MİLYARDER 25 YIL SONRA TERKETTİĞİ KIZINI ZİYARET EDİYOR… VE GÖRDÜĞÜ ŞEY HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİYOR

MİLYARDER 25 YIL SONRA TERKETTİĞİ KIZINI ZİYARET EDİYOR… VE GÖRDÜĞÜ ŞEY HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİYOR

.
.

Milyarder ve Kızı: Bir Yeniden Buluşma Hikayesi

Mehmet Yılmaz, 25 yıl önce terk ettiği kızı Ayşe’yi görmek için Anadolu’nun küçük bir köyüne doğru yola çıktı. Zengin bir iş adamı olarak, lüks içinde yaşayan Mehmet, yıllar boyunca kızı hakkında hiçbir şey bilmemişti. Ancak, içindeki boşluk ve pişmanlık, onu sonunda bu ziyareti yapmaya zorladı.

Yolda, geçmişteki hataları, kaybettikleri ve neleri geride bıraktığını düşündü. Ayşe, o zamanlar bebekken, annesi Zeynep ile birlikte terk edilmişti. Zeynep’in, Mehmet’in gidişinden sonra nasıl mücadele ettiğini ve kızıyla birlikte nasıl hayatta kalmaya çalıştığını hayal etti. Şimdi, 25 yıl sonra, kızıyla yüzleşmek için kendine cesaret vermeye çalışıyordu.

Köye vardığında, eski bir kerpiç evin önünde durdu. Evin dışı, yıllar içinde nasıl da değişmişti. Bahçede birkaç tavuk dolaşıyor, küçük bir sebze bahçesi vardı. Evin kapısına yaklaşırken kalbi hızla atmaya başladı. Kapıyı çaldığında, içinden bir ses, “Bunu yapmalısın,” dedi. Kapı açıldığında, karşısında genç bir kadın duruyordu. Ayşe, 25 yaşında, annesine benzer bir yüz yapısına sahipti. Yeşil gözleri, on yıllar önce terk ettiği Zeynep’in gözlerini hatırlatıyordu.

“İyi günler,” dedi Ayşe, gülümseyerek. “Birini arıyorsunuz herhalde?” Mehmet, birkaç saniye sessiz kaldı. Kızının yüzündeki her detayı inceledi. İçinde bir şeyler kıpırdandı; geçmişin ağırlığı, pişmanlık ve özlem bir araya geldi.

“Ben… ben, el yapımı sepetlere ilgi duymuştum,” diye yalan söyledi. Ayşe’nin yüzü daha da parladı. “Ne harika! Lütfen içeri girin. Tam fırından bir kek çıkardım ve çay hazırlıyordum.”

Mehmet, içeri girdiğinde evin düzeni ve temizliği karşısında şaşkına döndü. Odanın ortasında beyaz bir örtüyle kaplı bir masa vardı. Ayşe, ona oturması için bir sandalye gösterdi. “Uzaktan mı geldiniz?” diye sordu. “İstanbul’dan,” dedi Mehmet, gözleri odanın her köşesini tararken.

Ayşe, mutfaktan çayı getirdiğinde, Mehmet duvarlardaki sepetleri inceledi. Birden, ana duvarda asılı bir fotoğraf dikkatini çekti. Gençliğinde kollarında bir bebek tutan kendi fotoğrafıydı. Fotoğrafın altında, Zeynep’in zarif el yazısıyla yazılmış bir not vardı: “Ayşe ve babacığım, sonsuz sevgimiz.” Kalbi hızla çarpmaya başladı. Zeynep, bu fotoğrafı yıllar boyunca saklamıştı.

Ayşe, çayı getirirken, Mehmet’in yüzündeki ifadeyi fark etti. “İyi misiniz? Biraz solgun görünüyorsunuz,” dedi. “İyiyim, sadece yol yorgunluğu,” diye yanıtladı Mehmet. İçinde bir şeyler kıpırdandı. Kızının annesi hakkında konuşmak istiyordu ama kelimeler boğazında düğümlenmişti.

Ayşe, annesinin kendisi hakkında neler söylediğini anlattı. “Annem hep, babamın çok çalışkan bir adam olduğunu ve bize daha iyi bir hayat sağlamak için gittiğini söylerdi. O, çok gençti ve hayatı yeni başlıyordu. Ama hep derdi ki, bir gün onu anlayacaksın.”

Mehmet’in gözleri doldu. Zeynep’in kızı için ne kadar fedakarlık yaptığını biliyordu ama bu anı yaşamak, her şeyin ne kadar farklı olduğunu gösteriyordu. “Peki anneniz şimdi nerede?” diye sordu. Ayşe’nin yüzü hafifçe buruştu. “İki yıl önce vefat etti,” dedi. “Ama son gününe kadar babamı özlemle anardı.”

Mehmet, kızıyla olan bu bağlantıyı hissetti. Kızının gözlerinde, annesinin ona olan sevgisini görebiliyordu. “Peki sizin çocuğunuz var mı?” diye sordu Ayşe, konuyu değiştirmeye çalışarak. Mehmet, “Evet, bir kızım var ama onu uzun zamandır görmedim,” dedi.

