Türkiye’yi Bölme Planını Tek Gecede Çökerten Operasyon

Türkiye’yi Bölme Planını Tek Gecede Çökerten Operasyon

Sessiz Emirler – Türkiye’nin Kader Gecesi

Ağustos ayının son gecesiydi. Ankara’da kullanılan kapalı bir analiz odasında üç ayrı ekran aynı anda uyarı verdi. Ekranlarda Türkiye’nin dijital haritası bulunuyordu ve haritanın üzerinde beliren kırmızı çizgiler sıradan bir güvenlik riskinin çok ötesindeydi. Bu çizgiler uzun süredir farklı kanallarda hazırlanan bölünme planının koordinatlarını gösteriyordu. Her çizgi bir şehri, her işaret bir saldırı noktasını temsil ediyordu. Üstelik plana yalnızca bir terör yapılanması değil, üç farklı ülkenin gizli servisleri de destek veriyordu.

Teşkilat bu dosyayı tam 47 gün önce ele geçirmişti ve o günden beri merkezdeki hiçbir ekip tam anlamıyla dinlenmemişti. Her bilgi yeniden incelenmiş, her sinyal takip edilmiş, her ayrıntı masa üzerinde defalarca doğrulanmıştı. O gece saat 23’te Ankara’dan aynı anda dört farklı telsiz kodu gönderildi. Bu kodlar Suriye sınırındaki sahaya, Irak’taki dağlık bölgeye, İstanbul’daki kritik tesislere ve Ege hattındaki operasyon birimlerine ulaştı. Dört ayrı bölgede dört ekip aynı saniyede harekete geçti. Çünkü planın tamamı eş zamanlı bir karşı hamle gerektiriyordu.

Sabahın ilk ışıkları görüldüğünde bölünme girişimi artık etkisiz kılınmıştı. Bu yaşananlar resmi kayıtlara girmedi. Ancak operasyon Türkiye’nin yakın tarihindeki en sessiz ama en kritik başarılardan biri olarak kaldı. Bu anlatı o gecede yaşananların belgeselidir. Sessiz emirlerin, görünmeyen risklerin ve başarıyı getiren soğukkanlı kararlılığın hikayesi şimdi başlıyor.

Her şey Temmuz ayının ortasında teşkilatın Ortadoğu masasındaki sıradan bir raporla başladı. Rapor ilk bakışta rutin bir saha bildirimi gibi görünüyordu. Ancak Suriye’nin kuzeyindeki bir kamp bölgesinde alışılmadık bir hareketlilik tespit edilmişti. Kampa son iki haftada yapılan malzeme sevkiyatı normal dönemin üç katına çıkmıştı ve sevkiyatın içeriği kadar geldiği güzergahlar da dikkat çekiyordu. Yüklerin bir kısmı Irak üzerinden, bir kısmı Akdeniz hattından, bir kısmı ise Yunanistan sınırından geçirilmişti. Üç ayrı güzergahın aynı noktada birleşmesi bir rastlantı olamazdı.

Ankara’daki analiz ekibi dosyayı açtığında ilk işaret belirdi. Malzeme listesinin bazı satırlarında şifreli kodlar yer alıyordu ve bu kodlar daha önce hiçbir terör yapılanmasında görülmemişti. Kodların çözülmesi tam 11 gün sürdü. 23 analist kesintisiz çalıştı. Farklı veri tabanları karşılaştırıldı. Yazılı kayıtlar incelendi ve saha raporları yeniden tarandı. Kodlar çözüldüğünde odadaki herkes birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Çünkü karşılarına çıkan tablo sıradan bir saldırı planının çok ötesindeydi. Bu bir işgal planıydı.

