MİLYONER DOĞUM GÜNÜNÜ TEK BAŞINA KUTLUYORDU – TEK ANNE “KALABİLİR MİYİZ?” DİYE SORANA KADAR
Kerem Yılmaz, İstanbul’un kalbinde, Kadıköy’deki küçük bir pastanede doğum gününü yalnız kutluyordu. Tekerlekli sandalyesinde oturmuş, önündeki pastanın tek mumu ile geçmişini ve kayıplarını düşünüyordu. Annesi Aysel’i geçen yıl kaybetmiş, iki yıl önce geçirdiği kazadan beri hayatı tamamen değişmişti. Bir zamanların başarılı ve sosyal CEO’su, şimdi çoğu insanın acıyarak baktığı bir adam olmuştu.
O sırada pastaneye genç bir kadın ve küçük kızı girdi. Kadın, Zeynep, yorgun ama sıcak bakışlıydı; kızı Elif ise elinde kırışmış bir kâğıt tutuyordu. Pastanede başka boş masa yoktu. Kerem, “İsterseniz benimle oturabilirsiniz,” dedi. Zeynep önce tereddüt etti, sonra kabul etti. Elif, Kerem’e doğum günü için kendi yaptığı parti şapkalı bir kedi resmi hediye etti. O an Kerem’in yalnızlığı biraz olsun hafifledi.
Birlikte pastayı paylaştılar, Elif doğum günü şarkısı söyledi. Zeynep Kerem’in kim olduğunu fark ettiğinde şaşırdı ama sohbetleri samimi ve doğal ilerledi. Kerem, Zeynep’in üç yıl önce eşini kaybettiğini, Elif’i tek başına büyüttüğünü öğrendi. Zeynep ise Kerem’in annesini ve yaşadığı kazayı dinledi. Aralarında kısa sürede sıcak bir bağ oluştu.

Kerem, Zeynep ve Elif’i eve bırakmayı teklif etti. Arabada sohbet devam etti. Elif’in enerjisi Kerem’e umut verdi. Zeynep’in hayat mücadelesi ona ilham oldu. Ayrılırken Kerem, “Yine görüşebilir miyiz?” diye sordu. Zeynep gülümsedi: “Tabii, restorana bekleriz.” Elif ise yeni resimler yapacağını söyledi.
Kerem, bir hafta sonra rehabilitasyon merkezindeki resim kursuna başladı. Orada Elif ve Zeynep ile tekrar karşılaştı. Elif, Kerem’e resim öğretmeyi teklif etti. Birlikte resim yaptılar, sohbet ettiler. Kerem, Zeynep ve Elif’i cumartesi günü evine davet etti. O gün, Kerem’in evinde resim malzemeleri ve kurabiyelerle dolu bir masa etrafında üçü birlikte resim yaptılar. Elif, üç kişilik bir aile resmi çizdi: Kerem, Zeynep ve kendisi. Kerem’in boğazı düğümlendi; uzun zamandır ilk kez bir yere ait hissetti.
Günler geçti, Kerem ve Zeynep’in ilişkisi derinleşti. Elif, Kerem’e “Kerem amca” demeye başladı, ona resimler ve küçük hediyeler verdi. Zeynep Kerem’e geçmişini, hayallerini anlattı. Bir gün Kerem, Zeynep’e annesinden kalan bir bilekliği hediye etti. “Hayatımın bir parçası olmanı istiyorum,” dedi. Zeynep duygulandı, bilekliği kabul etti. Artık birlikte vakit geçiriyor, müzeye, sinemaya, sahile gidiyorlardı. Kerem’in soğuk ve steril evi, Elif’in resimleriyle, Zeynep’in yemekleriyle bir yuvaya dönüştü.

Bir kış günü, Elif ve Zeynep Kerem’in evinde kaldılar. Dışarıda kar yağarken, birlikte kardan adam yaptılar. Elif kardan adamın altına tekerlekli sandalye yaptı. “Kerem amca gibi,” dedi gururla. Kerem, Elif’in bu jestiyle çok duygulandı. O akşam Kerem, Zeynep’e evinin anahtarını verdi: “Burası sizin de eviniz.” Zeynep gözyaşlarıyla teşekkür etti.
Ancak geçmişin gölgeleri vardı. Kerem’in ortağı Burak, Zeynep hakkında bir araştırma yaptırmıştı. Zeynep’in Paris’te şef olmadığı, eski eşinin kanserden değil, onları terk ederek gittiği ortaya çıktı. Kerem, Zeynep’i yüzleşmeye çağırdı. Zeynep gözyaşlarıyla itiraf etti: “Sana daha güçlü görünmek istedim. Utandım.” Kerem ona sarıldı: “Geçmişin ne olursa olsun seni seviyorum. Artık yalan olmasın aramızda.”
Bir ay sonra Kerem, Zeynep’e evlenme teklif etti. Zeynep kabul etti. Elif ise okulda yaptığı aile projesinde Kerem’i “baba” olarak çizdi. “Aile kan bağıyla değil, sevgiyle olur,” dedi. Kerem, Zeynep ve Elif artık gerçek bir aileydiler.
İstanbul’un ışıkları altında, Kerem ve Zeynep geleceğe umutla bakıyorlardı. Bir zamanlar yalnız bir doğum günü, şimdi sevgiyle dolu bir hayatın başlangıcı olmuştu. Çünkü bazen en güzel hikâyeler, küçük bir pastanede, bir çocuğun “Kimse doğum gününü yalnız kutlamamalı” demesiyle başlar.