Damadın Fonda Kaldığı Düğün: Kayınvalidesine Gidemediği İçin Yaşananlar

Damadın Fonda Kaldığı Düğün: Kayınvalidesine Gidemediği İçin Yaşananlar

İlkbaharın bir sabahı, eski dostum Sibel, bana İrem, ne yapıyorsun, delirdin mi? Ateşin kırı kırına geliyor! diye bağırdı. O an hâlâ çarşafın içinde, koca bir ceketle mücadele ediyordum; ellerim titriyor, kolunuza sığacak kadar zor giriyordu.

Çekil, Sibel! İşe yetişmem lazım! Raporum yanıyor! diye bağırdım.

Rapor mu? Kemiğin bile ağrıyor! Patronuna ara, hastalandığını söyle! dedi Sibel.

Hayır, bu ay iki kez rapor aldım, işten atılırım! diye kısırdım.

Sibel ceketimi çaldı, koltuğa atarak Hemen otur! Hemen bir doktor çağıralım! dedi.

Oturdum, başım dönüyor, gözlerim bulanıklaşıyordu. Küçük bir firmada muhasebeci olarak çalışıyordum; maaşım azdı, işimi kaybetmek ise kabul edilemezdi. Ailemiz ayaktan ayağa yaşıyordu.

Seni Ahmete aradım, evine gelsin, diye Sibel, kocamın telefonunu çevirerek Ahmete söyle, seni evine alıp götürsün, dedi.

No photo description available.

Hayır, toplantıda! diye karşı koydum.

Umrumda değil onun toplantısı! Karım ölüme yaklaşıyor, o hâlâ toplantıda oturuyor! diye bağırdı Sibel.

Yarım saat içinde Ahmet geldi, beni yatağa yatırdı, doktoru çağırttı. Doktor antibiyotik ve yatarak istirahat emretti.

Bir hafta yatacaksın. İş yok. dedi.

Ama ben

Hayır, sıcak kırk derece şaka değil. Biraz daha ve hastaneye kaldırılırsın. diyerek sözünü kesti.

Doktor gittiğinde Ahmet yatağın kenarına oturdu.

İrem, neden böyle yaptın? Başta söylemeseydin?

İş

İş bekler. Sağlık daha kıymetli.

Gözlerimi kapattım, yorgunluk beni sardı. Ev, yemek, temizlik, hepsi üzerime düşmüştü; Ahmet pek yardımcı olmuyordu, işte yorgun olduğunu söylüyordu.

Telefon titreşti; Fatma Hanımdan bir mesaj: İremciğim, yarın saat iki benim altmışıncı yıldönümüm. Lütfen geç kalma.

Derin bir iç çekişle, Altmış yıl dedim, aklıma büyük bir restoran rezervasyonu, beş on yıl yaşındaki akrabalar, dostlar ve meslektaşlar geldi.

Ahmet, annemden mesaj geldi.

Evet, yarın.

Biliyorum ama hastayım, gidemem.

Ahmet kaşlarını çattı.

Nasıl gidemeyeceksin? Bu annemin yıldönümü!

İrem, ateşim yüksek! Doktor bir hafta dinlenmemi söyledi!

İki gün içinde geçer, ağrı kesici iç, sonra gideriz.

Gerçekten hastayım!

Mama kırılacak! Biliyorsun ki annem ne kadar çabuk kırılıyor!

Fatma Hanım, otoriter ve kırılgan bir kadındı; planı bozulunca bağırışa başlar, gelinini pek takmaz, Ahmetin daha iyi bir eş bulabileceğini düşünürdü.

Boşver, fiziksel olarak gidemeyeceğim.

İrem, lütfen çaba göster!

Ahmet, ben ölümle buradayım, sen de bir yıldönümünü?

Abartma, sadece bir soğuk algınlığı!

Duvarın kenarına dönerek sessizce oturdum, konuşmak bile istemedim. Ahmet mutfağa gitti, annesine telefon etti:

Anne, evet, hatırlıyorum Sorun şu ki İrem çok hasta, yüksek ateş Gelip gelemeyeceği belli değil Lütfen bağırma

Geri döndü, yüzünde suçluluk ifadesiyle.

Anne, eğer gelmezsen bizi görmezden gelmek istiyo.