Kodlar beş ayrı şehirde aynı dakika içinde kaos oluşturmayı, ardından iletişimi kesip üç bölgeyi fiili olarak kontrol dışı bırakmayı öngörüyordu. Planın ayrıntıları şaşırtıcı derecede netti. Hangi köprülerin hedef alınacağı, hangi valiliklerin basılacağı, hangi askeri birliklerin oyalanacağı, hatta saldırıların ardından uluslararası medyaya servis edilmek üzere hazırlanmış görüntü taslakları dahi dosyanın içindeydi. Teşkilat müsteşarı raporu eline aldığında saatler gece yarısını geçmişti. Dosyayı dikkatle inceledikten sonra tek bir soru sordu: “Bunu kim finanse ediyor?”

Bu soru operasyonun yönünü belirleyen dönüm noktasıydı. Soruya yanıt bulmak için teşkilatın en deneyimli takip ekipleri sahaya indi. Suriye’nin kuzeyindeki kampın çevresine görünmez bir takip ağı kuruldu. Kamp giriş çıkışları kamera sistemleriyle eşleştirildi. Haberleşme hatları sessizce dinlenmeye başladı ve uydu görüntüleri saatlik döngülerle analiz edildi. Dinlemeler ilerledikçe tablonun beklenenden daha büyük olduğu ortaya çıktı. Çünkü kampa ulaşan her bilgi ve her emir aynı örgüte ait değildi. Terör örgütü yalnızca bir piyondu. Asıl aktörler çok daha uzaktaydı.

Kampa düzenli aralıklarla üç farklı yabancı uyruklu kişi geliyordu. Bu kişiler kamp içindeki yönetimle temas kurmuyor, yalnızca belirli koordinatörlere küçük not kağıtları bırakıyordu. Hiçbir mesaj elektronik ortamda iletilmiyor. Her bilgi yüz yüze aktarılıyor ve her talimatın izi birkaç dakika içinde ortadan kaldırılıyordu. Bu yöntem profesyonel bir çalışma biçimini gösteriyordu. Kimlikler tespit edildiğinde geride hiçbir şüphe kalmadı. Üç ayrı ülkenin istihbarat servisi bu planın arkasındaydı. Biri Avrupa’dan, biri Ortadoğu’dan, biri ise beklenmedik bir coğrafyadan geliyordu.

Bu bilgiyi gören herkes operasyonun boyutunu anladı. Bu yalnızca bir terör saldırısı değildi. Bu Türkiye’nin jeopolitik gücünü zayıflatmayı hedefleyen kapsamlı ve uzun vadeli bir dış müdahaleydi. Analiz ekibi çalıştıkça planın mimarisi daha açık hale geldi. Plan beş aşamadan oluşuyordu. İlk aşama şehirlerde kaos yaratmak. İkinci aşama iletişim ağlarını felce uğratmak. Üçüncü aşama belirli bölgelerde otorite boşluğu oluşturmak. Dördüncü aşama uluslararası müdahale çağrısı yapmak. Ve beşinci aşama ülkeyi fiilen bölünmüş bir görüntüye sürüklemekti.

Her aşama bir öncekine bağlıydı. Zincirin tek bir halkası kırıldığında tüm plan işlevsiz hale geliyordu. Teşkilat bu nedenle planın en zayıf noktasını bulmaya odaklandı. Kampın yapısı incelendikçe yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Kampın bir komutanı vardı. Ancak asıl karar verici o değildi. Talimatların tamamı dışarıdan geliyordu ve bu talimatları ileten kişi haftada bir kez kampa uğrayan gizli bir kurye idi.

Bu kişi dikkat çekmeyecek şekilde hareket ediyor. Her hafta güzergah değiştiriyor. Yolculuklarında farklı araçlar kullanıyor ve iz bırakmamak için yüksek disiplinle davranıyordu. Teşkilat bu kuryeyi 3 hafta boyunca izledi. Kişi Suriye’den Irak’a, Irak’tan İran sınırına, oradan yeniden Suriye’ye gidip geliyordu. Her seferinde yeni bir rota seçiyor, riskli bölgelerde konaklamıyor ve izlenmediğinden emin olmak için profesyonel yöntemler kullanıyordu. Ancak tüm dikkatine rağmen tekrarladığı tek bir nokta vardı. Her yolculuğun sonunda aynı yere gidiyordu. Suriye’nin kuzeyindeki küçük bir kasabada bulunan terk edilmiş bir fabrika binası onun son durağıydı.

