünkü, dedi Kaan, söylediğimde her şey değişecek ve ben o değişime hazır olmak istiyorum.

O gece Leyla evine döndüğünde uykuya dalamadı. Kaan’ın bakışları, sözleri, gülümsemesi, her şey zihnini meşgul ediyordu. “O beni seviyor mu?” diye düşündü. Ama nasıl olabilir? Ben 13 yaş büyüğüm. Boşanmış, yaşlanmış bir kadınım. Ama kalbi başka bir şey söylüyordu. Kalbi “sen de onu seviyorsun,” diyordu.

Bölüm 6: Kaderin Açığa Çıkışı

Ertesi gün inşaatta bir kriz yaşandı. Malzeme tedarikçisi ödemeyi alamadığı için malzemeleri göndermiyordu. Kaan firma sahibiyle görüştü ama adam inatçıydı.

— Para yoksa malzeme de yok.

Kaan kendi parasını vermeye karar verdi. Leyla öğrendiğinde şok oldu.

— Kaan, sen neden kendi paranı veriyorsun? Bu senin projen değil, dedi.

— Bu benim için sadece bir proje değil, dedi Kaan. Bu bir rüya ve rüyalar için her şeyimi veririm.

Leyla o an Kaan’ın ne kadar büyük bir kalbe sahip olduğunu anladı. Bu adam sadece para için değil, değerler için yaşıyordu.

Bir yağmurlu akşam, ikisi inşaat kulübesinde yalnız kaldılar. Dışarıda fırtına kopmuştu. Elektrikler kesilmişti. Kaan mumlar yaktı. Leyla ıslak montunu çıkardı, ocakta çay koydu.

— Kaan, dedi Leyla sessizliği bozarak, sana bir şey söylemek istiyorum.

— Dinliyorum, dedi Kaan.

— Ben evliliğimde çok mutsuzdum, dedi Leyla, sesi titredi. Ozan beni hiç sevmedi. Ailem zorladı, ben kabul ettim. 3 yıl bir cehennemde yaşadım. Boşandıktan sonra kendime söz verdim, bir daha asla evlenmeyeceğim. Çünkü aşk diye bir şey yoktur.

Kaan yaklaştı. Leyla’nın karşısına oturdu.

— Ama yanılıyorsun, dedi yumuşakça.

— Nasıl yani? diye sordu Leyla.

— Aşk var, dedi Kaan. Ve gerçek aşk bekler. 15 yıl bile bekler. Çünkü gerçek aşk zamanı değil, kişiyi sever.

Leyla Kaan’ın gözlerine baktı.

— Sen kimden bahsediyorsun?

Kaan Leyla’nın eline dokundu.

— Senden, dedi.

Leyla’nın nefesi kesildi.

— Ne?

— Senden bahsediyorum Leyla, dedi Kaan. Çünkü ben 15 yıldır seni seviyorum.

— Ama nasıl? dedi Leyla şaşkınlıkla. Biz sadece bir aydır tanışıyoruz.

— Hayır, dedi Kaan. Biz 15 yıldır tanışıyoruz. Sadece sen beni hatırlamıyorsun.

Leyla dondu.

— Ne diyorsun?

Kaan ayağa kalktı. Cebinden eski, sararmış bir kağıt çıkardı. Leyla’ya uzattı. Leyla kağıdı açtı. Bir kartvizitti. Kendi kartviziti. Arka tarafında kendi el yazısıyla “güçlü ol Kaan”.

Leyla’nın eli titredi.

— Bu… bu benim kartvizitim ama ben bunu kime verdim?

— Bana, dedi Kaan. 15 yıl önce. Ben 10 yaşındaydım. Sen 23’ündün. İstanbul’da konağının önünde bana yemek ısmarladın ve ben sana bir şey söyledim. Seninle evleneceğim.

Leyla gözleri büyüdü. Hafızası o anı aramaya başladı. 15 yıl önce bir çocuk… sokakta yemek… bir o çocuk… diye fısıldadı.

— Sen miydin?

— Evet, dedi Kaan. Ben o çocuktum ve sen güldün. Ama ben gülmedim çünkü ciddiyim ve 15 yıl boyunca o sözü tutmak için çalıştım.

Leyla ayağa fırladı. Ellerini yüzüne götürdü.

— Hayır, bu mümkün değil. Sen gerçekten o çocuk muydun?

— Evet, dedi Kaan. Ve her gün seni düşündüm. Her gece dua ettim. Allah’ım beni güçlü yap, ona layık olayım dedim. Ve işte buradayım. Artık o zavallı çocuk değilim ama kalbim hâlâ aynı.