Ayşe, hafif bir gülümsemeyle, “Aile her şeydir, değil mi?” dedi. O anda, Mehmet’in içinde bir şeyler kırıldı. Kendi kızıyla olan ilişkisi, yıllardır unuttuğu bir gerçeği hatırlatıyordu.

Ayşe, “Ben hep büyük bir aile hayal ettim,” dedi. “Burada koşuşturan çocuklar, kalabalık bir ev…” Mehmet, kızıyla olan ilişkisini düşünürken, Ayşe’nin gözlerindeki ışıltıyı fark etti. “Sen hamile misin?” diye sordu. Ayşe, “Evet, üç aylık hamileyim,” dedi, karnına dokunarak.

Mehmet, bu haberi duyduğunda sanki ayaklarının altındaki zemin kaybolmuş gibi hissetti. Kendi kızı, 25 yıllık hayatını kaçırmakla kalmamış, torununun da ilk anlarını kaçıracaktı. “Ne güzel,” dedi, boğuk bir sesle. “Eminim çok iyi bir baba olacaksınız.”

Ayşe, “Baba,” diye düzeltti, parlak bir gülümsemeyle. “Geçen hafta ultrasona girdik. Adını bile seçtik. Ahmet’in babasının babasının adını vereceğiz.” O anda kapı açıldı ve yaşlı bir adam içeri girdi. “Günaydın torunum. Küçük Emir bugün nasıl?”

Mehmet, “Benim adım Mehmet,” dedi, yaşlı adamı selamlamak için ayağa kalkarak. Ayşe, “Bu Hasan Dede, komşumuz,” dedi. Hasan Dede, Mehmet’in elini sıkarak, “Tanıştığıma memnun oldum genç adam,” dedi.

Ayşe, “Hasan Dede, bu bey İstanbul’dan geldi,” dedi. Hasan Dede, “İstanbul’dan mı? Buraya sepet almaya mı geldiniz?” diye sordu. Mehmet, “Evet,” dedi, ama aslında burada başka bir amaçla bulunuyordu.

Hasan Dede, Ayşe’nin toplulukta nasıl bir dayanışma ekonomisi hareketine öncülük ettiğini anlatmaya başladı. “Pandemi sırasında buradaki kadınları sepet yapmaya nasıl organize ettin?” diye sordu. Ayşe, “Diğer kadınlara el sanatları teknikleri öğrettim,” dedi.

Mehmet, Ayşe’nin bu kadar güçlü olduğunu görünce içindeki gurur duygusu kabardı. Zeynep’in kızı, zorluklarla nasıl başa çıktığını ve topluluğa nasıl katkıda bulunduğunu gösteriyordu. “Bunu yaparken kendini nasıl hissettin?” diye sordu.

Ayşe, “Sevdiğim bir şeyi yapabilmek ve aynı zamanda topluluğa katkıda bulunabilmek bir nimet,” dedi. O an, Mehmet’in içinde bir şeyler değişmeye başladı. Kendi hayatı, paranın ve gücün peşinde koşmakla geçmişti ama Ayşe, hayatın gerçek anlamını bulmuştu.

Birden, Ayşe’nin cep telefonu çaldı. “Alo, nasıl yani?” dedi. “Ama bu imkansız. Ne zaman?” Ayşe’nin yüzü endişeyle değişti. “Fatma Teyze, bu sabah evine belediye evraklarıyla bir adamın geldiğini söyledi. Görünüşe göre tüm topluluğumuz tahliye edilecekmiş.”

Mehmet, “Tahliye mi?” diye sordu, telaşla. “Topluluğumuzun 50 yıldan fazla bir süredir var olduğu topraklar, varlığımızı hiç umursamamış bir çiftçiye ait. Ama şimdi görünüşe göre her şeyi buraya kapalı bir site yapmak isteyen bir inşaat şirketine satmış.”

Hasan Dede, “Bizi buradan nasıl atabilirler?” diye sordu. Ayşe, “Sakin olun Hasan Dede. Neler olup bittiğini doğru düzgün öğrenelim. Yapabileceğimiz bir şey mutlaka vardır,” dedi.

Mehmet, bu durumu izlerken içindeki huzursuzluk arttı. Kendi kızı, doğup büyüdüğü evi kaybetme ihtimaliyle karşı karşıyaydı. “Belki de yasal durumun tam olarak ne olduğunu öğrenebiliriz,” dedi.

“Ben İstanbul’da çalışıyorum. Hukuk dünyasında bazı bağlantılarım var. Belki yasal durumun tam olarak ne olduğunu öğrenmeme yardım edebilirim.” Ayşe, şaşkınlık ve minnetle baktı. “Bunu yapar mısın? Bizi pek tanımıyorsun bile.”

“Bazen doğru insanlarla doğru zamanda tanışılır,” dedi Mehmet. Hasan Dede, “Allah sizden razı olsun genç adam,” dedi. Mehmet, cebinden bir kartvizit çıkardı ve Ayşe’ye verdi. “Bu benim numaram. Bazı danışmalar yapacağım ve yarın size bilgiyle geri dönerim.”