Görünüşte yıllardır kullanılmayan bu bina termal taramalarda düzenli ısı kaynakları gösteriyordu. Bu da binanın aktif olduğunu ve muhtemelen planın gerçek merkezinin burada bulunduğunu doğruluyordu.

Bu bilgi müsteşara ulaştırıldığında karar kesindi. Müsteşar dosyayı kapatıp şu cümleyi kurdu: “Özel kuvvetleri hazırlayın. Bu operasyon karanlıkta bitecek.”

Bu emirle birlikte Türkiye’nin en seçkin birlikleri alarma geçirildi. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda gece yarısı acil toplantı düzenlendi. Komutanlar masadaki haritaları inceledi, risk analizleri yaptı ve hedef noktalarını belirledi. Operasyonun çok noktalı, eş zamanlı ve hata payı sıfır bir görev olduğu açıktı. Ancak harekete geçmeden önce izleme devam etmeliydi. Çünkü planın tüm bağlantıları henüz ortaya çıkarılmamıştı. Tüm hücrelerin yerini bilmeden yapılacak bir operasyon yalnızca eksik başarı getirebilirdi.

Teşkilat için temel prensip belliydi. Bir tehdidi tamamen yok etmek için önce tüm yapıyı haritalamak gerekir ve o yapı tahmin edilenden çok daha büyük ve çok daha yakındı.

Ağustos ayının ilk haftasında teşkilat İstanbul’dan gelen kritik bir uyarı aldı. Suriye’deki kamp hattıyla bağlantılı bir finans ağı Türkiye içinde aktif hale geçmişti. Bu ağ saldırı planının yurtiçi lojistiğini yönetiyor ve tüm hazırlıkları İstanbul’un en yoğun bölgelerinden birindeki sıradan bir iş merkezi görünümündeki bir ofisten koordine ediyordu. Her gün binlerce kişinin önünden geçtiği bu bina dışarıdan bakıldığında son derece sıradan görünüyordu. Ancak içeride işleyen düzen bambaşkaydı.

Takip ekipleri haftalardır gözlem altında tuttukları Suriye hattındaki koordinatörün sahte bir pasaportla İstanbul’a giriş yaptığını tespit etti. Bulgar vatandaşı kimliği taşıyan adamın üzerinde hiçbir elektronik cihaz, belge ya da şüphe uyandıracak bir eşya yoktu. Bavulunda yalnızca iş kıyafetleri ve bir dizüstü bilgisayar bulunuyordu. Ancak teşkilat onun adımını attığı ilk saniyeden itibaren takibi başlatmıştı.

Havalimanından çıktığı andan itibaren 6 farklı ekip adamı dönüşümlü olarak izledi. Koordinatör, izlenme ihtimalini bilircesine taksi değiştiriyor, metro kullanıyor, yoğun sokaklardan ara sokaklara geçiyor ve sık sık arkasına bakıyordu. Hareketleri profesyoneldi. Fakat teşkilatın çok katmanlı takip sistemi daha profesyoneldi. Bir ekip görünür hale geldiğinde diğeri devreye giriyor, iz kesintiye uğramadan sürüyordu.

Koordinatör İstanbul’da 3 gün kaldı ve bu süre boyunca 17 farklı kişiyle görüştü. Her görüşme farklı bir yerde yapıldı. Kafeler, parklar, alışveriş merkezleri, cami avluları. Konuşmalar kısa tutuluyor. Toplantılar 20 dakikayı geçmiyordu. Adam bilgi akışını minimuma indiren bir yöntem kullanıyordu. Ancak teşkilat onun temas kurduğu tüm isimleri tek tek tespit etti.

