— Yuvayı tam zamanında kurmuşsunuz! İlk çocuğumuzu bekliyoruz, temiz hava alacağımız için sizde kalacağız, — dedi kayınvalidem, ama ben ona haddini bildirdim.
Eviniz tam da tam zamanında ortaya çıktı! İlk çocuğumuzu bekliyoruz, temiz havada sizin yanınıza yerleşeceğiz dedi eşimin kız kardeşi, ama ben ona bir kez daha söz hakimi oldum.
Mert ve ben evi ilk gördüğümüzde şimdiden bildik bir şey vardı: kaderin bir işareti. İki katlı, tuğla duvarlı bir köşk, geniş odalar, yüksek tavanlar ve bahçeyi izleten büyük pencerelerle süslenmişti. Biraz kozmetik yenileme gerekiyordu ama şehir merkezindeki dairemizi sattıktan sonra kalan bütçemiz bu işi de karşılayabildi.
Elif, hayal ettiğimiz hayatı şimdi nasıl yaşayacağız? demişti Mert, yeni kapının önünde beni kucaklayarak. Temiz hava, sessizlik, gelecekte çocuklar için bir alan
Ben, şömineli oturma odasına bakarken hafifçe başımı salladım. Hayalimizdeki sessiz liman, komşu duvarı yok, çatı altı çığlık ve adımlamadan korunaklı bir dünya
İki ay bir gün gibi geçti. Tamamen tamir işine gömülmüştük. Mert, sanki gizli bir usta gibi duvar kağıdı yapıştırdı, boyadı, yeni aydınlatmalar taktı. Ben ise mobilya ve perde seçimleriyle iç mekanı sıcak kıldım. Yaz sonunda evin hâli tanınmaz bir hâle büründü.
Taşınma partisi zamanı! diye bağırdı Mert, emeğimizin sonucunu izlerken.
Dostlarımız ve ailemiz davet edildi. Misafirler hayranlıkla dolaştı. En yakın arkadaşımız Nurten, her köşeyi incelerken gözleri parladı.
Elif, bu bir saray gibi! diye bağırdı. Ne şans!
Mertin annesi, Gülbahar, evin her odasını dolaştıktan sonra coşkuyla ilan etti:
Aferin çocuklar! İşte gerçek bir konut! Şehrin o modern kutularına bakın…
Mertin babası, genellikle sade konuşan bir adam, bir konuşma yaptı: Kendi evimiz, ayaklarımızın altındaki toprak, ne kadar kıymetli. Benim ailem de mutluluktan gözyaşı döktü.
Akşam, bahçede kebap yandı, şarapla kahkahalar yükseldi. Uzun zamandır aradığımız huzur nihayet elimize geçti.
Bir hafta sonra Gülbahar, sesinde bir gerginlikle aradı:
Elif, Alenaya evinizi anlattım, çok sevindi! Gelmek istiyor.
Alena, Mertin beş yaş küçük kız kardeşi, başka bir şehirde eşi Baranla yaşıyordu. Arada bir telefon konuşur, fakat sıkı bir bağ değildi.
Tabii, bekleriz dedim. Gösterelim.
Alena iki gün içinde geldi; yanında eşi Baran ve kocaman bir karnı. Hamile olduğunu ilan etti.
Sürpriz! diye bağırdı arabasından inerken. Yakında amca ve teyze olacaksınız!
Mert sevindi, ama benim içinde bir gerginlik oluştu. Çantalarının miktarı, uzun bir konaklamaya işaret ediyordu.
Baran sessiz bir adamdı, satış sektöründe çalışıyordu ve ortalama bir gelir elde ediyordu. Alena ise neşeli, duygusal ve her daim dikkat çekmekten hoşlanıyordu.
Ne güzel bir ev! diye hayranlıkla dolaştı oturma odasında. Biz iki odalı dairemizde komşuların matkabı geceleri çalıyor!
Akşam yemeği ikram ettik, Alena sürekli karnına dokunup bulantısını anlatıyordu. Baran sessizce yiyip ara ara ekmek parçaları veriyordu.
Elif, nerede uyuyacağız? diye sordu yemek sonrası.
