Yaşlı bir kadının arabasını ücretsiz olarak tamir etti ve kovuldu. Kim olduğunu bilmiyordu.
Brighton adında küçük bir sahil kasabasında, genç bir tamirci olan Lucas yaşıyordu. Ellerinin üzerinde yılların yorgunluğu vardı, ama yüreği hâlâ çocuk gibi saf ve iyiydi. Lucas, kasabanın kenarındaki küçük bir oto tamirhanesinde çalışıyordu. Hayatı zordu; hasta annesine bakıyor, geçimini sağlamak için sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar çalışıyordu.
Bir sabah, tamirhanenin önüne eski, neredeyse dağılmak üzere olan bir araba geldi. Arabadan yaşlı bir kadın indi; adı Helen Vargas’tı. Helen’in yüzünde endişe ve yorgunluk vardı. Arabasının motoru gürültüyle çalışıyor, egzozdan siyah dumanlar çıkıyordu. Lucas, aracı dikkatlice inceledi ve onarımın hem zaman hem de pahalı yedek parçalar gerektireceğini fark etti.
Helen, tamir ücretini karşılayamayacağını utangaç bir şekilde itiraf etti. Lucas bir an duraksadı. Zaten maaşı düşük, kendi ihtiyaçlarını bile zor karşılıyordu. Ama bir şekilde Helen’in çaresizliğine kayıtsız kalamadı. “Merak etmeyin, ben hallederim,” dedi. O gün, Lucas arabanın motorunu onardı, sistemi temizledi, yağını değiştirdi ve aracı çalışır hale getirdi. Helen’in minnet dolu bakışları ona her şeyden daha değerliydi.

Ancak tamirhanenin sahibi Bay Donovan, durumu öğrendiğinde çok sinirlendi. İş hayatında duygulara yer olmadığını, yapılan iyiliğin şirkete zarar verdiğini savundu. “Burada duygusallık istemiyorum!” diyerek Lucas’ı işten kovdu. Lucas, kovulmanın şokunu yaşarken, öfkesini ve üzüntüsünü içine gömdü. Eve döndüğünde hasta annesi onu teselli etti. “İyilik asla boşa gitmez oğlum,” dedi. Lucas, annesinin sözlerine tutunarak sabretti.
Lucas birkaç gün boyunca iş aradı, ama kasabada tamirci olarak iş bulmak kolay değildi. Bir sabah, telefonuna beklenmedik bir arama geldi. Şehrin en büyük oto tamirhanesinden iş görüşmesine çağrılmıştı. Görüşme iyi geçti ve Lucas hemen işe alındı. Bir süre sonra öğrendi ki, onu bu yeni işe öneren kişi Helen Vargas’tı. Meğer Helen, kasabanın ve çevre şehirlerin en büyük oto tamirhanelerinin sahibiymiş. O gün, Lucas’ın gösterdiği nezaket ve yardımseverlik Helen’in kalbine dokunmuştu.
Helen, Lucas’a “Senin içindeki gücü ve iyiliği gördüm. Bu özellikler bir zamanlar merhum oğlumda da vardı,” dedi. Lucas, bu sözleri duyunca gözleri doldu. Hayatta yaptığı küçük bir iyilik, ona yeni bir kapı açmıştı. Lucas, yeni işinde azimle çalıştı, kendini geliştirdi ve kısa sürede tamirhanede önemli bir konuma yükseldi.
Yıllar geçti, Lucas biriktirdiği parayla kendi tamirhanesini açtı. Gençleri işe aldı, onlara bir şans verdi; tıpkı bir zamanlar Helen’in ona verdiği gibi. Helen, Lucas’ın başarısını yakından takip etti, sık sık ziyaret etti. Yaşlandığında hasta düştü ve Lucas ona kendi annesi gibi baktı. Helen, son günlerinde “Senin hayalini gerçekleştirdiğini görmek bana büyük mutluluk veriyor,” diyebildi.

Helen’in vefatından sonra Lucas, atölyesinin girişine bir tabela astı:
“Helen Vargas’ın sevgi dolu anısına. İyilik asla yolunu kaybetmez.”
Lucas, bu sözleri sık sık tekrarladı. Ona göre, kalpten yapılan küçük işler bile kaderleri değiştirme gücüne sahipti. Hayatındaki zorluklara rağmen, iyilikten vazgeçmedi. Tamirhanesine gelen gençlere ve müşterilere hep yardımsever davrandı. Onlara Helen’in hikayesini anlatır, “Bir gün sizin de bir iyiliğiniz hayatınızı değiştirebilir,” derdi.
Kasaba halkı Lucas’ı çok sevdi. Onun tamirhanesi sadece arabaların tamir edildiği bir yer değil, aynı zamanda umut ve iyiliğin merkezi oldu. Lucas, Helen’den öğrendiği gibi, bir insana verilen şansın ne kadar değerli olduğunu asla unutmadı. Her yeni günde, annesinin ve Helen’in sözlerini hatırlayarak yoluna devam etti:
“İyilik asla boşa gitmez.”
Bir zamanlar işten kovulan genç bir tamirci, bir iyilik sayesinde kendi hayatını ve başkalarının hayatını değiştirdi. Brighton kasabasında, Lucas’ın hikayesi nesilden nesile anlatıldı. Herkes onun tabelasında yazan cümleyi ezbere biliyordu:
“İyilik asla yolunu kaybetmez.”