Yüz tanıma sistemleri, parmak izi veri tabanları, konum sinyal analizleri ve saha ekiplerinden gelen bilgiler birleştirildi. 17 kişinin kimliği netleştiğinde İstanbul’daki yapının boyutu ortaya çıktı. 17 kişiden üçü yabancı ajandı. Bu kişiler Türkiye’de iş adamı kimliğiyle bulunuyor, şirketler üzerinden yasal ticaret yapıyor gibi görünüyordu. Vergi kayıtları, kira kontratları ve resmi belgeler tamdı. Ancak gerçek işleri terör örgütüne finans ve istihbarat desteği sağlamaktı.

Dört kişi yerel bağlantılardı. Yıllardır uyuyan hücre olarak biliniyorlardı ve bu üç gün içinde aktif hale getirilmişlerdi. Geriye kalan 10 kişi ise operasyonel hücreydi. Silah eğitimi almış militanlar, patlayıcı hazırlama konusunda tecrübeli kişiler ve saldırı gecesi İstanbul’daki hedefleri vurmakla görevlendirilen ekip üyeleriydi. Hepsinin son 6 ay içinde Türkiye’ye giriş yapmış olması planın yakın zamanda uygulanacağına işaret ediyordu.

Ankara’daki savaş odası artık 7 gün 24 saat çalışıyordu. Nöbetler sıklaştırılmış, yeni birimler devreye alınmış ve tüm analiz ekranları aynı plana bağlanmıştı. Merkezin duvarında Türkiye haritası yer alıyor. Kırmızı işaretler saldırı hedeflerini, mavi işaretler düşman hücrelerini ve yeşil işaretler teşkilatı ile bordo bereli ekiplerin konumlarını gösteriyordu. Her gelen yeni bilgi haritadaki dengeleri değiştiriyordu.

Bordo berelilerin komutanı dosyayı ilk kez incelediğinde yüzünde hiçbir duygu okunmadı. 30 yıllık özel kuvvet tecrübesi, sayısız operasyon ve uluslararası görev görmüş bir askerdi. Ancak bu dosyada yer alan yapı bildiği görevlerden daha geniş çaplıydı. Dört farklı coğrafyada eş zamanlı operasyon gerekiyordu. Her hedefte farklı riskler, farklı düşman unsurları ve farklı lojistik zorluklar vardı. Bir dakikalık sapma bile tüm planı riske atabilirdi.

Komutan ekipleri topladı. Özel Kuvvetler Karargahında gizli bir toplantı odası hazırlandı. Telefonlar dışarıda bırakıldı ve pencereler tamamen kapatıldı. Toplantı 8 saat sürdü ve operasyona dair tüm senaryolar tek tek değerlendirildi. Plan dört ana safhadan oluşuyordu.

Birinci ekip Suriye sınırındaki ana kampı vuracaktı. Bu kamp tüm yapının komuta merkeziydi ve operasyonun beyni olarak işlev görüyordu. Kamp etkisiz hale getirildiğinde koordinasyon zinciri çökecekti. Bu görev için 12 kişilik seçkin bir tim oluşturuldu.

İkinci ekip Irak sınırındaki ikmal hattını kesecekti. Patlayıcılar, mühimmat ve lojistik malzemeler bu hat üzerinden taşınıyordu. Hat kesildiğinde saldırı kapasitesi önemli ölçüde azalacaktı. Bu görev 8 kişilik dağ timine verildi.

Üçüncü ekip İstanbul’daki operasyonel hücreyi etkisiz hale getirecekti. Bu hedef en zor olanıydı. Çünkü şehir kalabalıktı ve hücre sivillerin arasında hareket ediyordu. Bir apartman dairesinde saklanan ekip en ufak bir dikkatsizlikte onlarca masum insanın hayatını tehlikeye atabilirdi. Bu nedenle göreve yalnızca en deneyimli tim üyeleri seçildi.

Dördüncü ekip ise Ege kıyısındaki gizli buluşma noktasına baskın düzenleyecekti. Görünüşte bir yazlık villa olan bu yer aslında koordinatörlerin ve yabancı bağlantıların bir araya geldiği kritik bir noktayı oluşturuyordu. Burada bulunması muhtemel belgeler planın tamamının arkasındaki yapıyı ortaya çıkarmak için büyük önem taşıyordu.

