ARAP MİLYARDER, NİŞANLISININ HİZMETÇİYİ AŞAĞILADIĞINI GÖRÜR – YAPTIĞI ŞEY HERKESİ ŞOKE EDER…
İstanbul’un en lüks semtlerinden birinde, gökyüzüne uzanan villasında yaşayan 32 yaşındaki Arap kökenli milyarder Kemal Özdemir, hayatını başarılarla doldurmuştu. Babasından devraldığı milyarlık imparatorluğu daha da büyütmüş, her şey mükemmel görünüyordu. Ancak nişanlısı Leyla ile olan ilişkisi, sadece bir toplumsal anlaşmaydı. Leyla, zengin bir ailenin kızıydı ve her şey planlandığı gibi ilerliyordu. Ta ki Kemal, bir sabah evde yaşanan bir olaya tanık olana kadar.
Kemal, ofise gitmek için hazırlanırken, bahçede Leyla’nın hizmetçi Ece’ye bağırdığını duydu. Ece, genç ve güzel bir kadındı; annesi hasta olduğu için bu işi mecburen yapıyordu. Leyla, Ece’nin basit bir hatasını –bir tepsi kırılması– bahane ederek onu aşağılıyordu: “Sen burada sadece temizlik için varsın! Bir daha hata yaparsan kovdururum!” Kemal, Leyla’yı hiç böyle görmemişti. O ana kadar nazik ve kibar olan nişanlısı, şimdi acımasız birine dönüşmüştü. Ece, başını eğmiş, sessizce cam kırıklarını topluyordu. Gözlerinde yaşlar birikmişti ama gururla kendini tutuyordu.

Kemal, bu sahneyi izlerken içinde bir öfke ve koruma duygusu uyandı. İlk kez, hayatındaki “eksiklik”i fark etti. O gün ofiste, toplantılar arasında Ece’yi düşünmekten kendini alamadı. Akşam eve döndüğünde, Ece ile konuşma fırsatı buldu. “Ece Hanım, annenizin durumu nasıl?” diye sordu. Ece, annesinin kalp problemi olduğunu ve ameliyat masraflarını karşılayamadığını anlattı. Sesinde çaresizlik vardı: “Bu işi kaybedersem, annemi kaybederim.” Kemal, içindeki merhameti dinledi ve yardım etmeyi teklif etti. “Sana bir kredi verebilirim, zamanla ödersin,” dedi. Ece, onurlu bir şekilde kabul etti ama Kemal’in gerçek niyetini hissetmişti –bu, sadece yardım değildi.
Günler geçtikçe, Kemal ve Ece arasında bir bağ oluştu. Ece, Kemal’e hayatın gerçek yüzünü gösterdi: mücadele, fedakarlık ve hayaller. Kemal, Ece’nin öğretmenlik hayalini dinlerken, kendi lüks hayatının boşluğunu anladı. Bir akşam, bahçede konuşurlarken, Ece sordu: “Neden bana bu kadar değer veriyorsunuz?” Kemal, “Çünkü sen güçlüsün, asil ve güzelsin,” diye yanıt verdi. O an, ikisi de hislerini kabul etti. Ama bu aşk, büyük engellerle karşı karşıyaydı.
Leyla, durumu fark etti ve kıskançlıkla tepki gösterdi. “O hizmetçiyle konuşmayı bırak! Sen benim nişanlımsın,” diye bağırdı. Kemal, Leyla’ya karşı dürüst oldu: “Seni sevmiyorum Leyla. Ece’yi seviyorum.” Bu itiraf, her şeyi değiştirdi. Leyla, Ece’yi kovdurmaya çalıştı ama Kemal, engel oldu. Sonunda, Kemal nişanlılığı bitirdi. Ailesi ve toplum, bu kararı şiddetle eleştirdi. Kemal’in babası, “Sen milyardersin, o bir hizmetçi! Aklını mı kaçırdın?” dedi ve onu mirastan çıkardı.

Kemal ve Ece, her şeyi geride bırakıp yeni bir hayat kurdular. Küçük bir daireye taşındılar ama maddi zorluklar başladı. Kemal’in işleri bozuldu; eski ortakları onu dışladı. “Belki pişman olursun,” dedi Ece bir akşam. Kemal, “Asla. Sen benim gerçek mutluluğumsun,” diye yanıt verdi. Ece, iş bulmaya çalıştı ama kimse onu almadı –Kemal’le ilişkisi yüzünden. İki ay sonra, Kemal küçük bir danışmanlık şirketi kurdu. Zorluklar devam etti ama birlikte mücadele ettiler.
Altı ay sonra, Ece hamile olduğunu öğrendi. Bu haber, onlara umut verdi. “Artık bir aile olacağız,” dedi Kemal. Bir yıl içinde, Kemal’in şirketi büyüdü ve Ece, kendi çeviri işini kurdu. Toplumun bakışları yumuşadı; hatta Kemal’in babası, pişmanlığını dile getirdi. “Hata yaptım oğlum. Ece, senin için en iyisiymiş,” dedi ve onları affetti.
Üç yıl sonra, küçük oğulları Can doğmuştu. Aileleri bir araya gelmişti; Kemal’in babası, torununa bayılıyordu. Ece, “Kim derdi ki bu kadar mutlu olacağız?” diye sordu. Kemal, “Gerçek aşk her engeli aşar,” diye yanıt verdi. Akşamları, Can’a hikayelerini anlatırlardı: “Bir zamanlar, baban zengin ama mutsuzdu. Sonra annenle tanıştı ve her şeyi feda etti.” Can, “Ben de böyle bir aşk bulacağım,” derdi.
Şimdi, Kemal ve Ece, İstanbul’un en mutlu çiftiydi. Para ve prestij geri gelmişti ama en önemlisi, birbirleriydi. Gerçek aşk, tüm zorlukları yenmişti.