PKK’NIN MALİ SORUMLUSU “DİJİTAL İZ BIRAKMIYORUM” DEDİ! 💀 Teşkilat Tek Bir Bitcoin İşleminden Buldu
.
.
Avrupa’nın en pahalı şehirlerinden biri olan Amsterdam’ın merkezinde, kanala bakan dar ve tarihi bir binanın üçüncü katında yaşayan adam, o akşam telefonunu eline aldığında yüzünde hafif bir tebessüm belirmişti. Pencereden dışarı baktığında suyun üzerinde yansıyan sarı ışıklar titreşiyor, ince yağmur kaldırım taşlarını parlatıyordu. Karşısındaki kişiye sakin bir ses tonuyla şunları söyledi:
“Dijital iz bırakmıyorum. Beni bulamazlar.”
O, Avrupa’daki mali yapılanmayı yöneten ve PKK içinde “Defterdar” kod adıyla bilinen kişiydi. On dört yıl boyunca gölgede kalmış, ne gerçek adı ne de yüzü güvenlik birimlerinin eline geçmişti. Avrupa’daki uyuşturucu gelirlerinden zorla toplanan bağışlara, sahte şirket ağlarından kripto varlıklara kadar uzanan devasa bir para trafiğini tek başına yönetiyordu.

O sırada binlerce kilometre ötede, Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki karargâhta bir ekran yanıp sönüyordu. Gece yarısını çoktan geçmişti. Siber istihbarat birimindeki genç analistlerden biri, monitöründeki karmaşık işlem haritasına kilitlenmişti. Binlerce düğüm noktası, birbirine bağlanan çizgiler ve zaman damgaları… Her biri bir transferi temsil ediyordu.
O gece fark edilen işlem yalnızca 0.37 Bitcoin’di. Küçük bir miktar. Çoğu sistem için önemsiz. Ancak bu transferin ulaştığı cüzdan adresi sıradan değildi. Bu adres, yıllar önce Kuzey Irak’ta ele geçirilen bir dizüstü bilgisayarda bulunmuş, “finans merkezi” notuyla kaydedilmişti. O günden beri sessizce izleniyordu.
Analist sandalyeden hafifçe öne eğildi. “Bu bir hata,” diye mırıldandı. “Ve bu hata bir hayaleti ortaya çıkaracak.”
Defterdar’ın yükselişi 2010’lu yılların başına uzanıyordu. Geleneksel havala sistemini modern dijital yöntemlerle birleştirmiş, nakit akışını katmanlı kripto transferleriyle görünmez hale getirmişti. Paralar önce Avrupa’daki hücreler tarafından toplanıyor, ardından farklı ülkelere dağıtılmış hesaplarda küçük parçalara bölünüyor, karıştırma servislerinden geçirilerek izleri bulanıklaştırılıyor, sonra yeniden birleştirilip Orta Doğu’daki merkezlere aktarılıyordu.
Avrupa Polis Teşkilatı Europol raporlarında örgütün gelir kaynaklarına dair genel çerçeve çizilmişti; ancak bu kadar katmanlı, disiplinli ve teknik açıdan sofistike bir modelin ayrıntıları belirsizdi.
Siber ekip, söz konusu 0.37’lik işlemi geriye doğru izlemeye başladı. Yapay zekâ destekli analiz sistemi, mikserlerden geçen milyonlarca işlem arasındaki zaman kalıplarını ve miktar dağılımlarını eşleştiriyordu. Haftalar süren analiz sonunda sistem, işlemin kaynağını yüksek olasılıkla belirledi: Münih’teki bir kripto para borsası.
Hesap sahte kimlikle açılmıştı. Ancak kayıt sırasında kullanılan IP adresi bir sanal özel ağ hizmetine aitti. Bu hizmetin sunucuları Hollanda’da bulunuyordu. Daha da ilginci, belirli saatlerde düzenli bağlantı sağlayan bir kullanıcı profili vardı. Bu bağlantı saatleri, Münih’teki borsadaki işlem zamanlarıyla dakika hassasiyetinde örtüşüyordu.
Dijital iz, fiziksel gölgeye dönüşmeye başlamıştı.
Operasyonun ikinci aşamasında saha devreye girdi. Avrupa’ya gönderilen üç kişilik ekip, önce Münih’te kısa süreli gözlem yaptı. Ardından izler onları Brüksel’e götürdü. Burada faaliyet gösteren profesyonel bir sahte belge şebekesinin, örgütle bağlantılı olduğu daha önce rapor edilmişti.
Şebeke liderinin düzenli olarak Amsterdam’a gittiği belirlendi. Her ayın üçüncü haftasında, aynı gün, benzer saatlerde… Görüşmeler farklı kafelerde yapılıyor, masaya hiçbir elektronik cihaz konulmuyordu.
Amsterdam’daki hedef artık netleşmişti: Kanal kenarındaki lüks dairede yaşayan, resmi kayıtlarda ithalat-ihracat şirketi sahibi görünen orta yaşlı bir adam.