4 ekip, 4 hedef ve sıfır hata payı. Teşkilatın operasyon koordinatörü son toplantıda tek bir cümle kurdu: “Bu gece ülkenin kaderi sizin ellerinizde. Başarısızlık seçenek değil.” Bu söz odadaki sessizliği derinleştirdi ve geri sayımın başladığını ilan etti.

Ancak ortada hala çözülmemiş bir problem vardı. Saldırının tam zamanı. Örgüt kesin bir tarih vermemiş. Görüşmelerde yalnızca “yakında” ifadesi kullanılmıştı. Bu ifade her ihtimali kapsıyordu. Bir hafta sonra olabilirdi. Ertesi sabah da olabilirdi.

Tam bu noktada teşkilat en kritik kararı aldı. Beklemek yerine harekete geçilecekti. Düşman hazırlıklarını tamamlamadan inisiyatif alınacak, operasyonun ritmi Türkiye tarafından belirlenecekti. Karar uzun tartışmaların ardından oy birliği ile kabul edildi. Beklemek daha riskliydi.

Operasyon için geri sayım başlatıldı. Ancak kimse bilmezdi ki aynı gece düşman da hazırlıklarını tamamlıyordu. İki taraf da aynı anda nefesini tutmuş bekliyordu ve birbirlerinden tamamen habersizdiler.

Operasyondan önceki son 48 saat Türkiye için tarihin en uzun saatleri gibiydi. Bordo bereliler hedef bölgelerine doğru sessizce hareket etmeye başlamıştı. Bunu kimse bilmiyordu. Aileleri bilmiyordu. En yakın silah arkadaşları bile yalnızca sınırlı bilgiye sahipti. Her asker sadece kendi görevinin ayrıntılarını biliyor, büyük resim küçük bir çekirdek ekipte tutuluyordu. Bu şekilde tasarlanmıştı. Çünkü sızma ihtimali sıfıra indirilmeliydi. Tek bir fısıltı bile 47 günlük çalışmayı boşa çıkarabilirdi.

Suriye sınırına gidecek olan birinci ekip gece yarısına doğru Türk topraklarından ayrıldı. 12 kişilik tim karanlığın içinde ilerliyordu. Ay ışığının bile risk sayıldığı bir gece seçilmişti. Bulutlu hava termal takip sistemlerini zorlayacak koşullar sağlıyordu. Tim sınır ötesinde yaklaşık 30 kilometrelik mesafeyi iz bırakmadan kat etti. Mola verilmedi. Gereksiz konuşma yapılmadı. Hiçbir ışık yakılmadı. Sadece kontrollü nefesler ve disiplinle bastırılmış kalp atışları vardı.

Aynı saatlerde Irak sınırındaki ikinci ekip dağ hattına doğru tırmanıyordu. Bulundukları bölgenin yüksekliği 2000 metrenin üzerindeydi. Gece sıcaklık sıfırın altına düşmüş, rüzgar keskinleşmişti. Taşlık zemin her adımı zorlaştırıyordu. Ancak kimseden şikayet yükselmiyordu. Her asker sırtındaki yükten daha ağır bir sorumluluk taşıdığını biliyordu. Bu yalnızca bir sınır ötesi görev değil, ülkenin güvenliğini belirleyecek bir harekattı.

İstanbul’daki üçüncü ekip ise şehrin kalabalığına karışmıştı. Sivil kıyafetler, taksi şoförü kılığında personel, kurye üniformaları, temizlik görevlisi yelekleri, hücrenin bulunduğu apartman görünürde sıradan bir bina gibi yaşamına devam ediyordu. Çocuklar sokakta oynuyor, insanlar işe gidip geliyor, hayat normal akıyormuş gibi görünüyordu. Ancak o kalabalığın içinde Türkiye’nin en deneyimli nişancıları, en sessiz operasyon timleri bekliyordu. Binanın girişleri, çıkışları ve çevresi fark ettirmeden kontrol altına alınmıştı.