Leyla ağlıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

— Kaan, ben bilmiyordum. Ben seni hatırlamıyordum bile.

— Biliyorum, dedi Kaan. Ve bu normal. Sen o gün bir iyilik yaptın ve unuttun. Ama ben o iyiliği asla unutamadım. Çünkü sen benim hayatımı kurtardın.

Leyla Kaan’a baktı. Şimdi her şey anlamlıydı. Kaan’ın bu projeye bu kadar özen göstermesi, ona karşı bu kadar nazik olması, gözlerindeki o derin sevgi… her şey 15 yıllık bir vadin sonucuydu.

— Ama ben… ben yaşlıyım, dedi Leyla. Sen çok gençsin. Daha iyi birini bulabilirsin.

— Hayır, dedi Kaan yaklaşarak. Ben seni istiyorum. Yaşın, geçmişin hiçbir şey önemli değil. Sen benim kaderimsin ve kadere karşı gelinemez.

Leyla başını salladı.

— Ama insanlar ne der? 13 yaş fark var.

— İnsanlar ne derse desin, dedi Kaan. Ben 15 yıl bekledim. Artık daha fazla bekleyemem.

Ve o an, fırtınanın ortasında, mum ışığında iki ruh birleşti. Kaan Leyla’yı öptü ve o öpücük 15 yıllık özlemin, bekleyişin, umudun tüm ağırlığını taşıyordu. Dışarıda fırtına devam ediyordu ama içeride iki kalp sonunda huzur bulmuştu.

Bölüm 7: Umudun Evi ve Sonsuz Aşk

Toplum merkezinin açılışına bir hafta kalmıştı. Mahalle heyecan içindeydi. Afişler asılmış, davetiyeler dağıtılmış, çocuklar dans provaları yapıyordu. Leyla ve Kaan her günlerini birlikte geçiriyorlardı. Artık aralarındaki ilişki herkese belliydi. İşçiler gülümsüyor, mahalleli tebrik ediyordu.

Ama bir gün beklenmedik bir ziyaretçi geldi. Ozan. Bu kez yanında avukatı vardı. Leyla’nın ofisine girdi.

— Leyla, seninle konuşmam gerek, dedi Ozan, sesi tehditkâr.

— Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok, dedi Leyla.

— Bu proje yasa dışı, dedi Ozan. Arsa üzerinde hak iddia ediyorum ve mahkemeye gideceğim.

Leyla şok oldu.

— Ne? Arsa belediyenin. Senin ne hakkın var?

— Eski bir tapuyu buldum, dedi Ozan. Ve avukatım davayı kazanacağımızı söylüyor.

Kaan içeri girdi.

— Siz yalan söylüyorsunuz, dedi.

Ozan güldü.

— Sen kim oluyorsun bana yalancı diyorsun?

— Ben hakikati bilen biriyim, dedi Kaan. Ve sizin oyununuzu biliyorum. Arsa sizin değil ve asla olmayacak.

Ozan öfkelendi.

— Sen kim olduğunu sanıyorsun? Sıradan bir müteahhitsin. Ben bu şehirde güçlü bir adamım.

— Güç parayla ölçülmez, dedi Kaan. Karakterle ölçülür. Ve sizin karakteriniz sıfır.

Ozan kapıyı çarparak çıktı. Leyla endişeliydi.

— Ne yapacağız? Eğer dava açarsa proje durur.

— Durmayacak, dedi Kaan. Ben onu durduracağım.

O gece Kaan araştırma yaptı. Ozan’ın iddia ettiği tapu sahte çıktı. Ertesi gün polise şikayet etti. Ozan dolandırıcılıktan soruşturma altına alındı.

Açılış günü geldi. Mahalle meydanı insanlarla doluydu. Sahne kurulmuş, İstanbul belediye başkanı bile gelmişti. Leyla sahnede konuştu.

— Bu merkez sadece bir bina değil. Bu umudun evidir. Ve bu evi inşa eden Kaan Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Kaan sahnede çıktığında kalbi hızla atıyordu. Şimdi gerçeği herkese anlatma zamanıydı.

— Bu merkez, dedi, 15 yıl önce başlayan bir hikayenin sonucudur. O gün ben 10 yaşında aç, yorgun bir çocuktum ve bir kadın bana yemek verdi. Sadece yemek değil, umut verdi.

Cebinden eski fotoğrafı çıkardı. Ekrana yansıttı. 10 yaşındaki Kaan, Leyla’nın kartviziti… Kalabalık şaşkınlıkla izledi.