Otel mi, ev mi? diye şaşkınlıkla karşılık verdim.
Alena gülerek yanıtladı:
Bir günlüğüne gelmedik, kalıcı geliyoruz! Eviniz tam zamanında dedi, bebek bekliyoruz, temiz havada kalacağız.
İçimde bir sıkışma hissettim: kalıcı mı, uzun mu? Sessizce Mertle konuşmaya karar verdim.
Alena, misafir odasına yerleşebilirsiniz dedim, sesim sakin.
Misafir odası ikinci kattaydı, küçük ama sıcak. Temiz çarşaf ve havlular koydum. Alena şikayet etmeye başladı: yatağın sertliği, yastığın rahatsızlığı, pencerenin soğuğu
İlk gün nispeten düzenliydi, ama ertesi sabah ev bir çılgınlık sahnesine dönüştü. Alena sabah yediden itibaren odasında televizyonu kör etti, yarım saat duş aldı, bütün sıcak suyu tüketti, ardından mutfağa koşarak tüm tencerelerle kahvaltı yaptı.
Özür dilerim, hamile diyetim var dedi, bir yandan yumurta ve pastırma çatalına saplanmışken.
Mutfak tamamen dağılmıştı: lavabo kirli bulaşıkla dolu, ocak yağ lekeleriyle, zeminde kırıntı ve yağ damlaları.
Bulaşıkları yıkamayı unuttun mu? diye nazikçe sordum.
Kusura bak, toksikoz beni esir etti, sonra yıkayacağım diye dalga geçerek el salladı.
Ancak bulaşık hâlâ duruyordu, ben yıkamaya mecbur kaldım. Baran bütün gün oturma odasında dizüstü bilgisayarla çalıştı, bir fincan kahveyi bile mutfağa götürmedi. Alena ise ya kanepede uzanıyor, ya evde dolaşıp eşyalarını her yere seriyordu.
Akşam ev, bir haftalık öğrenci yurduyu anımsıyordu. Mert işten yorgun geldi, dağınıklığa pek dikkat etmedi.
Nasılsın? diye sordu yanağımı öperken.
İyiyim diye soğukkanlı bir tavırla yanıtladım.
Oturduktan sonra endişelerimi Merte anlattım:
Mert, sanırım burada hamilelik boyunca kalacaklar. Beş ay daha var!
Endişelenme, kısa bir tatil gibi düşüneceğiz dedi, sakinleştirmeye çalışarak.
Fakat hafta bir, iki geçti, Alena evde rahatladı. Arkadaşlarını da getirmeye başladı.
Elif, Merve ve Selin gelir, evinizi görsün ister misiniz? diye sordu bir gün telefonla.
Arkadaşları, yirmi beş yaşında, neşeli ve gürültülü genç kızlardı. Bahçede şöminenin önünde fotoğraf çektiler, bahçede sahte bir fotoğraf çekimi yaptılar.
Kızlar, kutlayalım! diyerek şampanya çıkardılar, müzik çaldı, masayı oturma odasına taşıdılar. Ben uyarılamaya çalıştım ama kimse kulak vermedi. Akşam sonunda beyaz masa örtüsünde kırmızı şarap lekeleri kalmıştı.
Sabah, Alenaya Daha dikkatli olmalı mısınız? diye sordum.
Olur mu? Her gün eğlenmemiz lazım, hamilelikte moral bozulmasın! diye gülerek cevap verdi.
Aylar geçtikçe Alena evde mobilyaları yerinden oynattı, kişisel bakım ürünlerimi kullandı, benim çamaşırlarıma dokundu. En kötüsü, daima kirli bulaşık ve dağınık eşyalar bırakmasıydı; Baran balkonda sigara içip çöpü çiçek saksılarına attı, gece yarısı futbol izleyip sesini kısmıyordu.
Mert, huzursuzluğumu görüp de sessiz kalmayı tercih ediyordu.
Biraz daha sabret, Elif diyordu. Alena hamile, zor bir dönem.
Ben de zor bir dönem! diye bağırdım. Evimiz otel değil!