Ege kıyısındaki dördüncü hedef ise en karmaşık noktalardan biriydi. Yazlık villa çeşme yakınlarındaki ıssız bir koyda bulunuyordu. Çevresinde başka yapı yoktu. Karadan yaklaşmak zordu ve güvenlik düzeni profesyonelce kurulmuştu. 24 saat kayıt yapan kameralar, hareket sensörleri ve 4 kişilik silahlı güvenlik ekibi. Bu ekibin büyük bölümünün eski asker olduğu biliniyordu. Bu nedenle klasik bir baskın yöntemi kullanmak mümkün değildi.

Dördüncü tim deniz yolunu seçti. Küçük bir botla gece yarısı koya doğru ilerlediler. Sessiz motorlar, koyu renkli kıyafetler, gece görüş sistemleri, dalgaların çıkardığı ses ilerleyişlerini perdeleyen doğal bir örtü oluşturuyordu. Kıyıya vardıklarında villanın ışıkları onlara yaklaşık 100 metre uzaklıktaydı. Tim belirlenen noktada saklanmaya geçti ve bekleyiş başladı.

Operasyondan yaklaşık 12 saat önce Ankara’daki savaş odasında alarm verildi. Teşkilatın dinleme birimi kritik bir görüşme çözümlenmişti. Suriye’deki kamptan yayılan telsiz trafiğinde örgüt komutanı tüm hücrelere son talimatı geçiriyordu. Mesaj açıktı: “Yarın gece saat tam 24’te başlıyoruz.” Bu cümle saldırının zamanını ilk kez netleştiriyordu.

Bu bilgi planın bütün dengesini değiştirdi. Teşkilat artık bir tercih yapmak zorundaydı. Ya düşmanın belirlediği saate kadar bekleyecek ya da inisiyatifi tamamen ele geçirip harekatı öne çekecekti. Değerlendirme hızlı ama çok yönlü yapıldı. Düşmanın bir gün sonra saldırıya geçeceği kesinleşmişse o halde bu gece hareket etmek tek mantıklı seçenekti.

Acil durum protokolü devreye girdi. Tüm ekiplere şifreli kanal üzerinden yeni bir emir iletildi. Harekat saati güncellendi. Başlama zamanı bu gece saat 23. Sahadaki ekipler mesajı aldığında herkes birkaç saniye duraksadı. Ardından bu yeni bilgi eğitimle pekişmiş reflekslere dönüştü. Hazırlıklar hızlandırıldı. Son planlamalar güncellendi. Hedef aynıydı. Takvim öne çekilmişti.

Saat 19’u 30 geçe sahadaki ve merkezdeki birimlerde son kontroller yapıldı. Silahlar temizlendi. Mühimmat listeleri tekrar sayıldı. İletişim frekansları test edildi. Her bir tim ana ve yedek planlarını gözden geçirdi.

Ankara’daki savaş odasında ise generaller, teşkilat yöneticileri ve operasyon koordinatörleri son kez haritanın başında bir araya geldi. Saat 21’de Ankara’dan en üst düzey onay geldi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinden iletilen kısa mesajda tek bir ifade yer alıyordu: “Başlayın.”

Bu kelime artık geri dönüş olmadığını ilan eden son işaretti. Saat 22’de tüm ekipler nihai pozisyonlarına geçmişti. Suriye hattındaki tim kampa yaklaşık 200 metre mesafede konuşlanmıştı. Irak sınırındaki ekip ikmal hattını gören tepeyi kontrol altına almıştı. İstanbul’daki tim hücrenin bulunduğu binanın tüm giriş ve çıkışlarını kaçış ihtimali olan ara sokakları ve çatıyı kapsayacak şekilde yerleşmişti. Ege kıyısındaki ekip ise villanın duvarına 10 metre kalana kadar sessizce ilerlemiş, son harekat işaretini beklemeye başlamıştı.