— O kadın burada, dedi Kaan, Leyla’ya dönerek. Leyla Hanım… Ve ben o gün ona söz verdim. Büyüyünce seninle evleneceğim dedim. O güldü ama ben gülmedim.

Leyla sahnede ağlıyordu.

— 15 yıl geçti, dedi Kaan. Ben büyüdüm, güçlendim ve bugün o sözü tutmak için buradayım.

Dizlerinin üzerine çöktü. Cebinden bir yüzük çıkardı.

— Leyla, benimle evlenir misin?

Kalabalık nefesini tuttu. Leyla gözlerinden yaşlar akarken:

— Evet, dedi.

Alkışlar gökleri çınlattı.

İki yıl sonra toplum merkezinin bahçesinde basit ama güzel bir düğün yapıldı. Beyaz çiçeklerle süslü kemerler, ahşap sandalyeler, çocukların neşeli gülüşleri… Her şey mükemmeldi. Leyla beyaz sade bir gelinlik giymişti. Kaan lacivert takım elbisesiyle gülümseyerek bekliyordu. Teyze Fatma ön sırada oturuyor, mutlulukla ağlıyordu.

Nikah kıyıldığında Kaan Leyla’ya baktı.

Bölüm 8: Sonsuzluğa Uzanan Söz

Nikah memurunun “Leyla Hanım, Kaan Bey ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” sorusuna Leyla gözleri dolu dolu, gülümseyerek “Evet” dedi. Ardından Kaan’a döndü, onun derin bakışlarında yılların özlemini, çocukluk hayalini ve gerçek aşkı gördü. Kaan ise, “Evet, sonsuza kadar” diyerek Leyla’nın elini tuttu.

O an, bahçedeki herkesin alkışları arasında, geçmişin acıları, yalnızlıkları, bekleyişleri ve umutları bir araya geldi. Teyze Fatma gözyaşlarıyla gülümsüyor, mahalledeki çocuklar çiçekler atıyor, işçiler ve komşular mutlulukla birbirlerine sarılıyordu.

Düğün sade ama bir o kadar anlamlıydı. Leyla ve Kaan, toplum merkezinin bahçesinde, çocukların oyun oynadığı, yaşlıların sohbet ettiği, gençlerin hayal kurduğu bir ortamda evlendiler. Onların düğünü sadece iki insanın birleşmesi değil, bir mahallenin, bir toplumun umutlarının yeniden yeşermesi gibiydi.

Kaan düğün sonrası Leyla’ya sarıldı. “Bak, sözümü tuttum. 15 yıl önce verdiğim sözü. Sen bana bir lokma ekmek verdin, umut verdin. Ben de sana bir ömür verdim.”

Leyla Kaan’ın yüzüne dokundu. “Ben o günü unutmuştum. Ama sen hiç unutmadın. Benim için bir çocukken ettiğin söz, hayatının amacı olmuş. Şimdi anlıyorum, gerçek aşk ne demek.”

Kaan gülümsedi. “Gerçek aşk, beklemektir. Sabretmektir. Ve sonunda kavuşmaktır.”

O gece, düğünden sonra Leyla ve Kaan toplum merkezinin boş salonunda baş başa oturdular. Dışarıda İstanbul’un ışıkları parlıyordu, içeride ise iki kalp birbirine sonsuza kadar bağlanmıştı.

Bölüm 9: Birlikte Hayata Katılmak

Evliliklerinin ilk aylarında Leyla ve Kaan, toplum merkezinde çocuklar için çeşitli etkinlikler düzenlediler. Leyla mimarlık bilgisini kullanarak merkezin daha fonksiyonel olması için projeler geliştirdi. Kaan ise mahalledeki gençlere iş imkanları sağladı, onları inşaat işlerinde eğitti.

Her sabah birlikte kahvaltı yapıyor, ardından merkeze gidiyorlar; çocukların resim yaptığı, yaşlıların hikaye anlattığı, gençlerin hayal kurduğu bir ortamda çalışıyorlardı. Leyla, Kaan’ın sabrına, azmine, insanlara olan sevgisine her geçen gün daha çok hayran kalıyordu.

Bir gün Leyla, Kaan’a dönüp sordu:

— Peki, Kaan, ya bir gün ben hastalanırsam, yaşlanırsam, değişirsem? O zaman da beni sevecek misin?

Kaan gülümsedi, Leyla’nın ellerini tuttu.

— Ben seni bir gün değil, bir ömür sevdim. Sen bana bir lokma ekmek verdin, ben sana bir ömür verdim. Yaşın, hastalığın, değişimin… Hiçbiri önemli değil. Sen benim kaderimsin.