Tamam, görmeye gerek yok.

İrem!

Ben hastayım! O da ultimatom takıyor!

Annesi kırgın. Yıldönümü önemli.

Ona ne? Benim ne işim var?

Ahmet sandalye üzerine oturup ellerini yüzüne vurdu.

Tamam, şöyle yapalım: Tek başıma gideceğim, senin çok kötü olduğunu söyleyeceğim, anne anlayacak.

Anlamaz. Beni kasıtlı olarak çarpıtan gibi görecek.

Ne yaparsan yap, sağlığını koru!

Şükürler olsun, Ahmete minnettar bakışla bir şeyler anladım.

Ertesi gün ateşim biraz düşük, otuz sekiz dereceye gerildi. Mutfakta bir kase tavuk çorbası hazırladım; başım dönmüyordu.

Sibel aradı:

Nasıl?

İyiyim, ateş düştü.

İyi ki! Yarın işe gidecek misin?

Hayır, doktor bir hafta rapor verdi.

Doğru, dinlen.

Yarın annemin yıldönümü.

Sende ne düşünüyorsun?

Ahmet beni gitmemi istiyor.

Yüksek ateşle? Çok çılgınca!

Anne kırılacak.

Sağlığına mı aldırmıyor?

Sanki öyle.

Sibel bir an düşündü:

Gerçekten gitmek istiyor musun yoksa evde kalmak mı?

Kalacağım. Gücüm yok.

Doğru karar. Annem tek başına bir kavga çıkaracak.

Senin de haklısın.

Böylece akşam Ahmet çiçeklerle geldi:

Annem için yarın alacağım.

Güzel.

İrem, kesinlikle gitmeyecek misin?

Kesinlikle.

Ahmet iç çekti:

Tamam, anneme hastasın diye söyleyeceğim.

Teşekkür ederim.

Yine de kızacak.

Evet, onu tanıyorum.

Ertesi sabah ateşim tekrar yükseldi, otuz dokuz dereceye çıktı. Ağrı kesici aldım, yatağa geri yattım, güç yoktu. Ahmet yıldönümüne gitti, takımını temizledi, ayakkabılarını parlatıp dışarı çıktı.

Sen nasıl, dayanacak mısın?

Dayanırım.

Ararsan telefonunu yanına alırım.

Tamam.

Ahmet gittiğinde bir huzur dalgası üzerime çarptı; bir yere gitmek zorunda kalmamıştım, kimseyi hayal kırıklığına uğratmıyordum.

Sibel tekrar aradı:

Eve mi kaldın?

Evet, Ahmet tek başına gitti.

Nasıl gidiyor annem?

Henüz bilmiyorum, Ahmet açıklayacak.

Söyleyene kadar her şey aynı.

Sibelin dediği gibi, anneler hep aynı; evlatları korur, gelini görmeyi pek sevmez.

Akşam Ahmet döndü, çiçekleri bıraktı.

İrem, neredeyse gittin mi?

Hayır, gitmedim.

Tamam, ona hastalığını söyleyeceğim, gerçekten ciddi olduğunu.

Teşekkür ederim.

Yine de kızacak, biliyorum.

Biliyorum, onun ne düşündüğünü.

Sabah tekrar ateş yükseldi, yine otuz dokuz. Yatakta kaldım, Ahmet evden çıkmaya hazırlanıyordu.

Hazır mısın?

Sadece kendime bakıyorum.

Ararsan çal.

Tamam.

Ahmet gittiğinde, içimde bir rahatlama hissettim. Bir daha kimseye zorlayarak gülümsemek zorunda kalmayacaktım.

Sibel bir saat sonra tekrar aradı:

Annen aradı mı?

Evet, kızgın.

Bu da ne kadar yeni bir şey?

Ahmet şimdi annesinin tarafına geçecek gibi görünüyor.

Hiç senin tarafına geçmedi.

Hiç bir zaman?

Ahmet hep annesinin yanındaydı, hatalı olduğunda bile.

Akşam Ahmet yıldönümünden döndü, yatağın kenarına oturdu:

Nasıl?

Ateş aynı.

Annesi çok üzgün, gelmedim.

Biliyorum.

Kötü gelin dedi.

Biliyorum.

Bir an öfkeyle yatağa oturdum:

Benim sağlığım mı önemsiz?