Zaman geçtikçe, Mehmet, Ayşe ve topluluk hakkında daha fazla şey öğrenmeye başladı. Onu bazı komşu evlerine yapılan bir ziyarette eşlik etti. Her evde sıcak ve samimi bir karşılama vardı. Aileler, kahve, taze su, bahçelerinden meyveler ikram etti.

Mehmet, topluluğun misafirperverliğinden çok etkilendi. “Bazen koruma en az beklediğimiz yerden gelir,” dedi Hasan Dede. Mehmet, bunun ne anlama geldiğini düşündü. Kendi hayatında, zenginliğin ve gücün onu nasıl yalnız bıraktığını fark etti.

Bir akşam, Ayşe’nin evine döndüğünde, “Beni buraya neden çağırdın?” diye sordu. Ayşe, “Çünkü seninle konuşmak istiyorum,” dedi. “Senin gibi bir adamın bu kadar cömert olabileceğini düşünmemiştim.”

Mehmet, “Sadece bir iş adamı değilim,” dedi. “Hayatımda bir şeyler eksikti. Ama şimdi burada, bu topluluğun bir parçası olduğum için kendimi daha iyi hissediyorum.”

Ayşe, “Bunu duyduğuma sevindim,” dedi. “Ama hala yalan söyledin. Benimle konuşmadan önce kiminle tanıştığını bilmiyordum.” Mehmet, “Bunu düzeltmek için elimden geleni yapacağım,” dedi.

Zaman geçtikçe, Mehmet, Ayşe ile olan ilişkisini güçlendirmeye çalıştı. Her gün, topluluğa yardım etmeye devam etti. Kendi kızıyla olan ilişkisini yeniden inşa etmek istiyordu.

Bir gün, Ayşe ona, “Seninle bir şey paylaşmak istiyorum,” dedi. “Beni affetmeni istiyorum. Ama bunun için zaman gerekiyor.” Mehmet, “Zaman her şeyin ilacıdır,” dedi. “Ama ben burada kalmak istiyorum.”

Ayşe, “Bunu duyduğuma sevindim,” dedi. “Ama eğer bir ilişki kurmak istiyorsak, her şeyin açık ve net olması gerekiyor.” Mehmet, “Tamam, anlaşıldı,” dedi.

İlişkileri güçlendikçe, Mehmet, Ayşe’nin yanında daha fazla zaman geçirmeye başladı. Birlikte, topluluğun sorunlarına çözüm bulmaya çalıştılar. Ayşe, “Burası benim evim,” dedi. “Seninle birlikte burada olmayı istiyorum.”

Mehmet, “Bunu duyduğuma sevindim,” dedi. “Ama ben de seninle birlikte burada olmak istiyorum.” İkisi de birbirlerine duydukları güveni artırmaya çalıştılar.

Bir gün, Ayşe, “Baba, sana bir şey sorabilir miyim?” diye sordu. “Tabii ki, ne?” Mehmet, “Neden buraya geldin?” diye sordu. Mehmet, “Çünkü seni tanımak istedim,” dedi.

Ayşe, “Ama beni terk ettin,” dedi. “Bunu nasıl açıklayacaksın?” Mehmet, “Bunu yapmam gerekiyordu,” dedi. “Ama şimdi buradayım. Seni tanımak için her şeyi göze aldım.”

Zamanla, Mehmet, Ayşe ile olan ilişkisini güçlendirmeye başladı. Birbirlerine karşı duydukları güven, zamanla derinleşti.

Bir gün, Ayşe, “Baba, ben hamileyim,” dedi. Mehmet, “Ne harika!” dedi. “Bunu duyduğuma sevindim.” Ayşe, “Ama bu benim için yeni bir sorumluluk,” dedi. “Senin de burada olman gerekiyor.”

Mehmet, “Ben buradayım,” dedi. “Seni destekleyeceğim.” Zamanla, Ayşe’nin karnı büyüdü ve Mehmet, kızıyla olan ilişkisini daha da güçlendirdi.

Sonunda, Ayşe’nin bebeği doğdu. Mehmet, torununu kollarında tutarken, hayatının en mutlu anını yaşadı. “Bu bizim ailemiz,” dedi.

Ayşe, “Evet, bu bizim ailemiz,” dedi. Mehmet, “Artık buradayım,” dedi. “Seni ve torunumu her zaman koruyacağım.”

Zaman geçtikçe, Mehmet, Ayşe ve torunu Emir ile birlikte mutlu bir hayat sürdü. Mehmet, artık sadece bir iş adamı değil, aynı zamanda bir baba ve dede olmuştu.

Sonuç olarak, Mehmet’in hayatı, geçmişteki hatalarından ders alarak yeniden şekillendi. Aile, sevgi ve bağlılık, onun hayatının merkezine oturdu. Artık, gerçek zenginliğin paradan değil, sevgi ve ilişkilerden geldiğini biliyordu.

Mehmet, 25 yıl sonra kızıyla buluşmanın ve torununu tanımanın mutluluğunu yaşarken, hayatının en değerli anlarını yaşıyordu.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News