Milyonerin Kızı Felçli Doğdu… Ta Ki Fakir Bir Çocuk Gerçeği Ortaya Çıkarana Kadar

Milyonerin Kızı Felçli Doğdu… Ta Ki Fakir Bir Çocuk Gerçeği Ortaya Çıkarana Kadar

İstanbul, Bebek’te güneş turuncu bir örtü gibi villaların üstüne serilirken, 12 yaşındaki Can Yılmaz yıpranmış topunun peşinden yüksek bir dövme demir çitin altındaki dar boşluktan süzüldü. Top, kusursuz çimlerin ve turkuaz sulu dev havuzun bulunduğu lüks bir bahçeye kaçmıştı. Can’ın yırtık gömleği ve delik ayakkabıları, bu mükemmel sahnenin içinde sırıtmaktaydı. Tam topu alıp kaçacakken, havuz kenarında tekerlekli sandalyede oturan 10 yaşında bir kızın sessiz, boğuk ağlayışı onu durdurdu.

Kızın adı Zeynep’ti. İnce dantelli beyaz elbisesi, titreyen parmaklarında gümüş bilezikler, yüzünde şişmiş gözlerle akmış yaş izleri… Can önce geri çekilmek istedi. Ama Zeynep’in fısıltısı onu mıhladı: “Lütfen kaçmama yardım et.” Can, anlam veremedi. Zengin bir villada oturan bir kız, neden kaçmak istesindi? Sonra detaylar vurdu: Bileklerindeki kızarmış izler, doğrudan ona bakan kırmızı ışıklı güvenlik kamerası ve ikinci kattaki pencerede beliren gölge. Gölge yaklaşınca Zeynep birden donuklaştı; gözlerini sabitleyip ifadesini sildi, adeta bir robot gibi.

Terastan lacivert takım elbiseli, altın saatli, bakımlı sakallı uzun boylu bir adam çıktı. Zeynep’in omzuna “şefkat” gibi görünen ama sahiplik kokan bir dokunuşla eğildi. Can, midesinde ağır bir düğüm hissederek topuyla kaçtı. Yine de geceleri Tarla Başı’ndaki nemli tek odalı evinde, annesi Fatma uyurken tavanı izleyip Zeynep’in “kaçmama yardım et” diyen gözlerini aklından çıkaramadı.

Fatma, sabah-akşam temizlik işlerine giden, deterjandan çatlamış elleri ve sızlayan dizleriyle 34 yaşında ama 50 gibi görünen bir kadındı. Can, yaşlı komşuların torbalarını taşıyarak, kavşakta gazete satarak, plastik şişe toplayarak ayda üç beş kuruş biriktiriyor ve gururla annesine veriyordu. Babası yıllar önce çekip gitmiş, geride borçlarla birlikte sessizlik bırakmıştı. Can şikâyet etmeyi bilmezdi. Ama o gece, adaletsizliği görüp susamamayı öğrendi.

Cumartesi, annesi işteyken villaya tekrar gitti. Zeynep onu bekler gibiydi. Fısıltıyla söyledi: “Felçli değilim.” Can dondu. Zeynep yavaşça sağ bacağını birkaç santim kaldırdı— yeterince gerçek. “Yürüyebilirim. Babam öğrenirse beni öldürür.” Zeynep, üç yaşında geçirdiği kazayı, annesinin ölümünü, kendi omurga yaralanmasını ve yıllar süren rehabilitasyonla mucizevi şekilde yürümeye başlamasını anlattı. Doktorlar iyileştiğini babasına söylemişti. Ama İsmail Demir, zengin iş adamı babası, kızının “felçli” imgesinden gelen sigorta ödemeleri, vergi muafiyetleri, bağışlar ve kamuoyunun sempatisiyle kurduğu çıkar ağını kaybetmek istemedi. Zeynep’i tekerlekli sandalyeye mahkûm etti; kameralar, güvenlik ve tehditlerle altın bir hapishaneye kapattı.

Can ve Zeynep, birkaç dakikalık kaçamak buluşmalarla gizli bir plan kurdular: Zeynep’in yürüdüğünü kanıtlayan görüntüler, kasada saklanan tıbbi raporlar, sigorta yazışmaları… Sonra yerel, etkilenmiş olabilecek polise değil, uluslararası çocuk koruma örgütlerine gitmek. Bir gece Zeynep, babasının kasasının kombinasyonunu fısıldadı; Can ofise girip dosyaları buldu: Zeynep’in yıllar önce iyileştiğini gösteren raporlar, İsmail’in gerçeği örtbas eden yazışmaları ve hatta soğuk bir satırla “kızı engelli rolünde tutma” kararını yazdığı kişisel notlar.

Milyonerin kızı felçli doğdu... ta ki fakir bir çocuk gerçeği keşfedene  kadar. - YouTube

Tam çıkarken masadan bir nesne düştü. İsmail uyandı, ofise indi, Can’ı yakaladı. Sorguladı. Can susmayı seçti. İsmail, her şeyi anladığında tek karar verdi: çocuğu ortadan kaldırmak. O an, Zeynep yıllardır yapmadığını yaptı— ayağa kalktı ve merdivenlerden koşarak indi. İsmail onu yürürken görünce donakaldı. Zeynep bağırdı; yılların korkusu kararlılığa dönüşmüştü. Can, bu dikkat dağınıklığından yararlanıp kanıtlarla kaçtı.

Polise gitti. Başta “milyoner hakkında fakir bir çocuğun iddiaları” diye burun kıvrıldı. Ama belgeler tartışılmazdı. Soruşturma büyüdü; dolandırıcılık, istismar ve hürriyetten yoksun bırakma suçları dosyaya girdi. İsmail tutuklandı, dava ulusal gündem oldu. Zeynep koruyucu bir aileye yerleştirildi, terapiye başladı ve parkta özgürce koştu. Can kahraman ilan edildi; ama onun için gerçek ödül Zeynep’in gülüşüydü.

Yıllar sonra Zeynep, istismar edilen çocukların hakları için çalışan bir aktivist oldu. Can, sosyal hizmet uzmanı olarak “kimse bana inanmaz” diyen çocukların yanında duruyor. İkisi de şunu biliyor: Gerçek güç para değil; doğru olanı yapmak için duyulan cesarettir. Tanık olup susmayan bir çocuğun adımı, koca bir düzeni yerinden oynatabilir.

Bu hikâye üç gerçeği hatırlatır:

Lüks, özgürlüğün garantisi değildir; kimi zaman altın kapılar en ağır prangadır.
“Gördüm” demek yetmez; görünmeyeni kanıtla görünür kılmak cesaret ister.
Adalet, bir kişinin “yeter artık” demesiyle başlar; çocukların sesi, sistemlerin duvarını yıkar.

Can, yıpranmış bir topun peşinden bir duvarı aşarken, aslında bir hayatın sınırlarını da aşmıştı. Zeynep’in “kaçmama yardım et” fısıltısı, bir vicdanın uyanışına dönüşmüş ve ikisini de özgürlüğe taşımıştı.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News