Adam her sabah aynı saatte evden çıkıyor, tramvayla ofisine gidiyor, akşam dönüşte markete uğruyor, sade ama pahalı kıyafetler giyiyor, sosyal medyada hiçbir iz bırakmıyordu. Sıradanlık onun en büyük zırhıydı.
Ancak geceleri evinden çıkan şifreli internet trafiği farklı bir hikâye anlatıyordu. Trafik, anonim ağlar üzerinden yönlendiriliyor, birden fazla sanal özel ağ katmanından geçiyordu. İçerik çözülemese de zamanlama dikkat çekiciydi. Her ayın ikinci ve dördüncü haftasında yoğunluk iki katına çıkıyordu.
Mali istihbarat birimi bu tarihleri örgütün Avrupa’daki bağış kampanyalarıyla karşılaştırdığında tablo netleşti.
Defterdar bulunmuştu.
Altı ay boyunca hem dijital hem fiziksel izleme sürdü. Blockchain analiz ekibi, kümeleme yöntemiyle aynı kişiye ait olduğu düşünülen cüzdanları belirlemeye başladı. Sonuç şaşırtıcıydı: 237 farklı cüzdan adresi.
Bu adresler yalnızca Almanya ve Hollanda ile sınırlı değildi. Belçika, Fransa, İsveç, Norveç, İngiltere, Çekya, Bulgaristan, Romanya, Lübnan, Irak ve İran’daki borsalarla bağlantılar tespit edildi. Paranın nihai hedefi ise çoğu zaman Kandil Dağı çevresindeki merkezlerdi.
İki yıl içinde yaklaşık 47 milyon dolarlık transfer gerçekleştirilmişti.
Defterdar üç farklı mikser servisini ardışık kullanıyor, her aşamada kripto varlık türünü değiştiriyor, farklı ülkelerdeki borsalara dağıtım yaparak zinciri kırıyordu. Teorik olarak izlenemez görünen bu model, davranış kalıpları sayesinde çözülmeye başlanmıştı.
Algoritma, onun işlem “parmak izini” öğrenmişti.
2023 Mart’ında operasyon için düğmeye basıldı. Planın en kritik unsuru zamanlamaydı. Defterdar her ayın 27’si ile 30’u arasında büyük miktarda transfer yapıyordu. Yakalama, tam işlem anında gerçekleşmeliydi.
Ayın 27’si, salı gecesi…
Amsterdam’da hafif bir yağmur vardı. Saat 21.30’da perde aralandı, bilgisayar ekranının mavi ışığı sokağa yansıdı. Gözlem ekibi harekete hazırdı.
22.05’te merkezden tek cümlelik mesaj geldi: “Başlayın.”
Ekip binaya arka kapıdan girdi. Merdivenler sessizce çıkıldı. Üçüncü kat. Kısa bir bekleyiş. Ardından kapı tek hamlede açıldı.
Defterdar bilgisayarının başındaydı. Ekranda büyük bir transfer işlemi hazırlanmıştı. Parmakları klavyenin üzerinde dondu. Yüzündeki soğukkanlı ifade yerini şoka bıraktı.
Bilgisayarı kapatmaya hamle etti ancak çok geçti. Sistem açık kaldı.
Aynı dakikalarda Brüksel’de sahte belge şebekesinin lideri gözaltına alındı. Münih’te iki aracı kişi yakalandı. Stockholm’de İskandinav mali sorumlusu evinden çıkarken durduruldu.
Dört ülkede eş zamanlı operasyon. Yirmi üç dakika.
Defterdar’ın bilgisayarından çıkan veriler, yıllardır süren analizleri doğrulamakla kalmadı; çok daha fazlasını ortaya koydu. 237 cüzdanın özel anahtarları, 168 sahte şirketin kayıtları, 11 ülkedeki banka hesapları ve aylık mali talep listeleri…
Kripto varlıklar donduruldu. Sahte şirketler kapatıldı. Avrupa’daki mali omurga ağır darbe aldı.
Sonraki aylarda zincirleme soruşturmalar başlatıldı. Örgütün finans akışında ciddi düşüş kaydedildi. Nakit kurye yöntemlerine dönmek zorunda kalmaları hem riskli hem yavaştı.
Defterdar, “dijital iz bırakmıyorum” demişti.
Oysa dijital dünya unutmazdı. Her işlem zaman damgası taşırdı. Her bağlantı bir kalıp oluştururdu. Ve sabırla analiz edildiğinde, en karmaşık ağ bile bir hikâye anlatırdı.
Ankara’daki karargahta dosya kapatıldığında, klasörün üzerine tek cümle yazıldı:
“Blockchain izlenemez değildir.”
O gece Amsterdam’da yağmur dinmişti. Kanal suları sakinleşmişti. Tarihi binanın üçüncü katındaki daire boştu. Bilgisayar ekranı kararmıştı.
Ama başka ekranlar hâlâ açıktı.
Başka ağlar taranıyordu.
Çünkü dijital dünyada görünmezlik bir yanılsamadır. Ve bir yerlerde, sabırla bekleyen gözler mutlaka vardır.