“Bunu yapma!” diyen hizmetçi, milyonerin gözü önünde zalim üvey anneye kafa tuttu.

“Bunu Yapma!” Diyen Hizmetçi, Milyonerin Gözü Önünde Zalim Üvey Anneye Kafa Tuttu

Sarıyer’deki lüks villada bir gün, sessizliği Meryem’in titreyen ama kararlı sesi bozdu: “Bunu yapma!” 15 yıllık hizmetçilik kariyerinde ilk kez patronuna böyle sesleniyordu. Siyah üniforması ve beyaz önlüğüyle, parmağını Canan’a doğrultmuş, tüm nezaket kurallarını bir kenara bırakmıştı. Tekerlekli sandalyesinde oturan 7 yaşındaki Berk, büyük kahverengi gözleriyle bu beklenmedik sahneyi izliyordu. Kapının yanında duran babası Rıfat ise işten eve döndüğünde karşılaştığı bu manzara karşısında donup kalmıştı.

Birkaç saat önce Canan, “disiplin” adı altında Berk’e ceza vermeye kalkmıştı. Küçük çocuk portakal suyunu dökünce, üvey annesi bunu fırsat bilmiş, hareket zorluğu yaşayan Berki yerde sürünerek temizlik yapmaya zorlamıştı. Meryem kapıdan gördükleri karşısında kanının donduğunu hissetti. Bir hizmetçi olarak işini mi koruyacaktı, yoksa savunmasız bir çocuğu mu?

Villanın her köşesi lüksle doluydu; mermerler, kristal avizeler, değerli tablolar… Ama bu güzellik, odalarda yaşanan insanlık dramını gizleyemiyordu. Canan’ın soğuk mavi gözleri, Meryem’in cesareti karşısında önce şaşkınlık, sonra öfkeyle parladı. “Sen kimsin ki bana böyle konuşuyorsun?” diye tısladı. Meryem’in sesi titriyordu ama kararlılığı sarsılmıyordu: “Ben bir hizmetçiyim ama önce anneyim. Anneler çocukları korur.”

Milyoner evde böcek var sandı... Ama hizmetçisi yakından bakınca dehşetle  bağırdı: İMDAT!

Berk’in küçük elleri sandalyesinin kollarını sıkıca kavramıştı. Gözlerinde korku ve umut karışımı vardı. Sonunda biri onun için ayağa kalkmıştı. Rıfat’ın zihninde fırtınalar kopuyordu. Yeni evliliğinin huzurunu mu koruyacak, yoksa oğlunun güvenliğini mi ön planda tutacaktı?

Meryem, Sivas’tan İstanbul’a göç ettiği günden beri hep saygılı davranmıştı. Ama şimdi, Berk’in yaşadığı acı ona kendi kızı Nazlı’nın erken doğduğu günleri hatırlatıyordu. O anne içgüdüsü, tüm sosyal normları yok saymasına neden olmuştu. Sessizlik ağırlaşırken üç yetişkin arasındaki gerilim doruğa çıkıyordu.

Canan, Rıfat’ın sevgisini kaybetme korkusuyla Berk’e zalimce davranıyordu. Meryem ise gerçek annelik acısını yaşamış, Nazlı’yı aylarca hastanede yaşatmak için mücadele etmişti. Bu yüzden Berk’e baktığında kendi kızının yaşayabileceği acıları görüyordu. Çocuğun gözlerindeki sessiz çığlık onu derinden etkiliyordu.

Bir Perşembe günü, Rıfat işteyken Meryem eve döndü. Salon kapısından gelen sesler dikkatini çekti. Canan, Berkin’in sandalyesindeki özel minderi çıkarmış, çocuğu acı veren bir pozisyonda ders çalışmaya zorluyordu. “Baban senin kaprislerine servet harcıyor. Hayatın kolay olmadığını öğrenmelisin,” diyordu. Berk acı içinde, “Acıyor teyze. Lütfen,” diye inliyordu. “Acı karakter inşa eder. Annen seni çok şımartmış.”

O cümle Meryem’in tahammül sınırını aştı. Ölen anneye yapılan bu saygısızlık, sadece fiziksel değil duygusal yıkımı da beraberinde getiriyordu. Meryem o anda hayati kararını verdi. Sonuçları ne olursa olsun artık sessiz kalamazdı.

Bunu yapma!" diyen hizmetçi, milyonerin gözü önünde zalim üvey anneye kafa  tuttu. - YouTube

Şimdi, villanın ortasında parmağını Canan’a doğrultmuş şekilde duruyordu. Rıfat’ın şaşkın bakışları arasında Meryem konuşmaya başladı: “Rıfat Bey, oğlunuz bugün sadece fiziksel acı çekmedi. Canan Hanım ona annesinin hatırasını aşağıladı.” Bu sözler salondaki gerilimi bir anda doruğa çıkardı. Canan hemen savunmaya geçti: “Bu saçmalık. Ben sadece çocuğa disiplin öğretmeye çalışıyorum.”

Ama Meryem devam etti: “Hafta boyunca sessizce izledim. Siz yokken Berk’e nasıl davrandığınızı gördüm. Çocuğunuz her gün biraz daha içine kapanıyor.” Rıfat oğluna döndü: “Berk, sana kötü davranan oldu mu?” Küçük Berk, üvey annesine ve babasına bakarak kararsız kaldı. Sonunda, “Baba, teyze bana annemin beni çok şımarttığını söyledi ve acı çekmem gerektiğini söyledi,” dedi.

Bu sözler Rıfat’ın kalbinde bir şey kırdı. Ayağa kalktı, kararı netleşmişti: “Canan, bavullarını topla. Bu evden çıkmanı istiyorum.” Canan öfkeyle, “Bir hizmetçinin sözüne inanıp karını mı kovuyorsun?” dedi. Rıfat sessizce, “Seni kovan ben değilim. Seni kovan kendi davranışların,” diye yanıtladı.

Sonra Meryem’e döndü: “Meryem Hanım, size bir teklifim var. Sadece hizmetçi olarak değil, Berk’in sorumlusu olarak çalışır mısınız? Maaşınızı iki katına çıkarıyorum. Kızınız Nazlı da Berkle aynı okula gidebilir, masraflarını ben karşılarım.” Meryem’in gözleri doldu; bu sadece bir iş teklifi değil, bir aile olmaya davetti.

Ertesi günlerde villa tamamen değişti. Meryem’in sorumlulukları arttı ama aynı zamanda ailenin gerçek bir parçası oldu. Nazlı ve Berk arasında güzel bir dostluk filizlendi. Rıfat iş hayatından daha az vakit ayırıp oğluyla daha çok zaman geçirmeye başladı. Akşam yemeklerinde üçü birlikte sohbet ediyor, Meryem’in anlattığı Sivas hikayelerini dinliyorlardı.

Berk bir gün, “Meryem teyze bizim gerçek ailemizden mi?” diye sordu. Rıfat, “Aile kan bağıyla oluşmaz, sevgiyle oluşur,” dedi. Aradan bir yıl geçti. Meryem ve Rıfat’ın nikahı basit ama anlamlı bir törenle kıyıldı. Nazlı ve Berk’in sevinçleri düğünün en güzel süsüydü. Dört kişi aynı villada, aynı ritimde kalpleriyle bir aile oldular.

Meryem’in “Bunu yapma!” diye haykırdığı o an, sadece bir çocuğu kurtarmakla kalmadı; dört kişilik bir aile doğdu. Cesaret korkunun yokluğu değil, korkuya rağmen doğru olanı yapmaktır. Ve bazen o doğru karar hayatı sonsuza kadar değiştirir.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News