Anne de önemli.

Sağlık mı? Senin anneme daha değer mi?

Ahmet sustu, odadan çıktı. Gözlerimden gözyaşları süzüldü. Kocamın annesi bir taraf, ben diğer taraf; bu kadar uzun süredir aynı sahneydi.

Ertesi gün Sibel geldi, gözyaşlarına boğulmuş bir şekilde:

Artık yeter.

Ahmet gelin diye bağıracak, ben de?

Bırak bu ilişkiyi. O senin için bir şey değil.

Evet, beş yılımı harcadım, sevdim, bakımıma baktım.

Şimdi annesi seni seçti.

Bundan ne elde ederim?

Artık özgürsün.

Sibelin sözleri beni rahatlattı; bir şey daha kalmamıştı.

Bir hafta sonra Ahmet beni aradı:

İrem, boşanmamız lazım.

Ne zaman?

Yarın işten sonra kafede buluşalım.

Kafede oturduk, masanın karşısında birbirimize baktık.

Boşanıyor muyuz?

Evet, herkesin iyiliği için.

Senin annen kesinlikle.

Ahmet yüzünü burktu.

İrem, söyleme. Gerçekleri söyle.

Sen anneni seçtin.

Seçmedim! Farklıyız sadece.

Sen ebeveynine saygı duyuyorsun, ben bir anne evladıyım.

Ahmet kalktı:

Belgeleri avukat üzerinden halledeceğiz.

Ben ona Git dedim. O an gözyaşlarım bir nehir gibi aktı; ama bu kez bir rahatlamanın, zincirlerin kırılmasının sevinciydi.

Boşanma hızlı gerçekleşti; ortak malımız pek bir şey değildi. Eşyalarımı alıp Ahmetin evini boş bıraktım. Yeni bir stüdyo kiraladım, daha iyi bir maaşla yeni bir iş buldum, spor salonuna gittim, arkadaşlarımla vakit geçirdim.

Sibel mutlulukla bağırdı:

Şimdi ne kadar parlar! Çiçek açtın!

Evet, çok iyiyim.

Ahmet telefon eder mi?

Hayır, artık gerek yok.

Altı ay sonra Alex adlı bir mühendisle tanıştım. Boşanmıştı, çocuğu yoktu, İstanbulda tek başına yaşıyordu. Birlikte sinemaya, kafelere, tiyatrolara giderdik.

Annem başka şehirde yaşıyor, yılda bir kez gelir, telefonla konuşuruz, ama bana karışmaz, dedi.

Benim ailem de aynı, çok müdahale etmez.

İlişkimiz bir yıl sonra sade bir nikahla, sadece aile ve yakın arkadaşlar eşliğinde gerçekleşti. Kayınvalidesi, nazik ve anlayışlı bir kadındı, genç çiftin hayatına karışmazdı.

Kendi yolunuzu çizin, mutlu olun, dedi.

Birkaç yıl sonra bir gün Ahmeti sokakta gördüm; yanındaydı genç bir kadın, Oksana.

İrem?

Merhaba.

Nasıl gidiyor?

Harika, evlendim.

Bu Oksana, kız arkadaşım.

Kısa bir sohbet ettikten sonra yollarımız ayrıldı.

Sibel yanımda oturmuş, gülümseyerek sordu:

Nasıl, hâlâ özlüyor musun?

Hayır, hiç. Çok mutluyum.

Hak ettin, gerçekten.

O an hatırladım; her şey o korkunç yıldönümüne gitmemekle başlamıştı. O gün, bir son gibi görünse de, yeni bir başlangıcın kapısını aralamıştı.

Hayatın içinde bazen hayır demek gerekir; kimseyi kırmadan, sağlığımızı ve onurumuzu koruyarak. Fatma Hanım beni asla affetmedi, ama artık onun gölgesinde yaşamıyordum. Sibel bir kez daha şöyle dedi:

O yıldönümü senin için en iyi şey oldu; kendini ilk kez öncelik yaptın.

Bu sözler, geçmişteki acıların bir öğretmen olduğunun kanıtıydı. O yıl dönümü, hayatımın yönünü değiştiren, mutluluğa götüren bir dönüm noktasıydı ve pişman olmadığım bir kararın iziydi.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News