Beni hatırlamıyor musun?” — Sıradan bir kör randevu, yıllar önceki bir iyiliği açığa çıkardığında

Beni hatırlamıyor musun?” — Sıradan bir kör randevu, yıllar önceki bir iyiliği açığa çıkardığında

Portland’ın Eski Caddesi’nde, yağmurun ıslattığı çam ağaçları kokuya dönüşürken, taze demlenmiş kahvenin sıcak buharı küçük kafenin camlarını buğuluyordu. Grayson Martin, bu şehri yıllar önce bırakmış ve başarı, unvan, statü katmanlarıyla kendine yeni bir dünya örmüştü. Bugün ise, arkadaşının ısrarıyla kabul ettiği bir kör randevu için bu kafenin köşesinde oturuyor, duvardaki ahşap kirişlerde ışık ve gölgenin dansını izliyordu. İçerisi ona yabancıydı: uyumsuz sandalyeler, eski raflara sıkışmış kitaplar, kapı açıldıkça çalan çıngırak. Nezaketen tam on beş dakika verip kalkmayı planladı; randevunun zarifçe başlayıp zarifçe biteceği, herhangi bir iz bırakmayacağına emindi.

Kadın yaklaşınca, kafenin loş ışığı saçlarının gevşek topuzunda parladı; birkaç tutam yüzüne düşüyor, bakışlarındaki yumuşaklık bir bahar sabahı gibi berrak duruyordu. Elinde sade bir çanta, adımlarında telaş değil ölçü vardı. Grayson onu tanımadı— ama sakin güveninde bir şey, dikkatini çekti. Kalbinde, çok önce gömüp üstünü işlerle örttüğü bir anı hafifçe kıpırdadı: Eski şehir kütüphanesinin raflarının arasında, aç bir kızın arkasına saklanan küçük bir çocuk… Bir öğle vaktinin ışığı, karton bir sandviç kutusu, “teşekkürler” diyen fısıltılı bir ses… Tam hatırlayamıyordu; hatırlamayı da seçmemişti yıllarca.

Masaya oturduklarında, kadın— adı Tessa— kahvesini sipariş etti ve gülümsedi. Grayson “Tanıştığıma memnun oldum,” demek üzereyken Tessa beklenmedik bir cümle kurdu: “Beni hatırlamıyor musun?” Sanki kafenin tüm sesleri bir anda durdu. Grayson’ın kaşları çatıldı; nazikçe, “Sanmıyorum,” dedi. Tessa’nın gülümsemesi kaybolmadı, sadece derinleşti. “Yıllar önce, kütüphanede rafların arasında, aç bir kıza sandviçini veren genç— sendin.” Grayson’ın omurgasına soğuk bir hat çekildi. Zihninde yıllar önceki tozlu raflar canlandı; üniversiteye gidiş öncesi son haftalar, cebinde az para, kalbinde çok umut ve bir öğlen vakti, yanındaki sandviçi sessizce bir çocuğa uzatan eli.

Sohbet hafif başladı; kahve ve çay paylaştılar. Tessa bir kütüphaneciydi ve dört yaşındaki kızı Leah’ın annesiydi. Leah baleyi, dinozorları ve sırf resimlere bakmak için bile kalın ansiklopedileri severdi. Grayson dinlerken, içinde bir şey yer değiştirdi: Evdeki bakımın ve şefkatin çıplak, süslü olmayan halini gördü ve uzun zamandır ilk kez, başarı ölçütleri ve statü tabelaları olmadan bir mutluluk hissinin varlığını kabul etti. Tessa’nın cümleleri hafifti ama içlerine bir ağırlık saklıydı— insanın yan yana durmasının basit gücü.

Aynı akşam, yağmur yeniden bastırdı. Portland’ın kaygan taşlarında rüzgâr ıslık çalarken Tessa aradı: “Leah hasta.” Grayson düşünmeden hareket etti. Sokak lambalarının altında parlayan su birikintilerini yarıp hastaneye koşturdu; kucağında küçük bir battaniye, cebinde sakinlik arayan bir nefes. Acil servisin floresan ışıkları altında, Leah’ın yatağının yanında oturup ona kitap okudu. İlk defa, yakın olmanın, sadece orada durmanın en önemli şey olduğunu hissederek. Tessa’nın gözlerinde minnet ve şaşkınlık bir arada parladı.

