3000 Gün Boyunca Onun Eşyasıydı
Viyana’nın sessiz bir banliyösünde, sabahın erken saatlerinde, 10 yaşında bir kız çocuğu kırmızı montunu giyip evden çıktı. Adı Natasha’ydı. Okula gitmek üzere yürüdüğü yol, her zamanki gibi sessizdi. O sabah, hayatı sonsuza kadar değişecekti.
Bir beyaz minibüs yavaşça yanında durdu. Kapı açıldı. Bir el, onu aniden içeri çekti. Her şey saniyeler içinde olup bitti. Natasha’nın çığlığı, sabahın sessizliğinde kayboldu. Minibüs uzaklaştı. O andan sonra, 3096 gün boyunca özgürlüğü elinden alınacaktı.
Karanlıkta Başlayan Hayat
Natasha, Wolfgang Priklopil adında bir adam tarafından kaçırılmıştı. Onu evinin bodrumunda, penceresiz, daracık bir odaya kilitledi. Oda, dışarıdan bakıldığında bir depo gibi görünüyordu. Ama içeride, Natasha için bir hapishaneden farksızdı.
Başlangıçta, Natasha ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Günlerce ağladı, çığlık attı, kapıyı yumrukladı. Ama sesini duyan olmadı. Priklopil ona kurallar koydu: Sessiz olacaksın, itaat edeceksin, ben ne dersem onu yapacaksın. Direndiği her seferde, ışığı kapattı, yemeğini geciktirdi. Natasha bir süre sonra, hayatta kalmak için tek seçeneğinin uyum sağlamak olduğunu anladı.
Günler, Aylar, Yıllar
Bodrumdaki odada zaman kavramını kaybetti. Sabah mı, akşam mı, hangi gün olduğunu bilmiyordu. Dışarıdan tek duyduğu, evin üst katından gelen boğuk ayak sesleri ve bazen müzikti. Priklopil bazen ona kitaplar, defterler getirdi. Okumasını, yazmasını istedi. Her şey, onun koyduğu kurallara göreydi.

Aylar geçtikçe Natasha, hayatta kalmak için bir ritüel geliştirdi. Odanın köşesindeki duvara küçük çizgiler atarak günleri saydı. Bazen umutlandı, bazen umutsuzluğa kapıldı. Bazen kaçmayı düşündü ama kapı her zaman kilitliydi ve dışarıdan açılıyordu. Priklopil’in sesi, hayatındaki tek gerçeklik haline geldi.
Stockholm Sendromu
Yıllar geçtikçe, Natasha’nın psikolojisi değişti. Priklopil ona bazen yukarı çıkmasına izin verdi. Temizlik yaptırdı, yemek pişirmesini istedi. Dışarıya çıkmasına asla izin vermedi, ama bazen bahçeye bakmasına izin verdi. Natasha, ona bağımlı hale gelmişti. Hayatta kalmak için ona iyi davranmak zorundaydı. Onun ruh halini anlamaya, öfkesini önceden sezmeye çalıştı. Hatalı bir hareketin cezası tekrar bodrumda karanlıkta günlerce kalmaktı.
Dışarıdan bakıldığında, kaçmak için fırsatları var gibi görünebilirdi. Ama Natasha, yıllar süren baskı ve korkuyla, en küçük bir hata yapmanın bedelinin ölüm olabileceğinden korkuyordu. Priklopil, ona kimsenin onu aramadığını, kimsenin onu istemediğini, ailesinin onu unuttuğunu söylemişti. Natasha buna inanmamaya çalıştı ama zamanla umutları azaldı.
Dışarıda Hayat
O sırada, ailesi ve polis yıllarca Natasha’yı aradı. Fotoğrafları gazetelerde, televizyonlarda yayınlandı. Binlerce ihbar alındı, yüzlerce minibüs kontrol edildi. Ama Priklopil, sıradan bir adamdı; sessiz, düzenli, kimseyle fazla konuşmazdı. Komşuları onu tuhaf ama zararsız buluyordu. Evinde kimseyi ağırlamaz, garajında kimseyi çalıştırmazdı. Bodrumda bir kız çocuğunu tuttuğundan kimsenin haberi yoktu.
3000 Gün Sonra
Yıllar geçti. Natasha büyüdü. On yaşında kaçırılmıştı, artık genç bir kadındı. Hayatta kalmak için mücadele etmiş, kendini korumak için uyum sağlamıştı. Bir gün, Priklopil ona bahçede temizlik yaptırdı. O sırada telefon çaldı. Priklopil konuşmaya daldı ve dikkatini kaybetti. Natasha, bunun bir fırsat olduğunu anladı. Hiç düşünmeden koşmaya başladı. Kapıdan çıktı, sokağa fırladı, ilk gördüğü evin kapısını çaldı.
Kapıyı açan yaşlı kadın, karşısında korku içinde, solgun, bitkin bir genç kadın buldu. Natasha, “Polisi arayın, ben Natasha Kampusch’um,” dedi. Yaşlı kadın şok içindeydi. Polis geldiğinde, Natasha’nın kimliği kısa sürede doğrulandı.
Özgürlüğe Dönüş
Natasha, 8 yıl 8 ay boyunca esir tutulmuştu. Hayatta kalmak için Priklopil’e boyun eğmiş, onun kurallarına uymuştu. Serbest kaldığında, Avusturya’da büyük bir şok yaşandı. Priklopil ise kaçtı ve kısa süre sonra intihar etti.
Natasha, özgürlüğüne kavuştuktan sonra uzun süre konuşmadı. Yavaş yavaş, yaşadıklarını anlatmaya başladı. Toplum, onun neden kaçmadığını, neden daha önce yardım istemediğini anlamaya çalıştı. Ama Natasha’nın yaşadıkları, dışarıdan bakınca anlaşılması kolay olmayan, karmaşık bir psikolojik esaretin öyküsüydü.
Son
Natasha, yıllar süren terapi ve destekle hayata tutundu. Yaşadığı travmayı aşmak için çok çalıştı. Hikayesi, dünyanın dört bir yanında kaybolan, esir tutulan çocuklar için bir umut ışığı oldu. O, hayatta kalmanın, umudun ve insan ruhunun ne kadar güçlü olabileceğinin bir kanıtıydı.
Her sabah aynaya baktığında, artık özgür bir kadın olduğunu kendine hatırlatıyor. Ve her yeni gün, onun için hayata ikinci bir başlangıç demekti.