Bütün cephelerde aynı sessizlik hakimdi. Bu fırtına öncesi sessizlikti. Herkes saatine bakıyor, telsizlerden gelecek son komutu bekliyordu. Saat 22.45’te Genel Komutanlık kanalından kısa bir anons yapıldı. Komutanın sesi net ve sakindi: “Tüm ekipler, 15 dakika kaldı. Allah yardımcınız olsun.” Bu cümle sahadaki herkes için bir anlamda son hatırlatmaydı. Artık görev bireysel duyguların önüne geçmişti. O son 15 dakika her asker için uzun bir iç hesaplaşma anına dönüştü. Kimileri zihninde ailesini, çocuklarını geride bıraktığı hayatı düşündü. Ancak hepsinin bildiği tek gerçek vardı. Bu gece görev başarısız olursa ertesi sabah Türkiye çok farklı bir güne uyanacaktı.

Bu bilincin ağırlığı omuzlarında dağ gibi duruyordu. Fakat aynı yük onlara güç de veriyordu.

Saat 22.55’te parmaklar tetiğe daha da yaklaştı. Nefesler kontrol altına alındı. Son kontroller sessiz işaretlerle tekrarlandı.

Saat 22.59’u gösterdiğinde farklı bölgelerdeki timler kendi içlerinde geri sayımı başlattı. 10, 9, 8, 7… Her sayı onları geri dönülmez çizgiye biraz daha yaklaştırıyordu ve saat tam 23’te Türkiye’nin 41 yanında aynı anda tek bir komut verildi: “Başladı.” O andan itibaren artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Saat gece 23.00’ı gösterdiğinde Türkiye’nin dört bir yanında aynı anda başlayan operasyon 47 günlük hazırlığın sonucuydu. İlk hareket Suriye sınırındaki birinci ekipten geldi. 12 bordo bereli karanlığın içinden adeta görünmez bir çizgi gibi fırladı. Sessiz tabancalar ve susturucu takılı tüfeklerle hareket eden tim nöbetçileri saniyeler içinde etkisiz hale getirdi. Kampın dış güvenliği ilk yarım dakikada tamamen çökmüştü. Kampın içinde panik yükseliyordu ancak artık çok geçti. Türk askerleri çadırları, barakaları ve sığınakları sistemli bir düzenle temizliyordu.

Yılların eğitimi burada devreye giriyor, her manevra bir refleks gibi uygulanıyordu. 10 dakika geçmeden kampın kontrolü tamamen Türk kuvvetlerine geçti. Örgütün komutanı kaçmaya çalışırken yakalandı. Çok sayıda militan etkisiz hale getirildi ve en önemlisi kampın iletişim merkezi sağlam şekilde ele geçirildi. Bu merkezde tüm saldırı planının belgeleri, haritaları ve irtibat kayıtları bulunuyordu. Ankara’ya gönderilen ilk mesaj kısaydı: “Birinci hedef temiz.”

Aynı dakikalarda Irak sınırındaki ikinci ekip ikmal hattını kesiyordu. Dağ geçidinde pozisyon alan 8 kişilik tim aşağıda ilerleyen konvoyu bekliyordu. Üç kamyon patlayıcı yüklüydü ve bu yükler ertesi gece İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kullanılacaktı.

Ancak o kamyonlar hedeflerine asla ulaşamayacaktı. Keskin nişancılar ilk atışlarla kamyonların lastiklerini devre dışı bıraktı. Araçlar savrulup durdu. Konvoyu koruyan silahlı militanlar karşılık vermeye çalıştı. Ancak yüksek konum avantajı Türk askerlerindeydi. Kısa süreli kontrollü bir çapraz ateş başladı. 5 dakikadan kısa sürede konvoy durduruldu. Kamyonlar ele geçirildi ve içlerindeki yük görüntülendiğinde tim bir anlığına durdu. Yüzlerce kilo patlayıcı, uzaktan patlatılabilen düzenekler, etkisi yüksek şarapnel bombaları. Bu malzemeler bir şehri felakete sürükleyebilirdi.

Artık yalnızca delil niteliği taşıyordu. İkinci mesaj Ankara’ya ulaştı: “İkinci hedef temiz. Lojistik kesildi.”

