“Arabamı tamir et, senin olsun!” diye güldü patron; ama hizmetçi herkesi şaşırttı
Bursa’nın iş merkezinin kalbinde, Aydınoğlu Otomotiv’in parlak vitrinleri sabah ışıklarını kristal gibi kırıyordu. İçeride, pahalı arabaların arasında soluk mavi üniformasıyla sessizce hareket eden gri saçlı bir adam vardı: Serkan Demirci. Elleri yılların yorgunluğunu taşırken, zihninde tek bir cümle dönüp duruyordu: “Ben bu hayatta daha fazlası için yaratıldım.”
Kapılar açıldı; kolonya kokusuyla beraber Turgut Aydınoğlu içeri girdi. İtalyan dikim takım, pırıl pırıl ayakkabılar, peşinde dalkavuk satış müdürü Cihan… Turgut’un kahkahası showroom’u doldururken bir anda Serkan’ın önünde durdu, beyaz Mercedes’e bakıp alaycı bir tebessümle seslendi: “Üç usta çözemedi. Belki bizim temizlikçi Serkan halleder. Tamir edersen araba senin olsun.” Etrafta zorlama gülüşler yükseldi; sonra sessizlik. Serkan süpürgeyi duvara yasladı, omuzlarını dikleştirdi. “Üç gün,” dedi sakin ama kararlı. “Üç gün içinde tamir edeceğim.”
Gece otoparkın loş ışıkları altında Serkan, yıllardır dolabın arkasına sakladığı alet çantasını çıkardı. Parmakları metalin üstünde eskisi gibi hafiflemiş, nefesi yağ ve demir kokusuyla bütünleşmişti. Tanı cihazı ekrana hata kodlarını döktüğünde yüzünde belirgin bir ifade belirdi: Yakıt enjeksiyon sistemindeki sensör aralıklı arıza veriyordu. “İşte buradasın,” diye mırıldandı. Bir parçayı söktü, bir bağlantıyı ölçtü; her adımda geçmişinden bir sayfayı geri çevirdi. Almanya’da aldığı eğitimi, İstanbul’da açtığı atölyeyi, sonra ortağının ihanetini ve bir gecede kaybettiği hayatı…

Sabah olduğunda Turgut öfkeyle geldi. Serkan, kaputun başında sakince anlatıyordu: “Sorun sensörde. Arıza aralıklı ortaya çıktığı için gözden kaçmış.” Yıllardır temizlikçi dediği adamın tonundaki profesyonellik Turgut’u afallattı. “Nereden biliyorsun bunları?” Serkan, gözlerini kaçırmadan cevap verdi: “Otomotiv mühendisiyim. Otuz yıl.” Turgut’un yüzünde şaşkınlık ve merak birbirine karışırken, Serkan tek bir şey istedi: süre.
Üç gün boyunca atölyede fısıltılar çoğaldı; genç çırak Emre’nin gözlerinde hayranlık, başmekanik Orhan’ın sesinde kıskançlığa karışan saygı… Serkan, Mercedes’i ayağa kaldırdı. Sensör değişti, elektronik ünite kalibre edildi. Motor çalıştığında showroom’u bir anda sessizlik kapladı. Kahkahalar yok olmuştu; yerini nefesini tutan şaşkınlık almıştı.
Turgut, o an aklındaki dengeyi değiştirmeye karar verdi. “Ofise gelir misin?” dedi beklenmedik bir yumuşaklıkla. Serkan, lüks camların ardında otururken Turgut iki kelimeyi güçlükle söyledi: “Özür dilerim.” Ardından teklif geldi: Avrupa lüks araçları için özel bir servis departmanı, teknik yetki, ekip kurma serbestliği. Serkan derin düşündü. Bir araba değildi istediği; saygıydı. Yine de şunu ekledi: “Şartlarım var. Kaliteden taviz yok, ekip bana ait, her çalışan değer görecek.”
İnşaat başlarken söylentiler şirketi sardı. Yönetim kurulu üyesi Nazmi, siyah Bentley’yle gelip meydan okudu: “Gerçekten ustaysan, benim arızayı çöz.” Serkan yağmur altında test sürüşü yaptı; sağa dönüşlerde ve yüksek hızda belirginleşen vınlama, diferanseldeki mikro çatlağa işaret ediyordu. Sorunu bulduğunda Nazmi sessizce başını eğdi: “Destekleyeceğim.”

Açılış günü tüm çalışanlar toplandığında Turgut küçük bir platforma çıktı. Sesi her zamankinden yumuşaktı: “Serkan Bey’den ve sizlerden özür diliyorum. Bu şirket artık herkesin saygı gördüğü bir yer olacak.” Alkışlar yükselirken Serkan öne çıktı: “Kalite, adalet ve fırsat. Temizlikçiden mühendise herkesin değeri var.” O an, yıllardır bastırılan bir onur sahneye geri döndü.
İki hafta içinde kırmızı Ferrari, mavi Porsche ve siyah Maserati sıraya girdi. Doktor Adnan Yıldırım, yılların müşterisi, Serkan’a “Motorun şarkısını nota nota duyarsın,” dedi gülümseyerek. Serkan dürüstçe karşılık verdi: “Şimdi tamir edebilirim; ama en iyi ekipman gelince daha doğru olur.” Doktor elini sıktı: “İşte bu yüzden sana güveniyorum.”
Atölye kuruldu, duvarlara ekranlar asıldı, liftler seçildi. Orhan şefliğe yükseldi; Emre’nin elleri Ferrari manifold cıvatalarında titremeyi bıraktı. Cihan’ın şüpheleri rüzgârda dağıldı; müşteriler İstanbul yerine Bursa’ya yöneldi. Bir gün üniversiteden davet geldi: “Mesleki dayanıklılık ve yeniden doğuş üzerine konuşma.” Serkan mektubu okurken gözleri doldu. Yıllar önce kaybettiği kimliği, şimdi gençlere ilham olacaktı.
Akşam, Serkan ilk tulumuna baktı; duvarda asılı bir onur madalyası gibiydi. Semiha’yı, kaybettiği eşini düşündü. “Bugün farklı bir gündü,” diye fısıldadı. Dışarıda Bursa’nın ışıkları bir bir yanarken, içindeki ışık da sönmemek üzere parladı. Arabasına binip uzaklaşırken aynada kendine gülümsedi: “Sen hep vardın, Serkan Usta.”