Zamanla Grayson onların hayatının sessiz bir parçası oldu. Kütüphaneyi destekledi— bir bağışçı olarak değil, fark edilmeden yardım eden bir dost olarak. Rafların arasında Leah pembe bale elbisesiyle kendi etrafında dönerken Grayson, sadece bu şehre değil, kendi içine de döndüğünü hissetti. Bir akşamüstü, yağmur dindiğinde, Tessa kütüphanenin arka kapısından dışarı çıkıp ona dönerek “Teşekkür ederim,” dedi. Grayson başını salladı. “O gün… sandviç…” Tessa gülümsedi: “Unutulmuş bir iyilik yoktur; sadece yeniden hatırlanmayı bekler.”

Günler birbirine bağlandıkça, Grayson ve Tessa arkadaş olmanın ne demek olduğunu yeniden öğrendiler: Sır saklamak değil, ağırlığı pay etmek; susarak kaçmak değil, sessizce durmak. Grayson’ın geçmişi artık bir yük değil, şimdi ile bağ kuran bir köprüye dönüştü. Şirket toplantılarındaki keskin cümlelerin yerini, kütüphanede fısıldayarak okunan hikâyeler aldı. Leah, dinozorların Latince adlarını ezberleyip gururla sayarken, Grayson kendi hayatındaki sert, taşlaşmış katmanların yumuşadığını fark etti.

Bir Pazar sabahı, Eski Cadde’nin başında güneş utangaç bir ışıkla yükselirken, üçü birlikte kütüphaneye yürüdü. Tessa kahveleri aldı, Leah parka doğru koştu. Grayson, Tessa’ya döndü. “Beni gerçekten hatırladın mı? Yoksa bu, sadece güzel bir bağ kurmanın yolu muydu?” Tessa ciddi bir yüzle bakıp “Seni hatırladım,” dedi. “Ama daha önemlisi, sen kendini hatırladın.” Grayson o an anladı: Kör randevu, sandviçin hatırlanması için değil, kendi içindeki unutulmuş insanı uyandırmak için düzenlenmiş bir tesadüf gibiydi.

Akşamüstü, Leah ateşinin düştüğünü haber verdi; pembe elbisesini giyip kütüphanede döndü ve “Baba gibi” diye fısıldadı— henüz “baba” değil, ama kalbe dokunan bir benzetme. Grayson’ın gözleri doldu; bir zamanlar kaçtığı şehirde, şimdi kendi içine doğru yürüyordu. Kariyerinin parlak neonları, bu sade anların yanına konunca soluklaşıyor, insan sıcaklığının yerini tutamayacağını kabul ediyordu.

Sonbahar geldiğinde, kütüphanenin önünde bir bağış kutusu duruyordu. Üstünde, “Sessiz Yardım” yazıyordu— Tessa’nın fikri, Grayson’ın desteği. İçine insanlar bozukluk, not, kitap ayracı koyuyordu. Grayson kutuyu kaldırıp rafların arasına yerleştirirken, bir an durdu. “Beni hatırlamıyor musun?” sorusu ilk kez kulağında teşekkür gibi yankılandı. Hatırlamamak bazen bir hayatta kalma biçimiydi; hatırlamak ise yeniden başlama cesareti.

Portland’ın sabahının sessiz ışığında, kahve aromaları ve sayfaların hışırtısı arasında, Grayson ve Tessa birlikte mutluluğun adresini tarif edebileceklerini anladılar: Büyük jestler değil, küçük yakınlıklar; yüksek sözler değil, yan yana duruşlar. Bazen, unutulmuş bir iyilik tüm bir hayatın yönünü değiştirir. Grayson bunu, kör bir randevunun masasında, bir cümlenin ağırlığında öğrendi: “Beni hatırlamıyor musun?” Hatırladı— ve kendini de.

Ne muhteşem bir hikâye, sevgili arkadaşlar. Nereden okuyorsunuz, nerede yaşıyorsunuz? Bu hikâyeyi sevdiyseniz, bir yorum bırakın ve paylaşın. Çünkü belki birinin unuttuğu bir iyilik, sizin hatırlamanızla yeniden hayat bulur.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News