Tüm restoran donakaldı… GARSON, MİLYARDERE meydan okumuştu.
İstanbul Boğazı’na bakan lüks bir restoranda akşamın yumuşak ışıkları masaların üzerine düşüyordu. Kristal kadehlerde şarap parlıyor, fon müziği sessizce akıyordu. Her şey kusursuzdu — ta ki, güçlü bir ses bu sessizliği yırtana kadar.
“Bu çorba soğuk!” diye bağırdı Cemil Koçak, ülkenin en zengin iş insanlarından biri. Yanında genç bir kadın oturuyordu; yüzünde küçümseyici bir tebessüm vardı. Garson Selim elleri titreyerek tabağı geri aldı. “Özür dilerim efendim, hemen yenisini getiriyorum,” dedi. Fakat Cemil öfkesini gizlemedi. “Basit bir işi bile beceremiyorsun. Sizden hizmet beklemek hata!” Restorandaki herkes sustu. Diğer garsonlar başlarını öne eğdi, kimse sesini çıkaramadı.

Tam o sırada köşeden başka bir garson öne çıktı. Adı Barış’tı. Sakin, ama kararlı bir ses tonuyla konuştu: “Yeter artık Cemil Bey.” Bu söz, mekânda yankılandı. Cemil kaşlarını çattı, sesi alaycıydı. “Ne dedin sen?”
Barış bir adım daha attı. “Dedim ki, yeter. Bir insanı herkesin önünde aşağılamak, sizin seviyenize yakışmıyor.”
Cemil’in yüzü kıpkırmızı kesildi. “Sen kimsin bana böyle konuşacak?” diye bağırdı.
Barış onun gözlerinin içine baktı. “Ben, bir zamanlar sizinle aynı mahallede büyümüş biriyim.”
Cemil şaşırdı. “Saçmalama. Ben seni tanımıyorum.”
“Tanırsınız,” dedi Barış sessizce. “Ben Barış Yılmaz. Çocukken sizinle aynı toprak sahada top oynardık. Anneniz bazen bize ekmek gönderirdi. O zamanlar siz ‘bir gün zengin olursam kimseye tepeden bakmayacağım’ derdiniz. Hatırladınız mı Cemil?”
Restoran sessizliğe gömüldü. Cemil’in bakışları bir anlığına boşluğa kaydı.
Barış devam etti: “O günlerde dürüst, umut dolu bir çocuktunuz. Ama sanırım o çocuk bir yerlerde kayboldu. Şimdi karşımda, onu unutan bir adam var.”
Cemil ayağa kalktı, sesi sertti: “Haddini bil!”
Barış gülümsedi. “Belki de birinin size gerçeği hatırlatması gerekiyordur.”

Cemil hiçbir şey söylemeden restoranı terk etti. O gece eve gitmedi. Boğaz kıyısında arabasında oturdu saatlerce. Pahalı takım elbisesi içinde kendini ilk kez fakir hissetti. Parası vardı ama huzuru yoktu. Barış’ın sesi kulaklarında yankılanıyordu: “Onur, parayla ölçülmez.”
Sabahın ilk ışıklarıyla eski mahallesine gitti. Çocuk sesleri, paslı kapılar, aynı kokular… Her şey değişmişti ama bir şey aynıydı: vicdanın sesi. Küçük bir kahvehanede Barış’ı buldu. Barış onu görünce sadece başını salladı. Cemil sessizce oturdu, bir süre konuşmadı. Sonra gözleri dolarak fısıldadı: “Haklıydın Barış. Ben unuttum kim olduğumu.”
Barış çayından bir yudum aldı. “Unutmak kolaydır Cemil. Ama hatırlamak cesaret ister.”
Cemil derin bir nefes aldı. “O cesareti göstermek istiyorum. Nereden başlamalıyım?”
Barış cevap verdi: “Özür dileyerek.”
Ertesi gün Cemil tekrar restorana geldi. Selim sipariş taşırken onu görünce bir adım geri çekildi. Cemil ayağa kalktı, herkesin içinde konuştu: “Selim, o gece sana bağırdım. Haksızdım. Özür dilerim.” Restoranda çıt çıkmadı. Ardından cebinden bir zarf çıkardı. “Bu senin eğitim bursun. Artık sadece garson değil, hayalini kurduğun işi okuyacaksın.” Selim’in gözleri doldu. İnsanlar alkışladı.
Cemil o an Barış’a baktı. Barış’ın yüzünde küçük bir gülümseme vardı. Cemil yanına gitti, elini uzattı. “Bana yeniden insan olmayı öğretir misin?” dedi. Barış başını salladı. “Sen zaten insandın Cemil, sadece hatırlaman gerekiyordu.”
Aylar geçti. Cemil babasının adını taşıyan bir eğitim vakfı kurdu. Yoksul ailelerin çocuklarına burs veriyor, restoran çalışanlarına daha iyi maaşlar sağlıyordu. Basın onu “hayırsever iş insanı” olarak anıyordu ama Cemil için en büyük değişim içindeydi: kalbi artık sessiz değildi.
Bir vakıf açılışında kalabalığın önüne geçti, mikrofonu eline aldı ve sadece bir cümle söyledi:
“Gerçek zenginlik, sahip olduklarınla değil, paylaştıklarınladır.”
O an Barış ve Selim kalabalığın arasında duruyordu. Selim artık üniversite öğrencisiydi, Barış ise vakfın yöneticisi. Cemil onların yanına geldi, üçü birlikte Boğaz’a baktı. Gün batımı suya altın gibi dökülüyordu. Kimse artık ona “Cemil Bey” demiyordu. Herkes “Cemil Abi” diyordu.
Çünkü o gün bir garsonun cesareti, bir milyarderin kalbini yeniden insan yapmıştı.