En büyük kırılma noktam evlilik elbisemdi. Alena onu gardıropta bulup üzerime giydi; karnı genişlemişti, dikişler yırtılmış, fondöten lekesiyle lekelenmişti.
Çıkar bu elbiseyi hemen! diye bağırdım. Bu benim düğün elbisem!
Alena sadece Bak, doğum sonrası nasıl olurum göreceksin diye gülerek geri çekildi. Elbisem artık kullanılmaz bir hâle gelmişti; bir anı, bir gelecek hayalini yitirmişti. O gece odada oturup ağladım, Mert sessizce yanımda oturdu, ama gözyaşlarımı durduramadı.
Ertesi sabah karar verdim: daha fazla dayanmayacaktım.
Alena kahvaltıya geldiğinde kararlı bir sesle konuşmaya başladım:
Alena, konuşmamız lazım.
Ne hakkında? diye şaşırdı, ekmeğe tereyağı sürerken.
Burada bir ay kaldınız. Ben hizmetçi değilim, eşyalarımı yok ettiniz.
Alena derin bir nefes alıp:
Elif, sadece bir elbise, yeni bir tane alırsın.
Bu elbise benim düğün elbisem! diye çığlık attım. Tek, eşsiz!
Ne yapalım? diye omuz silkti. Artık takmazsın.
Ben ise net bir dille devam ettim:
Benim evim bir otel değil. Sizin burada kalmanız bir süredir. Eğer medeni davranmazsanız, konaklama ücreti, aidat ve yemek masraflarını ödeyeceksiniz.
Alena şok içinde:
Sen benim evimde kalmamı istiyor musun?
Sadece misafir olmamayı dedim.
Tam o anda Mert içeri girdi, ortamın gerginliğini hissetti.
Ne oluyor? diye sordu.
Eşimin kız kardeşi beni evden atmaya çalışıyor! diye ağlayan Alena bağırdı. Kira ödememi istiyor!
Mert kararsız baktı.
Elif, ne demek istiyorsun?
Artık bir ay boyunca yetişkinler gibi davranmayacaklar, temizlik yapmayacaklar ya da evimizi bir ahır gibi kullanacaklar söyledim sakin bir sesle. Bunu kabul etmeyeceğim.
Alena bağırdı:
Bu benim kardeşim!
Kardeş değil, evin ortak sahibiyim diye yanıtladım.
Mert gözleri kızardı, bir yandan iki tarafı tutturmaya çalışıyordu.
Alena, belki bir çözüm buluruz
Sen benim karımı savunmuyorsun! diye çığlık attı Alena.
Ben son sözümle kararımı ilan ettim:
Eğer bugün çıkmazsanız, yarın ben de giderim, aileye dönerim.
Mert bir an düşündü, ardından sessizce:
Alena, belki eve dönmek en iyisi.
Alena öfkeyle sandalyesini devirdi:
Tamam! Gidiyoruz! Ama unutmayın, bir gün pişman olacaksınız!
Baran ve Alena çantalarını toplarken, Alena bir kez daha gözyaşları içinde Merte:
Umarım bir gün ne kaybettiğini anlarsın.
Mert sakin bir sesle:
Neredeyse seni kaybedecektim, sınırları çizmeyi bilmediğim için.
Alena nihayet evden çıktı. Ev sessizliğe büründü, temizlik yalnız kaldı. Akşam terasda çay içip bahçeye baktık.
Özür dilerim, Elif dedi Mert. Seni korumalıydım.
Anladın, bana güvendiğim için mutluyum dedim. Aile kutsaldır, ama bizim aile biz, diğerleri misafir.
Gülbahar yine telefon açtı, barış için çabaladı, ama ben artık yalnızca koşulları kabul edebileceğim bir misafirlik istediğimi belirttim.
Altı ay geçti, Alena çocuğunu doğurdu. Mert ona zaman zaman hediyeler götürdü, ama evimiz artık bizim, huzur dolu, sevgiyle doldurulmuş bir yer. Bu hikaye, bir rüyanın içinde kayıp ve bulanık sokaklarda dolaşan bir evin, bir kadının cesaretle sınırlarını çizen bir masal oldu.