Leyla gözyaşlarını tutamadı. “Senin gibi bir adamı hak etmek için ne yaptım bilmiyorum.”

Kaan cevap verdi:

— Sadece iyi bir insan oldun. Bir gün, bir çocuğa umut verdin. O umut, bir ömür oldu.

Bölüm 10: Zorluklar ve Dayanışma

Hayat elbette her zaman kolay olmadı. Toplum merkezinin giderleri arttı, mahallede bazı insanlar projeye karşı çıktı, Ozan’ın eski arkadaşları çeşitli engeller çıkarmaya çalıştı. Birkaç kez belediyeden gelen memurlar projeyi incelemeye aldı, bazen maddi sıkıntılar baş gösterdi.

Ama her seferinde Leyla ve Kaan, birlikte mücadele ettiler. Kaan’ın kararlılığı, Leyla’nın zekası ve ikisinin sevgisi, her engeli aştı. Mahalleli zamanla daha çok destek vermeye başladı. Çocuklar, Leyla ve Kaan’ı bir anne-baba gibi görmeye başladı. Yaşlılar, onlara dualar etti.

Bir gün, merkezde bir çocuk Leyla’nın yanına gelip sordu:

— Leyla abla, sen Kaan abiyi ne zaman sevdin?

Leyla gülümsedi.

— Aslında ben onu yıllar önce sevmişim, farkında olmadan. Ama gerçek sevgiyi, onun bana verdiği umudu görünce anladım.

Kaan ise çocuğa döndü:

— Sevgi, bazen hemen anlaşılmaz. Ama bekleyince, sabredince, bir gün mutlaka ortaya çıkar.

Bölüm 11: Geçmişin Hesabı ve Son Zafer

Bir yıl sonra, Ozan’ın mahkemede açtığı son dava da sonuçlandı. Mahkeme, arsanın belediyeye ait olduğunu, Ozan’ın sunduğu tapunun sahte olduğunu tescilledi. Ozan dolandırıcılıktan hapis cezası aldı. Leyla ve Kaan artık huzur içinde projelerini sürdürebildiler.

Toplum merkezi, İstanbul’un en başarılı sosyal projelerinden biri oldu. Diğer mahallelerden insanlar gelip Leyla ve Kaan’dan ilham aldı. Belediye, merkezin yanına bir park ve spor alanı yaptırdı. Leyla ve Kaan, her yeni projede birlikte çalışmaya devam etti.

Bölüm 12: Umudun Nesilden Nesile Aktarılması

Yıllar geçti. Leyla ve Kaan’ın sevgisi hiç eksilmedi. Birlikte yaşlandılar, saçlarına aklar düştü ama gözlerindeki sevgi hiç solmadı. Toplum merkezinde büyüyen çocuklar, gençler oldular; kimisi mimar, kimisi mühendis, kimisi öğretmen oldu.

Her yıl, Leyla ve Kaan, toplum merkezinin kuruluş yıldönümünde bir konuşma yaptılar. Leyla, “Gerçek aşk bekler, sabreder ve sonunda kavuşur. Hayat bazen zor, bazen acımasızdır. Ama bir gün, bir söz, bir iyilik, kaderinizi değiştirebilir. Tıpkı bizim hikayemiz gibi,” derdi.

Kaan ise, “Ben bir çocukken bana bir lokma ekmek veren, bana umut veren bir kadına söz verdim. O sözü tuttum. Ve bugün, bu merkezde, hep birlikte umut dağıtıyoruz. Çünkü gerçek vaatler asla unutulmaz,” derdi.

Bölüm 13: Sonsöz

Bir gün, Leyla ve Kaan, toplum merkezinin bahçesinde, eski bir bankta oturuyorlardı. Güneş batıyordu, çocuklar oynuyor, yaşlılar sohbet ediyordu. Kaan, Leyla’nın elini tuttu.

— Leyla, hayatımın en güzel anı, seninle o demir kapının önünde tanıştığım gündü. Sen bana umut verdin. Ben de sana bir ömür verdim.

Leyla gülümsedi.

— Seninle yaşlanmak, seninle umut dağıtmak… İşte gerçek mutluluk bu.

Kaan Leyla’ya sarıldı. “Söz tutuldu. Kader tamamlandı.”

Ve İstanbul’da, Beyoğlu’nun bir köşesinde, bir zamanlar aç bir çocuk ve ona umut veren bir kadının hikayesi, nesilden nesile anlatılmaya devam etti. Çünkü bazen en küçük sözler, en büyük kaderleri şekillendirir.

Gerçek aşk bekler, gerçek vaatler asla unutulmaz.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News