İstanbul’da ise durum çok daha hassastı. Üçüncü ekip hedef binayı çevrelemişti. Ancak içeride ağır silahlı militanlar bulunuyordu. Üstelik bina bir apartmandı ve üst katlarda masum siviller yaşıyordu. Yanlış bir hamle, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilirdi. Ekip komutanı soğukkanlı bir kararla önce binanın elektriğini kestirdi. Hücre karanlığa gömülünce panik başladı. Pencereden dışarı bakmaya çalışan militanlar tam o anda keskin nişancıların hedefi oldu. İlk üç kişi sessiz atışlarla etkisiz hale getirildi. Ardından kapı kırıldı ve tim daire daire ilerleyerek operasyonu sürdürdü. 10 kişilik hücrenin yedisi sağ yakalandı. Üçü direnmeye çalışırken etkisiz hale getirildi. Operasyon boyunca tek bir sivil zarar görmedi. İstanbul operasyonunun süresi sadece 13 dakikaydı. Ankara’ya giden üçüncü mesaj netti: “İstanbul hücresi temizlendi. Sıfır sivil kayıp.”

Ege kıyısındaki villa ise operasyonun en kritik bölümünü oluşturuyordu. Dördüncü ekip villaya yaklaşırken beklenmedik bir bilgi aldı. İçeride yalnızca güvenlik görevlileri yoktu. Üç yabancı istihbarat yetkilisi de toplantı halindeydi. Saldırı sonrası uluslararası medyaya servis edilecek haber metinlerini hazırlıyor, “Türkiye tamamen karıştı” başlıklı açıklamaları planlıyorlardı.

Ekip komutanı durumu Ankara’ya bildirdi. Gelen cevap kısa ve kesin oldu: “Devam edin, belgeleri alın. Yabancılara dokunmayın fakat görüntüleyin.” Bu karar çok önemliydi. Yabancı görevlileri tutuklamak diplomatik krize yol açardı. Ancak onları belgelemek Türkiye’nin eline uluslararası arenada güçlü bir koz verecekti.

Operasyon başlatıldı. Villanın dış güvenlik ekibi tecrübeli kişilerden oluşuyordu. Ancak bordo berelilerin koordineli hareketi ve gece görüş üstünlüğü karşısında şansları yoktu. 4 dakikada dış çember çöktü. Kapı kırıldığında içeridekiler dehşet içinde hareket bile edemedi. Yabancı yetkililer ellerini kaldırdı. Masada belgeler açık halde duruyordu. Dizüstü bilgisayarlar çalışır durumdaydı. Tüm deliller fotoğraf ve video kaydıyla belgendi. Bu belgeler Türkiye’yi hedef alan uluslararası planın tartışmasız kanıtına dönüşmüştü.

Dördüncü mesaj Ankara’ya gönderildi: “Villa ele geçirildi. Belgeler güvende, yabancı unsurlar görüntülendi.”

Saat gece 23:47’yi gösteriyordu. Dört farklı bölgede yürütülen operasyon 50 dakikadan kısa sürede başarıya ulaşmıştı. O gece Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ışıklar hiç sönmedi. Teşkilat müsteşarı brifing verirken Genelkurmay Başkanı operasyon verilerini değerlendiriyor, hükümet masasında ise sonraki sürecin yönetimi planlanıyordu ve sabah Güneş doğduğunda Türkiye’yi bölme planı artık yalnızca başarısız bir girişim olarak tarihe geçmişti.

Dünya medyası hiçbir şeyden haberdar değildi. Hiçbir manşet atılmadı. Hiçbir haber bülteni hazırlanmamıştı. Çünkü operasyon o kadar sessiz ve o kadar kusursuz yürütülmüştü ki dış dünya detayları asla öğrenemedi. Sadece sonuçları gördüler. O gece dört farklı noktada Türk bayrağı dalgalandı. Hiç kimsenin görmediği, hiç kimsenin alkışlamadığı bu anlar bir ülkenin sessiz kahramanlarının çalışmasının eseriydi ve sabahın ilk ışıklarıyla timler çoktan gölgelerin arasına karışmıştı.

Ev.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News