“İÇ VE SESİN DOĞACAK” – MİLYONERİN KIZI DILSIZDI, BİR SIVIYI İÇENE KADAR VE İMKANSIZ GERÇEKLEŞTI!
Kemal Demir, İstanbul’un en zengin semtlerinden birinde, muhteşem bir yalının sahibi olan güçlü bir iş adamıydı. Ancak, hayatında elde edemediği tek şey, 5 yaşındaki kızı Defne’nin sesiydi. Defne, doktorlar tarafından konuşmamaya mahkum edilmişti. Her gün, onun için en iyi tedavileri arayan Kemal, sonunda umudunu kaybetmeye başlamıştı.
Bir sabah, Kemal yine umutsuz bir telefon görüşmesi yaparken, eşi Leyla yanına geldi. “Yine olumsuz bir haber mi?” diye sordu. Kemal başını salladı. “Her şey aynı. Ses tellerinde fiziksel bir sorun yok ama konuşma merkezi aktif değil.” Leyla, “Belki de artık kabul etme zamanı gelmiştir. Defne özel bir çocuk,” dedi. Kemal, “Demir ailesi asla pes etmez,” diye sert bir şekilde yanıtladı.
Tam o sırada, Defne merdivenlerden inerek babasının yanına geldi. Kemal, kızını görünce yüzünde bir gülümseme belirdi. Defne, işaret diliyle “İyiyim” dedi. Kemal, her zaman olduğu gibi kızının sesini duymak istiyordu. “Bugün Emirgan korusuna gidelim mi?” dedi. Leyla, “Önce kahvaltı yapalım,” diye araya girdi.
Kahvaltı masasında, Defne çeşitli yiyecekler arasında neşeyle dolaşıyordu. Kemal, kızının mutlu olduğunu görünce içindeki acı büyüyordu. “Defne, bugün parkta biraz eğlenelim,” dedi. Defne, heyecanla başını salladı.

Kahvaltıdan sonra, Kemal ve Defne lüks arabalarına bindi. Defne, pencereden dışarı bakarken, Kemal işlerini düşünüyordu. Ama bu sefer, aklında sadece kızı vardı. Emirgan korusuna vardıklarında, bahar tüm güzelliğiyle kendini gösteriyordu. Defne, çiçeklere dokunarak babasına kuşları gösteriyordu. “Bak baba, kuşlar nasıl ötüyor!” dedi.
Kemal, kızının mutluluğunu izlerken, içindeki hırsı bir kenara bırakmaya karar verdi. O gün, Defne’nin sesini duyma umuduyla doluydu. Ancak, akşam yemeğinde bir sürpriz yaşandı. Defne, parkta tanıştığı Ayla adında bir kızla tanışmıştı. Ayla, Defne’ye özel bir içecek sundu. “İç ve sesin doğacak,” dedi. Defne, şüpheyle baksa da Ayla’nın samimi gözleri ona güven verdi.
Defne, içeceği içtiğinde, aniden sesini duydu. “Baba!” diye bağırdı. Kemal, kızının sesini duyunca gözleri doldu. “Defne, sen konuşuyorsun!” dedi. Defne, “Evet baba, konuşabiliyorum!” Kemal, mutlulukla kızını kucakladı.
Ancak bu mucize, Kemal’in açgözlülüğünü uyandırdı. “Bu içecek çok değerli. Başkalarına da yardım edebiliriz,” dedi. Fatma Nine, Ayla’nın büyükannesi, “Bu bilgi parayla satılmaz,” diye uyardı. Kemal, “Ama bu bilgi insanlığa ait,” dedi. Fatma Nine, “Doğanın hediyeleri paylaşılmalı ama asla satılmamalı,” diye yanıtladı.
Kemal, içindeki hırsı bastırmaya çalıştı ama yine de bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. “Herkesin bir fiyatı vardır,” dedi. Leyla ise, “Bu kadın kızımıza yardım etti. Ona minnettar olmalıyız,” diye karşı çıktı. Kemal, “Ama bu içecek milyonlarca insana umut olabilir,” diye ısrar etti.
v
Ertesi gün, Kemal, Fatma Nine’nin evine geri dönmeye karar verdi. Leyla, “Kemal, bu kadının huzurunu bozmamalıyız,” dedi. Ancak Kemal, “Ben sadece kızımın iyiliğini düşünüyorum,” diye yanıtladı. Fatma Nine, “Doğanın dilini anlama sanatı,” dedi. Kemal, “Bu içecek gerçekten de konuşma engelli insanları iyileştirebilir mi?” diye sordu.
Fatma Nine, “Bu içecek sadece bir sıvı değil, bir yaşam felsefesi,” dedi. Kemal, “Yani doğru kişi olsaydım benimle paylaşırdınız,” dedi. Fatma Nine, “Kim bilir, belki bir gün,” dedi. Kemal, “O zaman ben de bu bilgiyi paylaşmak istiyorum,” dedi.
Bir hafta sonra, Kemal ve ailesi Kapadokya’ya döndü. Defne, yeni bitkiler yetiştirmek için heyecanla bahçeye koştu. Kemal, “Artık her şey daha farklı,” dedi. Leyla, “Evet, gerçek mutluluk burada,” diye yanıtladı.
Kemal, artık sadece para kazanmanın peşinde değildi. Ailesinin mutluluğu, doğanın bilgeliği ve hayatın gerçek değerleri onun için her şeyden daha önemliydi. Bu yolculuk, ona gerçek zenginliği, gerçek mutluluğu öğretmişti.